Ülke mi yönetiyoruz ceza mı kesiyoruz?

Eklenme Tarihi: 20.04.2020 08:27:57 - Güncellenme Tarihi: 25.05.2020 20:00:11

Süreci iyi yönetemeyerek  koronavirüs paniğini halka yaşatan iktidar, uzun süredir uygulamaya sokmak için zemin aradığı infaz düzenlemesini  meclisten geçirerek uygulama imkânına kavuştu. Her meclisten geçen karara “temiz” sıfatının verilmediğini bilmeyen yok sanırım. Meclisten geçen eşitlikçi olmayan bir yasanın  vicdanlarda kabul görmediğini ve de görmeyeceğini  hükümetin  yakın zamanda  deneyimleyeceğini sanıyorum. Yasalara bütüncül bakmayarak  ayrımcılığı merkeze alan  davranışın  olumsuz   sonuçlarını  hemen  görmeyen  iktidarın  bu tutumunun karşılık bulmayacağını sanmak  kendimizi kandırmaktır.  Halk,  ancak ve ancak  seçim sandığında  tavrını koyacaktır. Tıpkı  2019 İstanbul- Ankara  yerel seçimlerinde olduğu gibi.

Daha doğrusu  vicdan ne,  halk kim, kabul ne? Bunlar iktidar için önemli  hususlar değil ki. Vakit bu vakitti. Hükümet  böyle bir fırsat ele geçmişken  ittifakçısı  MHP’yi de memnun etmeliydi. Eyvallah, tabii ki de  ittifak ortağını da memnun etsin! Ama hükümet, “başka görüş ve duruş  sahibi insanları  bu düzenlemenin nasıl dışında tutarım” diye özel bir çabanın içine girmeden  infaz düzenlemesini yapmalıydı. Adil olmalıydı. Adil olmadı.

 Çoğunluk milletvekilleri tarafından İnfaz Kanunu, Koronavirüs  ve   Şehir  Üniversitesi’nin kapatılması arasında nasıl bir anlamsız  bağ  kuruldu, anlamak güç. Meclis, çoğunluk sayıyı  elde eden siyasi partinin her istediğini yapabildiği yere dönüştü. Bilenler için  Meclis uzlaşı alanıdır. Ya da öyle olmalıdır. Yanlışların  ve adaletsizliğin meşrulaştırıldığı bir platform değildir. Burası  empatinin en çok işlediği yer olmalıdır.Akıl ve mantığın kabul etmediği  kanun maddelerinin, sayısal çoğunluğa dayalı olarak yasalaştırılması halk vicdanını yaralamıştır. Vicdanlarda yer bulamayan kanunların  meclisten milletvekillerinin oy çokluğu ile geçmesi ona meşruiyet  kazandırmayacaktır.

Meclisten geçen  kanun maddelerinin halk vicdanındaki karşılığını umursamadan tepedekileri  memnun etme çabası içinde olmak, Meclis misyonuna uymaz.  Meclis, halkın  rahatsız edildiği yer  değil; bilakis memnun edildiği yerdir. Meclis, tepeden verilen emirleri   sorgulamadan  yasalaştıran bir yere dönüşmüştür; her ne kadar kimi siyasi parti vekilleri bu duruma karşı çıksa da. Türkiye Büyük Millet  Meclisi  kanun üretme makinesi gibi çalışmak yerine, doğru- adil  ve tüm ülke insanını kucaklayıcı  nitelikte kanun üretmeye çalışmalıdır.  Maalesef son zamanda  daha da otoriterleşen  hükümetin emirlerini yerine getiren  bir platforma dönüşmüştür. Diyeceksiniz  Meclis geçmişte de böyleydi.  Diğer siyasi parti görüşleriyle empati kurmadan  kendi ikballeri için işlerine yarayan kanun maddelerini geçirirlerdi.  Evet, geçmişte de böyle olanlar  gittiler ya. Anlaşılan  şimdi de gitme sırası   geçmişten ders almayanlara geldi.

Akademisyenlerin fikirlerinden dolayı kurumlarından uzaklaştırılmasına imkan tanıyan  YÖK yasasının kanunlaşması, bilimsel çalışmanın   önünü tıkayacaktır. Özgür bilim ve özgür düşünceyi en iyi akademisyenlerin gerçekleştirmesi lazım gelirken, baskı altına alınmış bir akademisyenden doğru ve farklı düşünce üretmesi beklenemez.  Üniversitelerimiz dünyada ilk sıralara girsin istiyorsak, başta üniversiteler olmak üzere her platformda fikir özgürlüğünün önü açılmalıdır.  Kimse işinden aşından olma kaygısıyla iktidarın niyetini okuyarak hareket etmek  zorunda bırakılmamalıdır. İktidarda,  “Ya  iktidarımızı  demokratik yollarla elimizden alırsa!” hesabıyla ön kesme  eyleminden uzaklaşmalıdır.

 Çok fikir zenginlik,asıl  fakirlik fikir çoraklığıdır. Fikir zenginliği bizi korkutmamalı. Ülke batarsa fikir fakirliğinden batar. Eleştirel yaklaşımları virüs olarak  değerlendirerek siyasetteki virüsleri temizlemek gerektiğini söylersek, ülke insanına  kötülük etmiş oluruz.  Kurucuları arasında  “Gelecek Partisi”  Genel Başkanı  Eski Başbakan  Sayın Ahmet Davutoğlu’nun da bulunduğu Şehir Üniversitesini kapatma kararının   Meclis tarafından  kanunlaştırılmış olmasını  Cumhurbaşkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın ülkemizi “  medya ve siyaset virüslerinden temizlemek gerekli” ifadesiyle  birlikte değerlendirdiğimizde,  mevcut hükümeti alkışlamayan herkesin   virüs kategorisine sokulmak istendiğini  anlıyoruz.

 Ülkemizde özgür fikir üretme fırsatı verilmeyen akademisyenler, ellerine  imkan geçtiğinde kendisine fırsat veren özgür akademik çalışmalar yapabileceği ülkelere kaçıyor. Halbuki bir zamanlar ülkemiz bilim insanlarının geldiği bir ülkeydi.  1933 1945 yılları arasında Alman Yahudi bilim insanları Nazi zulmünden sığınacak ülke ararken Türkiye’ye  190 bilim insanı gelmiştir. Bunlar laboratuvar, kütüphane, üniversiteler  kurmak için projeler hazırlamışlar, enstitüler kurmuşlardır.  Şimdi ise Şehir  Üniversitesini kapatmak için meclisten kanun geçiriyoruz. Üniversitenin kapatıldığı, bilimin hiçleştirildiği bir  durum söz konusu. Unutmayalım ki, kin ve nefretle hareket eden- kazanmış görünse bile- her zaman kaybedecektir.   II Dünya savaşı sonrası yenilen Alman  devleti, üniversitelere önem vererek yeniden ayağa kalkmıştır. Üniversitelerin fonksiyonu ortadayken  kızgınlığa dayalı üniversite kapatmak, akıllı insan eylemi ile çelişiyor.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3928/ulke-mi-yonetiyoruz-ceza-mi-kesiyoruz

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar