Çin komünist Devleti’nin Doğu Türkistan’da kurduğu toplama kamplarına sağlıklı olarak giren Uygur Türklerinin   toplama kamplarından   salıverilmesine  yakın  vücutlarına  bilinmeyen bir madde zerk  edilmesi,  akıl sağlığını yitirmiş olarak kamptan çıkması ya da   çıktıktan sonra  birkaç ay içerisinde ölmesi, G. Agamben’in modern egemenin  artık öldürmediği ama ölmeye bıraktığı  kuramını doğruluyor.

Modern devletler,  egemenlik alanları içinde cinayet işlemeksizin adam öldürmenin meşru olduğu alanlar inşa ettiler.  Egemen karşısında tüm insanlar potansiyel olarak öldürülebilir, bu eylem cinayet sayılmıyor. Çünkü egemen ve egemen devlet karşısında yurttaşların değeri yoktur.

İmperium(öldürme yetisi) belirsizlik mıntıkaları yaratır.  Egemenin varlık nedenini tehdit edince öldürmeyi kendinde bir hak olarak görür.  Mantığında devamlılık vardır.

 Egemen istediği zaman  “zoe”yi “bios”a, “bios” u da “zoe”ye çevirir.  Onun  gözünde herkes  insan- hayvana  dönüşebilir.  Bu yükseltme ya da indirgemeyi  egemen belirler.

 İnsana yükseltme ve ya hayvan derecesine indirgenmekten kurtuluşun tek yolu olarak siyaset felsefesi düşünürü  “sürekli göç”ü önerir; ki egemen sizin üstünüzde  egemen politikalarını uygulayamasın.

Kurbanlar çoğunlukla etnik ya da dinsel kimliklerine göre belirlenir.  Soykırım uygulayıcılarına göre çözüm imhadır.  Çünkü kurban onun gözünde insan değildir.  Tüm insanlar egemenin gözünde harcanabilir.

Modern egemenliğin en net görüldüğü yer  “kamp”lardır.   Kabul etsek de etmesek de, varoşlar birer kamptır.  Şehrin geri kalan kısımları da kamplardır. Şehirler de böyledir.   Ülkemizin Doğusu, Güneydoğusu,  Orta Doğu, Uzak Doğu, kamptır.  Şehirler mobese kameralarıyla; ülkeler, yörüngeye yerleştirilen uydularla egemen tarafından kontrol altında tutulan kamplardır.  Egemen davranışı OrtaÇağ’da da böyleydi günümüzde de.  Kutsal insan ise bu alanlardan dışlanmış belirsizlik mıntıkasında yaşar ve öldürülmekten böylece kurtulur.

                                 .  .  .

Soykırım sözcüğünün içerdiği anlam akademisyenler arasında farklılık gösterse de  1948 yılında  Birleşmiş Milletler,  Soykırım Suçunun Engellenmesi ve Cezalandırılması  Sözleşmesi’nde (SSECS) hukuksal bir çerçeve çizmiştir.  Sözleşmenin 2. maddesi soykırımı “ Ulusal, etnik, ırksal ve dinsel bir grubun  bütününün  ya da bir bölümünün  yok edilmesi niyetiyle  girişilen grup üyelerinin öldürülmesi, grubun üyelerine bedensel ya da zihinsel  hasar verilmesi,  fiziksel yıkım hesaplanarak  grubun tamamının ya da bir kısmının yaşam koşullarının bozulması, grup içinde doğumları engelleyecek  yöntemlerin uygulanması,  çocukların zorla bir gruptan alınıp diğerine verilmesi”şeklinde tarif eder. SSECS’deki bu maddelerden sadece birinin yeryüzü insanlarına uygulanması orada soykırımın olduğunu gösterir.

 Egemen Çin Devleti’nin Doğu Türkistan’da yaşayan Türklere yönelik olarak gerçekleştirdiği eylemin   soykırım sayılması için yukarıda  değindiğimiz madde hükümlerinden   sadece bir tanesinin bile yeterli olacağı sözleşme metnini referans alırsak, tüm maddelerinin  Uygur Türkleri üstünde aktif olduğunu görmezlikten gelemeyiz.

 Eylemin soykırım olup olmadığının anlaşılması için SSECS’de belirtilen  maddelerin  Uygur Türkleri açısından değerlendirildiğinde , Uygur Türklerinin  bütününün yok edilmesi amaçlı öldürme olaylarının  var olduğunu Doğu Türkistanlılar  haykırıyor.  Karanlık odalarda demir sandalyelere oturtularak  günlerce işkence edilmesi, gözlerinin kör edilmesi,  ani sağlık bozulmaları,  kızların zorla Çinli erkekler  tarafından alınması,  Uygur  Türkleri arasında doğumun engellenmesi,  Uygur  Türk’ü bebeğin doğumdan sonra anneye verilmemesi,  Çin Marşı’nı okumayanlara ekmek verilmemesi ve daha bir çok eylem,  SSECS’ deki  soykırım  maddeleriyle  uyum arz etmektedir.

Soykırıma giden  yolun ilk taşları bölünmedir. Bu, Çin hükümeti tarafından Çinliler ve Doğu  Türkistanlı Türkler diye kategorize edilmiştir.  Bölen Çinlilerdir.

 Çincenin dayatıldığını, İslam inancının yaşanmasına engel olunduğunu, aksi tutum sergileyenlerin  toplama kamplarına atıldıklarını kamptan çıkanlar anlatıyor.

 Doğu Türkistanlı soydaşlarımızı hastalık ve parazitlerle eşit tutan Komünist Çin Devleti tarafından  soykırım gerçekleştiriliyor.

Hakim unsur doğal yollarla kaynaşmıyor, kendi değerlerini diğerlerine dayatıyorsa  orada tek taraflı dinsel, kültürel katliam var, demektir. Bir toplumu zorla kampa sokarak inancından ve kültüründen ayırmak da dine ve kültüre yönelik soykırımdır. Çünkü birikimler ve kimlikler  baskın yapı içinde  eritilmek istenmektedir.

Çin Devleti,   Doğu Türkistan topraklarını kalıcı olarak ilhak edebilmek ve Uygur Türklerinin  dilsel ve inançsal kimliklerini silerek  yok etmek için  uyguladıkları soykırıma  karşı  Doğu Türkistanlılar, seslerini  başta soydaşları olmak üzere çıkabildikleri TV  ve sosyal medya üstünden  tüm  dünyaya duyurmaya çalışmaktadırlar.

T.C. Devleti  de  ne amaçla olduğu tam kestirilemez ama  Çin ile olan ekonomik ilişkileri bozmamak adına   asimilasyon diyemeyeceğimiz ancak soykırımla örtüşen  duruma sessiz kalmaktadır.  Ticari kaygılarla soydaşlarının soykırımına duyarsız kalan ikinci bir ülke gösteremezken, Doğu Türkistan’ dan gelen heyeti Ankara dışına iterek  soykırımdan rahatsızlık duymadığını  belirtmiş  oluyor. 

 Uygur Türklerine yönelik soykırım bir iddiadan ibaretse,  Çin Hükümeti’nin ifade ettiği gibi eğitim amaçlı  kamplar  idiyse,  Birleşmiş Milletlerden,  Avrupa Parlamentosundan, İnsan Hakları İzleme Örgütlerinden  birer temsilci ve yakınları katledilen ya da kamplarda yakınları bulunan veya önceden bu kamplarda bulunmuş olan  Doğu Türkistanlılardan  oluşan bir grup ile  bu toplama kampları ve Doğu Türkistan sokaklarını gezelim , raporlayalım.  Bu bağlamda adı geçen örgütleri  soykırımı  gözlemlemek için Doğu Türkistan’a  davet ediyorum.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.