İçi Başka Dışı Başka

Eklenme Tarihi: 11.06.2020 08:08:33 - Güncellenme Tarihi: 10.07.2020 18:08:46

       Münafıklık küfre girmekten daha şedid şirret bir fiildir. Küffarın icabında hiç olmazsa küfürbaz olduğunu bilir ve ona göre önlemini almak mümkün,  ama münafığın içi başka dışı başka olduğundan önlemini almak hiçte öyle kolay değildir elbet. Öyle ki münafığın renkten renge girenleri olduğu gibi kılıktan kılığa giren pek çok bukalemun tipleri de söz konusudur. Dolayısıyla böylesi tipleri birbirinden ayırıp çözmekte çok zordur. Ancak şu da var ki;  bizim işimiz başkalarının münafık olup olmadığını çözmeye çalışmak değildir, asıl biz ne durumdayız onun icabına bakmak bizim işimiz olmalı. İcabına bakmak gerekir ki, her hâlükârda kendimizi kontrol edip böylesi bir illete karşı temkin kabiliyetimizi geliştirmiş olabilelim.  Nitekim işin ciddiyet boyutu o kadar net ortada ki; değil münafıklık illetine tutulmak münafıklığın alametleri bile evliyayı endişelendirmeye yetmiştir. Nitekim Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim el Hüseyni (k.s) bir sohbetinde mürşidi Şah-ı Hazne (k.s)  ile olan hatırasını şöyle dile getirir:

     Şah-ı Hazne (k.s)  bir gün bana;

       -Şu ibriği alda benimle gel dedi.

     Tabii olarak ben de elimdeki ibrikle peşi sıra epey izini takip ettikten sonra dönüp bana:

    -Şimdi artık ibriği yere bırakabilirsin der.

     Derken ibriği yere bıraktığımda taharet alacağını düşünerekten hemen arkamı dönüp beklemeye koyuluverdiğimde Şah-ı Hazne o sırada ansızın kolumdan sıkıca tutup bana şöyle der:

    -Bak molla Abdûlhakim! Sen şeriat âlimisin,  şimdi soracağım suali iyi dinle,  ama doğru cevap vermeni istiyorum der.

     Bunun üzerine bende:

    -Kurban, şayet soracağın sualin cevabı bildiğim türden bir şeyse vallahi doğru söyleyeceğimden emin olabilirsin dedim.

    Şah-ı Hazne (k.s), işte bu kararlılığım karşısında:

    -Madem öyle, şimdi sorarım size, şimdiye kadar benden herhangi şeriata aykırı muhalif herhangi bir durum ya da münafıklık alameti gördünüz mü diye sorar.

   Ben de cevaben şöyle dedim:

         -Efendim, o da ne söz, zatıâlinizden bu güne dek,  ne şeriata muhalif bir durum ne de münafıklık alameti gördüm.  Bundan asla hiçbir şüpheniz olmasın, söylediklerimden emin olabilirsiniz.

         İşte Gavs-ı Bilvanisi (k.s)’ın dilinden aktarılan bu hatırasından hareketle çok rahatlıkla şunu diyebiliriz ki; bir insan mürşitte olsa her hal ve şartta kendini test etmeye ve muhasebe etmeye mecburdur.  Ki, bizim haydi haydi kendimizi kontrol etmemiz icab eder.

     Evet,  ümmet olarak fert fert kendi muhasebemizi yapıp nefsimizi kontrol etmeli ki, Resul-i Ekrem Efendimiz (s.a.v)’in beyan buyurduğu; “Şu dört sıfat kimde varsa o kimse her ne kadar namaz kılıp, oruç tutarak kendini mümin sansa da eğer;

   -Yalan konuşuyorsa,

   -Verdiği sözü tutmuyorsa,

   -Emanete hıyanet ediyorsa,

   -Anlaşamadığı kimselere karşı hile yoluna başvuruyorsa katıksız münafıktır”  denen ahmaklardan olmayalım.

    Gerçekten de bir insan avam da olsa, bir insan Kur’an’ı hıfz etmiş hafızda olsa, bir insan ilim sahibi de olsa hiç fark etmez kendi iç muhasebesini ve kontrolünü yapmak durumundadır. Sakın ola ki, mesela bunlardan bir hafız Kur’an’ı hıfz ettiğine güvenip de kendisini kontrolden men etmeye kalkışmasın, aksi halde Rasulüllah (s.a.v)’in bu hususta “Bu ümmetimin münafıklarının çoğunluğu Kur’an okuyuculardır” uyarısı ve sözü yerini bulup can evinden vurabilir.  O halde toplum içerisinde konumumuz ne olursa olsun desinlerden ve gösterişten uzak kendimizi hizaya çekip muhasebe etmek düşer bize.

