Belahmefe: Tsitsekun

Eklenme Tarihi: 21.05.2020 08:27:15 - Güncellenme Tarihi: 25.05.2020 08:12:59

Kanlı düzene karşı beraber ses yükseltelim mi ?

Kusurlu varlıklarız biz, insanlar olarak gırla eksikliğimiz var. Fizyolojik ihtiyaçlarını gidermesinin yanı sıra, insanın psikolojik sağlığını koruyabilmesi ve iç dünyasındaki dinginliğini sağlaması gerekiyor bu hayatı keyifle sürdürebilmesi için. Hoş bu dünyada keyfin tanımını nasıl yapacağımız, keyifli olma halinin sınırlarını nasıl çizeceğimiz de ayrı bir tartışma konusu bana sorarsanız. Kimine göre acı çekmediğimiz her an keyifliyiz, kimine göre zengin olduğumuz kadar keyifliyiz, kimine göre aşık olduğumuz kadar keyifliyiz. Genel geçer bir kıstastan söz edebilmek olanaksız lakin bana göre sevdiklerimiz güvendeyse, sağlığımız yerindeyse, müzik varsa, kitap varsa, hayal kurabiliyorsak ve başkalarının yardımına muhtaç olmayacak kadar da paramız varsa keyiflidir hayat. Hayal kurabilmeli insan, hayal olmadan keyif olur mu hiç ? Hayaller insanı yarınlarla kucaklaştıran paha biçilemez bir servettir, hayaller olmasaydı ve insanlar hayallerinin peşinden koşma cesaretini göstermeseydi bu kadar renkli olamazdık hiçbirimiz. Arkada sevdiğiniz bir şarkı çalarken gözünüzü gökyüzüne çevirip hayal kurmak kadar esrarlı bir aktivite daha var mı ? Benim hayatımda yok, müzik ve hayalin dansı hayatıma her zaman şölenler hediye ediyor. Bu zamana kadar zevklerime dair, kimliğime dair, geçmişime dair ve karakterime dair epey detay paylaştım bu köşeden. Çerkes olduğumu da ara sıra sıkıştırdım satırlarımın arasına dikkat ettiyseniz hatırlayacaksınız bunu. Etnik köken bakımından Türk değil, Çerkes’im hatta daha da detaylandıracak olursam Kuzey Kafkasya ırklarından Ubıh soyuna mensubum. Ben bir Türkiye Çerkesiyim ve bunula gurur duyuyorum. Bu vatanın bir parçası olmaktan, bu toplumun bir ferdi olmaktan memnuniyet duyuyorum. Lakin Çerkesler olarak Anadolu’ya gelişimizin perde arkasında dünya tarihinin gördüğü en büyük soykırımlardan biri var. Hayaller diye girdim ya söze, benim hayallerimde hiçbir bireyin, hiçbir toplumun, hiçbir halkın ölüme terk edilmemesi var. Benim hayallerimde annelerin kundaktaki bebekleriyle ölüme terk edilmemesi var, benim hayallerimde emperyalizmin yerle yeksan olması var. Dünyadaki kanlı düzeni değiştirecek kadar güçlü olmadığımıza inandığım gibi, bu düzene lanet ettiğimizi ve her zaman bu düzenin karşısında olacağımızı yüksek sesle dile getirmenin mühim olduğuna inanıyorum. Beraber ses yükseltelim mi o halde bu hafta ?

Çerkes Sürgünü değil Çerkes Soykırımı

Bugün 21 Mayıs, bugün yaklaşık 1,5 milyon günahsız insanın; tek suçu topraklarında özgürce yaşamayı hayal etmek olan 1,5 milyon günahsız Çerkesin topraklarından koparılışının yıl dönümü. Kara bir gün bugün, Karadeniz’in karanlığa boğulduğu kara bir gün bugün ! Evvela zihinlerde yer etmiş yanlış bir bilginin düzeltmesini yapmak isterim, Çerkes Soykırımı öyle bir gün içinde gerçekleşmedi, Rusya Çarlığı’nın neredeyse 100 senelik istilacı devlet politikasının neticesinde 5 bine yakın yerleşim yerinin dümdüz edilerek 2 milyona yakın insanın ölüme terk edilmesiyle gerçekleşti bu soykırım. İşte bu yüzden kimi tarihçiler gibi ben de bugünün Çerkes Sürgünü olarak anılmasından derin üzüntü duyuyorum; bu bir sürgün değil aleni bir soykırımdır hatta dünya tarihinin gördüğü en vahşi soykırımlardan biridir. Soykırımdan önce Çerkesya olarak adlandırılan ülke Rusya Çarlığı tarafından ilga edildi ve koskoca bir kültür mirasının hatırı sayılır bir bölümü de emperyalizmin avuçlarında un ufak edildi. Bugün uluslararası arenada bu konu gündeme geldiğinde süt dökmüş kedi kesilen Ruslar, soykırımdan sonra müthiş haz duyarak Çerkesya’da zafer naraları atarak kutlamalar yaptılar, cesetlere tecavüz ederken, cesetleri paramparça ederken şaraplarını memnuniyetle yudumladılar. Peki bunun sebebi neydi ? Rusya Çarlığı’nın yayılmacı politikasıydı, sebep Rusya Çarlığı’nın kendisine potansiyel tehdit olarak gördüğü hiçbir topluluğa tahammül edememesiydi. Sebep, Rus egemenlik sahası içinde kendi kültürünü koruyan, kendi dilini yücelten ve dünyayla kuvvetli ticari ilişkiler kuran, tarım, hayvancılık ve ticarette çağın şartlarına göre oldukça başarılı kabul edilebilecek ilerlemeleri kaydedebilmiş Çerkeslerin Karadeniz kıyısından dünyayla ilişkisini ilerletip hızla kalkınabilecek potansiyeli taşımasıydı. Çerkeslerin ve Kafkasya Halklarının bu potansiyelini ortadan kaldırabilmek için Ruslar, 1750’li yıllardan itibaren onlarla savaşmaya, kontrol edebildiklerini hakimiyet altına almaya başladılar. Rusya Çarlığı, Kafkas Halklarının yaşadığı köyleri bastı, hasatlarına el koydu, hayvanlarını öldürdü, paralarını çaldı hatta evlerini dahi yaktı. Kafkas Halkları bu muameleye karşı imkanlar yettiğince Rusya Çarlığı ile mücadele etti ve bu çatışmalar neredeyse 100 sene kadar sürdü. Takvimler 1856’yı gösterdiğinde dağlık bölgelere doğru ilerlemek zorunda kalan, etkinliği kısıtlanmış hatta sürgünleri başlamış Kafkas Halkları halen emperyalizmin karşısında direnmeye çalışıyordu. Kırım Savaşı’nda Çerkesya’nın stratejik öneminin artması neticesinde Çerkesya’nın ortadan kaldırılması gerektiği ve bunun hızlı bir biçimde yapılması gerektiği fikri Rusya Çarlığı’nın yetkili makamlarınca benimsenmişti. Bu fikrin yerleşmesiyle birlikte Rusya Çarlığı’nın önde gelenleri çözüm önerilerini sundular, insani yolları öneren çözüm önerileri yerine sürgün kararı kabul gördü. Bunun ardından yaklaşık 320 bin kişilik bir ordu oluşturuldu, Kafkasya Haklarına yaşadıkları bölgeleri terk edip Rusya Çarlığı’nın kendilerini yerleştireceği bölgelere göç etme veya dışarıya göç etme seçenekleri sunuldu. Rusya Çarlığı’nın Kuban dolaylarında Çerkesleri ölüme terk edeceği aşikardı ve bu yüzden de çoğu halk bu alçak dayatmaya karşı koymayı tercih etti. Etti ama 320 bin kişilik profesyonel bir ordunun karşısında cesur Kafkas Halkları, birkaç ay içinde Rusya Çarlığı’nın karanlık emellerine yenilerek 100 sene süren anavatan savaşını kaybetti.

Hayalime katılır mısınız ?

Savaşın neticelenmesinin hemen ardından Ruslar, en fazla 50 kişinin binebileceği takalara 400-500 Çerkesi bindirerek onları Karadeniz sularında ölümün kollarına bıraktı. Kafkasya bölgesinden takalara bindirilen 1,5 milyon Çerkes’ten sadece 1 milyonu sürgün edildikleri topraklara ulaşabildi. Yaklaşık 500 bin insan o yolculukta öldü, ölüp Karadeniz’in dibine gömüldü. Binlerce insan, binlerce bebek, binlerce çocuk, binlerce kadın, binlerce ihtiyar Karadeniz’in azgın sularında boğuldu ve balıklara yem oldu. Kıyılara senelerce kemik vurdu, ceset kalıntıları vurdu. Karadeniz’de ölüme mahkum edilen Çerkeslerin ölü bedenleri seneler boyunca Karadeniz kıyılarına vurdu, kuşlar cansız sakallardan ve kuru saçlardan kendilerine yuva yaptılar. Çerkes Soykırımı, belge ve ispatlarıyla birlikte insanlığın utanç vesilelerinden biri olarak tarihte apaçık ortada duruyor ama üzücüdür ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti de buna dahil olmak üzere dünyadaki devletlerin çoğu bu konuda sessiz kalmayı yeğliyor, Çerkes Soykırımını fazla da konuşmayı tercih etmiyor. Dünyada bu bahsettiğim süreci ve sonunda milyonlarca insanın katledildiği bu olaylar silsilesini soykırım olarak kabul eden kaç ülke var ? Bir ırkın kültürüyle birlikte dünya üzerinden silinme girişimini dünya neden konuşmaz ? Çakma soykırım tartışmaları kadar fantastik ve hayali olmadığı için mi irdelenmesi pek tercih edilmiyor acaba ? Sohbetlerde ahlak ve kültürleriyle kendilerinden söz ettirmeyi başaran Çerkeslerin, Anadolu’ya yerleşmesi bu hadiseler neticesinde gerçekleşti işte. Çerkes düğünleri, adetleri, ananeleri ardında hep bir acıyı taşır; Çerkeslerin bir tarafı hep buruktur ve hep soğuktur. Karadeniz’in dondurucu suları Çerkeslerin içinde bir yerde hep dolaşır, hiç çıkmaz damarlarından. Halen daha soykırımın 156.senesinde balık yemeyen ve balıklardan haz etmeyen milyonlarca Çerkes vardır biliyor musunuz ? Karadeniz’i görünce dayanamayan, Karadeniz’in adını duyunca bile eli ayağı birbirine dolanan milyonlarca Çerkes vardır biliyor musunuz ? Çerkesler Anadolu topraklarının mümtaz fertleri olarak artık bu yurdun evlatları, bu yurt için kan döktüler ve bu yurdun geleceği için şevkle çalışıyorlar. Lakin söylemeden geçemeyeceğim Çerkes kültürü unutulmaya bırakılamayacak kadar özeldir, Çerkes dili özeldir, Çerkes ananesi özeldir, Çerkeslerin hayata bakışı özeldir hakikaten. Tam da bu yüzden bu kültüre sahip çıkmak, bu kültürün yaşamasını sağlamak ve bu kültürün gelecek nesillere aktarılmasını sağlamak da yine biz Çerkeslerin görevidir. Bu acıları asla unutmayacağız, yurdumuza Anadolu’muza sahip çıkacağız ve bu toplumun aydınlanması için çalışırken öz kültürümüzü yaşamayı, yaşatmayı ve Çerkesliği gelecek nesillere aktarmayı da hiç ihmal etmeyeceğiz.

Hayaller diye girmiştik ya söze, benim hayalimde hep barış var. Benim hayalimde despot yöneticilerin kinden beslenen yıkılasıca iktidarları yok. Benim hayalimde kendi ideal insan modelini tüm bireylere zorla dayatmaya çalışan ve bu dayatmayı başarıya ulaştırmak için gerekirse katliama başvurabilecek baskıcı tiranlara yer yok. Benim hayalimde türlü bahanelerin kisvesi altında kandan beslenen düzenin gölgesine dahi yer yok. İnsanları koşulsuz şartsız seven, tüm halkların ve tüm renklerin harmonisine hasret; doğayla barışık bir hayal benimkisi. İnsanların sarıldığı, insanların hırstan çılgına dönmediği ve paylaşmayı bildiği bir hayal benimkisi.

Tsitsekunun 156.senesinde atalarımı rahmetle yad edip, insanlık tarihinin bir daha asla böyle bir olaya şahitlik etmemesini dilerken sizi de davet ediyorum hayalime katılmaya.

Hayalime katılır mısınız ?

Hayalimin maviliğine biraz pembe katar mısınız ?

Tutar mısınız hayalimin ellerinden ?

Tutunuz, tutunuz lütfen çünkü kanadı kırık kuş merhamet ister.

İster, hep ister…

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/4045/belahmefe-tsitsekun

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

21.05.2020 Belahmefe: Tsitsekun
15.05.2020 Arın’a...
13.05.2020 Arınma Gecesi: Rüyadaki Darbe
06.05.2020 Yaratık Kim?
29.04.2020 Ya Gençler?
22.04.2020 Paralel Olmak
15.04.2020 Yan yana, kol kola, göz göze, el ele, diz dize
08.04.2020 Doğum sancısı
01.04.2020 Uzlaşı İttifakı
25.03.2020 Corona hakkında bir ikaz ve bir söyleşiye dair kelam
18.03.2020 Coronaya Günleri
11.03.2020 ABD Postası
04.03.2020 Bu mudur?
29.02.2020 Bundan İyisi Şam’da Kayısı !
26.02.2020 Kalbi Ağrıtan Devir
19.02.2020 İyi gidiyor mu?
14.02.2020 Sevgililer Günü Şiiri
12.02.2020 Gereğini Yapın Ziya Hocam!
05.02.2020 Şov Devam Etmeli
29.01.2020 Yeni Partiler ve Yeni Yaklaşımlar
26.01.2020 Evet, Siyaset Konuşacağız
20.01.2020 Aydın, Kültür ve Toplumsal İlerleme
13.01.2020 Yeni Türkiye’ye İnsan Gerçekten Hayret Ediyor
06.01.2020 Yeni Türkiye'de İnsanlar Ölüyor
30.12.2019 Gerçek Bir Beka Meselesi: Kanal İstanbul
23.12.2019 El Bombası
14.12.2019 Gelecek Partisi
31.10.2019 Cumhuriyetin Yaş Günü Nasıl Kutlanır?
24.10.2019 Halen Kavrayamadık
05.09.2019 ABD'de 2020 Yarı?ı ve Demokratlarda Ön Seçim Seyri
27.08.2019 Ölen Kadınların Öyküsü
20.08.2019 Kara Sevda
12.08.2019 Bayram ve Davet
05.08.2019 Daha İyileri Olmak Zorunda!
24.07.2019 Reva mıdır?
16.07.2019 15 Temmuz ve Samimiyet
10.07.2019 Akıllara Mıh Gibi Çakılsın
03.07.2019 Vakit Değişim Vaktidir
25.06.2019 23 Haziran ve Akp?de Başlayan Kritik Süreç
07.06.2019 Önce Düğüm Atmayı Öğrenelim
10.05.2019 Sandık Darbesi: 6 Mayıs 2019 YSK Kararları
02.05.2019 Şimdi Ne Yapmalı ?