Seçimle gelenlerin vatanı satma hakları mı var?

Eklenme Tarihi: 13.06.2020 15:19:05 - Güncellenme Tarihi: 09.07.2020 11:02:08

Demokrasiler, ülkeleri bu denli korumasız hale getirmemelidir.

Parlak vaatlerle, bir adım ötesi takiyyeler yaparak, halkı kandırarak seçim kazanabilirsiniz. Ancak seçim kazanarak ‘Devlet’ denen geminin kaptan koltuğuna oturduğunuzda her şeyi yapma hakkına sahip değilsinizdir.

O gemi sizin değil, babanızın da değil…

Hatta sizin olsa dahi, o gemide birileri var ise istediğiniz gibi davranamazsınız. Özel şirketin patronu olsanız da; adaletsizliğe, liyakatsizliğe, kayırmacılığa, ahlaksızlığa dayalı bir icraatta bulunabilir misiniz?

Üstelik devlet denen yapının başında iseniz yaptıklarınıza değil, ağzınızdan çıkacak kelimelere dahi dikkat etmek gibi bir mecburiyetiniz olmalıdır

Devlet en basit tanımıyla; milletin tüzel kişiliğidir. ‘Devlet Adamı’ kavramı milletlerin hayatında çok iyi tanımlanmış olması gereklidir. Bu sıfatı taşımayanların devlet bölgesinden otomatik, refleksi olarak uzak tutulması elzemdir. Bu durum, devlet teşkilatlanması ve bu teşkilatlanmanın geliştirilmesi aşamasında ‘Beka’ başlığı altında mutlaka bir esasa bağlanmalıdır. Aksi takdirde millet kendini gayya kuyusunda bulur.

Cumhurbaşkanlığına, başbakanlığa, devletin tepe noktalarından bir makama seçilmiş olmanız, vatanı, milleti satmanız, ona ihanet etmeniz noktasına götürememelidir. Devlet mekanizmaları içerisinde bunu otomatik olarak önleyen bir sistem olmalıdır.

Günümüzde az gelişmiş, az okuyan, üçüncü gözü kör olan milletler için çok büyük güvenlik sorunları ortaya çıkmıştır.

Bilirsiniz insanda üç göz vardır; yüz gözü, kalp gözü ve üçüncüsü bilgi gözü. Bilgi gözü, okuyarak, bilerek görür hale gelir. Bilmediğinizi göremezsiniz.

Mevzumuza dönecek olursak, niçin azgelişmiş ülkeler güvenlik açısından tehlike altındalar, anlatalım.

Özellikle 2nci Dünya Savaşı sonrası, Amerika yeni bir proje geliştirdi. Azgelişmiş ülkelerde, okumayan, araştırmayan dolayısıyla da sorgulamayan insanların yaşadığı ülkelerde uygulamaya koyduğu bir proje!...

Azgelişmiş ülke toplumlarının psikolojik, kültürel yapıları inceleniyor, o yapılara uygun mesajlar veren ajanlar yetiştiriliyor. Bilahare o kişiler basın yayın organları vasıtasıyla kahraman olarak lanse ediliyor. Bu kişiler o ülkelerde önemli görevlere getiriliyor. Bakan, Başbakan hatta Cumhurbaşkanı- Devlet Başkanı olabiliyorlar. İstemedikleri kişiler bu göreve geldiğinde de tahriklerle darbeler yaptırıyorlar.

Kimden mi bahsediyoruz? Mustafa Akıncı, KKTC Cumhurbaşkanı…

Evet, KKTC'nin hakkını koruyan ve savunan Türkiye'ye sürekli engel çıkaran Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı, şimdi de Türkiye'nin garantörlüğünü istemediğini açıkça dile getiriyor.

Akıncı, adada Türk askeri yerine İngiltere ve Yunanistan’ın da dâhil olduğu ortak bir gücün Kıbrıs’ta konuşlanmasını teklif ediyor.

Üstelik Güneydeki Rumlar dahi bu kadarını teklif etmeye cesaret edemezken…

Bu, Akıncı’nın ilk vukuatı da değildir. Daha evvel de, "1974'te biz adına Barış Harekâtı desek de bu bir savaştı ve akan da kandı. Şimdi Barış Pınarı desek de akan su değil kandır. Bu nedenle bir an önce diyalog ve diplomasinin devreye girmesi en büyük dileğimdir" demişti.

