AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!

Eklenme Tarihi: 31.12.2016 09:32:56 - Güncellenme Tarihi: 05.06.2020 09:16:40

Ah Buhara! Ah Semerkand! Ah Yesi! Ah Hiva! Ah Taşkent! Ah bir bilseniz nefesinize, gül kokunuza ne kadar hasretiz. Öyle ki hasretinizden diyar diyar dolaşıp tutku gözlerle her bir kütükte isminizi arar dururuz da. Hatta bu arayış içerisinde adınızın geçtiği her bir kütüğü hem soy kütüğü hem silsile-i şerife kütüğü olarak bildik bile. Sadece nefesinize, gül kokunuza hasret kalan biz mi? Hiç kuşkusuz tüm insanlık hasret. Ne zaman ki Gül dalınızdan saçılan nübüvvet kokunuzla sinemize girip can-ı canan oldunuz,   işte o gün bugündür büyük bir aşk ve şevkle yolunuza baş koydukta. Nasıl bu yola baş koymayalım ki, yediden yetmişe herkese soluk oldunuz. Hele ki, nerede boynu bükük garip var,  hemen kol kanat gerip merhem olan tek siz varsınız. Ne diyelim,  gariplere uzanan o şefkat el, elbet bize de kucak açıp biat edeceğimiz el olur da.

               Ey narına nuruna kurban olduğumuz Hasret İller! Biliniz ki gittiğimiz her menzilde hasretle adını yâd edeceğimiz her nefes, bizim için vukuf-i zamandır. Hangi vukuf-i zaman diliminde adını anarsak analım Horasan Erenlerinin nefesiyle soluklanmaya can atarız da.  İşte bu yüzden masivaya dalıp boşa nefes tüketmeyiz. Zira ruhumuz aklanırsa gönlümüze akıttığınız o nefesle aklanır. Yetmedi Horasan diyarlarından ötelere uzanan  ?Hu?  nefes aklar. Derken bu nefes sayesinde kapına dayanıp bağlandık da. 

               Ey hasret ateşiyle yanıp tutuştuğumuz Bizim İller! Gel de hasret tutkusuyla ah çekme,  hem de ne ah!  Bu öyle içten gelen bir ah çekiştir ki;  bilmem buna hangi yürek dayanır. Bu ah çekiş karşısında değil sevda yürekler gök kubbe bile dayanamayıp tutunduğu arşı alada içten içe titrer durur da.

              Peki ya şu bizim üzerimizde etki bırakan hatıralarınıza ne demeli.  Düşünsenize sırf hatıralarınız bizi derinden etkileyip mana âleminde yüzdürüyorsa, kim bilir hakikatinize eriştiğimizde hangi halde oluruz. En iyisi mi biz yine de hatıralarınızla oyalanmak yerine hakikatinize talip olmak gerekir. Çünkü aslın olmayınca bizim için her yer karanlık, her yer bumbuz. Baksanıza sensiz meskûn olduğumuz şehirleri zindana çeviren haramiler güneşimizi kapatmaktalar, Muhsin?ce üşüyoruz da. Nasıl içimiz üşümesin ki,  güneşinden uzak kalalı epey zaman geçti. Ki bunun adı Abdurrahim Karakoç?un Mihriban?ca dile getirdiği lambada titreyen alev üşümesidir.

              Evet, içimizde o hasret ateş titredikçe bizde üşüyeceğiz hep. Elbette ki vuslata ermek her baba yiğidin harcı değil. Olsun yinede bu uğurda karınca misali ilerleyip o yolda da ölemez miyiz?  Öyle ya madem ?Gülünü seven dikenine katlanır?, o halde daha ne duruyoruz, uğruna koyulduğumuz yolda ayağımıza diken batsa ne olur ki. Hem gül dikensiz olmaz ki. İyi ki de Nübüvvet Gül olup sinemize girdiniz. Her ne kadar her bir gül diyara layık-ı veçhiyle bir hayat tarzımız olmasa da yinede bizi bu halimizle huzura alın ki;  günahlarımız erisin.  Zaten bu can bu ten kafeste konuk oldukça her bir gül kapınız için eşek olmaya razıyız da. Nasıl ki Yunus Tabduğun kapısında eşik olmuşsa bizde eşik olsak ne kaybederiz ki.  Eşik olmaya mecburuz da. Çünkü zindan şehirlerin günaha akan caddeleri ruhumuzu kirletip artık canımıza tak ettirdi, şimdi eşik olmaya can atmayalım da,  peki ya ne zaman atalım. Öyle bir perişan haldeyiz ki, artık bir saniye kaybedecek vaktimiz yok.  İşte bu duygular eşliğinde bizi bağrınıza basın ki, ruhumuz pirüpak olsun.         

            Ey Buhara! Ey Semerkand! Ey Hiva! Ey Yesi! Ey Taşkent! Ey Gül diyarlar! Bir işaret yakmanız ruhumuzu pirüpak kılmaya yetecektir. Bir işaret verin ki ışığınıza hasret can yürekler dost bildiği kapıdan boynu bükük dönmesin. Hele ki bu hasret tutkusu yüreğimizde var oldukça bu sevdadan vazgeçmeyiz. Bu yüzden ışık kandillerinizi yeniden yakınız ki,  âşık ve maşuk tüm hak yolcuları nübüvvet gül kokundan mahrum kalmasın. Yaktığınız ışık kandilleri sönmesin ki kurda kuşa yem olunmasın. Allah korusun her bir gül kokan ışık kandilinden mahrum kalırsak vay halimize, seril sefil-perişan bir hayata mahkûm kalacağımız muhakkak. 

           Ey Buhara! Ey Semerkand! Ey Hiva! Ey Yesi! Ey Taşkent! Gerçektende her bir sevgi diyarınız bizim için birer ışıktırlar Yediden yetmişe herkes şunu iyi bilir ki, ilk ışık kandilin çırası Mekke?de yakılmış, sonrasında bu ışık kandili Medine?ye hicret etmiş ve oradan feth-i mübinle tekrar doğduğu yere rücu etmiş. Derken Orta Asya?ya dal budak salmış, en nihayet dalga dalga tüm cihanı sarmıştır.

            Evet, ışığın cihanı sardı sarmasına ama yine geldiğimiz noktada yeniden ışığına muhtacız. Şimdi biz biliyoruz ki o ışık, nur neslinden Şah-ı Zinde?nin (Peygamberimizin akrabası Kusam bin Abbas) Semerkand?da medfun olduğu kabri şerifte Yüce Allah?ın ?Nurumu tamamlayacağım? diye vaad ettiği güne hazırlık için gün saymakta. İyi ki Kusam bin Abbas Ata Yurt Orta Asya bağrında medfun. Hiç kuşkusuz bu bizim için paha biçilmez lütuftur. İşte bu lütfu ilahiye sayesinde Şahı Zinde?nin ervahından istimdat dileyip her arzuhalimizi yüce makamlara arz edebiliyoruz da. Bu yüzden kabri şerifte nur içinde yatan Peygamber nesline ne kadar selam göndersek azdır. Zaten her bir selam yüce makamlara ulaştırıldığında Peygamber nefesiyle üflenip perde perde aralanıp açıldığında esenlik kaynağı olur da.  Öyle inanıyoruz ki Şah-ı Zinde?nin vesilesiyle Allah Resulüne iletilen salât-u selamlar karşılıksız kalmaz.  İyi ki de Şah-ı Zinde?miz var, o gül neslin evladı oralara ayak basmasaydı kim bilir halimiz nice olurdu.

        Ey Buhara! Ey Semerkand! Ey Hiva! Ey Yesi! Ey Taşkent! İşte Şah-ı Zinde?nin her bir diyarın toprak bağrına ektiği gülfidanlar sayesinde başta Sahabe-i Güzin, Tabiin, Tebe-i Tabiin olmak üzere İmam Maturidi, Piri Türkistan, Şahı Nakşibend gibi nice Gül Bahçıvanlarının ilminden istifade eder olduk ta. Derken Nebevi Nübüvvet Gül Bahçesinden bilge şahsiyetler doğa gelir de. İşte o bilge şahsiyetlerimizden bir kısmı;

       -Enlem hesaplarıyla ünlü bir bilge insan olma özelliğinin yanı sıra Tıp biliminde adından söz ettirecek kadar dehamız İbn-i Sina,

       -İranlı Şair Rudeki,

       -Gazne?de Şehnameyi yazan Firdevs?i,

       -İlk astronom ve ünlü rasathaneci Uluğ Bey,

       -İran şairi ve matematik bilgini Ömer Hayyam,

      - Matematik, botanik, tıp, musiki, felsefe ve mantık alanında yazdığı eserleriyle doğu ve batının ilgisini çeken Farabi,

      -Modern cebir ilminin öncüsü Harezmî,

      -Büyük bir dilci, kelamcı, müfessir ve Harizm?in onur abidesi Zemahşeri,

      -Işığı tâ Bursa?dan Semerkand?a kadar uzanan matematik ve astronomi bilgini Kadizade-i Rumi,

       -Fatih Sultan Mehmet?in davetine icabet edip Maveraünnehir?in İstanbul?a açılan kolu Matematik ve astronomi dehası Ali Kuşçu, 

       -Türk dili aşığı Ali Şir Nevai,

       -Divani Lugati?t Türk eseriyle meşhur Kaşgarlı Mahmut,

      - Türk İslam edebiyatının yüz akı Yusuf Has Hacib, 

      -Babür imparatorluğunun kurucu hükümdarı ve Hind?in ruh iklimine Babürname eseriyle İslami ruh aşılayan Babür Şah,

        -Müzik dehası Abdülkadir Meragi vs.

          Peki ya Horasan Erenleri! Malum, onlarda aşkın nefesini Orta Asya kilimine işleyen Rabbani âlimlerimizdir. İyi ki varlar, Gül Bahçende Gül oldular da.  Bu sayede Gül kokunu Buhara, Semerkand kilimlerini işlemekle kalmadılar, gönüllere nakşettiler bile. Bu öyle bir nakş eylemedir ki; Orta Asya?dan Anadolu?ya, Anadolu'dan Balkanlara ve Avrupa?ya uzanan bir nakıştır. Sadece nakşolunan insanlık mı? Tüm cemadat, tüm nebatat, tüm hayvanatta buna dâhil elbet.  İşte bozkırlara, ırmaklara, okyanuslara, dağa, taşa ve cümle âleme soluk olan o Rabbani âlimlerimizden bir kısmı;

         - Ebü?l Hasan-ı Harakânî (k.s),

         - Ebû Ali-i Fârmedi (k.s),

         - Hâce Yusuf-i Hemedânî (k.s),

         -Abdülhâlik-ı Gücdüvânî (k.s),

         - Hâce Ârif-i Rîvegeri (k.s),

         -Ali Râmîtenî (k.s),

         - Muhammed Baba Semmâsî (k.s),

         -Seyyid Emir Külâl (k.s),

         -Bahaeddin-i Buhari Şah-ı Nakşibend (k.s),

         -Alâeddin Attâr (k.s),

         -Ya?kub-i Çerhî (k.s),

         -Ubeydullah Ahrâr (k.s),

         -Mevlânâ Muhammed Zahid (k.s),

         -Derviş Muhammed Semerkandî (k.s).

         Evet, sıraladığımız isimler sıradan isimler değil bilakis bize rehber olmuş isimlerdir. Belli ki   ?Işık doğudan doğar? sözü boşa söylenilmemiş. Hele ki bu söz ahır zamanda daha da bir anlam kazanmaktadır.  Zaten adının geçtiği her mekân ve zamanda içimizde büyük bir fırtınalar kopup gül kokunuz cihanı sarıp sarmalar da. Baksanıza ruhi bunalıma düşmüş batı dünyası bile bu gül kokun karşısında duyarsız kalamaz, kâh arayışını Mevlana?da, kâh Yunusumuzda sezmeye çalışır. Amma velâkin bu yeterli değil, o arayışa tam tekmil karşılık verecek tüm kaynakları sunmak gerekir. Kim bilir bir gün insanlığın susuzluğunu giderecek engin hazineleri sunacak yeni alperenler, yeni gönül erleri ortaya çıktığında Allah?ın vaad buyurduğu o nur tecelli etmiş olacak da.

         Hiç şüphe yoktur ki bu meydan er meydanı, er meydanında o ışık tüm cihanı sardığında âlemin nizam bulacağı muhakkak. Bu öyle bir ışık kaynağıdır ki doğduğun günden bu yana ne bir zulmüne,  ne de katline şahit olduk.  Her ne varsa Kerem Diyarların saçtığı ışıkta var. Çünkü bu ışıkta aşkın çilesi gizli. Madem öyle ?Sefer der vatan? için yola koyulmak gerek. Yola koyulalım ki, o vaad edilen gün, belki yarın belki yarından da yakın bir zamanda doğuversin. Bize durmak yaraşmaz, hasretle her kütükte seni anıp zincirine bağlanmak ve altın halkanda pervane olmak yaraşır.

              Evet, bu bir gönül yolculuğudur. Her bir Diyarda adınızı andığımızda bile daha şimdiden takatimizin kalmadığını,  gönlümüzün ferinin solduğunu hissettik. Meğer Şair ?Toprak basar kucağına, güneş çeker sıcağına, atar derdin ocağına? derken meramımızı dile getirmiş. 

              Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/702/ah-buhara-ah-semerkand-ah-yesi-ah-hiva-sana-ne-kadar-hasretiz

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Sıddık Demir
31.12.2016 12:45
maşallah bir yazıyla ruh dünyamızın ve medeniyet nişanelerimizi özetlemişsin kardeş.kalemine sağlık.

Diğer Yazılar

04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM