Sorun Sistemde mi Yönetimde  mi?

Eklenme Tarihi: 13.05.2020 08:18:50 - Güncellenme Tarihi: 31.05.2020 12:07:13

İşler iyi gitmedi mi dönüp kendimize bakmak yerine,  sebebi  başkalarında aramak gibi bir hastalığımız var. Tıpkı  yönetim sorununu sisteme yüklediğimiz gibi.  Benzer şekilde,  bizi ya  ülke olarak batıran, muasır medeniyetler seviyesinin altına iten   İngiltere, ABD  gibi dış güçler; ya da PKK veya FETÖ gibi hainlerdir.

Yalnız  dış ya da kökü   dışarıda olan  iç düşman  geçmişte olduğu gibi günümüzde de bitmeyecektir . Dış düşman var, demek yerine  bu düşmanlar karşısında bizim  aldığımız önleyici tedbirler  önem arz etmelidir.

Aksaklıklarıyla beraber parlamenter sistemde 2007 yılından beri devleti  elinde tutabilmek için, siyasi bünyeden  ülke yararına çalışan kimselerin  atılarak, kendi yararına çalışan kişilere  alan açılması nedeniyle, yurttaşlarını kızdıran ve o ölçüde bekçilerini çoğaltmak zorunda kalan siyasi iktidar,  otoriterliğe geçişini  somutlaştırmaya başlamıştır.

Gelelim  içinde bulunduğumuz sosyal, siyasal ve ekonomik  batmışlığın  sebebi olarak  deneyimlediğimiz  son  iki yıldır  uygulanan  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne.  Tek aklın kutsanmasından  müteşekkil olup  çoğulcu akla geçit vermeyen, sorumlulukları  işgal ettikleri  makam ölçüsünde arttırmayan  anlayışla;   bürokrasi, ekonomi,  siyasal ve kültürel  hayat durma noktasına gelmiştir.  Devletin canlı  bir organizmayken,   geçerli sistem sayesinde dinamizmini  yitirmekte olan  bir bünyeye dönüşmesini görüyor olmak,   Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin  sevilmesine  engel olmaktadır.

İki  yıl önce kurtuluş reçetesi olarak sunulan Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, şimdi ne oldu da  ülke olarak kurtuluşumuz bu sistemden kurtulmamıza bağlanır hale geldi. Dün  “ilaç” olarak anlatılan sistemin bugün “zehir”miş gibi  gösteriliyor olması,  sorunun sistem sorunu olmadığını,  yönetişim sorunu olduğunu ortaya koyuyor.  Oysaki bu yeni  sistem,  ne dün ilaçtı,  ne de bugün zehirdir.

Bu sistemin işlerlik kazanmasına  katkı sunan  iki kesimden  birincisi   ülkemizin çağ atlamasını yürekten  isteyenler;  ikincisi ise emeksiz  her istediğinin olacağı düşüncesine  kapılan  tüketim konformistleridir.  Bu ikinci grubu her halükarda  iktidar  yandaşı olarak  değişik  platformlarda  görmek mümkün. Birinci gruptakiler  ise  gizli siyasi emelleri olan siyasetçilerin  kötü  niyetlerini okuyamayarak  onlara  bilmeden payandalık edenlerdir.

Gelinen son nokta itibarıyla,  üretim olmadan  tüketimin olamayacağı tescillenmiş; ülkenin milli kaynakları ve birikimleri  yandaş kayırmacılığı ile yok edilerek  bahaneyi sisteme  bulma kolaycılığı inandırıcılığını yitirmiştir.

“Önce ülkemin  insanlarının  çıkarlarını korumalıyım, onların refahını arttırmalıyım,  benim refahım da ancak vatandaşımın  refahı kadar artmalı” anlayışı hakim olmadığı sürece  ülke batmaya devam edecektir.  Bu anlayış  ise olsa olsa  seçimler vasıtasıyla aramıza   ara sıra dönen demokrasinin sürdürülebilir şekilde toplumsal platformda  yaşaması  ile mümkün olacaktır.

