Dilimizi Kaybediyoruz!

Eklenme Tarihi: 13.05.2020 18:53:15 - Güncellenme Tarihi: 31.05.2020 07:00:28

İnsan kalabalıklarını "millet" yapan ve "millet olma şuuru"nu besleyen kıymetlerin başında "kültür" "toprak", ve "ülkü birliği" gelmektedir. 

Kültür; bir topluluğu millet yapan din, dil, töre ve maddi kıymetlerdir. Kültür, bir toplumda kurumlaşır, dünya milletleri arasında kabul görürse "medeniyet"ler doğar. 

Toprak; uğruna herşeyden aziz olan canlar feda edilmişse "vatan" olur. 

Ülkü birliği ise, kader birliğidir. Kader birliği etmiş, iyi günde, kötü günde, neşede ve kederde birlikte olan insanlardan oluşan bir topluluk, sıradan bir topluluk değil, bir "millet"tir.   

Dil birliği, millet olmanın en önemli göstergelerinden biridir. İnsanlar ancak kelimelerle düşünürler; "dil" aracılığıyla konuşup, anlaşabilirler, bir birlik oluşturabilirler.  

Dil, "lafzı ve ruhu"yla hayat bulur, yaşar. Lafız, dilin "kelimeler"i, ruhu ise "millet aidiyeti"dir. Aidiyetten, milletin kıymetlerinden uzak bir dil, ruhunu kaybeder, yabancı dillerin istilasına uğrar.  

Bir dil, kelimeleriyle cümle yapısıyla, güzel ve özlü sözleriyle, atasözü ve nihayet şiiri, romanı, hikayesiyle canlılığını devam ettirebilir; şairi, yazarı, hikayecisi ve romancısıyla ayakta durur, gelişir. İnsanlar dil ile düşünür, kelimelerle konuşurlar. Dil, arıduru, berrak olmadıkça, sağlıklı düşünce üretmek, eser vermek mümkün  değildir.  

Ünlü Çin filozofu Konfüçyus'a; "Bir ülkeyi idare etmeye çağrılsaydınız, yapacağınız ilk iş ne olurdu?" diye sormuşlar. Konfüçyus, şöyle cevap vermiş: "İşe önce dili düzeltmekle başlardım. Çünkü dil bozulursa, kelimeler düşünceyi anlatamaz. Düşünceler iyi anlatılamazsa, yapılması gereken işler yapılamaz. Görevler gereği gibi yapılamazsa, töre ve düzen bozulur. Töre ve düzen bozulursa, adalet yanlış yola sapar. Adalet yoldan çıkarsa, şaşkınlık içine düşen halk, ne yapacağını, işin nereye varacağını bilemez. Bunun içindir ki, hiçbir şey dil kadar önemli değildir ". 

Bugün şehirlerimizle, vakıflarımızla, gençlerimizle birlikte, dilimizi de kaybediyoruz. Toplumumuz, yarınlarımızın teminatı olan gençlerimiz, yüzelli-ikiyüz kelimeye mahkum edilmektedir. Dilimiz, yabancı kelimelerin işgali altındadır. Sadece büyükşehirlerimizde değil, en küçük kasabamızda bile bunun çok sayıda örneği görülebilir. Hatta daha ileri gidilerek iddia edilebilir ki, sadece işyerlerinin tabelalarına bakmak bile yeterli olabilir.  

Televizyonlar, radyolar, gazete ve dergiler ne kadar yazık ki bu konuda gereken itinayı göstermek bir tarafa, dilimizi bozucu, daraltıcı ve yabancılaştırıcı bir rol oynamaktadır. Ancak, dildeki bozulma ve kirlenme sadece radyolar ve televizyonlarla sınırlı kalmamakta, bizzat iktidarlar eliyle de yürütülmektedir; " yabancı dilde eğitim" yapılmaktadır.  

