Ramazan Ayı’nın  manevi  iklimine evlerimizde girdik. Sahur, iftar arasında gün boyu evde ailemizle bu atmosferi en iyi bir şekilde geçirebilmek büyük kazanç olsa gerek.

 Asıl kazanç ise  “Helal”  yollardan alın teri ile evlerimize rızk getirebilmektir.
Yıllardır bu topluma  “Devlet malı deniz …. ” Sloganı ile havadan kazanma, haksız kazanma ve helal olmayan kazanma telkinlerinde bulunuldu. “Helalinden kazanma ve çalıştığının hakkını verme” azalınca toplum olarak belaları üzerimize çektik ve bu hallere geldik. Çocuklarımıza helali haramı öğretemedik. Öğrettiğimiz tek şey; daha rahat yaşama adına her türlü kazancın makbul olması… Yeter ki konforlu ve rahat yaşayalım!
Elbirliği ettik ve bir nesli doğru değerlerden uzaklaştırdık. Eğitim sistemimizdeki çarpıklık, televizyon dizilerindeki ahlaksızlık, sokak kültüründeki başıbozukluk bizi uçuruma doğru sürükledi. Haya, edep, ahlak, hoşgörü, sevgi, saygı gibi değerleri çağdışı ilan ettik ve çağdaşlık adına, özgürlük adına yangına körükle gittik.
Rüşvet, adam kayırma, haksız yere elde edilen rütbeler ve makamlar toplumu hızla işgal ederek bozulmuşluğun gidişatına çanak tuttuk.
Evlerimize ahlaksız film ve dizileri misafir ederek; aile mefhumunu yok ettik!
Kutsal değerlere bağlılığın yerini nasıl olursa olsun para kazanmak aldı.
Bütün bu kötü gidişata paralel olarak bir de Avrupa Birliği’ne girme “Sevdamız” da olunca bütün değerler allak bullak oldu. Kan değerleri, şeker değerleri, kolesterol, tansiyon… derken vücut hastalıklı bir hale geldi.
Eskiden zenginlik mal çokluğu ile değil gönül tokluğu ile ölçülürdü. Nasırlı ellerin kazancının verdiği mutluluk şimdilerde yok! Anneannemin ayaklarındaki nasırı hatırlıyorum. Bir ayakkabı kalınlığında ve her gün gidip geldiği tarla yollarında emeğinin bir simgesi idi. Rahmetlinin ayakkabı giydiğini çok az gördüm. Davarlarını otlatırken komşunun bahçesine girmeyen o mübarek hayvanlardan elde edilen bütün gelirler kutsal ve lezzetli idi. Helal lokma yiyen hayvanların sütü, eti, yünü farklı idi.  Şimdilerde o tadı bulmak çok zorlaştı!
Dualarımızın kabul olmasındaki incelik helal lokmaya bağlıdır. Görev başındaki memur, işyerindeki işçi veya esnaf bu inceliği yakalar ve hayatını helal kazanç üzerine devam ettirirse toplumdaki sıkıntıların azalacağına inanıyorum.
“Bu maaşa bu kadar çalışılır” zihniyeti devlet dairelerimizi hantallaştırmış ve iş yapamaz bir duruma düşürmüştür.
Hakkı olmadan kazanç elde etmeyen esnafın sonu hep hüsran olmuştur. Mahsulüne hile karıştıran, haksız yere çok kazanma sevdasına düşen çiftçimiz, eski huzuru bulamamaktadır.
Helal olmayan kazanç toplumun manevi çöküşüne neden olmuştur.
Keşke her zaman Ramazan Ayı değerinde olabilseydi. Bu mübarek ayda şifa bulan ruhlar, huzur elde eden bedenler Bayramdan sonra eski günlere keşke dönmeseler!
Keşke, Karakoç Üstadın dediği gibi : “Ne diyorsa İslam Dini/Uyacağız suç olsa da/ Batıla batıl Hakk’a Hak/ Diyeceğiz suç olsa da” diyebilen bir nesil yetiştirebilseydik.
Helal Kazançlarla evlerine helal lokma götürüp; İslam’ın ipine sımsıkı sarılanlara ne mutlu…

***

Coronalı günlerle birlikte yaşadığımız bu manevi iklimin verdiği huzur ile "Geçmişte yaptığımız hatalar"ı bir daha yapmamak üzere; idrak etmekte olduğumuz Ramazan-ı Şerif'in bize, ailemize, milletimize ve insanlığa sağlık, huzur ve barış getirmesini dilerim.

Selam ve dua ile...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.