Osman Özsoy, Almanya'nın Die Welt Gazetesinin F.Gülen ile  yaptığı röportajın  bazı bölümlerini  Tweter hesabından paylaştı. Gülen, Kürtçenin okullarda serbest olmasını, merkezden yönetilmeyen bir devlet yapısına geçilmesi gerektiğini söylüyor. Yani ana dilde eğitim ve eyaletleşme veya özerklik anlamına gelen yeni bir yapılanma istiyor. Kendilerinin demokrasiyi savunduklarını söylerken de -demokrasiyi Kürtlerle ilgili- önerileri ile özdeşleştiriyor.

Ne yazık ki bu ülkede aynı özdeşleştirmeyi başkaları da yapıyor, kim demokrat görünmek, o maske ile milletin önüne çıkmak istiyorsa ya Ermenilerle ilgili bir talepte bulunuyor, yahut Kürtlerle ilgili çoğu PKK paralelinde taleplerde bulunuyor. Bunun demokrasi ile alakası yok. Demokrasi isteyen bir hareketin asla darbeye, TSK içinde örgütlenmeye karışmaması gerekir. İstemek veya öyle görünmekle demokrat olunmuyor bunu eylemli olarak göstermek gerekir.

Anadilde eğitim ve özerklik talebine gelince,  bu konuda fikir serdetmek ancak konunun uzmanlarının işidir. Önüne gelenin beyanda bulunacağı bir mesele değildir. Çünkü bir milletin, bir devletin kaderini ilgilendirmektedir. Bu konuda söz söyleyebilmek için bu tip taleplerin olduğu ve düzenlemelerin yapıldığı ülkelerin iyi analiz edilmesi gerekir. Kanada'nın Quebec bölgesinde bütün dil talepleri karşılandı ancak bölücülük bitmedi tam aksine bölgede İngilizce neredeyse konuşulması sakıncalı bir dil haline geldi. Bölgede iki defa ayrılık referandumu yapıldı.  İspanya' 17 özerk bölgeye ayrıldı, Katalanlar özerkliği bağımsızlığa götüren bir basamak olarak kullandılar. İspanyolca bölgede giderek az sayıda insanın konuştuğu bir dil haline geldi. Ayrı meclisleri, ayrı başbakanları, hükümetleri olmasına rağmen Katalanlar 2017 yılında bağımsızlık referandumuna gittiler, sonunda İspanyol hükümeti bölgeye müdahale etmek zorunda kaldı. Sudan'ın Güney Sudan'a verdiği özerklik 2011 yılında ayrılıkla sonuçlandı. Irak'ta 1929 yılından beri Kürtçe eğitim serbestti, ama bu Kuzey Irak'taki ayrılıkçı hareketi hiç bir zaman tatmin etmedi.  Bu ve benzeri bir çok örnek demokratikleşme çabalarının ayrılıkçılığın ateşini düşürmek yerine harladığını, talep listesini daha da çoğaltmalarına neden olduğunu gösteriyor.

Bir ülkenin yönetim şekli ve eğitim politikası siyasi bir konudur, din adamlığının alanına girmez.  Kaldı ki o din adamlığı kimliği de 15 Temmuz'la birlikte bütün inandırıcılığını yitirmiştir. Bugün on binlerce insan dine hizmet ettiğini sanırken tam tersi amaçlara yönelen bir yapının üzerine yıktığı terör suçlamasının hesabını veriyor. Çerçevenin bu kadar genişletilmesinde elbette meseleye kin ve nefretle yaklaşan, geçmişte yaşanan davalardan dolayı hesabı olan ve bu işi hukuk çerçevesi içinde çözmek yerine siyasal iktidarın beklentilerine göre çözmeye çalışanların da büyük etkisi var. Ama bunların hiç biri sınav yolsuzluklarını, kimi davalarda yapılan haksızlıkları, devleti ele geçirmeyi hedefleyen örgütlenmeleri ortadan kaldırmaz. Kürtçe eğitim, eyaletleşme ve özerklik anlamına gelen talepler batılıları sevindirir, lakin bu ülkeye yapılan kötülüklere bir yenisini eklemek olur.  Önemli olan sizi başkalarının değil,  milletinizin alkışlamasıdır. Irak'ta Kürtçe eğitim de var, özerklikte var. Bu milleti seven bu millete Irak modelini tavsiye etmez.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.