Demokratik Hukuk Devletinden Mafyatik Devlete

Eklenme Tarihi: 22.04.2020 08:35:08 - Güncellenme Tarihi: 03.06.2020 03:04:33

Korona virüs  beceriksiz siyasilerin imdadına yetişti. Korona ile kontrollü  mücadele eden hükümet, virüs olarak kabul ettiği yandaş olmayan fikirlerle mücadele etmeye hız verdi. 28 Şubat’ta sol zihniyetin  sağ zihniyeti yok etme girişimini, günümüzde AKP’nin kendi varlığına tehdit oluşturduğunu düşündüğü bütün düşünceleri yok etmek için kullanıldığını görüyoruz.   Eee,  boşuna dememişler, gelen gideni aratırmış, diye.  Eleştirel yaklaşımların  ve  farklı düşüncelerin virüs olarak değerlendirildiği bir ülkede, medya ile siyasetteki virüsleri temizlemek gerektiği fikrine sahip yöneticiler tarafından yönetiliyorsak işimiz zor.

Organize suça karışmış ve suç örgütü kurmuş kişilerin salıverilmesi ile bilim yuvası olan Şehir Üniversitesinin kapatılması birlikte değerlendirildiğinde  “bilime hayır!” “suça  evet!” diyen bir anlayışın ülkeyi yönettiği düşüncesine kapılıyor insan. Ortaya çıkan tablo devletin her zamankinden daha az bilime, daha fazla suça bulaşmışlara ihtiyacı olduğu fikrini   hakim kılıyor.

Bu değerlendirmede  Gelecek Partisi’nin kurulma aşamasında Susurluk hadisesi ile adı özdeşleşen eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın  ağzımdan çıkan “ …çok ağır sonuçları olur!” tehdidine yer verildiğinde,  devletin mafyatik  devlet olma yolundaki çabasının güç kazandığını görüyoruz. Bu  görüşümüzü  güçlendiren başka yeni argümanlar da sahaya sürüldü.  Mesela  yaklaşık  iki  yıl kadar önce Devlet Bahçeli’nin af yasasını dile getirdikten sonra, 16 yıldır hapishanede olan ülkücü mafyayı  hastanede ziyaret etmesi, yetkisi olsa hemen onu salıvereceğini söylemesi, ona mafya denmesini  hazmedememesi, buna bağlı olarak korona virüs bahanesiyle afla ilgili kanun teklifinin TBMM’ye gelerek halk tepkisini azaltmak amaçlı infaz düzenlemesi adı altında  yasalaşması  tesadüf değildir.  Bunlar masum işler olmaktan uzaklaşmıştır. Devlet, bir taraftan terörle, bir taraftan da  virüsle   mücadele ederken, diğer yandan  mafya liderlerini serbest bırakarak ne yapmaya çalışıyor, bilinmez.

Toplumsal mutabakattan uzak, kişileri kurtarmaya yönelik  infaz düzenlemeleri  tehlikelidir. Halk, tehlike arz ettiği için  hapishanede olanların  şimdi  aralarında geziyor olmasından tedirginlik duymaktadır.  Bundan sonra sorun çıkaran, engel olan, can sıkan, olumsuz eleştiri yapanların   mafyatik  aktörlere havale edileceği yönündeki duyumlar halkta  tedirginlik yaratmaktadır.  Halk  faili meçhullerin artacağından korkmaktadır. Mevcut uygulamalar silahlı güç haline gelmiş belli çevrelerle iş tutmak  anlamına gelmiyorsa hangi anlama geliyor, yetkililer haklı gerekçelerle toplumu aydınlatmalıdır.

Doğu Perinçek'in ifadesi ile 2014'ten beri Erdoğan Türkiye'yi yönetmiyor. Her ne kadar  “Türkiye'yi  ordu, polis, sanayici, işçi, çiftçi, esnaf, Vatan Partisi yönetiyor.” dese de, Türkiye'yi 24 Haziran 2018 ve 31 Mart 2019 yerel seçimlerinde % 0.2 oy almış Doğu Perinçekler;  24 Haziran 2018’de AKP ile Cumhur ittifakı yapan ve % 11 oy alarak 49 milletvekili çıkaran, 31 Mart 2019’da yerel yönetimler seçiminde oyların % 7.31’ini  alan MHP yönetiyor .

Toparlarsak, iktidar direksiyonunu % 0.2 ve % 7 oy  almışlar  tutuyor.  Geri kalan halkın istekleri dikkate  alınmıyor. Türkiye’nin tamamını  temsil etmek amaçlı meclise gelen sair siyasi parti milletvekilleri,  sorunları  dile getirip yerlerine oturmaktan başka bir şeye güçleri yetmiyor.

Gelinen son noktada  Cumhurbaşkanı’nın sağında ve solunda yer alan   Devlet Bahçeli ile Doğu Perinçek’in  ülke insanının  beklentisinden uzak hayat sürdükleri aşikar. Anlaşılan milletin  daha fazla aşa,  daha fazla işe,  daha fazla hürriyete  ihtiyacı yoktu da,  suç örgütü kuranların serbest kalmasına ve  Şehir Üniversitesinin kapatılmasına ihtiyacı vardı(!)

Beştepe’nin   halkla  iyice kopan bağının yeniden tesisi ümidi ile…

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3936/demokratik-hukuk-devletinden-mafyatik-devlete

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar