Edebiyat; İnsanlığın Vicdanı...

Eklenme Tarihi: 20.06.2020 10:59:50 - Güncellenme Tarihi: 02.07.2020 21:32:09

Ülke yöneticilerinin ve tekil olarak insanların güçle sınavları çetindir.
Çünkü,  gücün bozucu etkisi yüksektir.
Gücün sağladığı şehvet karşısında beşerin arasında bozulmayanlar, bu sınavı hakkıyla verenler, sadece ilahi vahyin muhatabı ve ileticisi peygamberlerdir.
Edebiyat dünyasının önemli isimlerinden yazdığı romanlarla Kırım Türklerinin sesi olan rahmetli Cengiz Dağcı, O Topraklar Bizimdi romanında karınca metaforuyla, hikayenin anlatıcısının ağzından Sovyet zulmünü şöyle tanımlar.
"Ben güçlüyüm.
Ayağıma çalınan kuru toprak keseğine bir tekme sallıyorum.
Bir dal kırıyorum.
Yerden kaldırdığım taşı evden yana fırlatıyorum.
Evi çeviren alçak taş duvar dibinde durunca karıncaları seyre dalıyorum.
Ev, mezarlık, karınca tümsekleri beni anlaşılmaz bir güçle bağlıyor buraya.
Hele karıncalar!
Ne çok karınca var burada!
Binlerce.. on binlerce.. yüz binlerce...
Burası karınca yurdu.
Sağa koşuyorlar, sola koşuyorlar, durdukları yerde dönüyorlar; onların canlı ve becerikli hareketleri beni öylesine sarıyor ki!..
Diz üstü çöküyorum.
Karıncalar benden habersiz.
Ben öylesine büyük…
Beni görmüyorlar mı?
Ayağımı kaldırıp basarsam tümünü ezerim bir anda.
Ama karıncalar benim varlığımdan habersiz.
Birkaçı kümeden ayrılıp öbek aşağı iniyor.
Elimde tuttuğum söğüt dalının ucuyla yollarını kesiyorum.
Karıncalar duraklıyorlar.
Tümü şaşkın.
Bir ikisi sola dönüyor.
Ama dalın ucundakiler hep öyle şaşkın, ne yana gideceklerini bilmiyorlar.
Derken dala doğru ilerliyorlar.
Dalı az daha önlerine sürüyorum.
Birden dönüyorlar.
Gülüyorum.
Karıncaların elimdeki dalın önünde kaçışları hoşuma gidiyor.
Dalı kaldırıp öbekteki yuvanın ağzına götürüyorum.
Karınca birikintisinin içine bir panik düşüyor.
Hep birden kaçıyorlar.
Ben ise elimde tuttuğum dalın ucuyla dört yana kaçışan karıncaların üzerine gevşek toprak deviriyorum.
Karıncalar, üzerlerine atılan toprağın içinden olanca güçleriyle çıkmak için çalışıyorlar.
Kimi çıkıyor; kimi yarısına kadar toprağa gömülü; kıvrılıyor, buruluyor, incecik ayaklarıyla toprak taneciklerine tutuna tutuna yüze çıkmak istiyor.
Yuvanın çevresindeki karıncalar hala telaş içinde.
Dalı üzerlerine kaldırıyorum.
Bir!.. Bir daha! Bir daha!..
Toprak öbeği üzerinde yüzlerce, binlerce karınca leşi.
Yuva bozuk.
Çoğu toprağın altında gömülü.
Birkaçı kaçıyor.
Ama nereye?
Ben hala üzerlerinde duruyorum."

Evet, gerçekten Kırım halkı kendi yurdunda Sovyet zulmü altında çok acılar çekmiş.
İnsanlık tarihinde yeryüzünün birçok yerinde gücü eline geçirenler, kimi zaman fethettikleri ülkelerin halklarını, kimi zaman da zulümlerine direnen kendi halklarını zulmetmiştir.
Ve her zalim yönetim ve zulme meyledenler, yaptığı zulmü meşrulaştırmak için hep haklı bir gerekçeler ileri sürmüş..
Güçlü olmalarının haklı olmaları için yeterli olduğunu düşünmüşler hep.
İlahi ve insani ölçüler yerine, daima iktidarlarını ve nefislerini ölçü almışlar.
Edebiyat ise, nefsini ve iktidarlarını kutsayanlar için hiç iyi şeyler yazmamış ve söylememiş.
Yani, kılıçların ve adil yargının elinden kurtulan zorbalar ve zalimler, edebiyatçıların kaleminden kurtulamamış, işlediği zulümler edebiyatçılar tarafından nesilden nesile; hikaye, roman, kıssa, hiciv, tiyatro, sinema, masal, fıkra, şiir, türkü formunda hakikatin taşıyıcısı olmuştur.
"Ben güçlüyüm!
Her şeyi yaparım.
İktidarımın gücü sorgulanamaz.

Önüme çıkanı karınca gibi ezerim" diyenlere hatırlatmakta fayda var.
Edebiyat, maşeri vicdanın sesi ve hakikatin taşıyıcısıdır.
Zalimler, edebiyatın şahitliğinden ve nesillerin yargısından kesinlikle kurtulamazlar.
Buna rağmen, insan ne çok aynı hataya düşüyor.
Ne çok zulme meylediyor..
İnsan gerçekten hüsranda..
Hüsrandan kurtuluş mu..
O, insan için çok zor, çetin bir sınav..
 

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/4127/edebiyat-insanligin-vicdani

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar