Vesayetçi Yeni Anlayış

Eklenme Tarihi: 16.06.2020 08:18:41 - Güncellenme Tarihi: 02.07.2020 22:41:04

Toplumdan kopan ve yönetilenlerle çatışma yaşamaya başlayan her hükümetin, kendi partisini avantajlı konuma getirecek kanuni düzenlemeler yaptığını biliyoruz. Bildiğimiz diğer şey ise ne yapılırsa yapılsın korkunun ecele faydasının olmadığıdır. Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Yasasında yapılmak istenen değişiklikler, iktidarın halktan koptuğunun somut örneğidir. Korku iktidarı sarmıştır. Gerçi yöneten ile yönetilen arasında çatışma her zaman olmuştur.  Fakat yönetmek bu çatışmayı minimize etmektir.
 Yönetenler hiçbir zaman yönetme inisiyatifini bırakmak istemezler.  Bu geçmişte de böyleydi; günümüzde de böyledir. Mevcut hükümette de sonsuz iktidarda kalma halini  gözlemlemek  mümkün.  Bu bizim demokrasi açığımızla ilgili bir durumdur.  Demokrasi açığımız her dönemde ayrı bir kurtarma, kurma ve koruma stratejisi üretmiştir. Halbuki hangi dönem olursa olsun  hükümet, burada  yaşayan vatandaşlarıntoplumsal  menfaatlerini  yüzyıllar boyu koruyacak olan  bütüncül bir yaklaşımla hareket edecek dinamikleri  oluşturduğu  zaman; kısa vadeli, dönemsel çıkarları önceleyen, kendine dönük kurtarma, kurma ve koruma faaliyetleri göstermek isteyen yapılara da  müsaade etmemiş olacaktır.
Kendisi vesayetçi haline gelmeye başlayan bir yapı, neyin gerekli neyin gereksiz, neyin iyi neyin kötü olduğuna halk adına kendisi karar verir.  Bu karar verici kimi zaman bürokratlar kimi zaman da MGK ya da aydınlar olabileceği gibi meşruiyetini yitirmeye başlamış siyasi irade de olabilir.   
Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Yasası’nda yapılmak istenen değişiklikler, partisel çıkarları maksimize etmek için değil de tüm halkın yararı gözetilerek yapılmalıdır. Bunun için de mecliste temsil edilen ya da edilmeyen tüm siyasi partilerin görüşleri  alınarak oluşan mutabakat  çerçevesinde düzenleme yapılmalı ki tüm toplum kesimleri düzenlemeden memnun olabilsin.   
Gerilim siyaseti mevcut iktidara 18 yıllık kesintisiz iktidar dönemini yaşattı.  Gerilimi, halk karşıtlarının çıkardığına dair inanç toplumda düne kadar devam etti.  Halkın yanında durup devlet  imkanlarını onun  yararına  sunan  bir çizgi izlediğine dair yaratılan algı, iktidarın uzun süre ülkeyi yönetmesine imkan verdi. Sonunda millet, sorunlara çözüm bulma noktasında iktidardan ümidini kesti ve yeni bir alternatif arayışına girdi. 
 Siyasi iktidar, partisel çıkarları önceleyerek Türk üst kimliğinin altında yer alan alt kimlikleri germekle işe başladı.  Bu Türkiye’yi radikalleştirmektir; muhalefeti provoke etmektir. Cumhur İttifakı, karşı bloka ittiği HDP’yi orada da rahat bırakmayarak Millet İttifakı blokundan da dışlanması için azami çabayı gösteriyor.  Böylece iktidar, Millet İttifakı blokunu parçalamış olacak.
 Türk ulus kimliğimizi koruyarak alt etnik ve mezhepsel fay hatlarımızı kaşıyacak söylemlerden uzak durmamız gerekirken,  TBMM’de yer alan ve altı milyon seçmeni bulunan  HDP’nin vebalılaştırılması siyasi hesap ürünüdür.  Bu hesabın ülkemizde hükümet eli ile yapılıyor olması, emperyalist ülkelerin Ortadoğu’ya uyguladığı  “böl, parçala ve yut” taktiğinin  ülke içinde rakip görülen karşı blok için uygulanmaya konulduğunu gösteriyor.  Halbuki partisel çıkarlara göre değil de Türkiyeli olma bilinciyle hareket eden bir hükümet iş başında olsa, önceliği kendi içimizde birlik olmaya verir ve dış güçlerin ayrılık sebebi olabilecek alanları kaşımasına müsaade etmez.   Hükümet bunu yapmadığı gibi Millet İttifakını parçalayabilmek için kırılgan hatlara kendisi atış yapıyor. Gerek Çav Bella, gerek  lüzumsuz yere gündeme taşınan  Ayasofya, karşı bloktan 3 vekilin  tutuklanması, gazeteci ya da medya mensuplarının  göz altına alınması ya da mafya babalarının serbest bırakıldığı bir ülkede  Eski Genel Kurmay Başkan İlker Başbuğ’la uğraşılması, toplumu ustaca provoke ederek sokağa dökmeye çalışmanın başka bir şeklidir. İktidarın yazdığı senaryonun    sokaktaki oyuncuları olmamak için gereken ihtimam gösterilmelidir. Partisel çıkarlarını maksimize etmek isteyen siyasi iradeye,  sokağa dökülen insanlar üstünden başarı hikayesi yazmasına müsaade edilmemelidir. Eğer başarı hikayesi yazılacaksa; üretimin arttırılmasıyla, işsiz insan kalmamasıyla, herkesin refah içinde yaşıyor olmasıyla, komşunun komşuya husumet duymamasıyla, adil bir ülkede yaşanmasıyla, insan hakkı ihlallerinin olmamasıyla, konuşarak ve yazarak düşüncelerini ifade edenlerin hapse atılmamasıyla yazılmalıdır. 
 Özgürlük alanlarını genişleterek toplumsal taleplere cevap vermek için 2002 yılında iş başına gelen  AKP, vesayet odakları ile de  mücadele   etti.  MGK, Anayasa Mahkemesi gibi devleti koruma görevini kendine veren kurumlar, rejime yönelik FETÖ tehdidi yerine irtica adı altında yapay tehdit üreterek vesayetlerini meşrulaştıran odakların vesayetini iktidar kırdı.  Vesayetçiler,  Anayasa’da yaptıkları değişiklikle hem seçim sandığının konularak seçimlerin yapılmasını sağladılar ve seçimde kim çoğunluğu elde ederse gelip hükümeti yönetebileceği bir formu mahfuz tuttular; hem de gelen hükümetin ülkeyi asla yönetemeyeceği bir düzenek kurdular.  İşte bu kurumsal vesayetti.  
 Günümüzde ise iktidarın Seçim Kanunu ve Siyasi Partiler Yasasında yapma hazırlığı içinde olduğu değişiklikle neredeyse kendisi ve ortakları dışında diğer  siyasi partinin  TBMM’ye girmesini mümkün kılmayan  girişim,  seçim sandığına yönelik  katmerli  vesayeti ve özgürlükleri  kısıtlayan tutumu içinde barındırmaktadır.
2002 öncesi vesayet odakları seçilmiş hükümete iş yaptırmazken, şimdi kanunlarda yapılan değişikliklerle partilerin seçime girmesi, girse bile milletvekili çıkarması engellenmek isteniyor. Vesayet rejimi ile partisel çıkarlara göre seçim kanunda oynayarak siyasi partilerin meclise girmesini engellemek, her ikisi de antidemokratiktir, zorbalıktır, birbirinden farkı yoktur.  Birisi seçilmiş olanhükümete iş yaptırmıyor, diğeri ise partisel çıkar hesapları ile seçilmeyi engelliyor.  Bu bağlamda kanunlarla oynayarak rakip olan kimi partilerin seçime girmesini ya da milletvekili çıkarmasını engelleyen kanunlar çıkarmak en az vesayet odağı olmak kadar kötü ve affedilmezdir. Bu,  ülkenin kötülüğünü isteyenlerin yapabileceği antidemokratik bir davranıştır.  
Vesayet odaklarıyla yapılan mücadelenin bir benzerinin,  seçilmeyi engelleyen vesayetçi siyasilerle de yapılması gerekir.
 

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/4116/vesayetci-yeni-anlayis

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

02.07.2020 Siyasi Ego Zirve Yapınca
23.06.2020 Hükümetin Masal Aynası Troller
16.06.2020 Vesayetçi Yeni Anlayış
07.06.2020 Sakalı Bahçeli ile Perinçek’e Kaptırınca
01.06.2020 Siyaset Dışına İtilmek İstenen Bir Entelektüel
23.05.2020 Davutoğlu’ndan Uygulamalı Edep Dersi
19.05.2020 Dini Sembollerle  Siyasi Saflara Uzanış
13.05.2020 Sorun Sistemde mi Yönetimde  mi?
07.05.2020 Kamusal Öteki Yaratma  Çabası
02.05.2020 Ülke Yönetimi Algıya Kalınca
22.04.2020 Demokratik Hukuk Devletinden Mafyatik Devlete
20.04.2020 Ülke mi yönetiyoruz ceza mı kesiyoruz?
14.04.2020 Soylu'dan Soylu Davranış
10.04.2020 Tekalif-i Milliye ve Döviz
05.04.2020 Meşru Söylemlerle Gayrı Meşru İşler Yapmak
02.04.2020 "Himmet"ten "Kampanya"ya
27.03.2020 Lider sarayda, halk sahipsiz
11.03.2020 Göç Filmi
01.03.2020 Bu Gidiş Nereye?
21.02.2020 Dış Politika
13.02.2020 İstanbul Depreme Yakalanmadan
06.02.2020 O Kimi Arıyor?
29.01.2020 Sentez ve Kadın
22.01.2020 Yolculuk
17.01.2020 Kaçar, Kaçar, Kaçar
08.01.2020 Doğu'ya Karşı Batı Tercihi
04.01.2020 Kadını Evde Tutma Çabası ve Peyami Safa
29.12.2019 Montrö ve Kanal İstanbul
26.12.2019 Halkın Adamı
09.12.2019 Millet Ağaca Değil Meyvesine Bakar
30.11.2019 İyi İnsan İyi Devlet
30.11.2019 İyi İnsan İyi Devlet
13.11.2019 Edward Said ve Şarkiyatçılık (Oryantalizm)
08.11.2019 Sırada Ne Var?
28.10.2019 Kim Kazandı?
21.10.2019 Bir Yıldız Daha Kaydı
19.10.2019 ?Güvenli Bölge? Talebi
08.10.2019 Çoban, Sis ve Rüzgar
04.10.2019 'Yüzde Kırk'a Muhtaç Olmak
01.10.2019 Yeni Bir Koşunun Başlangıcında
26.09.2019 'Nereden Nereye' Geldik