Türk Şiiri'nin ve İdeâlizmin Son Efsânesi, 'Abdurrahim Karakoç'

Eklenme Tarihi: 08.06.2020 13:13:39 - Güncellenme Tarihi: 05.07.2020 20:20:41

  Dr. Mehmet Güneş’in kaleminden

 

7 Haziran 2012 günü Âlem-i Cemâl’e vuslat için

Hakk’a yürüyen Abdurrahim Karakoç Ağabeyimizi

vefâtının 8. yılında rahmetle anıyor, hasretle arıyor,

ve azîz hâtırasını hürmetle yâd ediyorum.

 

Şiir, fikir ve nesir dünyamızın müstesnâ bir ismi olan Abdurrahim Karakoç, yirminci asır Türk Edebiyâtı’nın önemli ediplerinden; inanç, ideâl, kültür ve aksiyon adamlarından; üslûp sâhibi nâsirlerinden; son devir Türk şiirinin şahdamarlarından ve ‘dünün, bugünün, yarının’ şâirlerindendir.

 

Gazetecilik ve yazarlık da yapan, pek çok soysal ve siyâsî faaliyetin içinde bulunan, en zor şartlarda bile mücâdele bayrağını dalgalandıran ve ideâlizminden aslâ tâviz vermeyen mangal yürekli bir dâvâ adamı olan Abdurrahim Karakoç; sadece şiir değil, nesirde de güçlü bir kalemdir. O; şiirde olduğu gibi fikrî yazılarında da çok ironik, çok derin ifadeler yakalamıştır. Ama Karakoç’un esas şâhikalaştığı alan, hiç şüphesiz şiirdir ve onun edebiyat dünyasındaki en önemli özelliği de zirvelerden seslenen usta bir şâir olmasıdır.    

 

Edebiyata ideolojik bir pencereden bakmayanların ve onu yakından tanıyanların müşterek kanaâti odur ki; Abdurrahim Karakoç; Türk edebiyat tarihinin yanı sıra, Türk milletinin gönül defterine de ismini altın harflerle yazdırmış olan ‘Türk şiirinin ve ideâlizmin son efsânesi’dir. Karakoç, hem millîliğin zirvesine yükselmiş, hem de lirik ve pastoral şiirlerinde evrensel seviyeyi yakalamış çok büyük bir şâirdir.

 

Bir karakter âbidesi de olan Abdurrahim Karakoç; hem başı dik dağın, hem de boynu bükük menekşenin hâlet-i rûhiyesiyle temâyüz etmiş “Kıble” yürekli, “Hilâl” bakışlı, “Gül” gönüllü, turkuaz düşünceli bir güzel insan; Allah(c.c.)’tan başka hiçbir şeyden korkmayan Hz. Hamza (r.a.) duruşlu, Kürşad tavırlı bir serdengeçti ve “Dünyayı dünyada boşayıp giden” bir muttakî bir mü’mindir.

 

Abdurrahim Karakoç; 80 yıllık hayâtını Hakk’a ve Türk Milleti’ne adamış, bu yolda kalemini kınından sıyrılmış bir kılıç gibi kullanmış, yüreği vatan sevgisinin harman yeri olmuş ve Anadolu’nun bütün renklerini, çiçeklerini, dağlarını, yaylalarını, ovalarını, sevdâlarını, kavgalarını, halkımızın çektiği çileleri ve sosyal meseleleri şiirlerine taşımış ve “Söz atının eğerini altın-gümüşle savatlamış” bir gönül adamıdır.

 

Abdurrahim Karakoç; şiirleriyle birkaç neslin yetişmesine vesîle olan, gönüllerde “Gül” kokulu bir çerağ uyandıran, şiir vâdîsinde derin izler bırakan ve pek çok şâiri etkileyerek kendine has bir çığır açan çok önemli bir erbâb-ı kalemdir.

 

Karakoç’un şiirleri, her açıdan nev’i şahsına münhasır bir üslûp ve edebî kıymete sâhiptir. Hecenin zirvesi olan Abdurrahim Karakoç; Türk halk şiirini kendi içinde yenileyerek yeni ufuklara taşımış, ona yeni bir soluk, farklı bir söyleyiş getirmiş, halk edebiyâtını bâkir ifâdeler ve olağanüstü benzetmelerle buluşturmuştur. Karakoç; dizelerindeki harf ve kelime armonilerinde ritmik bir müzikâlite yakalamış, kâfiye ve rediflerde ise sağlam bir ses ahengi oluşturmuştur. Bu da Abdurrahim Karakoç şiirlerinin kolayca ezberlenebilir olmasını sağlamıştır.

 

O, halk şiirine; hem gelenek damarından beslenen, hem de modern bir anlayışla yarınlara seslenen kentli bir çehre ve farklı bir muhtevâ kazandırmıştır. Bütün bu üstün özellikler onu hiç kimseye benzemeyen bir şâir yapmış ve bir tek mısraını bile duysanız; “Bu Abdurrahim Karakoç şiiridir.” dedirtecek bir üslûp orijinalliğini ortaya çıkartmıştır.

 

Abdurrahim Karakoç’un şiirinde; Yunus’un sevgisinden, Dadaloğlu’nun tavrından, Karacoğlan’ın aşkından, Seyrânî’nin tarzından, Emrah’ın söyleyişinden, Fuzûlî’nin sesinden, Ârif Nihat’ın nefesinden, Necip Fâzıl’ın zekâsından, Neyzen’in hicvinden, Âkif’in rûhundan ve halk türkülerinin şuurundan renkler ve ışıltılar hissedilse de, Karakoç’un şiirlerinin bunların hepsinin dışında kaldığını, onun kendine has bir söyleyiş ve üslûba sâhip olduğunu fark edersiniz. Bu durumun idrâkinde olan Abdurrahim Karakoç da bir dergiye verdiği röportajda kendisini târif ederken; “Ben ne Karacoğlan’ım, ne Yunus’um, ne de Fuzûlî’yim, ben benim” demiştir.

 

Abdurrahim Karakoç’un şiirleri teknik olarak son derece sağlam olduğu gibi; sembol, tasvir, kâfiye ve ifâde çeşitliliği, kelime zenginliği, anlatım güzelliği, mânâ derinliği ve söyleyiş orijinalliği açısından da çok özeldir. Nev’i şahsına münhasır bir üslûbun sahibi olan Karakoç; sanat değeri çok yüksek şiirler yazmış ve edebiyat tarihimizin zirvelerinden seslenmiş müstesnâ bir şâirdir.  Abdurrahim Karakoç’un şiirleri; coşkulu anlatımı, vurgulu ve yalın ifâdelerindeki modern tasvirleri, sembollere yüklediği mânâlarda yatan özgün benzetmeleri, zıtlıkların ahengini ortaya koymadaki ifâde gücünün derinliği, herkesin kullandığı kelimelere hiç kimsenin tasavvur edemediği anlamlar yüklemedeki mahâreti ve anlamsızlığın anaforunda okuyucuyu yormazken, ifâdelerine çarpıcı nüanslar kazandırmadaki ustalığıyla öne çıkmaktadır.

 

Karakoç’un şiirlerinde basit gibi görünen öyle derin ifâdeler vardır ki, içine girip anlam denizinde ilerlediğinizde, nice derinliklerle karşılaşır ve “sehl-i mümtenî”nin en mükemmel örneklerine şâhit olursunuz. Onun şiirlerini okuduğunuzda; suskun kalmış ve unutulmuş kekik kokulu nice kelimelerle tanışır, Türkçemizin nisyâna terk edilmiş bazı sözlerinin sizlere tebessüm ettiğini, can çekişen bâzı kelimelerin de adeta yeniden hayat bulduğunu görürsünüz.   

 

Abdurrahim Karakoç’un şiirlerinde; gürül gürül akan bir söyleyiş, çok güçlü bir anlatım, dolgu malzemesi olmayan mısrâlar, bir sülüs hat güzelliğindeki görkemli bir zarâfet, çok içli bir hissiyât, özellikle lirik şiirlerinde rûhumuza bir meltem serinliği veren ve gönülleri aşka getiren muazzam bir şiiriyet vardır.  O, kelimeleri bir kuyumcu titizliğiyle şiirlerine taşımış, müzikalitesi çok yüksek ses ve söz armonileri yakalamış, bunlardan derin anlamlar tedâî ettiren çok farklı tanımlamalar ortaya koymuştur. Abdurrahim Karakoç, sıradan kelimelerden çok çarpıcı ve hiç kullanılmamış mükemmel terkipler ortaya koymuştur. O, şiirimize; yeni sesler, yeni söyleyişler, yeni mazmunlar, yeni tasvir ve terkipler katmış, modern ifâde tarzının hârika mısralarını karşımıza çıkartmış, bu da onu Türk şiirinin “Beşinci Mevsimi”nden seslenen çok özel bir şâir yapmıştır.

 

Abdurrahim Karakoç’un şiirleri; halkımızın hislerine, sıkıntılarına, dertlerine, öfkelerine, özlemlerine, hasretlerine, sevdâlarına, aşklarına, inançlarına ve buram buram Anadolu kokan duygularına tercüman olduğu ve insanımızın yürek yangınlarını çok sarsıcı, etkileyici ve güçlü ifâdelerle dile getirdiği için çok sevilmiştir. Karakoç’un aşk ve sevdâ şiirleri gibi, gurbet ve memleket şiirleri, sosyal ve siyâsî şiirleri, destânî ve irfânî deyişleri de -sağdan sola- herkes tarafından çok büyük zevkle okunmuş ve dilden dile dolaşmıştır. Zâten Abdurrahim Karakoç; sevilen ve yazıları tâkip edilen bir erbâb-ı kalem olduğu gibi, şiirleri de en çok ezberlenen ve en çok bestelenen şâirler arasındadır. Ayrıca Abdurrahim Karakoç’un “Hasan’a Mektuplar” ve  “Vur Emri” gibi kitapları da, -şiir kitapları arasında- yakalanması çok güç olan ve ender-i nâdirattan sayılan baskı sayılarına ve adetlerine ulaşmayı başarmıştır.

 

Karakoç’un şiirleri; halkımızın vicdânının sesi, gönül dünyamızın aşk hazînesi, irfânımızın bilge nefesi, zulme karşı kıyâmın besmelesi, Anadolu’nun mertlik öfkesi ve bu toprağın isyan çığlığı olmuştur. Çünkü o; zâlime, zulme, haksıza ve haksızlığa “muhalif” olan ve inanmadığı hiçbir şey hakkında “serd-i kelâm etmeyen” bir ediptir. O; kıvrak bir dille kaleme aldığı siyâsî taşlamaları, ince ve keskin bir zekâ ürünü olan ve taşı gediğine oturtan mükemmel hicviyeleriyle de haklı bir ün kazanan çok büyük bir heccâvdır.    

 

Karakoç; hayat gâyemiz olan İslâmiyet ile hayatımızın gerçeği olan Türklüğü baş tacı yapmış ve kalemini, kelâmını, sanatını Müslüman Türk milleti için vakfetmiştir. O’nun yüreği, “Kar koysan kor olur aşkın külüne” dedirten bir sevdâ yemini; gönlü, Mekke’den İstanbul’a, Medîne’den Buhara’ya, Üsküp’tan Kerkük’e, Altaylardan Tuna’ya, Elhamra’dan Kudüs’e yol bulan mukaddes aşkların meskeni ve her bir mısraı Anadolu insanının sesidir.  O; kalplere ve zihinlere “mıh gibi” kazınmış dizeleri ve geniş kitlelerce ezberlenmiş şiirleriyle ardında çok önemli eserler bırakmıştır. O bir dâvâ adamı olarak, inanç ve ideâllerini; şiirlerine, yazılarına ve hayatına hükümrân kılmış ve yazdıklarıyla Türk-İslam Ülküsü’nü birkaç neslin gönül gönderinde dalgalandırmıştır.

 

Abdurrahim Karakoç’un şiirleri kendi yüreğine doğru yürümesiyle işittiği âşina seslerden ve sevdâ gergefinde doyumsuz bir aşkla dokuduğu ışıklı nağmelerden oluşan bir şehrâyindir. Karakoç’un şiirlerini okuduğumuzda sıkıntılarımız dağılır, gönlümüz coşar ve her bir mısraın oluşturduğu farklı bir rüzgârla yüreğimiz yelpâzelenir… Söylemek isteyip de dile getiremediğimiz duygular en güzel ve en etkili ifâdesini onun şiirlerinde bulur, öfkemiz ve sükutsuz isyanınız onun mısrâlarında dile gelir, dizelerdeki parıltılar rûhunuzu aydınlatır, ümîdinizi artırır ve heyecânınızı kıyâma durdurur…   

 

Abdurrahim Karakoç; “Bir Güzel Ülkü”ye âşık, “Anamızın ağzımızdaki ak sütü” olan güzel Türkçemiz gibi azîz vatanımıza, Türk ve İslâm Dünyası’na da yürekten sevdâlı bir gönül adamıdır. O aynı zamanda; O; “Evinin her penceresi Kıble’ye açılan bir büyük şâir”, “kendisini her saat musalla taşında yatarken seyreden bir gâzi-derviş” ve “Gül” aşkıyla yanıp tutuşan bilge bir alperendir. Fakat bunların hepsinin üstünde ve ötesinde ancak yüzyılda bir yetişen çok büyük bir şâirdir…   

 

Vefâtının 8. sene-i devriyesinde Üstad Abdurrahim Karakoç’u rahmet, hürmet, minnet ve hasretle yâd ediyor; en netâmeli dönemlerde bile gözünü daldan budaktan, sözünü aslâ dudaktan sakınmayan, zâlimler karşısında kalemini Zülfikâr gibi kullanan ve;


“İslâmlık Miraç’tır, Ülkü sancaktır
Bu mübarek yoldan dönen alçaktır.”

 

diye haykıran bu yiğit insanın rûhu için el-Fâtihâ diyorum…

 

Ve O’na atfettiğim bir şiirle hatm-i kelâm ediyorum:

 

YILLAR YAPRAK DÖKERKEN

 

            Abdurrahim Karakoç Ağabeyime

 

Mızrap hüzzamda gezer, ney efkâra dem tutar,

Ve hazan mevsiminde beni bir elem tutar...

 

Kıymeti bilinmeyen, nîmet olsa da zaman,

Hayâtın parmakları Mahşer’e kalem tutar...

 

Her nefeste mezara bir adım yaklaşırken,

Dizde derman tükenir, sevenler mâtem tutar...

 

Nefsine meyletse de bu dünyaya gelenler,

Kul, bütün günâhına Settâr’ı hakem tutar...

 

Yol vardır küfre giden her bir günah içinde,

“Sırât-ı Müstakim”de beni seccadem tutar...

 

Elest Meclisi’ndeki “Kâlû  Belâ” aşkına,

Hakk’ı tesbih ederken kirpiklerim nem tutar...

 

Bir türlü anlatamam yüreğimin sesini,

Ehl-i dil, “Allah!” diyen nabzımı her dem tutar...

 

            “Lâle”nin nusretiyle gönül müheyyâ olur,

Aşkın derûnundaki sırrı muhteşem tutar...

 

İlâhî sevdâ ile mayalansa kalbimiz,

Seherde yanakları “Gül” kokan şebnem tutar...

 

Yıllar yaprak dökerken GÜNEŞ zevâle döner,

Hakk yolunda yolcuyu yoldaki özlem tutar...

 

Bir ömrü yudumlayıp, Sen’den Sana gelirken,

İnş’Allah elimizden Resûl-i Ekrem tutar...

 

          Dr. Mehmet GÜNEŞ

 

 

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/4094/turk-siirinin-ve-idealizmin-son-efsanesi-abdurrahim-karakoc

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

03.07.2020 Dr. Mehmet Güneş’in kaleminden; “Gül’e Arz-ı Hâl” (1)
29.06.2020 Hamza Yerlikaya’ya Açık Mektup
17.06.2020 “Velî” Bir Türk Milliyetçisi: Dündar Taşer
15.06.2020 Güzel İcraatları Alkışlamak Vicdani Sorumluluğumuzdur, Kartal-Pençe Opr. Hayırlı Olsun
13.06.2020 Seçimle gelenlerin vatanı satma hakları mı var?
08.06.2020 Türk Şiiri'nin ve İdeâlizmin Son Efsânesi, 'Abdurrahim Karakoç'
06.06.2020 Lambadaki Alevi Üşüten Adam, Ruhun Şad Olsun
26.05.2020 20. Asrın “Çile” Harmanı Necip Fazıl’ı Anıyoruz
25.05.2020 Dr. Mehmet Güneş'in kaleminden 'Bayram Duası'
24.05.2020 Akit TV’den Ahmet Davutoğlu’na Salvolar…
15.05.2020 'En iyi' hatta 'İyi' olmanıza hiç gerek yoktur!...
14.05.2020 Türk Dil Bayramı ve Hançerlenen Türkçemiz
10.05.2020 Anneler Gününde Bir Kadının Hezeyanları!
10.05.2020 Dr. Mehmet Güneş’in Kaleminden: Annelerimiz
06.05.2020 Bu Günlerde Türkiye Nasıl Bir Sınav Veriyor?
03.05.2020 Dr. Mehmet Güneş'in kaleminden; 3 Mayıs 1944 Türkçülük Günü
30.04.2020 Kûtü'l- Amâre Zaferimizin 104. Yıldönümü Kutlu Olsun...
29.04.2020 Bu virüs, Korona’dan daha tehlikeli!
28.04.2020 Dr. Mehmet Güneş ve Makalesi; “Türk Kimdir, Türk Olmak Nedir?”
25.04.2020 Bir Büyük Âlim, Gerçek Bir Mütefekkir ve “Altın Beyinli” Bir Millî Mürşid
18.04.2020 Yaşat Ermeni’yi, Öldürsün Türk’ü
03.04.2020 “Biz bize yeteriz” mi, “Biz size yeteriz” mi olmalıydı?
25.03.2020 Şehadetinin 11'inci yılında, arkadaş seçtiklerini görsen ağlardın!...
19.03.2020 Yârdan geçilir, serden geçilir ancak Çanakkale’den geçilmez!
16.03.2020 “Ülkü Denen Nazlı Gelin”e Sevdâlı Bir Güzel İnsan: Hüseyin Aras
14.03.2020 Rütbesiz Bir Mareşal: Gâlip Erdem
13.03.2020 Bir efsaneyi anarken… O, başka korona virüslerle mücadele etti
23.02.2020 Ülkücü katili Büyükelçi atandı, ağlamak istiyorum!...
21.02.2020 Havada savaş kokusu var…
10.02.2020 Sen Kimsin ya… Derhal istifa et; Rumların, Amerika’nın yetiştirmesi…
31.01.2020 Gelecek Partisinin geleceği!...
31.12.2019 Muhsin Yazıcıoğlu’nun doğum günü birkaç güzel anı, birkaç satır yılbaşı…
30.11.2019 Bir Ülkü Çınarını daha yolcu ederken?
21.11.2019 Muhteşem iki Röportaj?
10.11.2019 81?nci Yılında Atatürk?ü Anarken Saldırılar?
13.10.2019 Aykırı seslerin değil, Dua ve Birliğin zamanı
19.09.2019 Diyarbakır?da Tiyatro?
12.09.2019 Kanla olgunlaştırılan Darbe: 12 Eylül
06.08.2019 Köprüler, otoyollar millete zulüm!...
17.07.2019 Ankara?nın gündemi: Yeni partiler ve erken seçim
14.07.2019 15 Temmuz, Öncesi ve Sonrası
09.07.2019 'İnsanı Düzeltmeden Yargıyı Düzeltemezmişiz' Gaflet?
01.07.2019 AKP ve ?Tek Adam Rejiminin? Sonu mu?
19.06.2019 Savaş Kapımızda, Orduyu Terhis mi Ediyorsunuz?
03.06.2019 Bayramlar Anlamını Yitirdi?
28.05.2019 Tayyip Erdoğan?ın Ülkesinde?
15.05.2019 Benim Tarafım Belli, Ya Siz Kimden Yanasınız?
07.05.2019 YSK ve Akıl Tutulması?
23.04.2019 Yeni Parti-Partiler yolda, AKP yolun sonu mu?
21.04.2019 Mansur Yavaş?a Açık Mektup?
07.04.2019 Zenginleşen belediye başkanı istemiyoruz!...
02.04.2019 31 Mart 2019 Yerel Seçimlerini kim kazandı?
26.03.2019 Muhsin Başkan?la ilgili çok ilginç bir anı
18.03.2019 Türkiye?de yeni bir partiye ihtiyaç var mıdır?
10.03.2019 'Varlık-yokluk kuyruğu? tartışmaları ve asıl sorun?'
04.03.2019 Ankara?nın kurtuluşu Mansur Yavaş
25.02.2019 Bu konuda Erdoğan haklı, ancak?
21.02.2019 Yurdun ozanı susturulursa, ezanı da susturulur?
15.02.2019 Kendini unutan adam Ozan Arif?
05.02.2019 "Evet, Türkiye?nin bir ?Beka Sorunu? var!...