           Evet, münafıklık içi başka dışı başka kalbe sirayet eden maraz bir hastalıktır.  Hele ki bu maraz illet göz ardı edildiğinde bir sülük gibi ruh dünyamıza yapışır da. Yapıştığında malum, o insanın bir daha iflah olamayacağı gibi onu bu halde gören eş dost ahbap ondan kaçar hale gelirde. Derken kendi çirkefliğiyle kala kalır.

   Bilindiği üzere Tebük seferi dönüşü Efendimiz (s.a.v), Huzeyfe (r.anh)'a münafıkların ismini bildirdiği gibi bu isimleri ölünceye kadar saklı tutmasını da sıkı sıkıya tembih etmişti.  Huzeyfe (r.anh)  bu sırrı muhafaza etmeye çalışa dursun,  bu arada Hz. Ömer (r.anh) kendince çoktan çözüm bulmuştu bile. Nasıl mı?  Huzeyfe’yi takip edip her cenazenin ardından o kılıyorsa kılıyor, kılmıyorsa kılmayaraktan elbet.

    Evet, münafıklık o kadar çok hassas bir meseledir ki,  bir insan içindeki ikiliği dile vurmadığı müddetçe hakkında hüküm veremiyorsun. Bu yüzden zahirde kıldığı namaza, tuttuğu oruca,  şehadet getirdiği kelime-i tevhide bakaraktan onu mümin olarak addederiz de. Belki münafıklık alametlerine bakaraktan bir şeyler hissedebiliriz, ama bu hissetmekle sınırlıdır,  bunun ötesi, yani kalbindekilere vakıf olmak bizi aşan bir husustur.

   Bakınız, Yüce Mevla’mız, münafıklar hakkında bakınız ne beyan buyuruyor:

      -Münafıklar sana geldiklerinde: şahitlik ederiz ki, sen Allah’ın peygamberisin. Bununla birlikte Allah, münafıkların kesinlikle yalancı olduklarına şahitlik etmektedir.

      -Yeminlerini kalkan yapıp Allah yolundan yan çizdiler. Gerçekten onların yaptıkları ne kötüdür!

           -Bunun sebebi, onların önce iman edip sonra inkâr etmeleridir. Bu yüzden kalpleri mühürlenmiştir. Artık onları hiç anlamazlar.

         -Onları gördüğün zaman kalıpları hoşuna gider, konuşurlarsa sözlerini dinlersin. Onlar sanki duvara yaslanmış kötüler gibidir. Her gürültüyü kendi aleyhlerinde sanırlar.  Düşman onlardır. Onlardan sakın. Allah onların canlarını alsın!  Nasıl bu hale geliyorlar (Münafikun,63/1–4).

İşte Allah Teâlâ ayeti kerimelerinde beyan buyurduğu gibi, artık onların hiçbir şeyi anlamadıklarını, sadece vücut kalıplarının var olup,  ruhsuz oldukları anlaşılıyor. Ayrıca Rabbül Âlemin Habibine ‘Münafıklar namaza kalkarlarsa tembel tembel kalktıklarını da’ duyurmuştur.

    Bu yüzden Resul-i Ekrem (s.a.v) ashabına münafıklığın alametlerini şöyle bildirmiştir;

          -Münafıklara sabah ve yatsı namazında daha ağır gelen hiçbir namaz yoktur. İnsanlar bu iki namazda ne kadar çok ecir ve sevap olduğunu bilselerdi emekleyerek de olsa cemaate gelirlerdi (Buhari, Mevakit 20, Ezan 34; müslim, Mesacid 252).

        -Kim gaza etmeden ve gönlünde gaza etme arzusu taşamadan vefat ederse bu tür münafıklık üzere ölür (Müslim, İmare 158).

         -Münafık, iki sürü arasında gidip gelen öğüren koyun gibidir; kâh koşar bu sürüye gelir, kâh koşar ötekine gider (Müslim, Münafikın 16).

         -(Ey münafıklar) Siz iş başına geçecek olsanız yeryüzünde fesat çıkarır, akrabalarla ilginizi kesersiniz, değil mi? İşte Allah’ın lanete uğrattığı, kulaklarını sağır, gözlerini kör ettiği kimseler bunlardır (Muhammed,47/22–23).

           Yine bir seferinde ise Allah Resulünün ashabına münafıklığın alameti hakkında şöyle buyurduğu vakidir: “Bir kimse mescitte iken ezan okunur da bir haceti yokken çıkar, dönmeye de niyet etmezse o kimse münafıktır.”  Ancak hadis-i şerifte beyan olunan durumun bir de istisnai olan kısmı da var ki,  o da bir kimsenin niyeti hocasının mescidine gitmek içinse bulunduğu mescitten çıkabilir hükmüdür.  Keza fıkıh okuyan bir talebenin hocasının dersini veya onun mescidinin cemaatine devam etmesi de bu hükme tabii olup,   bil ittifak caizdir.

     Her neyse, münafıklık hususunda ayet ve hadisleri zikrettikten sonra isterseniz bu hususu bir de Allah Resulü döneminde yaşanmış bir hadiseyle anlaşılır kılmaya çalışalım:

     Vakti zamanında bir adam vardı ki, onun için ecel kapıya dayanmıştı artık.  Öyle ki Allah Resulü o adamı hasta yatağında ziyaret ettiğinde son uyarıların yapar da. Ne var ki o adam, Allah’ın Habib’inin bu uyarılarına rağmen hala inadım inadım Esad bin Zürare hakkında ileri geri konuşmayı ihmal etmeyip:

        -Esad bin Zürare Yahudilerle münakaşa edipte eline ne geçti gibi türden sözler sarf eder.

         İşte görüyorsunuz, adam hasta yatağında bile içi başka dışı başka bir davranış sergileyebiliyor. Merak etmişsinizdir bu adam kimdir diye.  Kendisi malum şu meşhur münafıkların başı Abdullah bin Ubey bin Selûl’den başkası değildir elbet. Derken hasta yatağında münafıklığını ele veren bu sözlerle sonunu hazırlamış olur.

       Tabii son nefesini oğlu Abdullah’ın yanında verir.  Abdullah bu durumda derhal soluğu Allah Resulünün yanında alıp şu talepte bulunur;

         -Ya Rasulallah! Babam öldü,   kendi ridamı babam için kefen yapmak istiyorum.

           Malumunuz şeriat zahire hükmeder, Hem üstelik İbn-i Selûl hayatta iken bir kez olsun ‘Müslüman değilim’ ifadesini kullanmamıştır. Dolayısıyla Allah Resulü bu talep karşısında elbette ki Müslüman’a yapılması gereken muamele ne ise ona da o yapar. Hatta Allah Resulü cenaze namazına da iştirak eder.  Ancak Hz. Ömer (r.a)  bu ya, hemen celallenip:

      -Ya Rasulallah! Şimdi İbni Selûl’un namazını kılacak mısınız?

      Resul-i Ekrem  (s.a.v) bu sual karşısında şöyle der:

     -Ya Ömer! Bilesin ki Allah bu konuda beni serbest bıraktı.

     Hz. Ömer (r.a):

         -Ya Rasulallah!  Ama bu nasıl olur? Ki; o adam hem Uhud’da hem de Benî Mustâlık Gazası yolculuğunda Yahudilere destek vermiş biridir.

     Efendimiz (s.a.v):

        -Ya Ömer! Beni artık rahat bırak demenin akabinde namazını kıldırıverir.

         Evet, Allah Resulü İbni Selulün namazını kıldırmasına kıldırdı ama bu arada Hz. Ömer (r.a)’ı da içten içe endişe sarar. Çünkü Rasulullah (s. a.v)’e itiraz eder gibi bir duruma düşmüştü.  Neyse ki İbni Selûl’un gömülme işleminin ardından gelen ayet Hz. Ömer (r.anh)’ı derin nefes almasına yeter artar da.  İşte Hz. Ömer (r.anh)’a oh be dedirtecek nüzul olan ayette Yüce Allah Teâlâ şöyle buyurur:

        -Onlardan hiç kimsenin namazını hiçbir zaman kılma, Kabrinin başında da mağfiret niyaz etmek üzere durma. Çünkü onlar Allah’ı ve Resulünü inkâr etmiş fasık olarak ölmüşlerdir. Onların malları da evlatları da seni hayranlığa düşürmesin.. (Tevbe 84–85)     

       İşte ayet-i celileden de anlaşıldığı üzere,  Mekke’nin Ebu Cehil’i ne ise Medine’nin İbni Selûl’u da o'dur.  Biri küfrün elebaşçısı,  diğeri de fitne ve münafıklığın elebaşçısıdır. Her ne kadar Abdullah babası hakkında nüzul olan bu ayetle sarsılır gibi olsa da, Allah’ın hükmü karşısında ferman başım üzerine deyip bu şuurla hareket edecektir. Çünkü Tevhid inancı böyle olmayı gerektirir.

        Evet, münafıklık dünde vardı bugünde. Ki; Allah Resulünün bulunduğu meclisine sızabildiğine göre, bu demektir ki münafıklar her dönemde kıyamete dek Müslümanların arasına sızacak demektir. Nitekim Seyda Hz.lerinin vefatına iki sene kala bir bayram ziyareti kalabalığından istifade ederekten zehirli enjekte suikastına maruz kalması bunun en tipik misalini teşkil eder. Bakınız bu hadiseyle alakalı Seyda Hz.lerinin dayısı aynı zamanda babası Gevs-ı Bilvanisi (k.s)’ın halifelerinden Molla Abdulbaki Hz.leri ile Feyz dergisinde yapılan röportajda hadiseyi tüm çıplaklığıyla şöyle anlatır da:

       “Seyda Hz.leri âdeti bayram namazından sonra Gavs Hz.lerinin markadına gider, ziyaret eder, sonra eve giderdi. Bu bayram namazından sonra evine gitmedi. Markattan camiye geldi, kalabalık çoktu. Herkes ziyaret ediyordu. Münafık elinin avucuna bir iğne yerleştirmiş, elini de sarmış, yara varmış gibi. Kimse bilmesin diye yapmış. Seyda Hz. gelmiş, herkes ziyaret ederken, elini sürmüş, yukarıdan aşağı sürünce Mübareğin eline takılmamış, sonra Mübareğin eline direkt vurmuştu. Aşağıdan yukarıya doğru vurdu. Seyda Hz. iğne olduğunun farkına varmış, Seyda Hz. leri (k.s) "Bana iğne vuran şu adamdır." demiş, orada çok polis varmış. Hemen yakalayıp, tutuklamışlar, kalabalık, adamın üzerine çöküp öldürmek istemiş. Seyyid Fevzeddin o adamı kimse öldürmesin diye hemen alıp kaçırmış. Yoksa o adamı öldüreceklermiş.  Eğer öldürselerdi bunun arkasında ne olduğunu kimse bilmeyecekti. Seyyid Fevzeddin onu Kâhta’ya götürmüş. O adama da polisler baskı yapınca o da; ''Biz Menzil'de bir evdeydik, oturduk, plan program yaptık, kararlaştırdık. İlk önce bomba yerleştirmek istedik. O ev sahibi de dedi ki, bu bomba büyüktür, bomba patlarsa bizim evimizi de yıkar. Ama iğne yaparsak sadece kendi ölür diye düşündük'' demiş. Ondan sonra onların tek tek arkadaşları toplandı. Bunu Bekir Mahmut'un oğlu yapmış. ''Hatta bizim yaptığımız getirdiğimiz bomba köprünün altında duruyor'' demiş. Tabii polisler hemen bombayı oradan çıkartıp, etkisiz hale getirmişler.”

      Ne diyelim, münafıklık böyle bir illet, bayram seyran dinlemez, her daim fitne tohumu ekmek için vardır. Yetmedi müminlerin üzerine bomba bile yağdıracak derecede acımasız olabiliyorlar da. Acımasız gaddar vahşi kesildiler de ne oldu, bu acımasız güruh içinde tıpkı Kur’an’da hakkında hüküm verilen İbni Selûl’un akıbeti vuku bulacaktır.  Bir başka ifadeyle ümmetin saf duygularından istifadeyle devletin kılcal damarlarına sızarak önemli mevkilere geldiler de ne oldu, bu necip milletin sinesine tosladıklarında tüm planları bir anda altüst oluverdi.  Düşünsenize bir zamanlar siret değil de suret (kalıp) piyasasında alıcı bulduklarında bir yandan Abant toplantıları, bir yandan Türkçe olimpiyatları gibi sinsi göz boyamalarla keyiflerinden ve havalarından geçilmezdi, sandılar ki bu devran hep böyle devam edecek. Ta ki, kırk yılı aşkın bir sürecin akabinde 15 Temmuz 2016 akşamı darbe girişimine kalkıştıklarında yüzlerindeki maske bir anda düşüp yıllarca sürdürdükleri bu hava atma rolleri ve hevesleri kursaklarında kalmasına yetip hızla tükenişe geçerler de. Üstelik bu süreçte münafıklık rolünü oynarken de vaaz kürsülerinden gözyaşı dökerekten, ağlayaraktan insanların saf duygularını efsunlayaraktan bunu sürdürebilmiş biridir o..  Derken  bu timsah gözyaşlı şeytanın gülen yüzlü vaazcının yalanları, dolanları ve birtakım kıvrak zekâ ve ayak oyunları derin milletin sinesine tosladığında çekirge bir sıçrar, iki sıçrar üçüncü sıçrayışında yakayı ele verir misali bir daha sıçramaz hale gelmiş olur.

   Velhasıl-ı kelam;  münafıklık başa bela bir illettir. Dahası Deccalımsı bir zehirdir. O halde tüm bu yaşananlardan ders çıkarıp bize içi başka dışı başka biri olmak değil,  özü sözü bir olmak düşer.

     Vesselam.

 

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/4100/ici-baska-disi-baska

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM