Libya, Orta Doğu ve  Kuzey Afrika’da Süren ve Sürecek Olan Hesaplaşma

Eklenme Tarihi: 25.05.2020 16:32:39 - Güncellenme Tarihi: 10.07.2020 19:24:57

I.Kuzey Afrika;  her zaman Afrika alt-kıtası, Orta Doğu, Okyanus ve Akdeniz’in  keşişme alanı olmuştur. Bu bölge üzerinde etkili dinamiklere tarihi/güncel perspektiften bakıldığında şüphesiz   Avrupa, ABD  ve SSCB/Rusya  da eklenmelidir, aksi takdirde tarihi-sosyal ve medeni süreçler itibariyle tablo eksik kalacaktır.  Bunlar içinde bilhassa  Orta Doğu’nun  doğal  stratejik  uzantısı olması ise ülkemiz bakımından bölgeye özel bir önem kazandırır. Bütün bu  nedenlerle en başta  Orta Doğu’da yaşanan herhangi bir gelişmenin etki ve sonuçları  K.Afrika’da da kendini gösterir. Asırlar öncesinden  bugünlere kadar uzanan bölgesel/küresel hesaplaşmalar  da yine bu bölgede yansımalarını bulur. Örtüşen  bütün bu unsurların biraraya gelmesi Romalılardan yakın tarihe, bugünlere  kadar uzanan uzun zaman kesitinde bölgeyi savaşların, gerginliklerin üssü de yapmıştır.

İslam ve başta Osmanlı dönemi olmakla  farklı Türk yönetimlerinin sağladığı  huzur zamanları  dışında   Kuzey Afrika her zaman çeşitli güçlerin hedefinde oldu. Fransa ve  Almanya’dan  İngiltere  ve  İtalya’ya kadar  batılılar, ABD,  SSCB/Rusya, İsrail dahil Orta Doğu’nun çeşitli aktörleri. Bunların üzerine bir de batı sömürgeciliği, II.Dünya Savaşı sonrasının ideolojik kamplaşmaları, askeri, sosyalist veya batıcı akımlar, darbeler tecrübesi, sosyal-iktisadi-kalkınma sorunları, yönetim-halk ilişkilerindeki uçurumlar, şehir-kırsal kesim/kabile yapılarının uyuşmazlığı   vb. eklendiğinde  neden bilhassa 20.yüzyılda Kuzey Afrika’nın bir türlü ayağa kalkamadığının, istikrar ve huzur bölgesine dönüşemediğinin  çerçevesi  genel anlamda daha kolay anlaşılabilecektir.       

Ülkemizde Libya anıldığında, Osmanlı-İtalyan savaşının 1912’de Uşi anlaşmasıyla sona ermesinden sonra  Türk subayların yerli halkla birlikte sömürgecilere karşı yanyana savaşmaları, Şeyh Sunusi’nin Kurtuluş savaşı, Kaddafii’nin de Kıbrıs harekatı dönemindeki destekleri, Ömer Muhtar’ın İtalyan sömürgeciliğine karşı savaşı geniş çevrelerde hemen akla gelirse  ve  ayrıca yine son dönemde ilişkiler de önemli adımlar atılmış, açılımlar gerçekleştirilebilmişse de genelde Afrika’nın halen uzak bir kıta olduğu söylenebilir. En azından yakınlığımızın olması gerektiği ölçüde  olmadığı. Geçtiğimiz günlerde bir Libyalı yetkilinin “…ülkedeki siyasi istikrar için İngiltere’nin arabulucuğuna başvurulacağı, (Londra Kaddafi’nin düşürülmesinde muhalefete etkili bir askeri destek vermişti) zira bu ülkenin Libya gelişmeleriyle ilgili son derece donanımlı, birikimli  olduğu…” tarzındaki demeci  hatırlandığında bunun başka türlü ifadesi pek  mümkün olmuyor.  (Ülkemizde ise birileri bölgesel/uluslararası düzeyde araştırma kurumları, düşünce kuruluşları, enstitüler, üniversiteler kurmak ve desteklemek yerine  üniversiteleri, özgün düşünce merkezlerini, vakıfları kapatmak üzerine çalışıyor maalesef. Sonuçta da bilim yapabilme ortamına dair araştırmalarda dünyada çok altlarda olmamız, öncü aniversiteler arasında hiçbir Türk üniversitesinin, bilim merkezinin bulunmayışı  gibi bir ibretamiz bir durum kaçınılmaz olarak ortaya  çıkıyor)

Filhakika; bugünlerde basınımızda da epeyce yeralan ve genelde  “...Libya’da savaş sürüyor,Hafter güçleri saldırdı, geri çekildi..” vb. türünden haberlerin aslında gerçek önemi gelişmelerin yukarıda kısaca değindiğimiz tarihi zemine dayanıyor olmalarından kaynaklanıyor. Bir başka ifadeyle bugün Libya’da yaşananlar geçmişle ilişkisiz değil. Ülkenin geleceği de yine bugünle ilişkili olacak. 

II. Peki neler oluyor, hangi gelişmeler yaşanıyor bugün Libya’da. Arap Baharı dönemindeki dönüştürücü ancak o ölçüde de yıkıcı  değişimlerden nasibini alan ülkede 2011 yılından bu yana huzur,barış ve istikrar yok, karmaşa, değişen ittifaklar, iç savaş var. Bölgenin ve küresel sistemin birçok önemli aktörü de burada.  Sorunlu  2014 seçimleri akabinde iktidarın  parçalanması ve merkezi yönetimin teşkil edilememesi  sürecinde BM’nin arabuluculuğuyla Fas’ın  Suheyra şehrinde aralık-2015’de imzalanan  ve 3 üyeli  bir Başkanlık Konseyi tesisini, yürütmenin yeniden yapılandırılmasını, ulusal mutabakat hükümeti (UMH)  kurulmasını, bu hükümetin ülke güvenliğinden, terörle mücadeleden  sorumlu olmasını, Temsilciler Meclisi’nin de geçiş döneminde yasama organı olarak görev yapmasını   öngören   Libya Siyasi Anlaşması da bu sıkıntılı  tabloya bugüne kadar nihai çözümü getiremedi. Anlaşma Fransa, Mısır,BAE,RF,Yunanistan,Ürdün vb.  başta olmakla bugünkü kaosun sorumlusu birçok aktör tarafından tanınsa da bu devletlerin tamamı Libya gelişmelerini farklı kendi siyasi senaryoları üzerinden izleyen politikalara yöneldiler.

Bu nedenle; işin  esasını her ne kadar Siyasi Anlaşma’yı, hatta Trablus’daki meşru hükümet UMH’ni tanıdıklarını ilan ve kabul etseler de bu ülkelerin tamamına yakınının UMH’ne karşı iç savaşı sürdüren Hafter güçlerine  destek vermeleri, ciddi askeri yardımlarda bulunmaları teşkil ediyor.     

Serrac başkanlığındaki UMH’ne karşı savaş içindeki Hafter yıllardır ve farklı pozisyonlarda Libya siyasetinin önde gelen oyuncularından birisi.2014 seçimleri sonrası siyasi süreçte yeralarak aşırı güçlerin elinden kurtarma amacıyla yöneldiği Bingazi’yi Libya Milli Ordusu’yla birlikte  ele geçirdikten sonra bu kez anlaşmazlığa düştüğü UMH ve Trablus’a karşı da nisan 2019’dan itibaren savaşa girişti.  Libya’da UMH ve Hafter/LMO bölünmesine  ilaveten Temsilciler Meclisi de keza  ikiye ayrılmış olarak, bir bölümü UMH’nin, bir kısmı da Hafter’in yanında. Dolayısıyla bütün siyasi  taahhütlerine  karşın fiiliyatta  ülkenin meşru hükümeti UMH’ne karşı, savaş ağası olarak da tanımlanan  Hafter’i destekleyen  epeyce ülke  var.

Hafter geçmiş dönemde ülkede adım adım güç kazanırken bilhassa doğu ve güney’deki kabilelerden, ayrıca S.Arabistan güdümlü  medhali/selefi güçlerden aldığı  destek önemli oldu. Bingazi’yi ele geçirmesinde,  Trablus civarına  kadar etki ve denetim alanını genişletmesinde, eylül 2016’da stratejik limanların ele geçirilmesinde bu güçler  çok etkili ve belirleyici oldular.

Fransa, İtalya gibi eski sömürgeci ülkelerin açıkça isyancı Hafter’i desteklemelerinin ardında çeşitli nedenler varsa da bunlar içinde Türkiye’nin bölgedeki konumunu hazmedememenin belirleyici nedenlerden biri olduğu kanaatindeyiz. Hafter’in laik siyasi çizgisi keza  birçok Arap rejimi gibi batılılar bakımından da Hafter’e desteklerinin nedenleri arasında görülmelidir.

Yunanistan,GKRY ikilisinin ise Libya gelişmelerini ve Türkiye’nin bölgedeki  birtakım ülkelerle ilişkilerindeki sıkıntıları istismarla geniş bir karşı cephe kurma girişimlerinin ardı arkası kesilmiyor. Bu ülkelerin  Hafter yönetimiyle  karşılıklı  ziyaretlerle yeni ortaklık imkanlar araştırmaları, üyesi oldukları  AB’ni de keza zaman zaman devreye sokmaları bu politikalarında kullandıkları araçlardan bazıları.  Libya süreçlerine doğrudan ana aktör olarak müdahil olma yetenekleri bulunmasa da, bir anlamda güçlü ülkelerin ve AB’nin  arkasına da  saklanarak Türkiye ile neredeyse bütün alanlardaki sorunlarında  olduğu gibi Libya sürecinde de cepheleşme ve zemin kazanma stratejileri  izliyorlar.

Hafter’in baş destekçileri Mısır,BAE, S. Arabistan gibi ülkelerin de Türkiye’nin UMH’yle ittifakından, bölgede güçlenen etkisinden ve bu gücün  sadece Libya’da değil çok geniş bir coğrafyada yankı bulma   potansiyelinden rahatsızlıkları mevcut. Bunun temelinde de; mevcut ikili ilişkilerinin gerginlik içinde olması, ikili ve bölgesel düzlemde  Türkiye ile stratejik bir siyasi-diplomatik-askeri çatışma içinde bulunmaları da bu ülkelerin  Türkiye ve UMH’nin  karşı cephesinde yeralmalarının diğer bazı   nedenleri.

ABD ise bugüne kadar, bilhassa Trump yönetimyle birlikte  Libya konusunu daha çok bir Avrupa meselesi gibi  görmeyi tercih etti, BM sürecine önem verdi.  Ancak Mısır, BAE, Yunanistan ve İsrail  gibi ülkelerin ABD’nin gelişmelere bakışını etkilediği de söylenebilir.

Rusya ise Libya’daki  en dikkat çekici aktörlerin başında geliyor. Moskova’nın karmaşık Libya siyasetini  anlamak  içerdiği   unsurlardan  ötürü özel bir gayreti gerekli kılıyor.Dolayısıyla son günlerde Rusya’nın Hafter güçlerine  savaş uçakları gönderdiği bilgisini yine  bu görünüm içinde değerlendirmek gerekir.Rusya’nın Libya’ya bakışını;  Moskova’nın her zaman kazananın/kazananların  birinin yanında olma, tek odaklı stratejiler kurmama,  farklı senaryolara hazır bulunma, Kaddafi sonrasında gücünü yitirdiği Libya merkezli bölgede tekrar stratejik zemin kazanma ve   Trablus ve Bingazi arasında dengeli bir tutum izleme hedefleri  perspektifinden görmekte yarar olabilir. Bu dengenin bozulma riskini gördüğü durumlarda ise, örneğin BMGK’da LMO’nun feshine dair kararı veto etmesi gibi, tavrını belirginleştirebilmektedir. Hafter’e silah desteği, Bingazi yönetiminin likidite sorunlarına karşı  banknot vermesi, Rus özel güvenlik gücü  Wagner’in Hafter’e askeri yardımı gibi unsurlar Hafter’e bu  desteğinin bazı araçları olmaktadır. Hafter’e destek vermek suretiyle bunu Mısır, BAE gibi ülkelerle  ilişkilerini geliştirme aracına çevirme, LMO’nun denetimindeki bölgelerde doğal kaynaklarda imtiyaz kazanma keza Moskova’nın bu beklentileri arasındadır. Yine bu denge yaklaşımıyla zaman zaman meşruiyetini kaybettiğini ileri sürdüğü Trablus hükümetiyle de temaslarını kesmemektedir. Bu görünüm içinde Moskova’nın önceliği iç savaşın biran önce bitmesi değil Rusya’ya stratejik kazanımlar sağlayacak şekilde bitmesidir. Dolayısıyla RF için  bu şartlar sağlanıncaya kadar iç savaş sürebilir! Son olarak Hafter’e destek amacıyla Suriye’deki askeri üssünden bazı uçaklar sevketmesi de yine Libya’da dengelerin aniden Hafter aleyhine dönmemesi  amacına yönelik olabilir.      

Libya üzerinde etkili ülkelerin  krize çözüm için BM girişimlerine destek ve yardım taahhütlerine rağmen fiiliyatta yukarı bahsettiğimiz gibi, farklı siyasi  gündemlere sahip olmaları krize diplomatik çözüm arayışlarını imkansız kılıyor. Nitekim BM Libya Uzmanlar Paneli de çeşitli raporlarında BM’nin 2011 tarihli (1970 sayılı) silah ambargosu kararına rağmen taraflara askeri yardımda bulunan ülkeleri vurguluyor. Bu nedenlerle BMGS (önceki) Libya Özel Temsilcisi  Hasan Salame’nin 3 aşamalı siyasi çözüm girişimleri, Anayasa referandumu ve ardından Başkanlık ve Parlamento seçimlerinin gerçekleştirilmesi hedefleri de hep sonuçsuz kaldı. ÖT Salame’nin   Hafter’in saldırılarının çözümü sürecini engellediği ve Libya’ya diplomatik/askeri yabancı müdahalelerin  barışın ve çözümün yolunda en büyük engel teşkil ettiği yönündeki eleştirileri dikkat çekici oldu.  Diplomasi alanında son hamlelerden biri olarak ocak 2020’de gelişen  Moskova görüşmeleri-Berlin konferansı süreci de akamete uğradı, başarısız kaldı, herhangi bir nihai çözüm yolunun açamadı. Neticede en azından mevcut durum  itibariyle BM’nin  girişimleri ÖT Salame’nin geçtiğimiz ay ani istifasıyla birlikte de şimdilik gündemden düşmüş oluyor.

Ülke içinde ise son gelişmeler yeni bir sürecin başlayabileceğinin de ilk işaretlerini veriyor. Bunlar arasında, Hafter’in LSA’nı tanımadığını açıklaması  ve kendini ülkenin lideri  ilan etmesi, eski müttefiki Temsilciler Meclisi başkanı Saleh’le arasının bozulması, buna mukabil Saleh’in yeni bir siyasi girişimde bulunarak LSA esasında yürütme gücünün yeniden düzenlenmesini de içeren bazı öneriler getirmesi sayılabilir. Bu gelişmeler üzerine Trablus’daki UMH başbakanı Serrac’ın, parçalanmış durumdaki Temsilciler Meclisi’nin tamamını yanına çekebilmek amacıyla Hafter’i destekleyen  TM üyelerine bir çağrıda bulunarak Hafter’i terketmelerini ve Trablus’a katılmalarını istemesi de son dikkat çekici gelişmelerden biri. Güney’deki Vattiya askeri üssünün Trablus hükümetinin eline geçmesi ise son dönemde Hafter’e en büyük darbelerden biri oldu ve yeni sürecin kilit gelişmelerinden birini teşkil etti.

III.  Türkiye’nin Libya stratejisinin en kritik aşamalarını kasım-aralık 2019 döneminde imzalanarak onaylanan ve yürürlüğe giren deniz yetki alanlarının sınırlandırılması ve  UMH ile imzalanan güvenlik ve askeri işbirliği mutabakat muhtıraları  oluşturuyor. Ocak ayında Libya’ya asker gönderilmesine dair tezkerenin kabülü de bu sürecin  son adımı oldu. Yukarıda  kısaca bahsettiğimiz üzere, Türkiye’nin Trablus’daki UMH’nin arkasında durması Hafter’in son hücumlarını ve UMH’nin düşmesini engellediği gibi, ardından bazı bölgelerden çekilişi  sonucunu da getirdi.    

Bütün bu unsurlar biraraya geldiğinde  Libya’yı kısa vadede nasıl bir geleceğin bekleyebileceği sorusuna dair bazı gözlemlerde bulunabiliriz. Orta/uzun vade sözkonusu olduğunda ise adeta film senaryoları türünden değerlendirmeler mümkündür.     

-Libya, Suriye’nin daha küçük bir modeli olarak mevcut bölünmüşlük görünümünü bir müddet daha koruyacaktır. Sahada çok sayıda aktörün bulunduğu, Libya’nın bunların çatışma zeminine dönüştüğü, öte yandan BM girişimlerinin sonuçsuz kaldığı hatırlandığında kısa vadede nihai bir siyasi çözüm kolay olmayacaktır. Esasen bazı aktörler kendi stratejik çıkarları için de bunu tercih etmektedir.

Bununla birlikte, ülkenin geleceği eninde sonunda BM diplomasisi temelinde ve diğer bütün aktörlerce güçlü şekilde  desteklenecek bir anlaşmadan geçecek  ve bugünkü iç savaşın aktörleri de sahadaki kazanımlarına göre masada yeralacaklardır.

-Türkiye-Rusya ilişkilerinin, Libya ölçeğinde uzun soluklu bir bir işbirliği modeline dönüşmesinin ne ölçüde Libya halkının ve Türkiye’nin yararına olabileceği önemli bir sorudur. En başta bu modelin, Idlib’de sıkışıp kalmış   Suriye gelişmeleri sürecinde Türkiye’ye stratejik ve uzun vadeli düzeyde  ne sağladığı sorusu tartışmaya açıktır. En başta yanında Türkiye’yi de görerek batılıları bölgeden uzak tutmayı ve kendisine geniş bölgede  derinlik açmayı  etkin bir siyasi –askeri araç olarak benimsemiş Rusya’nın Libya gündemi ile Türkiye’nin öncelikleri farklıdır, bunlar kendilerini eninde sonunda gerek sahada gerek diplomasi masasında hissettirecektir.  Ayrıca kendi uzun vadeli çıkarları bakımından Rusya’nın, Türkiye’nin  Libya’da güç zemini kazanmasından pek memnun olduğunu söylemek de mümkün değildir.

–Bazı basın organlarındaki yorumlardan hareketle Hafter’in yakın zamanda sonunun geleceği türünden beklentilere de belirli bir ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Bu tür aktörlerin ansızın sahneden ayrılması için birçok siyasi-askeri faktör bulunur. Çeşitli bölge ülkeleriyle ilişkilerinin  ve   kendisinin ana  güç dayanaklarından birini teşkil eden ve bugüne kadar başarıyla kullandığı kabilelerle ilişkisinin nasıl evrileceği de Hafter ve LMO’nun Libya’daki geleceği bakımından  önemli olacaktır. Bunlar yerine gelmeden de bu aktörler- örneğin suikast,uçak kazası  vb. gibi normal olmayan şartlar dışında-güç kaybetseler bile varlıklarını bir süre daha korurlar. Tıpkı Rusya’da geçtiğimiz günlerde  bir düşünce kuruluşunda Esad aleyhine çıkan bir makaleden  Rusya’nın Esad’ı gözden çıkardığı sonucuna varılamayacağı gibi! Son dönemlerdeki çıkışlarıyla dikkat çeken TM başkanı A.Saleh’in Libya’da sahada  askeri güç zemininin bulunmayışı ise kendisinin ülkenin geleceğinde nasıl bir güç sahibi olacağını şüpheli kılmaktadır.Bu bakımdan Saleh’i, şansı da yaver giderse,  ancak ileride BM öncülüğündeki bir siyasi süreç içinde yeralabilecek aktör olarak görmekteyiz.

-Türkiye bakımından askeri boyut dışında ülkedeki konumu itibariyle insani-sosyal boyut da özel önem taşımaktadır. Zira nereden bakılırsa bakılsın Libya’nın bir bölümü-ağırlıklı olarak doğu ve güney kesimleri- Türkiye’nin ülkedeki mevcudiyetini sorgulamaktadır. Mesela Tarhuna kabileleri UMH’ni ve başbakan Serrac’ı  Türkiye ve Suriyelilerin kontrolünde yabancı bir hükümet olarak görmektedir. TM’nin Hafter’i destekleyen Tobruk grubu Türkiye aleyhine çeşitli kararlar alabilmekte ve ilan edebilmektedir.  Siyasi bir çözüm sonrasında bu tür bakışların ortadan kalkması  ve ülkenin bütününü kucaklayan bir Türkiye konumu Libya ile ilişkilerin geleceği, sağlığı ve uzun solukluluğu  bakımından çok hayati olacaktır.

-Nihayet Afrika’dan Orta Doğu’ya, Avrupa’dan Avrasya’ya kadar Libya ve Akdeniz denklemlerinde yeralan ve güçlü, belirleyici  faktör olma stratejisini benimsemiş geniş bir bloğa  karşı Türkiye+UMH cephesinin de güçlendirilmesi, genişletilmesi gereği açıktır.   

Herhalukarda çalışmamızın başlığı gibi, Libya’nın bugünkü durumu tarihsel zemini olan çatışmaların yaşandığı ve yaşanacağı  bir bölgedir.  Bu itibariyle normalleşmeyle birlikte çok geniş bir mücavir alan üzerinde de önemli sonuç ve yansımaları olacaktır.

                                                       *****

Son cümle olarak; Bütün ülkemiz insanlarının ve insanlığın mübarek Ramazan bayramını kutluyor, bugünkünden çok daha güzel günlerin mutlaka geleceğine inancımı yineliyorum. Yine bu vesileyle,   başta müslüman Türk halklar olmakla dünyanın çeşitli bölgelerinde baskılar, ağır şartlar, zulümler  altında yaşayan, varoluş mücadeleleri veren, fakirlikle, her alanda  az gelişmişlikle savaşan, köklü eğitim, sağlık, beslenme vb.sorunlarının altında ezilen bütün herkese bayramın dayanışma  ruhuyla selam ediyorum.

                                                      ******

Twitter: (Ümit YARDIM;@umityardim1961)

                      

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/4056/libya-orta-dogu-ve-kuzey-afrikada-suren-ve-surecek-olan-hesaplasma

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar