COVID-19’la ikinci yazı karşılıyoruz

Geçtiğimiz yıl köşeme COVID-19 salgınına dair üç dört yazı taşımış, meselelere farklı yönlerden yaklaşmıştım. Yazılarımı da genelde bu virüse karşı en etkili silah olanı ilacı – evet, aşılardan daha etkili olacak – geliştirene kadar da zorlanacağımızı ve bu hayat tarzına alışmamız gerektiğini vurgulamıştım. Bir yıl geçti, 2021 yazını karşılıyoruz ve bu virüsle birlikte ikinci yazımızı geçireceğiz. Zamanın beni doğrulamamasını ümit ederdim, birkaç ay içinde virüsün kaybolup gideceğini umanların haklı çıkmasını ümit ederdim ama gerçeklerin can acıtmak gibi bir huyu var.

Tamamen normalleşme 2022 sonu ve 2023 başı

Felaket tellallığı olmayacaksa, bir süre daha böyle yaşayacağımızı öngörmekteyim. Aslında bu öngörü yalnızca benim öngörüm değil; dünyadaki bilim insanları bir süre daha bu salgınla yaşayacağımızı tahmin ediyor. Önümüzdeki yılın sonları, 2023’ün başları ancak tamamen normalleşme için gerçekçi bir tarih olarak görülüyor. Bu şekilde görüyoruz ki aradan geçen neredeyse yüz yıla rağmen, dünya global bir salgınla mücadele hızını öyle aman aman artıramamış. Polio yani çocuk felci virüsü, 50’li yılların başında dünyayı etkisi altına alıp, 56’nın sonlarından itibaren bir tehdit olmaktan çıkmıştı.

Yolcu etmek istediğimiz tek virüs COVID-19 değil

COVID-19 Salgınının 2023 yılında sona ereceği projeksiyonlarının gerçekleşeceğini düşünürsek, bir salgını def etme süremiz 6 seneden, 3 seneye düşebilmiş. Bu salgın dönemi eminim ki ileride özellikle psikoloji ve sosyoloji alanında çalışmalar yürüten bilim insanları için bir tez deposu olacak. Toplumların dünyaya bakışı, dünyayı kavrayışı köklü şekilde değişti. Bu değişimlerle birlikte bundan sonra toplumlarda farklı trendlerin yükseldiğini göreceğiz. Bunları hep birlikte gözlemleyeceğiz, hele şu salgını bir yolcu edelim de. Tabii yolcu etmek istediğimiz tek virüs COVID-19 değil. Kurtulmamız gereken derdimiz var, büyük dert hem de.

Türkiye Cumhuriyeti sağlık emekçilerinin kahramanlıklarına rağmen farkı yaratanlardan olamadı

Küresel bir salgınla mücadele etmek, küresel salgını karşılamak tabii ki kolay bir iş değil. Dünyadaki tüm devletler, tüm toplumlar bu işe ayak uydurma sürecinde başta bocaladı ama daha sonra işi kıvırmayı başaranlar farkını ortaya koydu; bugün bu fark net şekilde görülüyor. Gönül isterdi ki Türkiye Cumhuriyeti ve onu yönetenler de bu farkı koyabilenler arasına adını yazdırabilsin ama diyorum ya gerçeklerin can acıtmak gibi bir huyu var. Doktorlarımızın, hemşirelerimizin, hasta bakıcılarımızın ve tüm sağlık emekçilerimizin büyük kahramanlıklarına rağmen topluma yön veren ve topluma kural koyan siyaset kurumunun beceriksizliği gölgeledi salgınla mücadeleyi.

Kaybeden bu toplum oldu

Sağlık Bakanlığı aslında sürece iyi niyetli çalışmalarla başlamıştı ve tüm muhalefetten de olumlu dönüşler almıştı ama süreç içinde atılan adımların saçmalığı bu durumu tersine çevirmeye yetti de arttı. Bir maskenin dahi doğru düzgün dağıtılamaması, devletin vatandaşına özellikle de zor durumda kalan vatandaşına en ufak bir yardım yapamaması, aşı tedarik sürecinde yaşanan aksaklıklar, ilan edilen kısıtlamaların saçmalığı, lebalep kongreler ve daha nicesi. Neticede kaybeden bu toplum oldu. En acısı da bu uğurda varını yoğunu ortaya koyan, bir hastasına nefes olmaya çalışırken kendi nefesinden ve kendi canından olan sağlık emekçilerine oldu. Sağlık emekçilerinin insanüstü gayretine bile saygı göstermedi bu beceriksiz yönetim. 

Vatandaşı aptal yerine koymak

Bugün an itibariyle saçma sapan yasakların ortasındayız, vaka sayılarının düştüğüne yönelik algıyı yerleştirme operasyonu test sayılarının neredeyse salgının ilk günlerindeki çizgiye çekilmesiyle devam ediyor. Zannediyorum en acısı da vatandaş olarak bu kadar aptal yerine koyulmak oluyor. Bu toplumu, bu toplumun mensubu olan bireyleri bu kadar aşağılamak ve bu kadar hor görmek hatanın en büyüğü. Bu toplum, bu zamana kadar aklıyla bu denli seviyesizce maytap geçen hiçbir iktidarı ya da hiçbir siyasetçiyi sandıkta didiklemeden bırakmadı; bırakmayacak da. Bugün değilse yarın, yarın değilse de öbür gün sandıkla buluşacağız ve bu buluşmayla birlikte Türkiye Cumhuriyeti derin bir nefes alacak. İllet bir hastalıktan sonunda kurtulacak.

Bu kafayı nasıl yapıyorsunuz ?

Bugün yürürlüğe girecek genelgeyle birlikte marketlerde pil, büyüteç, deodorant, parfüm gibi ürünlerin satışına izin verilmeyecek. Peki ya bu ürünlerin niçin yasaklandığını anlayabilen var mı ? Tam bir dümdüz Türk pragmatizmiyle, akla gelen ilk fikir uygulanıyor sanırım. Ne kadar az ürün satışa sunulursa, insanlar o kadar az evinden dışarıya çıkar diye düşünülüyor sanırım. Hem kızarak hem de çok üzülerek izliyorum bu debelenmeleri. Öyle 19 yıllık bir iktidarda, adam akıllı bir iş yapacak potansiyele sahip tek bir liyakat sahibi yetkilinin kalmamış olması akılla mantıkla açıklanabilir cinsten değil. Vatandaşa evde durmasını tembihliyorsun ama en ufak bir maddi yardımda bulunmuyorsun, bulunmadığın gibi bir de dalga geçer gibi kararlar alıyorsun. Bundan da fenası işgal valisine yaraşır adımlar atıyorsun. Alkol satışlarına da kısıtlama getirdiniz, bu kafayı nasıl yapıyorsunuz ?

En üzücü olan kısmı da vatandaşların kendi yurdunda tam bir böcek muamelesine maruz kalması…

Bakanın biri çıktı ve ‘’Turistlerin görebileceği herkesi aşılayacağız.’’ dedi.

Bunu açık açık söyleyebildi ve bundan en ufak bir rahatsızlık duymadı.

Bu ülkede yaşayan milyonlarca vatandaş, sosyal devletin vatandaşı olduğu için değil, evrensel sağlık hakkının karşılığını almak için değil de turistleri rahatsız etmemek için aşılanıyor bu kafaya göre.

Oldu olacak ıslah ettiğiniz vatandaşların kulağına bir küpe takın hani sokak köpeklerine taktığınız gibi böylece turistler hiç ürkmesinler ve rahat rahat okşasınlar ıslah edilmiş Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını.

Bir iktidarın, hizmet etmek için seçildiği toplumu böylesine aşağılayabiliyor olmasını kanım donarak izliyorum.

Türkiye Cumhuriyetinin itibarı, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığının itibarı ne zaman bu kadar ucuz oldu ? Ne zaman bu kadar hafif oldu bu ulusun ağırlığı ? Kendilerini uluslararası arenada kepaze edip bizi utandırdıkları yetmiyor bu sefer doğrudan bizi kepaze ediyorlar.

