Dünyanın en mazlum halklarından 'Rohingalar'

Eklenme Tarihi: 13.04.2020 17:46:48 - Güncellenme Tarihi: 05.06.2020 00:38:31

              *21. Yüzyılın Büyük İnsanlık Trajedisi, Bitmeyen İnsan Hakları İhlalleri *

 

I.Bugün bütün dünya  k.virüs-Covid 19  salgınıyla  uğraşıyor, aslında da  savaşıyor. Salgın artık hayatın neredeyse tek gerçeği oldu, kişisel, toplumsal,ulusal,küresel  etkilemediği hiçbir alan kalmadı. Herşey  k.virüsle ilgili gelişmelere endekslendi. Kriz uzadıkça bütün alanlarda ağırlaşan bir maliyetle yüzyüze geleceğiz. Bu gelişmelerin sonuçta hangi yönde evrilebileceği hususunda ise farklı görüşlerin  tartışılması da çeşitli ülkelerde, çevrelerde başladı bile. Doğal olarak ciddi ülkelerin entellektüellerinin konuya bakışları da daha ciddi ve orta/uzun vadeli. Bazıları ise, ağırlıklı olarak Çin ve Rusya’da olduğu gibi,  resmi görüşü yansıtmak öteye geçemiyor veya  yüzeysel, günlük kalıyor.  Bu vesileyle devletlerin farklı kategorilerde sınıflandırılabileceğini, benimse devlet ayrımımın ciddi ve ciddi olmayan devletler tarzında olduğunu belirtmeliyim! Ülkemizde ise daha çok salgının günlük etkileri, sokağa çıkma yasakları, yönetim sorunları vb. gibi konular etrafında yoğunlaşıldığı, maalesef  salgının ilk şoku  daha henüz atılamadığı için bahsettiğim meseleler etrafında fazlaca bir odaklanma henüz yok. Ancak bu konulara  giderek daha fazla ilgi duyulmaya başlandığını, ileriye yönelik perspektifleri içeren analizlerin görüldüğünü de izliyoruz. Bunlar son derece yararlı ve olumlu gelişmeler. Aslında ülkelerin  entelektüellerinin bu konularda fikir ve değerlendirmeleri ortaya koymaları için beklemeye de gerek yok, zira şayet yeni bir dünya kurulacaksa/kurulmayacaksa bu yeni  düzen içinde en fazla  söz sahipleri de şimdiden bu değişim  dalgalarının yönüne dair  vizyoner  tohumları atanlar olacaklar. Arkadan gelenler veya treni kaçıranlarsa izleyici olmakla, önden gidenleri dinlemek ve izlemekle  yetinecekler.

Biz de geçtiğimiz hafta yine Enpolitik’de   “K.Virüs ve Yeni Dünya Düzeni mi ? Muhtemel, Ancak Henüz  Erken“ başlıklı yazımızda bazı ön  değerlendirmelerimizi paylaştık. Zira sürekli bir dinamizm içindeyiz ve her gün dikkate alınması gereken birtakım yeni unsurlar oluşuyor. Küreselliğin veya milli sınırlar içinde değişimlerin  güç kazanması veya   dünyamızda  mevcut güçlü bölgesel veya küresel yapılarının  dağılması gibi  senaryolarından çok kıtalara,bölgelere, ülkelere, sektörlere, kültürlere, insani  ve diğer birçok faktöre bağlı olarak belki bir sentez dinamiğinin yaşanmasının daha mümkün olabileceğini vurguladık.  Buna paralel olarak bazı milli alanların küreselliğe daha fazla açılması, bazı küresel eğilimlerde  ise daha milli süreçlerin yaşanması da tabiatiyle mümkün olabilir.  Dünyada  radikal anlamda hiçbir şeyin eskisi gibi olmamasından  veya  topyekun   değişime  uğramış  bir dünyanın teşkilinden bütün alan ve boyutlarda çok kapsamlı bir revizyonu,yeniden yapılanmayı  daha akla yakın buluyoruz.   BM,AB,NATO gibi büyük yapıların dağılması gibi bir durumun ise mevcut şartlarda veya yakın gelecekte sözkonusu bile olamayacağını, bunları destekleyebilecek verilerin ve şartlan, hatta bazı yönlerden güçlenmelerinin bile mümkün olabileceğine işaret ettik. Aradan geçen zaman içinde farklı yorumlara yönelmemizi  gerektirecek  gelişmeler de olmadı. En azından şimdilik.

Her halukarda,Covid 19  insanlığın son dönemdeki en büyük ve  ağır sorunlarından birisi ve her gün   ülkelerdeki  vaka sayısını, ölüm sayısının arttığını veya azaldığını, son gelişmelerin neler olduğunu en güncel verilerle  izliyoruz. Nitekim BMGS Guterres salgını BM’nin kuruluşundan bu yana karşılaştığı en büyük sorun olarak nitelerken,  IMF yetkilileri de ekonomik boyutta 1930’ların Büyük Depresyonundan bu yana en ağır  kriz olarak değerlendirdiler.

Her ne kadar salgınla dolaylı bağlantısı olsa da bu yazımızın konusu ise daha farklı. Şöyle bir anlık  geriye çekilip baktığımızda büyük salgın ve insanlık trajedilerinde bile dünyada adaletin eşit dağılmadığının bir kez daha şahidi oluyoruz. Bunun için önümüzde çeşitli örnekler de var. Her ne kadar vaka ve ölüm sayılarının  yüksekliğinden kaynaklansa da, ABD, başta İtalya,İspanya  olmakla Avrupa ülkeleri, Çin, Rusya vb. salgınla ilgili   gelişmelerin, haber ağlarının tam merkezinde yer alıyor. Buna mukabil bazı bölgeler var ki bütün insanlığı ilgilendiren bu sorun konuşulurken isimleri bile geçmiyor, hatta akla da pek  gelmiyorlar. Gerçekte ise  onlar diğer gelişmiş veya orta halli ülkelere göre salgınla mücadelede çok dezavantajlı durumdalar. Çok daha fazla ilgiye, yardıma muhtaçlar. Zira ne içinde bulundukları şartlar, ne de genel olarak yeryüzündeki konumları k.virüsle savaşta daha etkin yeralmalarına ,kendilerini koruyabilmelerine,  daha az yıkımla karşılaşmalarına   imkan vermiyor. Bir bakıma sadece siyasi şartların içinde değil, k.virüsüne karşı da mazlumlar. Her ne kadar kurumsal yeterliliği tartışmalı olsa da yine BMGS Guterres’in bir müddettir salgınla mücadele için hassas ve zor durumdaki bölgelerde uygun şartların oluşturulması çağrılarının  da  bu anlamda hakkını teslim etmek gerekir.

II. Bu halkların  başında da Myanmar (eski Burma)‘ın Arakan bölgesinde yaşayan müslüman Rohingalar geliyor. Bölge aynı zamanda çok sayıda mülteciye evsahipliği yapan Bangladeş’le sınır komşusu. Bu nedenle de Rohingalardan bahsedilirken Myanmar kadar Bangladeş de sürekli gündeme geliyor.    Dünyanın tam anlamıyla en mazlum, en çok zulme kurban olmuş halklarından birisidir Rohingalar. Zaman zaman maruz kaldıkları şiddet ve vahşet dalgaları, 2017 yazında  olduğu  gibi dayanılmaz, hatta inanılmaz boyutlara ulaştığında  dünyanın ilgisi onlar üzerine odaklansa da, bu ilgiler de  geçici oluyor ve zaman içinde Rohingalar dosyası, bazı ilgili çevreler, ülkeler, STK’lar vb. hariç neredeyse unutulan bir konuya dönüşüyor.

Asya haritasına bakıldığında, Rohingaların anavatanları Myanmar dışında Bangladeş ağırlıklı olmakla çeşitli komşu ülkelere dağıldıkları görülecektir. Dünyanın her bir ülkesinde de küçük büyük bir Rohinga diyasporası vardır. Bu bile savrulmuşluklarının,dağılmışlıklarının bir göstergesi zira bulundukları yerlere gidiş nedenleri esasta anavatanları Myanmar- Arakan’da uğradıkları Budist baskılar, zulümler, yoksa kendi tercihleri değil.

Rohingaların bölgedeki tarihleri çok eskidir. Ancak bugünlerin değerlendirilmesi bakımından yararlı olacağından  kısa bir hatırlama amacıyla, 9.asırdan itibaren bilhassa Bangladeş-Myanmar (eski adıyla Burma) arasındaki bölgeye ulaşan  müslüman tüccarlar aracılığıyla İslamla  kucaklaştıklarını ilk aşamada bilmek gerekir. Bazı kaynaklarda İslamın bölgeye ilk gelişinin tarihi ise 7.asra kadar inmektedir. Herhalukarda İslamı kabul eden yerli halkla  müslümanların yaptıkları evliliklerin de etkisiyle İslam nüfusu bölgede yayılmış, kendi özgür yönetimlerini teşkile  başlamışlar, 15.yy.’da ise müstakil  Arakan İslam Devleti de kurmuşlardır. Nitekim,örneğin,  Marauk U şehrindeki  tarihi Santikan camiinin kuruluşu da  1400’lere  kadar gitmektedir.

İlerki zamanlarda  bölgeye hakim olan İngiliz yönetiminde, Bengal ve Arakan bölgeleri  arasında sınırlar da olmadığından çok sayıda Bengalli  Cittegong’dan bölgeye gelmiş, bu gelişmeler sürecinde bu yeni  göçmenlere karşı radikal Burma milliyetçiliği de güç kazanmaya başlamıştır.1930’larda eski ismiyle Burma’nın nüfusu 15 milyon, Müslümanların sayısı  ise 600 bin kadardı. Burma Meclisinde de temsilcileri de  vardı. Bu arada ülkenin çeşitli bölgelerinde Rohingalardan başka Müslüman halkaların da bulunduğunu hatırlatalım.(Kamanlar gibi)

2.Dünya Savaşı  dönemi Arakan sorununa   yeni bir boyut getirmiştir. Zira, İngilizler, bölgeyi işgal eden Japonlara karşı  Rohingaları, diğer  işgalci  Japonlar da yerli Budist Arakanlıları desteklemişler, bölgedeki  etnik temelli bölünme derinleşmiştir.O dönemin sorunları bugünün çatışmalarının da temeli olmaktadır. 1940 yıllarında  Pakistan’ın doğum sürecinde Rohingalar Pakistan’la birleşmek de istemişler, ancak  Pakistan lideri Cinnah, Burma’nın içişlerine karışmak istemediğinden bu gerçekleşmemiştir. Rohingalar 1961-64 döneminde Burma’nın kuzey Arakan bölgesinde  Mayu Sınır Bölgesi adıyla  özerk bir yönetime kavuşabildiler. Ancak bu da uzun sürmedi ve özerkliklerini kaybettiler.

Rohingalar tarihlerinin bu farklı dönemlerinde  demokrasi yanlısı olmuş, ülkenin askeri yönetimden demokrasiye geçişine destek vermişlerdir. 1990’da İnsan Hakları İçin Milli Demokrasi Partisi’ni kurmuşlar,  Burma Parlamentosuna da 4 milletvekili göndermişlerdir. Ancak 1992’de askeri cunta Parti’yi kapatmış, liderlerini tutuklamış, hapse atmıştır.

1980’lerde  bölgeyi ziyaret eden bir Türk büyükelçi ”ülke genelinde 1.5 milyon Müslüman yaşadığını, başkent Yangon’da çok sayıda camii bulunduğunu, ancak genel durumlarının diğerlerinden çok geri olduğunu, müftüyü  ziyaretle bir Kur’an ve kitaplar hediye ettiğini,sorunlarını konuştuklarını ve sonraki dönemlerde de temaslarını sürdürdüklerini ”  söylemektedir.Bugün “monşer” edebiyatına sarılanlar o dönemlerde Rohingaların bırakın sıkıntılarını, isimlerini bile çok az duymuşken, o bölgelere turizm amacıyla birkaç günlüğüne bile gitmeye çekinirler, gündemlerinde onlara yer vermezken,  o eleştirdikleri “monşer”ler Müslüman Rohingalarla  ilişki kuruyor, işbirliği geliştirmeye çalışıyorlardı. Aslına bakılırsa, bilhassa soğuk savaş dönemi küresel düzene hakim oluncaya kadar cumhuriyet Türkiyesi yurt dışında kalan müslüman, Türk veya akraba topluluklara kendi mütevazi imkanları içinde yakın  ilgi göstermiş, desteklemiştir. Buna eski Sovyet cumhuriyetleri, hatta Baltıklar da dahildir. SSCB’nin 1990’lardaki dağılma döneminde  bazı Baltık ülkelerine yaptığım ziyaretlerde bu anıların yerel halkta halen canlı olduğuna ilgiyle şahit olmuşumdur.  Bugün Türkiye’ de bunlar pek bilinmiyor ama oralarda yaşayanlar her zaman Türkiye’nin yanlarında olduğu günleri takdirle anıyorlar. Sonraları bilhassa soğuk savaşın başlamasıyla birlikte ve diğer bazı nedenlerle bu ilişkilerde 1990’lara kadar bir azalma yaşanmıştır.   

