Siyaset topluma hizmet için yapılır. Partiler birbirleriyle rekabet edebilirler ama bu rekabet hiç bir zaman -hizmeti engelleme- şeklinde olmamalıdır. Bu, hem siyaseti çirkinleştirir, hem de haksız rekabete neden olur.
İktidar, muhalif belediyeler başarılı olmasın diye iştiraki olan şirketlere yapılan atamaları belediye başkanlarının elinden alarak belediye meclislerine veren bir genelge yayınlamıştı. Maksat, bu şirketlerin rantının iktidarın kontrolünde kalması, muhalif belediye başkanlarının çalışamaz hale getirilmesiydi.
Bunun hukuka da, demokrasiye de aykırı olduğunu söylemeye gerek yok.
Muhalif belediyeler bu haksız tasarrufu yargıya götürüp, yürütmenin durdurulması talebinde bulundular. Normal bir hukuk devletinde bu talebin kabul görmesi, bu açık hukuk ihlalinin giderilmesi gerekirdi. Ama öyle olmadı, yargı yürütmenin durdurulması talebini reddetti. Bu şu demek, belediyeleri saray iktidarı alırsa belediye başkanlarının her türlü yetkisi var, muhalefet alırsa başkanların elleri kolları bağlı olacak. Üstelik yargı da bu işi meşrulaştırma işlevi görecek.
CB Erdoğan, Merkez Bankası başkanını görevden alırken ve daha bir çok tasarrufunda halk oyuna vurgu yaparak, seçim kazanmış olmayı her türlü tasarrufunun meşrulaştırıcı nedeni olarak göstermişti. Bir çok konuşmasında, halk bize yetki verecek ama Merkez Bankası başkanını görevden alamayacağız, halk bizi seçecek ama elimiz kolumuz bağlı olacak, istediğimizi yapamayacağız, gibi ifadeler kullanmıştı. Ama şimdi aynı halkın seçtiği belediye başkanlarının yetkileri kısıtlanıyor, çalışacağı kadroları bile seçme hakkı  ellerinden alınıyor. Yargı da bu eşitliksiz uygulamayı -yürütmenin durdurulması- talebini reddederek onaylıyor.
Devletin birinci varlık nedeni adalettir. Adalet her türlü bozulmayı, çürümeyi,haksızlığı engelleyecek, devlet çarkının doğru dönmesini sağlayacak en önemli mekanizmadır. Yargı doğru çalıştığı müddetçe ancak, o ülkenin geleceğine güvenle bakmak mümkün olabilir. Siyasallaşan bir yargı sadece adalet duygusunu tahrip etmekle kalmaz, devlete olan güveni de örseler, demokrasiyi işlemez,  halkın tercihlerini, yapılan seçimleri anlamsız hale getirir. 
Halk seçecek ama bütün yetkiler iktidar partisinde olmaya devam edecek, buna demokrasi denilebilir mi? 
Halkoyu bir şeyi değiştirmeyecekse seçimler niçin var?
İktidarın bu yönde bir genelge çıkarmasından daha vahim olan yargının kararıdır. Önümüzdeki günlerde, haftalarda bu ve benzeri iktidar siyasetine endeksli kararlar tartışılacaktır. Tarih, yargı kararlarını da yargılayan, zamanın hakemliği ile doğrularını yanlışlarını ortaya koyan bir süreçtir. Üstelik tarihin verdiği hükümler yargı kararlarından daha kalıcı ve ağırdır. Tarih siyasetin yalanlarına boyun eğmez, çıplak gerçekleri ortaya koyar ve hükmünü verir. Tarih bu kararları da düşünecek, hükmünü verecektir.
Halka hizmeti engelleyen ve sadece iktidarın tekeline sunan bu tip kararlar, yargı bağımsızlığı ile adalet arasındaki ilişkinin ne kadar önemli olduğunu göstermektedir. Bağımlı bir yargıdan, adaleti hedefleyen kararlar çıkmaz.Son yıllarda konunun uzmanları tarafından eleştirilen yargı kararları, yargı-siyaset ilişkisinden kaynaklanan yanlışları gözler önüne sermektedir. Tahrip olan sadece devlet değildir, bu tip ararlar demokrasiden kopmayı hedefleyenlere de hukuki bir zemin sunmaktadır. Onun için yargı bağımsızlığı ile demokrasi birbirinin tamamlayıcısı olarak telakki edilmiş, -yargı bağımsızlığı- demokrasinin bir ön şartı sayılmıştır. Demokratik bir ülke olarak kalacaksak yargı bağımsız, halkın oyu iktidar için ne anlama geliyor ve hangi imkanları sunuyorsa, muhalefet için de öyle olmalıdır.
 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.