Günümüzde hayvan hakları konusunda yazılan makalelere göz atıldığında; sanki hayvan hakları kavramının birçok hususlarda olduğu gibi, Batı’dan bize intikal ettiği şeklinde bir kanaat oluşmaktadır.  Böyle bir kanaatin oluşmasında tabii ki tarihimizi iyi bilmememizin, kültürel zenginliğimizi yeni nesillere aktarmaktansa, Batı özentiliği içinde Batı kültürünü ülkemize taşımanın çok büyük tesirleri olduğu aşikardır. Oysa tarihimize dönüp baktığımızda; hayvanları koruyan ve kollayan birçok müessesenin kurulduğu ve bunların faaliyetlerinin asırlarca devam ede geldiğini müşahade ederiz.

Nitekim Selçuklu ve Osmanlı Dönemlerine ait bazı cami, medrese, han, konak ve sair tarihi yapıların dış cephelerine göz gezdirildiğinde, kuşların soğuktan korunmaları ve etkilenmemeleri için gayet estetik kuş evlerinin yapıldığını, tarihi vakıflar incelendiğinde ise;  sahipsiz sokak hayvanlarının ve kışın aç kalıp, yerleşim yerlerinin yakına kadar gelen vahşi hayvanların doyurulması için çeşitli vakıfların kurulduğunu görürüz. İşte bu yapılar ve müesseseler, bizim insanımızın yüzlerce yıllık medeniyet anlayışı ve hayvanlara bakış açısını çok açık ve net bir şekilde gösteriyor.

19. Yüzyılda Bursa’da, yaralanan ve sakatlanan göçmen kuşların tedavisi için Gurabahane-i Laklakan (Gariban leylekler evi) adı altında bir hastanenin açılmış olması, ecdadımızın medeniyet ve fazilet seviyesinin önemli bir göstergesi olarak göğsümüzü kabartıyor.  Hele II. Mahmut döneminde 10 Haziran 1810 tarihli İstanbul Kadısına yazılan bir fermanda; (Bu fermanı 25 yıl önce İstanbul Müftülüğü Arşivindeki araştırmalarım sırasında ilk gördüğümde çok heyecanlanmış bazı televizyon programlarında dile getirmiştim)  yük taşıyan hayvanların çalışma saatlerinin, sabah güneşin doğuşuyla başlayıp ikindi vaktinde sona erdirilmesi, Cuma günlerinin tamamen tatil olunması, hayvanların yüklerini boşalttıktan sonra sırtlarına binilmemesi, fazla yük taşımak maksadıyla hayvanların çok koşturulmaması ve bu uygulamanın kadimden yani çok eskilerden beri uygulana geldiğinin belirtilmesi, hayvan hakları hususunda medeniyetimizin zirvede olduğunun en önemli kanıtı olarak karşımıza çıkıyor. Üstelik bu dönemlerde dünyanın en gelişmiş ülkesi İngiltere’de birçok fabrikada, 4 yaşından itibaren çocuklar çalıştırılırken, çalışma saatleri neredeyse 16 saate kadar çıkarken, hatta bazı iş kollarında haftanın yedi günü insanlar çalışmak zorunda bırakılırken, bizim ecdadımızın yük taşıyan hayvanlara bile bir gün dinlenme imkanı sağlıyor olması ve çalışma saatlerini belirlemesi sizce de çok anlamlı ve değerli değil mi?

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.