Osmanlı/Türkiye ve Rohingalar aradaki büyük mesafeye rağmen her zaman birbirlerine ilgi duymuşlar, yardım etmişlerdir.  Yüzyılın  başında Rangon’daki Hilal-i Ahmer Derneği’nin  3000 İngiliz lirasını Osmanlı savaş dul ve yetimlerine yardım için İstanbul’a gönderdiğini belgeler tevsik etmektedir. Bölge halkı keza Hicaz demiryolunun inşası ile Trablus ve Balkan savaşları sırasında da Osmanlıya yardım göndermiştir. İngilizlerle savaşırken esir düşüp Burma’ya gönderilen askerlerimizden orada vefat edenlerin  yattığı 2 şehitliğimiz de vardır Myanmar’da. Tayet ve Mektila. Bu anlamda,her ne kadar hiçbir zaman ortak yönetimlerde olmadıysak bile, manevi anlamda,  Rohingaların Osmanlının bize emanetlerinden biri olarak görülmesi doğru olur.

III.Yukarıda özetlediğimiz tarihi perspektiften hareketle bugünlere doğru gelirsek, Burma/Myanmar’da dönemsel olarak nisbeten huzur ve  rahatlık içinde  yaşadıkları yıllar olsa bile Rohingaların ülkedeki konumları her zaman bir varoluş mücadelesi şeklinde olmuştur. Bu mücadeleleri  20.asrın başından bu yana kesintisiz sürmektedir. Her zaman Myanmar ordusu Tatmadav’ın, milislerin,  çetelerin, sivil grupların saldırılarının hedefi olmuşlardır. Bu zulümlerin zirveye çıktığı yıllarsa 1970’lerden itibaren yoğunluk kazanmıştır.2016-17 dönemi ise tam bir felakettir. O dönemlerde, Myanmar’ın Arakan bölgesinde 2016-17 olayları öncesinde 1 milyon kadar Rohinga yaşamaktaydı ve Arakan bölgesi  nüfusunun da  % 80-90 yoğunluğunu teşkil etmekteydiler.  Ülke genelindeki Rohingalarının sayısının  ise 1.2-1.3  milyon civarında olduğu tahmin edilirdi. 100 bin civarında Rohingalı da Myanmar sınırları içinde ancak kamplarda yaşıyordu. Uzun yıllardan beri  komşu Bangladeş’e kaçanların sayısı ise 900 bine yakındı.

Bölgeden çok sayıda Rohinganın kaçmasına, sürülmesine, insan kaybı ve yıkımlara yol açan gelişmelerin son perdelerinden biri  2012’de yaşanmıştır. Etnik budist  bir  Rakhayn kadına Rohingaların saldırdığı ve tecavüz ettiği iddialarının ardından,  10 müslüman öldürülmüş ve yeni bir şiddet dalgası başlamıştır. Öte yandan ordunun budist gruplara “ırklarını ve dinlerini korumaları” için silah verdiği, böylelikle ülkedeki siyasi gücünü koruyabilmek için olayları kışkırttığı da söylenegelmiştir. Çatışmalarda çok sayıda ölüm yaşanmış, 150 bin kişi yerlerinden kaçmak zorunda kalmıştır.

2016/2017 olayları ve büyük kaçış; Ekim 2016’da bir takım  grupların Bangladeş sınırında Myanmar askeri noktalarına saldırarak bazı sınır görevlileri öldürdükleri iddiaları bir kez daha yeni ölümler, yıkımlar, tecavüzler,sürgünler, kaçışlar yaşanmasına yol açmıştır.  Ordu ve güvenlik güçleri  Rohingaları  her zamanki gibi şüpheli olarak görmüş, kitlesel ve sistematik  cezalandırma eylemlerinde bulunmuştur. Onbinlerce müslüman evlerinden yurtlarından kaçmak zorunda kalmıştır. Ordunun Rohingalara karşı bu  saldırıları, keyfi adımları, operasyonları, zulmü, köyleri yakmaları   bütün  dünyadan tepki görmüş, lider An San Su Çi de sessiz kalmakla  ve ordunun bu eylemlerine   karşı önlem almamakla suçlanmıştır. Bazı kaynaklara göre, ordunun 30 bin askerle  25 Ağustos 2017’de başlattığı operasyonlarda binlerce Müslüman  Rohinga öldürülmüş, binlerce  tecavüz vakası yaşanmış, yerleşim yerleri boşaltılmış, yıkılmıştır. Ordu ayrıca Budist rahipleri ve halkı, Rohingalara karşı silahlandırmakla da  suçlanmıştır. Bundan cesaret alan, Budist bin Laden olarak tanınan bazı yerel liderler de Rohingalara karşı eylemlere girmiştir.

2017 sonu itibariyle 750 bin civarında Rohingalı, Myanmar güvenlik güçleri ve çetelerinin saldırı, tecavüz ve zulmünden kaçarak komşu Bangladeş’e sığınmıştır. Birkaç ay içinde gerçekleşen tam bir etnik/dini temizlik. Bugün için Rohingaların bütün Myanmar’daki genel  nüfuslarının bu sürgün ve katliamlar sonrasında sadece birkaç yüz bin kadar   kaldığı tahmin edilmektedir.  Ve bugünlere kadar da bu olayların yol açtığı sorunlar değişmeksizin sürmektedir.

Bangladeş ile Myanmar arasında 23 kasım 2017’de imzalanan mültecilerin geri dönüşlerine ilişkin anlaşmanın uygulanmasına yönelik olumlu bir gelişme ise olmamıştır. Uygulansa bile bu dönüşler on yılları alabilecek, bir anlamda Rohingaların çilesi daha uzun yıllar sürecektir. Kaldı ki  geri dönüş mültecilerden  güvenlik garantileri ihtiyacı, evlerinin, yerleşim yerlerinin yakılıp, yıkılmış olması vb. nedenlerle rağbet görmemiştir. Son olarak da Mart 2019’da Bangladeş imkanlarının zorluğu nedeniyle, Myanmar’dan kaçan Rohingaları artık kabul edemeyeceğini de ilan etmiştir.

 

IV. Myanmar’da yaşayan Rohingaların yukarıda bahsettiğimiz olaylar ve zulümler dışında, vatandaşlık, seyahat, eğitim sorunları  vardır. Kimlikleri yoktur. 1982 vatandaşlık yasası nedeniyle ülkede kimliksiz yaşamakta, kimlik alabilme de büyük engellerle karşılaşmaktadırlar. Yasa Rohingaları ülkedeki 135 resmi etnik gruptan biri olarak kabul etmemiş, neticede onları yabancı konumuna düşürüvermiştir. Eğitim, evlenme, özgür seyahat, istihdam vb. bütün haklarını almıştır.  Halbuki 1962’deki askeri cunta  Rohingaları Burma’nın eşit ve tam haklara sahip vatandaşları ve ülkenin etnik parçası olarak tanımlamış ve kabul etmişti. Maalesef, bu sorunları bugün halen ağırlaşarak sürmektedir.

Myanmar’ın  Rohingaları  geçmişte komşu Bangadeş’ten ülkeye gelmiş yasadışı  göçmenler olarak görmeleri, tarihten bugüne hiçbir zaman Rohinga kimliğinin olmadığını  iddia etmeleri bir bakıma bugünkü sorunların da esasını teşkil etmektedir.

Bu vesileyle Myanmar’da ordunun tek hakim olduğunun, tam bir sivil  siyasi yönetime geçilemediğinin de bilinmesi gerekir. 2008 Anayasası’na göre, ordu halen ülkede yönetimi denetiminde  tutmakta, içişleri, savunma, sınır işleri bakanlıkları, bir Başkan yardımcılığı ile Parlamentonun % 25 sandalyesi orduya ait bulunmaktadır. Siyaset tamamen ordunun gölgesindedir.

Bununla birlikte, bu durum lider An San Su Çi’nin sessizliğine asla mazaret oluşturmayacaktır. Su Çi’ye  2011 yılında ev hapsindeyken Nobel ödülü verilmiş, 2012 yılında da bu ödülünü alırken, yaptığı konuşmada, dünyadaki göçmenlerin, mültecilerin durumuna, insan kaçakçılığı sorununa değinmiştir.O konuşmasında “..Unutulmak ölmektir” diyerek evsizlerin,umutsuzların,sürgünlerin olmadığı bir dünya çağrısı yapan Su Çi bugün bu sözlerini  unutmuş görünmektedir. Yine bugün uluslararası düzeyde sessizliğini korumakta, Rohingaların insanlık dışı durumlarını düzeltilmesine yönelik adımları atmamakta, hatta uluslararası düzeyde orduyu savunmaktadır. Bir keresinde de hükümetindeki generalleri  “çok sempatik  insanlar” olarak nitelendirmiştir.

Lider An San Su Çi, bölgedeki soruları incelemek üzere eski BMGS Annan’a önceki yıl bir rapor hazırlatmış, ancak Annan’ın insan hakları ihlallerini inceleme gibi bir yetkisi olmamış,sadece bölgenin iktisadi kalkınması, eğitim, sağlık sorunlarını değerlendirmesi beklenmiştir.Nitekim, bu nedenle   girişim gelişmelerden rahatsız dünya kamuoyuna yönelik, yatıştırıcı bir adım olarak da tanımlamıştır. Ağustos 2017’de raporun  açıklanmasının ardından Hükümet tavsiyeleri mümkün olduğunca  yerine getirebilmek amacıyla önerileri değerlendireceğini açıklamıştır. Ancak bugüne kadar bu yönde herhangi bir gelişme sağlanabilmiş değildir.

V.Uluslararası tepkiler ve hukuk itibariyle konuya baktığımızda; Birleşmiş Milletler başta çeşitli uluslararası kuruluşların Rohingaları dünyada en çok zulme uğrayan halklarından biri olarak tanımladığını görmekteyiz.

a. *Nobel sahibi Desmond Tutu, lider Su Çi’ye bir mektup yazarak  Rohingaların durumunu  apartheit’a benzetmiş, suskunluğunun kınamış, “insanların onurunu koruyamayan bir ülkenin asla bağımsız olamayacağını“ belirtmiştir. Yine  Nobel ödülü sahibi 12 isim  Su Çi’yi muhatap   mektuplarında  Rohingaların durumuna dikkat çekmiş, gelişmeleri kınamıştır. Mültecilerden Sorumlu  BM Yüksek Komiseri Myanmar’dan kaçan Rohingaların durumunu etnik temizlik olarak tanımlamış, BMGS Guterres de aynı tanımlamayla  orduya şiddeti durdurma çağrısı yapmıştır.

*BM Güvenlik Konseyi  toplantılarında  Rohingaların durumu ele alınmış, BM Genel Kurul toplantılarında da Rohingaların durumuna dikkat çekilmiştir. BM Uluslararası Myanmar Bağımsız Araştırma Misyonu da Myanmar ordusunun generallerinin Uluslararası Ceza Divanı’nda yargılanması çağrısı yapmıştır.

*Avrupa Parlamentosu Rohingalara karşı güç kullanımını kınamış, Myanmar’a silah ambargosunun genişletilmesi çağrısı yapmıştır. (14 aralık 2017)

*BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği/ OHCHR eylül 2017’de Bangladeş’i ziyareti sonrasında “..Myanmar güvenlik güçleri ve silahlı Budist grupların Rohingaları Arakan’dan sürdüğünü, Rohingalı öğretmenlerin, din adamlarının da hedef olduğunu, geri dönüşlerinin ise imkansız hale geldiğini..” açıklamıştır.

*İİT Eylül 2017’de Astana’da gayri resmi liderler zirvesi düzenlemiş, özet zirve raporunda Rohingalara karşı sistematik ve acımasız eylemlere dikkat çekmiştir. Yine eylül 2017’de  BM Genel  Kurulu’nda İİT Rohinga Temas Grubu toplantısında kabul edilen ortak bildiride Myanmar’daki etnik temizlik uygulamasına işaret edilmiştir.

*Rohingaların durumu ve trajedisi diğer birçok kuruluşun da gündemine gelmiş, bildirilere, kararlara  konu olmuştur. IPU Parlamentolararası Birlik’in kararı  (ekim 2017), BM III.Komite’nin Genel Kurul’da kabul edilen karar  (kasım 2017) gibi.