Yabancı dilde eğitim, bilinenin aksine yalnızca Türkçe konuşmaya değil, Türkçe düşünmeye bile engel olmaktadır. Diğer ülkelerle, milletlerle ilişkilerimizin devam ettirilebilmesi, bilim ve teknoloji alanındaki yeniliklerin takip edilmesi ve benzeri amaçlarla yabancı dil öğrenilmelidir. Ancak bu hiçbir zaman yabancı dilde eğitime dönüşmemelidir.  

Biz, Nihat Sami Banarlı'nın dediği gibi "Bir taraftan Tuna boylarından ses almış, öte yanda Afrika ülkelerine yayılmış, Kafkas dağlarından, Nil suyunun akışından Türkçe'ye sesler getirmişiz ".  

Yaşanmış muhkem bir mazimiz, yaşanmamış muhayyel bir geleceğimiz var. Biz bu toprakları dilimizle fethettik. Yesevi, Mevlana, Yunus, Hacı Bektaş önce "dile geldi", bu dil nice nasihat oldu, merhamete dönüştü. Bu dil nice kahramana şevk verdi, mertlik oldu. Hazık bir hekimin dilinde gözlere nur, gönüllere sürur oldu. Nice buyruk oldu, hakanların dudaklarında emir, ferman oldu, ülkeler fethetti. Nice ninniler oldu, anaların ağzında; bebeler dinledi, büyüdü, Mehmet oldu. " Bir ahhh ile bu alemi viran etti" ve nihayet beşer ruhu üzerinde bir salatanat tesis etti.

Türkçe'de çok hızlı bir değişim gözlenmektedir. Bunun temel sebeplerinden biri, nüfusumuzun çok genç bir yapıya sahip oluşudur. Genç insanlar, sürekli olarak hareket halindedir, her alandaki tüketimi yüksek miktardadır. Ulaşım ve haberleşme imkanlarının gelişmiş olması, toplumumuzun dış etkilere açık olması da dildeki bu değişimi hızlandırmaktadır.  

Dil değişip, gelişmez mi? Dil, elbette değişip gelişecektir. Ancak, önemli olan dilin kurallarına göre değişmesi ve gelişmesidir. Türk dili, matematik gibi belirli kuralları olan bir dildir. Türkçe, " zengin anlatımlı" bir dildir. Bu zenginlik, tek tek kelime yapılarından, kelime öbeklerinden ileri gelmektedir. Kelimelerin kökü, eki, çekimi belirli kurallara bağlıdır. Cümlenin kuruluşu bir düzen içinde olur. Özne-fiil ilişkisi, zarf, edat, sıfat ve zamirin cümle yapısı içindeki yeri bellidir. Bu sebeple yeni kelime üretilmesi ve kelime türetilmesi bu kurallar dikkate alınarak yapılmalıdır.  

Ancak herşeye rağmen, yabancı kelimelerin karşılıklarının bulunması, yeni kelime üretilmesi ve kelimelerin türetilmesi tek merkezden yürütülmelidir. Bu konuda tek yetkili idare, Türk Dil Kurumu olmalıdır. Türk Dil Kurumu'nun yaptığı iş kadar, tarihi mirası ve hatırası da bizim için kıymetlidir. Kurum'un yapacağı işler büyük, yükü ağırdır. Dil Kurumu, her açıdan güçlendirilmeli, çalışmalarının kamuoyuna ulaştırılması, topluma mal edilebilmesi için gayret sarfedilmelidir. Ancak Kurum da çalışmalarında milletimizin hassasiyetlerini paylaşmalıdır. Unutulmamalıdır ki, bugün Kurum'a yönelik yapılan eleştirilerin başında, özellikle yabancı kelimelere karşılık olarak bulunan kelimelerin, " toplum tarafından kabul edilmemesi" gelmektedir.     

Paris'e gittiğinizde, yüksek kubbeli, taşla inşa edilmiş gösterişli bir binayı biraz yüksekçe her yerden görebilirsiniz. Mimarisiyle de dikkat çeken bu bina ˝Fransız Dil Kurumu˝dur. Bu gösterişli binada çalışmalarını yürüten Fransız Dil Kurumu, her yıl Fransız sözlüğüne girecek yeni kelimeleri tespit eder ve sözlüğe sadece o kelimeler girebilir. Fransızların kendi dilleri için gösterdiği bu dikkat ve kıymete Türk dili de fazlasıyla layıktır.

Dil'de meydana gelebilecek bir bozulma ve yabancılaşma, öncelikle kültürümüzü miras olarak devralacak nesle faydalı olmayacaktır: Dualar, beddualar, mevlitler, alkış ve kargışlar, ninniler, türküler, toylar, baraklar, bozlaklar, ağıtlar, sanat musikisi şaheserleri … hakkıyla analşılamayacaktır.   

 Fuat Köprülü, "Türk tarihinin bütün eserleri terazinin bir kefesine, Dede Korkut hikayeleri diğer kefesine konulsa, Dede Korkut hikayeleri yine ağır gelir" demiştir.  

Bugüne kadar kaç Dede Korkut hikayesi okuduk? 

Bugün kaç gencimiz, "Dua dua, eller karıncalanmış, Yıldızlar avuçta gök parçalanmış" tasavvurunun bilincinde olarak dua ediyor. 

Kaç genç annemiz, bebeğine en güzel ninnileri söylüyor? Hangi genç annemize, annesinden kaç ninni miras kalmıştır? 

Kaçımız, hangi ağıtı dinleyerek ağlayabiliyoruz?

Kim, hangi tatyanı dinleyerek maziyi yad ediyor, bozlakla hüzünleniyor?  

Hangimiz bir Türk musikisi şaheserinin beste ve güftesini merak ediyoruz, nağmesine kulak veriyoruz?

Kaç destan okunuyor, kaç hikaye, kaç masal yazılıyor?

Kaç mani biliyoruz? 

En son ne zaman bir Ortaoyunu okuduk veya bir Hacivat-Karagöz oyunundaki toplumun gerçeklerini düşündük? 

Bunların hepsi ancak "dil" ile mümkündür. Külütür, dil ile anlatılır, aktarılır; dil sizi hüzünlendirir, ağlatır, düşündürür veya güldürür. Dilinizi sevmiyorsanız, dilinize hakim değilseniz, yapacak hiçbir şey yoktur: Çünkü sizi hiçbirşey hüzünlendiremez, ağlatamaz, güldüremez … ve hiçbirşey sizi düşünmeye sevkedemez. Düşünmeyen fertlerden oluşan bir toplumun iradesinden bahsetmek mümkün değildir. Sağlıklı düşünemeyen insan ve toplumlar " yönetemez", "yönetilmek" onlar için mukadder olur.  

Dilinize hakim olduğunuz ölçüde hayatınızdan haz alırsınız. Neşet Ertaş, "İki büyük nimetim var/ Biri anam, biri yarim/ İkisine de hürmetim var/ Biri var etti beni, biri yar etti beni/ Ana deyip de geçilmez/ O yar anadan seçilmez/ İki büyük nimetim var/ Biri anam biri yarim " diyor. Dilinize hakim değilseniz, bu kadar güzel bir türküyü nasıl söyleyebilirsiniz? 

Hayatın gerçeklerini "Geçme namert köprüsünden, ko apartsın su seni/ Yatma tilki gölgesinde, ko yesin aslan seni " manisinden daha özlü bir şekilde nasıl ifade edebilirsiniz?  

"Mert dayanır, namert kaçar; meydan gümbür, gümbürlenir/ Şahlar şahı divan açar, divan gümbür, gümbürlenir/ Ok atılır kal'asından, hak saklasın belasından/ Köroğlu'nun narasından, her yan gümbür, gümbürlenir " diyen Köroğlu'yu nasıl duyabilirsiniz?  

"Değirmende doğan fare, gök gürültüsünden korkmaz" uyarısını yapan bu atasözünün güzelliğine bakar mısınız, manasını lütfen bir an olsun düşünür müsünüz? Dilinin inceliklerini bilmeyen bir ferdin, bir toplumun, bu güzellikleri ortaya çıkarması mümkün müdür?  

Bütün bu kıymetler dil ile yaşar, dil ile hayatiyetini devam ettirir. Türk dili, dünyanın en eski ve en yaygın beş dilinden biridir. Üçyüzelli milyonu aşkın insan, Türk dilinin çeşitli kollarını konuşmaktadır. Ancak bugün Türk boyları arasında bir dil birliğinden bahsetmek henüz mümkün değildir. " Dil'de, Fikir'de, İş'de Birlik" şiarıyla dil birliğinin önemi üzerinde duran ve hayatını bu işe vakfeden Üstad-ı Ekrem İsmail Gaspıralı'yı rahmet ve minnetle yad ediyoruz. Biliyoruz ki, dil'de birlik olmadan fikirde de, iş'te de birlik olmaz; birlik olmayan yerde dirlik olmaz!

Çeşitli Türk boyları arasında, muhtelif sebeplerle ve tamamen yapay olarak üretilmiş olan farklılıklar ortadan kaldırılarak, dil birliği sağlanmalıdır. Bilinmelidir ki, "Özbek, Türkmen, Uygur, Tatar, Azer bir boydur; Karakalpak, Kırgız, Kazak  bunlar bir soydur ... Özbekistan, Türkmenistan diye kurmuşlar, Anayurdum Türkistan'ı bölüp koymuşlar ".   
 

Kültürel kıymetlerimiz, dış kaynaklı etkilere açıktır. Bu etkiler, çoğu zaman temas ettiği kıymetlerimizi bozucu ve hatta yıkıcı bir niteliğe sahiptir. Bir zamanlar at koşturduğumuz topraklardaki hanlar, hamamlar, köprüler, kervansaraylar … acımasızca yok edilmektedir. Bir numune olarak belirtmek gerekir ki, yakın zamanda Suudi hükümeti, aldığı bir kararla Ecyad Kalesi'ni yıktırmıştır. Diline sahip çıkmayan bir milletin, Ecyad Kalesi'ne sahip çıkması mümkün müdür? Hayır değildir, sahip çıkamamıştır zaten.  

Napolyon, "Fransa'nın sınırları, Fransızca'nın konuşulduğu yerlerdir" diyecek kadar ileri gitmiştir. Dil ile bir ülkenin sınırlarını eş tutan bir anlayış, hadisenin ne kadar ciddi olduğunun farkındadır.   

Türk dilinin korunması için kanun çıkarılmalıdır. Fransa, Napolyon'dan yaklaşık bir asır sonra, Fransız dilinin korunması için kanun çıkarmıştır. Niyetleri pek şüpheli bir kısım mihraklar, " Dil, kanunla korunur mu?" diyeceklerdir. Evet, dil kanunla korunur, korunmalıdır. Ancak bu yapılırken de hiçbir zaman aşırılıklara başvurulmamalıdır. Dilimize yabancı kelimeleri sokmamak kadar, mevcut kelimelerin " öztürkçeleştirilmesi" adı altında aşırılıklara meydan verilmemesi de önemlidir. 

Hayattan kopuk bir "kelime uydurma" hareketi başarılı olamaz. Bu yöndeki çabalara "Öztürkçeleştirme hareketi" demiyoruz, doğrudan "uydurma hareketi" diyoruz. Bilinmelidir ki, halktan kopuk, halkın dilinden, töresinden, geleneğinden uzak, halk irfanında karşılık bulmayan hiçbir icraat başarılı olamaz. Sırça köşklerde, zümrüt tahtlarda ahkam keserek dil sadeleştirilemez.  

Bir Kaşgarlı Mahmud çıkmalıdır. Bütün Oğuz boyları arasında konuşulan Türkçe üzerinde çalışmalıdır; Divanü Lügat-it Türk'ü derlemelidir.  

Bir Âşık Paşa çıkmalıdır, "Türk diline kimsene bakmaz idi/ Türklere hergiz gönül akmaz idi " demeli ve Garib-Nâme'yi yazmalıdır.  

 "Bu günden sonra, dîvanda, dergâhta, bârgâhta, mecliste, meydanda Türkçe'den başka dil konuşulmaya" diyen Karamanoğlu Mehmet Bey gibi bir "devletlu" zuhur etmeli, bütün Türk yurduna emir ferman salmalıdır.  

"Türkçe benim ses bayrağımdır" diyen Fazıl Hüsnü Dağlarca çıkmalı, yine dilini bayraklaştırmalıdır. 

Yahya Kemal yeniden doğmalı, "Bu dil, ağzımda annemin sütüdür" demeli, Cemil Meriç "Kamus, namustur" düsturunu yeniden koymalıdır.

"Kelimelerin serdarı" Süleyman Nazif,  Türk dilinin kıymetlerinden vazgeçmeyen Tarık Buğra yeniden yazmalı,   

Dilimizin büyük sevdalısı Ziyaeddin Fahri Fındıklıoğlu, Fransızca'dan Türçemiz'e bulaşan "-sel" ve "-sal" ekleri için, "Türkçemizi "-sal"a bindirdiler "-sel"e verdiler! " diye hayıflanmalıdır.  
 

Toplumumuza dayatılan uydurukçayı reddederek "Kurbağa dili " diyen Necip Fazıl şiir yazmalıdır. 

Osman Yüksel Serdengeçti'ye yeniden ruh üflenmeli, "Mabedsiz şehirlerde" "bir nesli nasıl mahvettiler" diye sormalıdır. "Akdeniz hilalindir" diye üç kıta, yedi iklime ilan etmeli, bizi yeniden heyecanlandırmalıdır.

Yavuz Bülent Bakiler  "Muharebe meydanlarında kazandıklarımızı, yabancı dille eğitim yapan okullarda kaybetmemeliyiz" diye yeniden haykırmalıdır.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/4014/dilimizi-kaybediyoruz

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

25.05.2020 Millet Ne İstiyor?
16.05.2020 Seçilen mi, Kayyım mı?
15.05.2020 Geçmiş Geleceğimizi Esir Almamalı
13.05.2020 Dilimizi Kaybediyoruz!
10.05.2020 Nereye Gidiyoruz?
01.05.2020 Ortak Akla Dönme Zamanı
28.04.2020 Diyanet İşleri ve Ankara Barosu Üzerinden Yapılan Tartışmaya Dair
25.04.2020 Felaketler Üzerinden Siyaset Olmaz
20.04.2020 Yardımları Engellemek
03.04.2020 Devlet İçinde Devlet Olanlar Kim?
24.03.2020 FETÖ ile Korkutmak
20.03.2020 Korona'dan Önce ve Sonra
03.03.2020 Şehitler Tepesi
03.02.2020 Gelin Şu Hastalıktan Vazgeçin
10.01.2020 Bir Kitap Bir Yazar
22.12.2019 Her Yeni Hareket Yeni Bir Umuttur
23.11.2019 Saraydaki CHP'li
15.11.2019 Dersim'i Doğru Okumak
07.11.2019 Türkiye Cumhuriyeti Şirket Değil, Devlettir
20.10.2019 Rasyonel Siyaset, Diplomatik Dil
05.10.2019 Suni Gündemlerle Oyalanmak
05.10.2019 Suni Gündemlerle Oyalanmak
17.09.2019 Siyasetimiz!
15.09.2019 Yeni Sosyolojiye Yeni Siyaset
09.09.2019 Konuşmak mı Susmak mı, İşte Bütün Mesele
02.09.2019 Cami ve Siyaset
17.08.2019 Vefa Kimedir?
13.08.2019 Millet Olmak ve Adalet
21.07.2019 Yazıcıoğlu Niçin Öldürüldü?
04.07.2019 Toplumun Gerisinde Kalmak
24.06.2019 Kutuplaştırıcı Siyasete Tepki İmamoğlu'nda Somutlaştı
20.06.2019 Fanilik Şuuru
12.06.2019 Dost Acı Söyler Çünkü Doğruyu Söyler
26.05.2019 Bir Dev Eser; Ortadoğunun Cahşları
23.05.2019 Dünya Değişirken, Değişime Direnmek
19.05.2019 İslam'da Yöneten Yönetilen İlişkisi
14.05.2019 Ramazan ve Nefis Muhasebesi
09.05.2019 Kaybettik?
05.05.2019 Her Eleştiri Zararlı mı?
27.04.2019 Eleştiri Düşmanlık Değildir
22.04.2019 Saldırı Demokrasiyedir
14.04.2019 İstanbul'un maliyeti
05.04.2019 Kaybedecek vakit yok
28.03.2019 Adalet istiyorsan adil ol!
22.03.2019 Siyasetin üslup sorunu
21.02.2019 Cizre'den ve Cizre Spor'dan ben özür diliyorum
13.02.2019 Asıl felaket budur!
21.01.2019 Bağımsız bir yargı için kuvvetler ayrılığı şarttır
15.01.2019 Dost acı söyler
31.05.2018 Gerçek oruç tutalım o oruç bizi değiştirsin!
24.04.2018 Cumhuriyet?in Şehir ve Mimarî Tefrikası-4
23.04.2018 Cumhuriyet?in Şehir ve Mimarî Tefrikası-3
22.04.2018 Cumhuriyet?in Şehir ve Mimarî Tefrikası-2
21.04.2018 Cumhuriyet?in Şehir ve Mimarî Tefrikası
25.03.2018 Muhsin Yazıcıoğlu?nu rahmetle anıyoruz?
13.03.2018 HDP kime hizmet ediyor
16.02.2018 Afrin ve Alçı
27.01.2018 Önce Afrin, sonra da...
16.01.2018 SEYYİD AHMET ARVASİ
31.12.2017 TÜRKİYE GÜÇLÜ OLURSA İSLAM DÜNYASI GÜÇLÜ OLUR.
17.12.2017 DÜN DE BUGÜN DE EN BÜYÜK SORUN, TERÖR VE BÖLÜCÜLÜKTÜR -BAYDEMİR GİBİLER İYİ ANLASINLAR-
03.12.2017 HOŞGÖRÜ KÜLTÜRÜ
26.11.2017 DERSİM'İ DOĞRU OKUMAK
19.11.2017 ATATÜRK TARTIŞMALARI
12.11.2017 BÖLGE HALKI PKK'YA KIRMIZI KART GÖSTERMELİ
06.11.2017 CUMHURİYET
22.10.2017 KÜRT SORUNUNA ÜLKÜCÜ BAKIŞI
15.10.2017 KATALONYA DERSİ
08.10.2017 İNSAN OLMAK YA DA TERBİYE DE İLK ADIM
24.09.2017 ÖLÜYE SAYGISIZLIK
12.09.2017 12 EYLÜL, DARBELER NEYİ ÖĞRETİR?
03.09.2017 MALAZGİRT
20.08.2017 EREN BÜLBÜL ve PKK
13.08.2017 BATI TRAKYA MÜSLÜMAN TÜRK AZINLIĞIN UNUTULMAZ LİDERİ
07.08.2017 PARANOYA
23.07.2017 CEMAATLEŞME Mİ, ULUSLAŞMA MI?
15.07.2017 15 TEMMUZDAN DERS ALMAK
11.07.2017 CUMHURBAŞKANI'NIN KARARLILIĞI VE TERÖR
02.07.2017 GERÇEK GÜÇ BİLGİYE SAHİP OLMAKTIR
24.06.2017 KILIÇDAROĞLU'NUN ŞOVU
16.06.2017 AYBÜKE YALÇIN ÖĞRETMEN'İM ÖLMEZLİĞE KAVUŞTU
07.06.2017 DAHA ÇOK DEMOKRASİ DAHA ÇOK BİRLİK DEMEKTİR
30.05.2017 BİR BÜYÜK ALPEREN: AHMET ER
28.05.2017 GERÇEK ORUÇ TUTALIM O ORUÇ BİZİ DEĞİŞTİRSİN!
20.05.2017 KONGREYE DOĞRU...
15.05.2017 CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN ABD'YE GİDERKEN: BATI'NIN MÜDAHALESİ OLMASAYDI DAEŞ DE, YPG DE OLMAZDI!
03.05.2017 PKK'NIN YENİ ÜSSÜ
22.04.2017 DÜNÜN SİYASETİ NİÇİN KAYBETTİ,BUGÜN NE YAPILMALI?
19.04.2017 Yerli, Millî, Sivil ve Demokratik Bir Hükûmet Modeli: Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi
18.04.2017 REFERANDUM SONUÇLARI NASIL OKUNMALI?
08.04.2017 AİHS'DEN KOPMAK BİZİ NEREYE GÖTÜRÜR?
31.03.2017 SİYASETİ DİNİ ALANA TAŞIMAK
23.03.2017 YENİ BİR AHLAK SIÇRAMASI
15.03.2017 DOSTLARI ÇOĞALTMAK
07.03.2017 TERÖR MÜCADELESİNİN BİR BAŞKA YÖNÜ
28.02.2017 28 Şubat?ın Ardından...
20.02.2017 İÇ SAVAŞ ÇIĞIRTKANLIĞI
06.02.2017 ÖNCE ADALET
29.01.2017 SURİYE'DE YENİ DÖNEM
20.01.2017 MİLLETE YASLANAN KAZANIR
11.01.2017 RECEP TAYYİP ERDOĞAN-H.NİHAL ATSIZ
08.01.2017 RUSYA İLE AYNI SAFTA OLMAK
01.01.2017 Suriye İçin Politika Değişikliği Şart
21.12.2016 BİR OLMA VAKTİ
13.12.2016 DEVLETİ SAHİPLENMEK, DEVLETİN SAHİBİ OLMAK
26.07.2016 ŞİMDİ BİRLİK ZAMANI
19.07.2016 AVRUPA PARLAMENTOSU VE DAVASINI ANLATAMAYAN ÜLKE
12.07.2016 MUHSİN YAZICIOĞLU DAVASI
05.07.2016 SURİYE'DE YENİ POLİTİKAYA İHTİYAÇ VAR
28.06.2016 İSRAİL İLE İLİŞKİLER
21.06.2016 Mücadele Terörledir
14.06.2016 ORTAK DEĞERLERDE BULUŞMAK
07.06.2016 Suriye İçin Politika Değişikliği Şart
31.05.2016 Teröre Karşı Milletçe Mücadele edilir
30.05.2016 Bir Yazı ve Gerçekler
17.05.2016 Sarıkamış Direnişi...
10.05.2016 PKK?nın Medya Uzantıları
03.05.2016 Ülke Kaybederken Hiç Kimse Kazanamaz
28.04.2016 Vakıflarımızı Kaybediyoruz -3
27.04.2016 Vakıflarımızı Kaybediyoruz -2
26.04.2016 Vakıflarımızı Kaybediyoruz-1
19.04.2016 Eleştiri mi, Karalama mı?
12.04.2016 Sadece Teröristle Mücadele Yetmez!
05.04.2016 PKK Fani, Kardeşlik Bakidir
29.03.2016 Barışı Denedik İhanete Uğradık
22.03.2016 Alışmayacağız
15.03.2016 HDP?lilerin Dokunulmazlıkları...
08.03.2016 Çözüm Sürecini Türkiye?nin Zaafı Sandılar
01.03.2016 28 Şubat?ın Ardından...
23.02.2016 PKK/HDP?nin Gerçek Yüzü
17.02.2016 CHP Nereye Koşuyor?
09.02.2016 Barış PKK?nın Tasfiyesi ile Mümkündür
05.02.2016 Rus?u, Yunan?ı Müdahaleye Çağıranlar...