Cumhurbaşkanlığına yeniden aday olan Akıncı’nın ağzından,  İngiliz  The Guardina’a adeta cerahat akıtmıştı.

Akıncı verdiği mülakatta, Rumlarla yeniden (1974 öncesi gibi) bir çatı altında birleşme olmaz ise; “Ankara tarafından yutulabileceğini ve ‘de facto (fiilen) Türkiye iline dönüşebileceğini”  ifade ettikten sonra, bunun da ‘korkunç’ olduğunu ekliyordu.

Suriye'deki Fransız mandasına bağlı Hatay Devleti'nin 1939'da referandumla Türkiye'ye bağlanmasını kabul eden Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen'e atıfla "İkinci bir Tayfur Sökmen olmayacağım" diyor.

Bu arada Tayfur Sökmen’i rahmetle, minnetle anıyorum.

Yani “Fransız mandası olarak kalmayı yeğlerdim” demek istiyor.

Türkiye- Kuzey Kıbrıs ilişkilerinin; “Anavatan- Yavru vatan ” şeklinde tanımlanmasına karşı çıkıyor.

“Hükümetin faturalarını ödeyen Türkiye'ye ekonomik bağımlılığı azaltmak için daha fazla şey yapmaları gerektiğini belirtti. Bunu başarabilmek için de Güney'in desteğine ihtiyacı olduğunu dile getiriyor”

Yani Türkiye’ye bağımlı olmayalım Rumlara bağımlı olalım demek istiyor.

Türkiye 1974 de Kıbrıs Barış harekâtını niçin yapmıştı, geçmişe bir göz atalım.

Enosis, Kıbrıs’ı Türklerden temizleyip, Yunanistan’a bağlama projesi.

EOKA; Kıbrıs’ta Türk halkını yok edip, adayı Yunanistan’a bağlamak için kurulmuş olan bir terör örgütüdür. Bu örgüt 1952 de Makarios’un başkanlığında Yunanistan’da kurulur. Yunan Dışişleri Bakanı Stefanoplus’un talimatıyla 1 Nisan 1955 de eylemlere başlar. Bu süreçte EOKA, yüzlerce Türk’ün yanı sıra, 100 İngiliz ve yüzlerce Rum’u katleder. 30 Türk Köyünü yakıp yıkar ve bu köylerde yaşayan Türklerin göç etmesini sağlamak için kan ve ateşe boğar, kadınların ırzına tasallut eder.

EOKA, 1963 de yeniden saldırılara başlar ve bu kez de 103 Türk Köyünü yakıp yıkarak, 500 den fazla Türk’ü katleder, on binlerce Türk’ü göçe zorlar

1974’e gelindiğinde Yunanistan destekli birlikler Makarios’u devirerek adayı Yunanistan’a bağlamak isterler. İşte bu aşamada Türkiye’nin müdahalesi gelir.

Türkiye adanın tamamını da ele geçirebilir sonrasında da ilhak edebilirdi ama bunu yapmadı, orada demokratik bir ortam sağlayarak, Kıbrıslı Türklerin kendi kendini yönetmesi için gerekli şartları oluşturdu.

Kaldı ki, yüzyıllarca Türkiye’ye ait olan, son dönemde İngilizlere kiralanan Kıbrıs’ı Yunanlılara terk edemezdik. Türkiye’yi tehlikeye atan, sonrasında da ambargolarla Silahlı Kuvvetlerimizi perişan eden, 40 yıl boyunca ekonomimizi, kalkınmamızı çok olumsuz etkileyen Kıbrıs Barış Harekâtını, sadece nüfusu 100 bini aşmayan Tük kardeşlerimiz için yapmadık.

Türk kardeşlerimiz bizim için çok ama çok önemlidir, onların burnu kanasın istemeyiz. Ancak Türkiye büyük bir ülkedir ve bugün 4 milyon Suriyeli Arap’ı besliyoruz, onları da Türkiye’ye alır beslerdik. Maliyeti çok daha ucuz olurdu.

Yani Türkiye, kendi güvenliği için o harekâtı yaptı. Bugün için Kıbrıs çok daha önemli ve hayati öneme haiz olduğu unutulmamalıdır.

Ayrıca da Kıbrıs demek Mavi Vatan Doğu Akdeniz demektir, Türkiye’nin 500 yıllık enerji kaynağı demektir.

Atatürk bakın ne diyor: ‘‘Efendiler, Kıbrıs düşman elinde bulunduğu sürece ikmal yollarımız tıkanır. Kıbrıs'a dikkat ediniz. Bu ada bizim için çok önemlidir...’’

Bir tek Türk kalmasa dahi, Türkiye Kıbrıs’tan asla vazgeçmeyecektir.

Seçimle geldi diye Akıncı’nın Kıbrıs’a ihanet etme, Kıbrıs’ı satma, Rumlardan rüşvet alma vs. hakkına sahip midir?

Şimdi bunları niçin anlattım?

Bugün, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Makamını işgal eden Mustafa Akıncı’nın zırvaları Milletimizin vicdanını kanatmıştır.  Dr. Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş gibi mücahitlerin de kemiklerini sızlatmıştır.

Kendisiyle eşinin Güneyde doğmuş olduğunu ifade ederek, Kıbrıslı Rumlarla daha duygusal ilişkilerinin bulunduğunu da anlatıyor. İngilizlere ve Rumlara “ben de sizdenim” mesajını gönderiyor.

Peki, aslında kimdir bu zat?

1975 yılında ABD'nin adada "ortak vatan, Türkiyesiz bir gelecek" çalışmaları kapsamında kurduğu ve yabancı istihbarat güçlerinin kontrol ettiği, sivil toplum kuruluşu görünümlü iki toplumlu eğitim komisyonunda eğitim gören ve görev alan özel yetiştirilmiş bir ajan!...

Zaten çok açıktır ki, Akıncı’nın Türk olmaktan haz duymadığını biliyoruz; milli kimliğin en önemli unsuru olan “mensubiyet bilinci” ne sahip değil. Birçok örneği olan “milletim nev- i beşer” diyenlerden biri.

Türkiye’ye de görev düşüyor tabii… Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’a da görev düşüyor ki biz bu konudaki hassasiyetini de biliyoruz ve bir çözüm bekliyoruz. Çözüm Akıncı’nın görevden uzaklaştırılması ama nasılını bilmiyoruz. Devleti, iktidar ve muhalefet partileri ile sivil toplum kuruluşları ile Kıbrıs’taki milli güçlere maddi- manevi destek verilmelidir. Bu seçimlerde, Akıncı’ya Rumlardan oluk oluk para akacaktır.

Bizler de en azından bu ve benzeri yazıları paylaşarak bir kampanya yürütebiliriz.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/4108/secimle-gelenlerin-vatani-satma-haklari-mi-var

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Vural Turan
13.06.2020 19:45
Kıbrıs neki TÜRKİYE elden gidiyordu. Hemde anlı secde görenler eliyle. Kıbrıs ı da şu hale getiren TÜRKİYE NİN başında olanlar.

Diğer Yazılar

03.07.2020 Dr. Mehmet Güneş’in kaleminden; “Gül’e Arz-ı Hâl” (1)
29.06.2020 Hamza Yerlikaya’ya Açık Mektup
17.06.2020 “Velî” Bir Türk Milliyetçisi: Dündar Taşer
15.06.2020 Güzel İcraatları Alkışlamak Vicdani Sorumluluğumuzdur, Kartal-Pençe Opr. Hayırlı Olsun
13.06.2020 Seçimle gelenlerin vatanı satma hakları mı var?
08.06.2020 Türk Şiiri'nin ve İdeâlizmin Son Efsânesi, 'Abdurrahim Karakoç'
06.06.2020 Lambadaki Alevi Üşüten Adam, Ruhun Şad Olsun
26.05.2020 20. Asrın “Çile” Harmanı Necip Fazıl’ı Anıyoruz
25.05.2020 Dr. Mehmet Güneş'in kaleminden 'Bayram Duası'
24.05.2020 Akit TV’den Ahmet Davutoğlu’na Salvolar…
15.05.2020 'En iyi' hatta 'İyi' olmanıza hiç gerek yoktur!...
14.05.2020 Türk Dil Bayramı ve Hançerlenen Türkçemiz
10.05.2020 Anneler Gününde Bir Kadının Hezeyanları!
10.05.2020 Dr. Mehmet Güneş’in Kaleminden: Annelerimiz
06.05.2020 Bu Günlerde Türkiye Nasıl Bir Sınav Veriyor?
03.05.2020 Dr. Mehmet Güneş'in kaleminden; 3 Mayıs 1944 Türkçülük Günü
30.04.2020 Kûtü'l- Amâre Zaferimizin 104. Yıldönümü Kutlu Olsun...
29.04.2020 Bu virüs, Korona’dan daha tehlikeli!
28.04.2020 Dr. Mehmet Güneş ve Makalesi; “Türk Kimdir, Türk Olmak Nedir?”
25.04.2020 Bir Büyük Âlim, Gerçek Bir Mütefekkir ve “Altın Beyinli” Bir Millî Mürşid
18.04.2020 Yaşat Ermeni’yi, Öldürsün Türk’ü
03.04.2020 “Biz bize yeteriz” mi, “Biz size yeteriz” mi olmalıydı?
25.03.2020 Şehadetinin 11'inci yılında, arkadaş seçtiklerini görsen ağlardın!...
19.03.2020 Yârdan geçilir, serden geçilir ancak Çanakkale’den geçilmez!
16.03.2020 “Ülkü Denen Nazlı Gelin”e Sevdâlı Bir Güzel İnsan: Hüseyin Aras
14.03.2020 Rütbesiz Bir Mareşal: Gâlip Erdem
13.03.2020 Bir efsaneyi anarken… O, başka korona virüslerle mücadele etti
23.02.2020 Ülkücü katili Büyükelçi atandı, ağlamak istiyorum!...
21.02.2020 Havada savaş kokusu var…
10.02.2020 Sen Kimsin ya… Derhal istifa et; Rumların, Amerika’nın yetiştirmesi…
31.01.2020 Gelecek Partisinin geleceği!...
31.12.2019 Muhsin Yazıcıoğlu’nun doğum günü birkaç güzel anı, birkaç satır yılbaşı…
30.11.2019 Bir Ülkü Çınarını daha yolcu ederken?
21.11.2019 Muhteşem iki Röportaj?
10.11.2019 81?nci Yılında Atatürk?ü Anarken Saldırılar?
13.10.2019 Aykırı seslerin değil, Dua ve Birliğin zamanı
19.09.2019 Diyarbakır?da Tiyatro?
12.09.2019 Kanla olgunlaştırılan Darbe: 12 Eylül
06.08.2019 Köprüler, otoyollar millete zulüm!...
17.07.2019 Ankara?nın gündemi: Yeni partiler ve erken seçim
14.07.2019 15 Temmuz, Öncesi ve Sonrası
09.07.2019 'İnsanı Düzeltmeden Yargıyı Düzeltemezmişiz' Gaflet?
01.07.2019 AKP ve ?Tek Adam Rejiminin? Sonu mu?
19.06.2019 Savaş Kapımızda, Orduyu Terhis mi Ediyorsunuz?
03.06.2019 Bayramlar Anlamını Yitirdi?
28.05.2019 Tayyip Erdoğan?ın Ülkesinde?
15.05.2019 Benim Tarafım Belli, Ya Siz Kimden Yanasınız?
07.05.2019 YSK ve Akıl Tutulması?
23.04.2019 Yeni Parti-Partiler yolda, AKP yolun sonu mu?
21.04.2019 Mansur Yavaş?a Açık Mektup?
07.04.2019 Zenginleşen belediye başkanı istemiyoruz!...
02.04.2019 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerini kim kazandı?
26.03.2019 Muhsin Başkan?la ilgili çok ilginç bir anı
18.03.2019 Türkiye?de yeni bir partiye ihtiyaç var mıdır?
10.03.2019 'Varlık-yokluk kuyruğu? tartışmaları ve asıl sorun?'
04.03.2019 Ankara?nın kurtuluşu Mansur Yavaş
25.02.2019 Bu konuda Erdoğan haklı, ancak?
21.02.2019 Yurdun ozanı susturulursa, ezanı da susturulur?
15.02.2019 Kendini unutan adam Ozan Arif?
05.02.2019 "Evet, Türkiye?nin bir ?Beka Sorunu? var!...