Geçen yıl da bu tantanayı gördük, normalleşme mormalleşme adı altında birden bire test sayıları azaldı ne hikmetse durup dururken vakalar azaldı. Turizm dönemi bitip de yeniden güz ve kış moduna girerken yeniden vakalar yükseldi ve kapanmaya gidildi.

Bu iktidar, bu ulusa hizmet etmek için mi var yoksa bu ulusun içinde oldukça sınırlı bir zümreden oluşan zenginler ekibinin servetine servet katmak için mi çalışıyor ? Yanlış anlaşılmasın lütfen, tüm meslek gruplarının içinde bulunduğumuz şartlarda en iyiyi bulmasını istiyorum.

Turizmcilerle bir husumetim olduğundan değil ama biri yerken biri bakmaz yoksa kıyamet kopar ve kıyamet kopuyor. Esnaflar eşyalarını yakıyor, evladının sofrasına yemek getiremeyen ebeveynler intihar ediyor. Böyle bir manzara varken sorarım; turizmcilere çekilen bu kıyak başka hangi meslek gruplarına çekildi ?

Bunun sebebi tabii turizmciler değil, bu ülkeyi yönetenlerin ilmek ilmek çürüyen zihniyeti. Salgın yönetiminde dünyaya örnek olduk mavallarını okuyorlar bir de zerrece utanmadan. Salgın dönemi yardımlarında dünya sonuncuları arasına adımızı yazdırırken hiç utanmadan salgın yönetiminde dünyaya örnek olduk diye nara atıyorlar.

Evet, dünyaya örnek olduğunuz konular var. Bir ülke 19 yıl içinde ne kadar geriye götürülebilir diye düşünenler için dünya çapında önemli bir örneksiniz. Bir toplum birbirine nasıl düşman edilir diye aklından geçirenler için rol modelsiniz. Nasıl kendi devletimi dolandırırım diye düşünen bürokratlar için fevkalade bir misalsiniz.

Sahi ne oldu o sözde bakanınıza, bir anda görevden almak zorunda kaldınız. Eliniz ayağınız Meksika dalgası yapmaya başladı ve ilk kez muhalif camia tarafından işaret edilen bir bakanı birkaç günde attaya yolladınız. Yollamakla iş bitiyor mu ? O kursaktan geçen haram lokmaların hesabını soramayacak mısınız ? Bu azil, bu suçun varlığını onayladığınızı göstermiyor mu ?

Hanımefendinin kabahati yoksa niçin görevden aldınız ? Kabahati varsa niçin sorgulanması için gereken adımları atmıyorsunuz ? Bu ulusu, bu toplumu bu kadar mı salak zannediyorsunuz ? Kendi devletini, kendi ulusunun vergileriyle dolandıran bir bakanı dair sorgulayacak kadar yürekli değil misiniz ? Bu kadar mı kifayetsizsiniz, bu kadar rüsva durumlara mı düştünüz ? Nerede yolsuzlukla mücadele, nerede hırsızlıkla mücadele ?

Böylesine başarısızlık, böylesine basiretsizlik, böylesine gaddarlık, böylesine umursamazlık ve böylesine cahillik görmemiştir Türkiye Cumhuriyeti.

Kendi vatandaşını ezen geçen, turistlerden gelecek üç kuruş için mendilini açmış bekleyen bir iktidar…

Yazık sizlere, çok yazık.

Bugün değilse yarın, yarın değilse de öbür gün sandıkla buluşacağız.

Bu buluşmayla birlikte Türkiye Cumhuriyeti derince bir nefes alacak.

Virüsle birlikte, o virüsü bugününe getirenleri de ortadan kaldıracağız.

İşgal valisini aratmayanlara hiç unutamayacakları bir ders vereceğiz.

Göndereceğiz bu tayfayı, bu başarısız ve bu kifayetsiz tayfayı.

Göndereceğiz bu iktidarı, bu başarısız ve bu kifayetsiz iktidarı.

İktidarı, mendil açmış bekleyen iktidarı…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.