Temel ahlaki  ve  ilmi dinamikler ülke yönetenlerde yoksa, ülke hangi sistemle yönetilirse yönetilsin sonuç her zaman kötü olacaktır.  Uzağa gitmeye gerek yok. 3 Kasım2002’den beri ülkeyi yönetenler hem parlamenter sistemi   hem de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni uyguladılar.  Parlamenter sistemle yönetilen  2002-2018 yılları arasında ekonomi, bürokrasi, siyaset başta olmak üzere hayatın her alanında karşılaşılan sorunların parlamenter sisteme bağlandığı  16 yılı hep beraber yaşadık. Bu dönemde bürokratlar yönetenlerin  işini zorlaştıran  unsurlar, parlamento  hükümete kafa tutan   yer olarak görülüyordu.  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nde ise emir tek bir yerden verilince üstten alta doğru gerekli yerlere  daha çabuk sinyal ulaşacak ve ülke daha çabuk  ve daha  iyi yönetilecekti .  Geldiğimiz  nokta itibarı ile  bunların tam tersinin olduğunu deneyimledik.  Buna bağlı olarak hükümet küçük ortakları vasıtası ile yavaş yavaş  Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nden bir şekilde kaçmak istediğinin  belirtilerini  vermeye başladı.

Uygar dediğimiz ülkelere bakalım. Sorun sistemde olsaydı başkanlık sistemi ile yönetilen Amerika Birleşik Devletleri –Rusya; krallıkla yönetilen İngiltere –Japonya; parlamenter cumhuriyet ile yönetilen İsviçre başarısız olmalı değil miydi ?   Başkanlık sistemi, krallık  ya da parlamenter cumhuriyetle yönetilen  bu ülkelerin  başarısız olduğunu kim söyleyebilir? Buna göre sorun, sistem sorunu değil; yetkin insan sorunudur.

Parlamenter sisteme  “güçlendirilmiş parlamenter sistem” olarak dönülmüş olsa bile,  iş başındaki  hükümetin hayatın her alanında görüldüğü gibi ülke için yapacağı bir şey kalmamıştır.  Sorun sistemde değil, ülkeyi yönetenlerdedir.  Yöneticiler, bütün enstrümanların  uyum içinde çalınmasını sağlayan şefler olmak yerine, kendi çaldığı bozuk enstrümanı istemeyenlere dahi zorla dinleten zorbaya dönüşmüştür.  Zorbalıktan vaz geçmediği müddetçe; ülkeyi ve vatandaşlarını siyasi varlığını devam ettirebilmek için araçsallaştıran  iktidar kimliğinden uzaklaşmadığı sürece; “önce ben ve akrabalarım ,eşim- dostum” anlayışını bitirip ülke insanının tamamına  kendini   aynı yakınlıkta  hissetmediği  sürece;  isterse teolojik kaynaklı  bir sistemle ülkeyi  yönetsin, sonuç  yine  başarısızlık olacaktır.  Çünkü  sorun sistem sorunu değildir. İyilik, doğruluk, ölçülülük, erdem, adalet, hukuk sorunudur. Sorun, ülke en iyi yönetim sistemine  kavuşsa bile, her sınıfın tabiatın verdiği mutluluk payını alamama sorunudur.

Ülke sadece yönetenlerin ülkesi değil hepimizin ülkesidir. Batan gemi saltanat gemisi olmayacak,  Türkiye gemisi olacaktır.  Bu nedenle  hangi sistem olursa olsun demokratik yollarla seçim yapılmalı  ve ehil eller işbaşı yapmalıdır. Her iki sistemde de görev yapmış   ve de başarısız  olmuş olan  iktidar ise dinlendirilmelidir.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/4011/sorun-sistemde-mi-yonetimde-mi

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar