Neden Siyaset

Eklenme Tarihi: 11.05.2020 12:05:45 - Güncellenme Tarihi: 03.06.2020 03:53:33

Sosyal çalkantılar ve büyük gelgitler insanları arayışa zorlar. Bu, bireysel olarak da böyledir toplumsal olarak da. Yıllara meydan okuyan şiirlerin ve bestelerin böyle duygusal coşkunluk/yoğunluk zamanlarının ürünü oluşu da bundandır. Acı, mutluluğa göre daha çok şarkı besteletirmiş. Büyük siyasal dönüşümler de bu zamanları işaret eder.

Başa dönerek şu soruyu soralım: Hayatı en fazla etkileyen amil/dinamik nedir? Soruyu açalım. Reel hayatta en belirleyici olan güç nedir? Din mi, ekonomi mi, siyaset mi, ahlak mı..? Manipüle etmeden bunu tartışmak mümkün. Ve birinde karar kılmak da kaçınılmaz. Öznel bir yargı olarak kanaatim ekonominin diğerlerinden bir basamak yukarıda olduğu şeklindedir. Yani ekonominin din, siyaset ve etik üzerinde baskın bir etkiye sahip olduğu kanaatini taşımaktayım. Maslow’un kategorize ettiği ihtiyaçlar hiyerarşisindeki argümanlar insanı böyle düşünmeye ikna edecek güçtedir. Hayatta kalma, karnını doyurma ve üreme arzusu doğrudan ekonominin konusu olurken güvenlik dinin/ahlakın, saygı görmek de siyasetin alanına girebilir. Fakat burada bir nokta daha var, o da siyaset ile iktisadın bir biri üzerindeki etkileşim yoğunluğunun diğer ikili etkileşimlerden daha belirgin oluşudur.

Siyaset insanları mutlu etme sanatı ve ekonomi de bunun araçlarından biriyse şayet  bu etkileşim iddiasına delil olabilecek bir husus da mutluluk endeksi araştırmalarında çıkan sonuçlardır. Barem-GIA işbirliği ile 2019 sonunda, 46 ülkede ve 45 binden fazla kişiyle görüşülerek yapılmış konuyla ilgili bir araştırma var. Ayrıntılara girmeden yapabileceğim genellemeler şunlar. Ülkemizde eğitim düzeyi yükseldikçe geleceğe dair umut ve iyimserlik azalıyor. Dolayısıyla mutsuzluk artıyor. Demokrasi, özgürlük ve hukuka güvenin kök saldığı ülkelerde insanlar yarınlara daha bir umutla bakıyor. Yine BM tarafından hazırlanan Dünya Mutluluk Raporu da fikir verici mahiyette. 2018’de hazırlanan bu rapora göre Kuzey Avrupa ülkeleri daha mutlu iken en mutsuz ülkeler tahmin edileceği gibi Afrika kıtasından. 156 ülke içinde Türkiye ortalarda bulunuyor.

Bu raporlar eleştirilebilir. Fakat biz yaşadığımız ülkede gençlerin yarıdan fazlasının gelecek ve adalet kaygıları yüzünden imkan bulabilse yurt dışına gitmek istediğini biliyoruz. Genç işsizlik oranının %25’i geçtiği bir toplumda bunu anlamak/ anlamlandırmak zor değil. İtalyan kuramcı Antonio Gramsci’nin tanımlamasıyla “uygar toplumdan politik topluma” geçişin özellikle son yıllarda ülkemiz için aynen gerçekleştiğini görmek gençleri ve dolayısıyla toplumun politize olmamış kesimlerini yoğun bir demoralizasyon sürecine sokmuştur. Patrimonyalizm (bizdencilik) ve nepotizm (akraba kayırmacılığı) gibi negatif olguların toplumu çepeçevre kuşattığı bir ülke doğal olarak mutsuz insanlar ülkesi olacaktır.

Tüm bunlar ne anlama gelir ve aydının/entelektüelin bu düzlemde sorumluluğu nedir?

Tüm bunlar, fildişi kulelerde fikir üretenlerden, üniversitenin dünyadan kopmuş ve “bugün-burada”ya hiçbir şey söylemeyen akademisyenlerinden, Eflatun’un mağarasına girip gölgeler üzerinden aforizmalar üreten feylesoflarından, bağışlanmış özgürlüğün artırılmış tutsaklık olduğunu fark etmeyen kitlelerden/kütlelerden, liderine duyduğu inanç ve güvenin yasalardan/hukuktan büyük olduğu mankurtlardan daha gerçek olanın ve daha belirleyici olanın, arka arkaya üç anlamlı cümle kurmaktan aciz, analitik düşünmeden çok pragmatik davranmayı ilke edinmiş, kişisel vizyon yerine siyasi pozisyonu makamını/mekanını belirlemiş, ülkenin geleceğini hırsları üzerine kurgulamış, trollüğü revaçta bir meslek olarak icra edenlerin ülkesinde hiç kimse yarınları adına umutvar ve mutlu olamayacağının kanıtıdır.

Burada felsefeyi, entelektüalizmi ve akademyayı tahfif niyeti söz konusu değildir. Cemil Meriç’in Mağaradakiler’deki yaklaşımını bir tarafa not ederek özellikle Edward Said’in entelektüel tanımlaması  -ki “her türlü yerel acı ve sorunu evrensel olanla birleştirebilen ve böylelikle herkese ait kılan kişi”şeklindedir-  makbul bir tanımlama olarak kabul gördüğünü belirtelim. Ve hatta buradan hareketle halkının dert ve tasasını öne çıkaran, onu görünür kılan politikacı aynı zamanda bir entelektüeldir diyelim.

Ebu Yusuf’tan Farabi’ye, Maverdi’den İbni Haldun’a kadar bizim iklimdeki siyaset ve devlet felsefesine ait temel referanslardan/kaynaklardan hangisini elimize alırsak alalım hepsinde lidere (Sultan, Medeni, Halife, Emir…) ait göreceğimiz temel özellikler “yetkinlik, basiret, kuşatıcılık…” gibi klasik döneme ait faziletlerdir. Biz bugün bunlara modern dönemin becerilerini ( yaratıcılık, takım çalışması, empati, demokratik tavır, hukukun üstünlüğüne ve özgürlüklere sadakat…) de ekleyerek daha donanımlı bir siyasi model betimlemesi yapmak zorundayız. Birinci sınıf bir entelektüel birikime içinde yaşadığı toplumun sorunlarından haberdar bir gerçekliği de ekleyen ve bu sorunları takım çalışmasıyla aşabilecek organizasyon yeteneğini sergileyen siyasilere ciddi anlamda ihtiyacımızın olduğu ortadadır. Yirmi birinci yüz yıl becerilerinden ve gerçekliğinden uzak, kişisel zaaflarını kirli ilişkileriyle telafi etmeye çalışan, eksik vizyonerliğini sadakatle örtme gayreti içinde olan, hırslarını ve ideolojisini tüm topluma acımasızca dayatan, kısır fikriyatını hak görüp muhalif tavırları ihanetle suçlayan, iktidara gelebilmek veya orada kalabilmek için oluşturduğu içi boş güçlü retoriklerle düşünmeyi sevmeyen kitleleri efsunlama gayreti içinde olan, demokrasinin zayıf ve açık noktalarından içeri sızıp antidemokratik tavırları meşrulaştıran, bireyleri sadakate mecbur bırakıp özgünlüğünü öldüren … lider ve siyasilerin artık toplumun yakasından düşme zamanı gelmiştir. İnsanlığın hassaten mağdur edilmiş milyonlarca bireyin bu handikaptan çıkma iradesini ortaya koyma ve bu uğurda harekete geçmesi artık bir zorunluluktur. Mustazaf kitlelerin hak ve hukuk çerçevesinde dinamik ve lokomotif ruhlu liderler aracılığıyla uygar bir toplum kurma idealini yeşertmesinin önünde hiçbir sosyolojik ve psikolojik engel yoktur.

Zamanı, zemini, sosyolojiyi, iktisadı bilen ve etik değerleri içselleştiren gayretli bilgelerin oluşturacağı siyasi ve sivil organizasyonlar bu anlamda çok büyük önem arz etmektedir. Ali Şeriati, Medeniyet Tarihi kitabında, “İki yerde medeniyet olmaz; yaşanmayan yerde ve bedelsiz yaşanan yerde” diye bir cümle kurar. Öyleyse yukarıda yazdığım vasıfları haiz liderler önce yola koyulacak. Sonra mütefekkir Sezai Karakoç’un öngörüsüyle “lider/kahraman toplumunu dönüştürecek/değiştirecek”tir. Bu değişimde katkısı olabilecek ve bedel ödemeyi göze alabilecek yetkin bireylere ciddi görevler düşmektedir.

Antidemokratik eğilimlerin artacağı, hukukun üstünlüğü yerine üstünlerin hukukunun hakim olacağı, otoriterliğin ve içe kapanmanın yoğunlaşacağı öngörülerinin yapıldığı postkorona dönemde bireysel sorumluluklarımızın birkaç kat daha arttığını fark edemezsek eğer bilginin ürettiği servet ve servetin oluşturduğu güç ile tanzim edilen dünyanın plütokratik oligarşiye teslim olacağını ve insan neslinin tehlikeye gireceğini ne yazık ki rahatlıkla söyleyebiliriz. Bunun ne anlama geldiğini anlamakta zorluk çekenlere iki aydır Dünyanın yaşadığı hayatı düşünmelerini öneririz. Bu ahval ve şerait içinde her bir bireyin siyasi bilinç düzeyini yükselterek yarınlarını birilerine teslim eden değil bizzat yarınlarını kurgulayan irade ortaya koyma zorunluluğu apaçık ortadadır.

Tüm bu teorik argümanlara ek olarak daha anlaşılır bir tasvir yaparak bitirelim. Son birkaç yıldır ülkemizde özgürlüklerden ekonomik göstergelere, temel insan haklarından hukuk devleti ilkelerine, şeffaflıktan adam kayırmacılığa kadar pek çok alanda ürkütücü yozlaşmaların yaşanması siyaseti tekrar elzem hale getirmiştir. Etkisizleştirilen TBMM yerine kararnamelerle yönetilen ülkede halkın kaderi torba yasalara sıkıştırılmış durumdadır. Kötüleşen tüm yönetim alanlarının sorumluluğu terör ve dış güçlere bağlanarak toplum manipüle edilmektedir. Enflasyon, kur dengesi, bütçe ve dış ticaret açığı, işsizlik ve ihale yasası gibi ekonominin en belirleyici kalemlerinin her geçen gün hızla kötüleşmesi siyaseti bir kat daha önemli kılmaktadır.

İktidar partisinin birkaç yıldır oluşturduğu hayal kırıklığını aşmanın yolu depolitizasyon değil daha çok ve daha kaliteli bir siyasettir. Birikimi ve yetkinliği olan tüm bireylerin bu sürece katkı sunması bir vatandaşlık borcudur. Ülke olarak modern dünyada güçlü bir şekilde ayakta kalabilmenin yolu, siyaseti kahve vasatı düzeyinden ve popülist yaklaşımlardan uzaklaştırmak olacaktır.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/4003/neden-siyaset

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

11.05.2020 Neden Siyaset
30.03.2020   Hüzün Bulutları
23.03.2020     Virüs Salgını Üzerine Düşünceler
16.03.2020 “Karanlık Çağ”
09.03.2020 "Medeniyet Dönüşümü”
02.03.2020 Aktif Ahlaktan Pasif İmana
24.02.2020 Yeni Bir Yolculuk Hikâyesi
17.02.2020 Tarım Üzerine
10.02.2020 Siyah ve Beyaz Arasındaki Sonsuz Zenginlik
03.02.2020 Mesire Yerindeki Gazete Parçaları
27.01.2020 Bunu da Unuturuz
20.01.2020 Toplumsal Özeleştiri
13.01.2020 “Vicdan Zorbalığa Karşı”
06.01.2020 Kandil Şahsiyetler
30.12.2019 Kanal’a Bakan Kurt Gözleri      
23.12.2019 Gelecek’in Geleceği
16.12.2019 Gelecek Partisi ve Vizyonu
09.12.2019 Demokrasi ve İnsan Hakları Günü
02.12.2019 'Güneşin Doğduğu İnsanlığın Battığı Yer'
25.11.2019 Gücün 'Şehir'le İmtihanı
18.11.2019 'Beyaz Zambaklar Ülkesinde'
11.11.2019 Arayış
04.11.2019 Din Bilim Siyaset
28.10.2019 İnsanın Dört Mevsimi
21.10.2019 Modern Bunalım
14.10.2019 Gündemlerde Kaybolmak
07.10.2019 Yeni Partiler ve Yeni Siyaset
30.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-5
23.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-4
16.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-3
09.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu -2-
02.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-1
26.08.2019 Terörize Edilebilirlik Açısından Dinler
19.08.2019 Kemalist İslamcı Kürt Alevi ? ve Mutabakat
05.08.2019 Ahlâksız Îman
29.07.2019 Eleştiri Kültürü
22.07.2019 Hoşgörü Toplumu
15.07.2019 Mental Yorgunuyuz
08.07.2019 Hayata Dair
02.07.2019 Lgbt veya Cinsel Engellilik
01.07.2019 MAÂRİF DÂVÂMIZ-4
24.06.2019 Maârif Dâvâmız-3
17.06.2019 Maârif Dâvâmız-2
10.06.2019 Maârif Dâvâmız-1
03.06.2019 ?Hoşbulduk - Güle Güle?