google-site-verification: google93004a1f8b19e30c.html

Yirmi birinci yüzyılın ilk çeyreğini doldurmak üzere olduğumuz şu zaman diliminde farklı karakterlerde de olsa tüm dünyanın ciddi sorunlarla boğuştuğu izahtan varestedir. Yirminci yüzyılın, insanlığın yarınlarına ışık tutabilecek bilim, sanat ve felsefeden yoksun bir yüzyıl olduğu hususu genel bir görüş olarak kabul görüyor. Buna bir de postmodern görecelik ve felsefesi olmayan bir dijital teknolojinin eklendiğini düşündüğümüzde yüzyılın gerçek bir ‘karabasan medeniyeti’ ürettiğini söyleyebiliriz. Eğer biz soruna, sadece bir Orta Doğu sorunu, virüs sorunu, iklim değişikliği sorunu, beslenme ve gelir adaletsizliği sorunları gibi daha noktasal bir bakış açısıyla bakacak olursak büyük resmi kaçırdığımızı rahatlıkla söyleyebiliriz.

Buradan hareketle sözü bir kitaba getirmek istiyorum. Profesör Dr. Ahmet Davutoğlu’nun Medeniyet Dönüşümü kitabına. Eser, 1991’de Malezya’da bir konferans için tebliğ formatında yazılmış, 1994’te yine Malezya’da İngilizce bir kitap olarak basılmış, o yıllardaki Bosna savaşı dolayısıyla Aliya ve Boşnak halkına ithaf edilmiş ve nihayet 2018 yılında Türkçe ilk baskısı yayınlanmıştır. Eser, Fukayama’nın Tarihin Sonu tezine bir reddiye mahiyetinde başlayan bir sürecin hasılasıdır. Sekiz bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde “Sonculuk” tezi bir yanılgı olarak değerlendiriliyor.

Hoca (Ahmet Davutoğlu, ülkemizde daha çok siyasi kimliğiyle bilinmesine karşın uluslararası akademi çevrelerinde üst düzey bir siyaset bilimci olarak kabul görür. Bu yazıda çoğunlukla “Hoca” ismi kullanılacaktır), eserini beş ana tez üzerine kurmuş.

İlk ana tez; “daha önce dinlerin ve ideolojilerin sonunu da ilan eden sonculuk tezleri bir yanılsamadan ibarettir ve egemenlerin bir yanılsaması olan Tarihin Sonu tezinin öngördüğünün aksine tarih sona ermemiştir; artan bir ivmeyle akışına devam edecektir.” şeklinde ifade edilmiştir.

İkinci tez, “Soğuk Savaş’ı nihayete erdiren süreç tarihin sonu değil, modernite ile birlikte gelen varlık, bilgi ve değer sistemlerini kökten etkileyen ve değiştiren kapsamlı bir medeniyet dönüşümüdür.” biçimindedir.

Üçüncü tez, “kapsamlı medeniyet dönüşümü uluslararası sistemi kökten etkileyen sonuçlar doğuracaktır; bu bağlamda yeni bir dünya düzeninin oluşumu dört safhada gerçekleşecektir: 1. ABD’nin tekelci ve tek taraflı hakimiyet dönemi; 2. Uluslararası alanda reel güçlerin ortaya çıkışı; 3. Güçler dengesi sistemine geçiş; 4. Medeniyet ekseninin değişimi.” olarak ortaya konmuştur.

Dördüncü tez, “Uluslararası sistemin geleceği, yeni bir dünya düzeni fikrine dayanan iyimser gelecekçilik (fütürizm) istikametinde değil bünyesinde medeniyet kimliklerini de barındıran gerçek siyasi güçlere dayalı güçler dengesi sistemi istikametinde şekillenecektir…” cümlesiyle özetlenmiştir.

Beşinci tez, “köklü bir medeniyet birikimine sahip olan ve kendisi de derin ve kapsamlı bir medeniyet dönüşüm süreci yaşayan İslam medeniyeti, bir taraftan yaşanan küresel medeniyet bunalımına güçlü ben-idraki ile alternatif bir zihni açılım potansiyeline sahiptir, diğer taraftan ise ulusal, bölgesel ve uluslararası düzeyde karşı karşıya kaldığı sorunlar sebebiyle son derece kapsamlı meydan okumalarla yüzleşmek zorundadır.” şeklinde  ifade edilmiştir.

Hoca, son çeyrek asırda yaşanan dört deprem bağlamında bu tezleri savunmaktadır. Bunlar; 1. Jeopolitik deprem/ SSCB’nin dağılması (1991); 2. Güvenlik depremi/ 11 Eylül ve ABD müdahaleleri (2001); 3. Ekonomik deprem /küresel kriz (2008); 4. Yapısal deprem/ Arap Baharı (2011) şeklinde sıralanmaktadır.

İkinci bölümde medeniyet bunalımının boyutları beş madde olarak ele alınmıştır. Bu teşhis noktasında önemlidir. Ontolojik güvensizlik, epistemoloji ve bilim, ahlak ve maddi gelişme dengesizliği, ekolojik dengesizlik, kültürel tekelcilik ve çoğulculuğun sonu sorun başlıkları olarak yer alıyor.

“Medeniyet Bunalımlarını Aşma Girişimleri” adını taşıyan üçüncü bölüm ile “Medeniyet Dönüşümünün Siyasi Sonuçları” başlıklı dördüncü bölümlerden sonra benim kitapta en merak ettiğim bölüm olan “İslam: Küresel Sisteme Teorik Bir Alternatif ve Karşı Teklif” isimli beşinci bölüm yer almaktadır.

Belki de kitabın derinlemesine analizi en çok hak eden bölümüdür beşinci bölüm. Zira ontolojik, epistemolojik ve aksiyolojik bunalımlar ile ekolojik denge ve kültürel çoğulculuk konularına/ sorunlarına İslam nasıl bakıyor, bu konularda ne öneriyor gibi teorik bir deneme mahiyetini haiz bu bölüm. Yine bu bölüm başlı başına başka bir yazının konusu olmayı fazlasıyla hak ediyor.

Altıncı bölümde İslam dünyasının entelektüel ve yapısal problemleri ele alınmış. Yedinci bölümde ise Yeni Dünya Düzeni ve İslam konuları irdelenmiş. Sekizinci bölüm ise son değerlendirmeler tarzında ele alınmış.

Tabiî 1990’larda yazılmış ve özellikle siyaset biliminin teorik konularının yakın tarihten pratik örneklerle çözümlendiği bir eser geçen süre de dikkate alındığında ne kadarlık bir revizyona muhtaçtır sorusu akla gelmektedir. Hoca bu soruna Türkçe Baskıya Önsöz’de değiniyor. Ve orada tekrar kitabı okuduğunda ciddi bir değişiklik gerektirmediğini not ediyor.

Türkiye entelijansiyasından medyasına, avamından havasına tüm kesimlerin reel siyasi gündemler içinde kaybolduğu bir süreçte resme biraz daha geriden bakarak bütünü görmeyi öneren iyi bir akademik eserle yüz yüzeyiz. Medyanın ve sosyal medyanın bağımlılık yapan sathi mecralarına çakılıp kalan insanımızın bu tür kitapları okuyacağı noktasında şüphelerim olmakla birlikte ben yine de iki kitap daha önererek yazıyı bitirmek istiyorum. Medeniyetlerin Ben İdraki, Ahmet Davutoğlu;  Türkiye’de Siyasi İdeolojiler (Cereyanlar), Tanıl Bora

 

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.