NEREYE GİDİYORUZ?

Eklenme Tarihi: 12.01.2017 10:11:01 - Güncellenme Tarihi: 02.06.2020 03:44:06

Heidegger, ?Çağımızda düşünce firardadır? diyor. Hız ve gösteri, düşünceyi esir almış durumda. Derinliğine ve geleceği değiştirecek büyük sistemler üretmenin çok uzağında olan bir dünyada yaşıyoruz.

Teknoloji, çağımızın merkezi kavramını oluşturuyor. Hepimizi ve bütün bir kainata insan eliyle meydan okumanın bir tarzı olarak iş görüyor artık teknoloji. Onu bir sanat ve bir şeyi açığa çıkaran hakikat tutumu olarak göremiyoruz günümüzde.

Karşılığı ister olsun isterse olmasın, gerçekle muhatap değil, sadece rakamlarla muhatabız. Rakamların saltanatı hüküm sürüyor. Rakamlar ne kadar büyük ise kuşattığı gerçeğin de o derece büyük olduğunu düşünüyoruz. Rakamlar, ifade etmeye çalıştıkları gerçek karşısında artık, insanları duygusuz olmaya doğru götürüyor. Niteliklerle yüklü varlıkların niceliksel olarak ifade edilmesine yarayan rakamlar, niceliği niteliğin önüne geçiriyor.

Sayılmayan, ölçülmeyen, tartılmayan hiçbir şeyin hükmü yok artık. Ölçülebilen şeyler değerli; ölçülemeyenlerin esamisi bile okunmuyor. Oysa sadece maddî olanlar ölçülebilir. Dünyanın bu derece materyalist olduğu başka bir çağ daha var mı acaba? Descartes, ?Düşünme, ruhun; yer kaplama, maddenin özüdür.? der. Evet, geniş alanları doldurmak yeterli. Çoğunluğu sağlamak yeterli. Futbol için tribünler, konferans için salonlar, miting için alanlar dolsun yeter. Yayılım, derinleşmenin engelidir. Mekânlara yayılmak, düşüncenin kısır oluşuna neden oluyor. Çünkü artık, maddenin yer kaplaması, ruhun düşünmesinden daha önemli.

Her anımız, tören havasında geçiyor. Tören usulleri yerine getirildiğinde etkinliklerin amacına ulaştığını düşünen bir zihniyetin temsil edeceği şey, sadece görünmek ve göstermektir. Görünmek ve göstermek, mahiyetin yerine biçimi ikame etmeyi beraberinde getirir. Madde nasıl ki ruhun önüne geçti ve onu işlevsiz hâle getirdiyse biçim de mahiyetin önüne geçti ve mahiyeti önemsiz kıldı.

Düşünce yoksunu dünyanın her şeyi araç hâline dönüştürdüğü çağımızda bütün kavramlar ve kurumlar da manasını ve mahiyetini yitiriyor. Boş mekânları doldurmaya yönelmiş bir zihniyet, kavram ve kurumların içini boşaltarak bunu yapıyor. Boşaltarak doldurmak ve doldurarak boşaltmak, büyük bir hüner ister. Çağımız, bu hüneri sayesinde şovu esas aldığı için bütün masum duyguları da kötüye kullanmaktan çekinmiyor.

İyilik yapmak, ibadet etmek, erdemli davranmak, yardımda bulunmak, merhamet göstermek bile artık tek başlarına ve sırf kendileri için istenen değerler olmaktan çıktı. Allah ile ilişkimiz bile bu olumsuzluğa hizmet eder duruma dönüştürüldü.

Dünya, övgülerle yergilerden oluşan iki kutuplu bir mekâna dönüştü. Ne övgülerin ne de yergilerin hiçbir makul gerekçesi de yok. Dil, sadece niyetimize hizmet eden bir oyundan ibaret artık. Kelimeler, birileri için dilin fitnesi; birileri için de hakikatin kutsal ifadesi.

Hakikati bilen, yalan söyler. Yalan söylüyorsun dediklerimiz karşısında, ?Ben hakikati biliyorum!? çığlıkları yükseliyor ve hakikat bazen, bazılarının ağzında bir şarlatanın ifadesi olarak nitelendiriliyor. Hakikat ve şarlatan, hakikat ve yalancı, birbirinden ayrılmıyor.

Makul olanı kaybeden insanlık, akılla arasına mesafe koyduğu için bizi yargılayacak olan bütün ölçülerini de kaybetmiş durumda. Öldürmek ile yaşatmak, ölmek ile yaşamak arasındaki fark ortadan kalktı.

Değerler, değersizleşiyor ve insanların değerlere olan inancı ortadan kalkıyor. Farkında bile olmadan hiçlik çukuruna yuvarlanan bir dünyanın ruhu bozulmuş insanlarının bunu anlamasını beklemek de zor gibi görünüyor.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/741/nereye-gidiyoruz

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI