google-site-verification=T_NRWGCX0tEI1Eddjcfchq4TRJe4tbMwaAFf243H1wM

Müzik yazarı, Kaan Çağlayangöl, bu haftaki yazısında (OdaTV/07.03.2021)  müzisyen Ömür Gidel  ile konuşmuş. Güzel bir söyleşi olmuş. Tebrikler.. Bir soru ve cevap dikkatimi çekti.

Soru şu;  “En temel seviyede, bireylerin bir müzisyen olmasa ya da olamasa bile en kötü ihtimalle iyi bir dinleyici olmaları için Türkiye’de müzik eğitimi nasıl olmalı?”

Bu, bizim 27 yıldır İstanbul Türk Müziği (Günleri) Festivali’nde en çok vurguladığımız bir konu. Çünkü, müzik STK’larında her meslekten insanlar var ve kimi çalıyor/çalmaya çalışıyor, kimi söylüyor (söylemeye çalışıyor. Her konser sonrası, topluluğu alkışlayan  seyircilerimize, “öyle oturup alkışlamak yok. STK’lar, Müzik Merkezleri v.b. sizleri bekliyor. Mesleğinizde daha başarılı olmak istiyorsanız lütfen sanatla ilgilenin” diyorum. Kısaca; her kişinin sanatçı/besteci/çalgı icracısı olamayacağına göre, iyi/kaliteli müziği dinleme konusunda çalışmalar yapılabilir. Projeler geliştirilebilir.

Ömür Gidel şöyle cevap vermiş; “Bundan uzun yıllar önce İstanbul’da, sanırım Beyoğlu’nda müzik dinleme workshop ya da seminerleri düzenlenmişti. Ben bunu duyunca “hadi yahu, bunun da dersi mi olurmuş” dedim kendi kendime. Doğruymuş, ama yine de belirli bir seviyede, meraklı ve iyi niyetli insanların kısmen katıldığı bir etkinlik. Bu çalışmayı sürdürmek gerekirdi aslında ancak ne çare? Bu gayret de kısa sürdü galiba. Müzik, Türkiye’de en son ihtiyaç bile değil.”

Workshop’ların sanat alanında çok önemli rolü var. Keman workshop’unu İTÜ TMDK’da ilk kez düzenlemiş, ülkenin dört bir yanından gelen katılımcılara eğitici bir program hazırlamıştık. Elbette, workshoplara herkes değil, belli seviyede olanlar çağrılıyor. Yani, sıfırdan kişilere yer verilmiyor, çünkü amaç geliştirici bilgiler vermek.

https://odatv4.com/rock-albumu-yapmak-uzere-gittigimiz-sirkette-masanin-uzerine-lahmacunlar-gordum-07032156.html

Ö.Gidel devam etmiş; “Türkiye’de, okullarda müzik eğitimi tam bir angarya. Yıllar önce mandolin (çocuğum önce mandolin çal, sonra gitara geçersin, tipik bir ebeveyn düşüncesi) ve o ilkel, güdük müzik kitapları… Kim köşeyi dönüyor bilmem. O blok flütler…Tamamı ile çocuklara eziyet.”

Ben Sn. Gidel’e bazı konularda itirazım var. Müzik eğitimi “angarya” değil, sadece “şöhret olmanın” en kısa yolu olarak görülüyor. Belki de angaryadan, başka bir alanı kazanamamış kişilerin de, tercih ettiği gerçeğini anlatmak istemiş olabilir.  Gençler, sabırsız, uzun öğrenme istemiyor, hemen Çello’yu alıp, 10 gün sonra çalmak istiyor. 2-3 halk oyunu öğrenen, hemen öğretici olmanın peşine düşüyor. Oysa, müzik eğitimi de bir  “disiplin” işidir.

“Blok flüt” konusunda hem fikirim. Yıllardır çocukların en doğal enstrumanı olan “ağızlarını” blok flütle kapattılar, sonra da “müzikte gelişme” istediler. Cumhuriyetimizin kuruluşundaki eğitimi, mandolin/keman topluluklarını v.b. özlemle duyuyoruz. Neyse ki, “blok flüt” yanlışlığından dönüldü ve her çalgı eğitime alındı.

Sn. Gidel devam etmiş; “Bir zamanlar Karşıyaka Koleji’nde bir müzik hocamız vardı. Rahmetli Şekür Ertüzün… O bize İzmir Radyosu’ndan ünlü klasik müzisyenlerin; Beethoven, Mozart, Chopin’in radyo tiyatrosu olarak hazırlanmış kayıtlarını getirir, onları dinletirdi. Bazılarına masal gibi gelirdi ama çok şeyler öğrenmemizi de sağlamıştı. Türkiye’de müzik eğitimi; önce çocuklara ritim duygusunu vermeli, belki sonra birkaç basit, temel akorları öğretmeli ki belki içlerinden doğaçlama yapabilen birileri çıkabilir. Eğer çıkacak olursa da onları tespit etmeli

Önce ritim duygusunun verilmesi doğru, geçen ay yaptığımız Çalgı Eğitim Çalıştayı’nda da dile getirilmişti. Sonra kolay etütler, temrinler, çalışmalar v.b. yol alınmalıdır.

Sn. Gidel, “müzik kitaplarını da” eleştirmiş, katılıyorum. Bir zaman çok sesli müzik çalgılarını öğretilip, Türk müziği çalgıları eğitime sokulmadı. Neyse ki, son yıllarda çalgı seçme özgürlüğü geldi. Önemli olanın “kaliteli müzisyen ve kaliteli müzik olduğu geçte olsa anlaşıldı. Müzik ders kitapları çok tartışıldı. Bazıları metot gibi, bazıları gerekli donamımdan yoksun, özgün değil, kopyala/yapış-tır modeli ile hazırlanmış.  Neyse ki, günümüzde MEB teşkilatı, müzik öğretmenleri kanalı ile Çalgı Ders Kitapları’nın yazımına, ilgili ve yetkililerle bağlantı kurarak başlamış. Ben, uygulamacıların/icracıların her zaman daha başarılı işler yaptığına inanmaktayım. Çünkü, önce uygulama sonra teori gelir.. Bunu geçen ay yaptığımız Çalgı Eğitimi Çalıştayı’nda bir kez daha gördük, tüm katılımcılar bu konuda birleşti.

Bakınız, 2021 Türkiyesi’nde, Konservatuvarlar; Türk Müziği Devlet Konservatuvarları ve Devlet Konservatuvarları diye iki yapılanma içinde devam ediyor. Konservatuvarların kendi içinde yapılanması da yanlış…

YÖK’ün, son yayınladığı Müzik Terminolojisinde/İsimlendirmelerinde, sadeleştirme ise doğru olmadı. %50 doğru, %50’si yanlış.

“YÖK’ün bölüm/ders ismi sadeleştirme taslağına bakış!...”

https://www.ittifakgazetesi.com/yok-un-bolum-ders-ismi-sadelestirme-taslagina-bakis-m1640.html

 Komisyon “aynı kişilerden olunca” gelişme olmuyor. YÖK, bu hatayı sürekli işliyor. Sanki, bu ülkede başka müzik eğitimcisi/müzisyen yok gibi davranıyor. YÖK ile MEB Müzik’te birleşemiyor.

https://www.enpolitik.com/yok-ile-meb-muzik-dersi-ogretim-programinda-birlesemiyor-2-makale,4193.html

Müzik eğitimi, her kişinin yeteneğine göre, Çok Sesli/Türk Müziği ayrımı yapılmadan en iyi şekilde öğretilmelidir. Müzik dersleri, en fazla “üzerinde oynanan” ders özelliğinden kurtarılmalıdır. Her Müzik Öğretmeni; çalgısını iyi derecede çalmalı, çalgısını bir kenara bırakmamalıdır. Müzik öğretmeni, sadece okuluna değil, çevresine de müziğin paylaşılmasını sağlamalı, veriler üzerinde de müzikal işlem yapabilmelidir.

Müzik alanı insanlarımız, unvan ve makam peşinde koşunca, asıl işler kenarda kalıyor. Oysa, müzik alanının sorunlarını başkaları değil, yine müzik insanları çözmelidir.

Ama, ümidim yok!...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.