Kalite ve Standart kavramları son yüzyılın popüler kavramları arasında yer almaktadır. Bu kavramlar kelime itibari ile Batı kaynaklıdır. Bu nedenle çoğu insanımız, kalite ve standart anlayışının Türkiye’ye Batı’dan geldiğini düşünmektedir. Ayrıca tarih bilincimizin zayıf olması da bu düşünceyi pekiştirmektedir. Oysa kalite ve standart anlayışı, tarihsel olarak bizim üretim sistemimizin vazgeçilmezi ola gelmiştir. Gerek Selçuklu gerekse Osmanlı Esnaf Teşkilatı yakından araştırılıp incelendiğinde; esnafın üretimde, kalite ve standarda ne kadar önem verdiği çok açık bir şekilde görülür. Nitekim Türkiye’de Türk Standartları Enstitüsü’nün ortaya koyduğu kalite ve standartlara göre üretim, belirli sınırlarda kalırken, özellikle Osmanlı esnaf sisteminde  %100 standart ve kaliteye tabii idi.

Üretilen mallların fiyatı esnaf birliğinin yöneticileri, uzman ve kadının oluşturduğu bir komisyon huzurunda belirlenirken yani narh tespit edilirken, aynı zamanda malın kalitesi ve standardı da belirleniyordu. Mesela; ayakkabı fiyatı belirleniyorsa, ayakkabının kalitesine göre hangi derinin, hangi ipliğin kullanılacağı, ortalama kaç yıl dayanması gerektiği de belirtiliyordu. Bu kalite ve standardın sürekliliğini sağlama işi öncelikle esnaf birliklerinin (ayakkabıcılar, bakırcılar, fırıncılar ve sair esnaf birlikleri) yöneticilerinin (kethüda, yiğitbaşı ve sair) göreviydi. Her esnaf birliğinin ayrı yöneticileri vardı ve bu yöneticiler kendi esnaf birliklerinin üretiminin kalitesi, standardı ve fiyatından sorumlu idi. Yani esnaf birlikleri otokontrole tabiydi ve kendi kendilerini kontrol ediyorlardı. Denetimde, devletin resmi yetkilileri son aşamada devreye giriyordu. Osmanlı esnaf sisteminde üretimde kullanılacak alet ve edevatın dahi standartları belli idi. Bu standartlara uymayan alet ve edevatla üretim yapmak yasaktı.

Osmanlı Döneminde kalite ve standardın ne kadar önemli olduğu ve nasıl yaygın bir şekilde uygulana geldiği hususunda, 1502 yılında yayınlanan Bursa, Edirne ve İstanbul İhtisap Kanunnamelerine bakmak yeterli olacaktır. Bu kanunnamelerde birçok şeyin fiyatı zikredilirken, aynı zamanda standardı ve kalitesi de zikredilmekteydi. Hatta pişirilecek çorbaya ne kadar yağ, ne kadar et konulacağı dahi belirtilmekteydi. Öte yandan yük taşıyan hayvanların yüklerinin makul seviyenin üzerine çıkmaması gerektiği bile vurgulanıyordu. Kısacası üretim sistemimizde bin yıla yakındır var olan standart ve kalite anlayışını, Batı’dan ithal ettiğimizi düşünmek ve zannetmek, tarihimizi daha detaylı öğrenmemiz ve öğretmemiz gerektiği hususunu bir kez daha gündeme getirmiyor mu?

İnsanımızın bu düşüncede olması gayet normal karşılanmalıdır, çünkü bizim eğitim sistemimiz tarihimizi ve kültürel değerlerimizi detaylı bir şekilde günümüze taşıyacak ve neslimize öğretecek yapıda olmamıştır. Üstelik uzun zamandır Batı kaynaklarından beslendiğimiz için birçok şeyin Batı’dan geldiğini düşünmek bile çok da yanlış değildir. Oysa tarihimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan itibaren düzgün bir şekilde öğretilmiş olsaydı, birçok konuda  Batı’dan geldiğine inanılan anlayışın, kavramların ve uygulamaların yüz yıllardır ülkemizde var olduğunu veya uygulana geldiğini bilir, kendine güvenen  toplum olma yolunda bir adım daha önde olurduk.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.