google-site-verification: google93004a1f8b19e30c.html

Geçen hafta, müzik alanı ile ilgili iki söylem dikkatleri çekmişti. Birisi Sn.Cumhurbaşkanımızdan “Sanatçılar Bekliyoruz” içerikli olan, diğer bir köşe yazarımızın Türk müziği mensuplarını suçlamalarıydı.

Cumhurbaşkanımız şöyle demişti;

“Sanat teorilerinin çöktüğü, sanat hırsızlıklarının yüzlere vurulduğu bir çağda yaşıyoruz. İşte bu çağda ülkemiz geleceğin sanat mevhumlarının payandalarını da temellendirecektir. Biz o sanatçıyı bekliyoruz. Beklediğimiz o sanatçı önce kendisi olacaktır. Davasını sanatıyla ifade edecektir. Vaktini ve enerjisini dünyanın iyiliği adına ürettiği eserlerle gösterecektir. Beklediğimiz o sanatçı slogan atarak kendini göstermeye çalışmayacak, başarılarıyla dünyanın en muhteşem salonlarında ayakta alkışlanacaktır.

Beklediğimiz o sanatçı ait olduğu milleti hor görüp sürekli şikayet etmek yerine kendi sanatını sürdürecektir. Beklediğimiz o sanatçı muhalefetini sosyal medya hesabından savurduğu siyasi polemiklerle değil kanatlanıp uçurduğu sanatıyla gösterecektir.”

Bununla ilgili, görüşlerimi yazımda açıklamıştım.

“Cumhurbaşkanımızın Beklediği Sanatçı Gelmedi mi?”

https://www.enpolitik.com/cumhurbaskanimizin-bekledigi-sanatci-gelmedi-mi-makale,4595.html

Mehmet Ocaktan (Karar/27.12.2020); “Musikimizin bu müstesna ismiyle ilgili yazıları okurken insan ister istemez “Bu kadar güçlü musiki temeline sahip olan bir ülkede neden bugün, dünya ile yarışabilecek bestecilerden ve icracılardan mahrumuz?” diye sormadan edemiyor. Galiba musikimizi modern zamanlara taşıyacak yeterince yeni besteciler ve icracılar yetiştiremiyoruz. Hem geleneğin inceliğini ve zenginliğini kavrayan, ama aynı zamanda üretilecek yeni eserlerde yeni nesillerin beğenilerini de dikkate alacak yaratıcı müzik insanlarına ihtiyaç var. Kuşkusuz bu, müziğin eğlence kültürüne ve ticari kaygılara feda edilmesi anlamına gelmiyor.” diye yazmıştı.

https://www.karar.com/yazarlar/mehmet-ocaktan/ben-de-turk-musikisi-dinlerim-hem-de-bir-dahiyi-1588085

M. Ocaktan, bu yazısında özetle;

a) Güçlü musiki temeline sahip olduğumuzu,

b) Dünya ile yarışabilecek bestecilerden ve icracılardan mahrum olduğumuzu,

c) Yeni besteciler ve icracılar yetiştiremediğimizi,

d) Yaratıcı müzik insanlarına ihtiyacımız olduğumuzu belirtiyor..

Doğru mu, bu söylemler?

M.Ocaktan (03.01.2021) yazısında da;

Her vesileyle “kültür erozyonu”, “sanatta yabancılaşma” gibi şablon kavramlarla evrensel sanat değerlerine burun kıvıran ve “Filarmoni Orkestrasının icra ettiği senfoninin Avrupalı için sanat değeri olabilir. Fakat millî sanatı engellenmiş, Batılılaşma inkılâplarının zulmüne uğramış Türkiye’de Viyana Filarmoni Orkestrasının icra ettiği müzik Müslüman Türk toplumunda ne ifade edebilir?” diyerek sürekli mağduriyet edebiyatına sığınanlara ne yazık ki pek itibar edemiyorum. Zira estetik yoksunu bu tür zihinler aslında Türk sanat musikisine de hiçbir zaman vakıf olamamışlar ve her zaman kendi yetersizliklerini örtmek için bir ‘günah keçisi’ icat etmişlerdir. Ayrıca, henüz Türkçeyi bile doğru dürüst kullanamayanların “kültür erozyonu”ndan söz etmeye hakkı olmamalıdır.” demişti.

M. Ocaktan, önce; “kültür erozyonu” ve “sanatta yabancılaşma” nın zulüm olduğunu, sonra da, Türk müziği mensuplarının;

a) Sürekli mağduriyet edebiyatına sığındığını,

b) Estetik yoksunu zihinler olduğunu,

c) Türk sanat musikisine de hiçbir zaman vakıf olamadığını,

d) Türkçeyi bile doğru dürüst kullanamadıklarını,

e) Kendi yetersizliklerini örtmek için bir ‘günah keçisi’ icat ettiklerini belirterek ağır suçlamalarda bulunmuştu.

https://www.karar.com/yazarlar/mehmet-ocaktan/2021e-berlin-ve-viyana-filarmoni-ile-baslamak-caiz-midir-1588148

Bu yazılar üzerine, “müzik alanı” akademisyenlerimize (yaklaşık 50 kişi) görüşlerini “ismiyle yayınlanmak” üzere görüş istedim. Ancak, henüz hiçbir cevap alamadım.

Umursamazlık mı?

Bir şeye karışmamak mı?

Mimlenmemek mi?

Kimseyle kötü olmamak mı?

Kendine ve çalışmalarına güvenememek mi?

Görev almak için sessiz kalmak mı?

Cesaretsizlik mi?

“Doç./Prof. unvanımı almışım”, “Dekan/Müdür olmuşum” bana ne!

Bu v.b. “düşüncelerin” müzik  alanımıza yararı yok!...

Belki, bu yazı hareketlendirir.

 “Müzik alanı sorunlarını, yine müzik alanı insanları çözmelidir.”

Bekliyorum…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.