*Bütün BM üyesi ülkeler için belirli aralıklarla düzenlenen uygulama çerçevesinde, BM  İHK Evrensel Periodik İzleme Mekanizması’nın Myanmar 2. tur toplantısında  Myanmar’dan Rohingaların bütün haklarını tanıması istenmiştir. Buna mukabil Myanmar’ın  sunduğu ulusal raporda, ülkede Rohinga isimli bir azınlık olmadığı, Rakhine (Arakan)  bölgesinde barış ve huzur olduğu, 2012’deki toplumsal olayların iki taraftan da insan kaybına yol açtığı, Hükümetin bir araştırma komisyonu kurduğu, bu komisyonun tavsiyelerinin hayata geçirilmekte olduğu ileri sürülmüştür.

*İİT İnsan Hakları Komisyonu 2018’de Bangladeş’deki kampları ziyareti neticesindeki raporunda,  40 bin çocuğun öksüz ve yetim kaldığını, geçmişten bugüne Bangladeş’deki kamplara sığınan Rohingalıların sayısının 1 milyon civarında olduğunu ifade etmiştir.

*BM-İHK, İİT gibi teşkilatlar bünyesinde Myanmar-Rohinga sorununu İzleme Grupları tesis edilmiştir. Ancak Myanmar yönetimi ve kamuoyunun bu tür temaslara  açık olmadıkları, bölge ziyaret ve temaslarına imkan vermedikleri görülmektedir.

*Son dönemde, yine BM III.Komitesi (Sosyal, İnsani ve Kültürel Konular) 14 kasım 2019’daki toplantısında  Myanmar’da Rohingaların ve diğer azınlıkların   insan hakları  durumuna dair karar tasarısını rekor oyla (140 olumlu  ve Çin,Rusya vb.dahil 9 olumsuz oyla) kabul etmiştir.Ardından   tasarı 27 aralık 2019’da  BM Genel Kurula gelmiş, burada da karar 134 olumlu, 9 olumsuz (yine Çin ve Rusya dahil) oyla kabul edilmiştir. Kararda ülkelerinden kaçarak komşu Bangladeş’e sığınan  Rohingaların  sayısının 1.1 milyona ulaştığı, Myanmar’da büyük insanlık suçlarına maruz kaldıkları, onurlu, güvenli ve gönüllü şekilde geri dönebilmeleri için gerekli ve elverişli şartların oluşturulmasının şart olduğu kaydedilmektedir. Myanmar’daki Rohingalara yönelik insanlık suçlarına dair çalışma ve oylamalarda bilhassa Çin ve Rusya’nın olumsuz oyları dikkat çekici olmaktadır. Bu kararlar bağlayıcı olmamakta ancak konuyla ilgili dünya ülkelerinin görüş ve tutumunu yansıtan önemli kaynakları teşkil etmektedir.   

b. Uluslararası sistemde, bilindiği üzere,her ikisi de Lahey’de yerleşik  2 ana mahkeme bulunur. Uluslararası Adalet Divanı UAD /ICJ sadece devletlerarası davalara bakarken Uluslararası Ceza Divanı  UCD / ICC ise insanlığa karşı suç işlemiş kişileri yargılayabilmektedir.

Uluslararası Adalet Divanı (UAD) İslam İşbirliği Teşkilatı adına   Gambiya tarafından açılan soykırım başvurusu üzerine 17 Hakimli Panel  23 Ocak 2020 tarihli kararında  Myanmar’ı Rohinga halkının yüzyüze kaldığı genosid tehlikesini önlemek için gerekli önlemleri  almaya çağırmış ve Myanmar’dan 4 ay içinde raporunu hazırlamasını istemiştir.  Mahkemede konuşan bir zamanların demokrasi idolu Myanmar lideri An San Su Çi ise savunmasında iddiaları  reddetmiştir. Kararın herhangi bir yaptırım gücü bulunmamaktadır. BM Güvenlik Konseyi’nin de herhangi bir adımı, kararı da muhtemel değildir, zira kesinlikle ÇHC ve Rusya’nın vetosuyla karşılaşacaktır.

Uluslararası Ceza Divanı UCD) ise dünyada  ilk daimi ceza mahkemesi olarak soykırım, insanlığa karşı suçlar ve saldırı faillerini yargılayabilmektedir. UCD’de de  Myanmar’a karşı dava devam etmektedir. Myanmar  UCD’ne  taraf olmamakla birlikte suçun mağdurları Bangladeş’e kaçtıkları ve bu ülke de UCD’ne  taraf olduğu  cihetle Divan’ın  yetkisi bu davayı   kapsamıştır.   UCD  kasım ayında Rohinga dosyasının incelenmesi kararını vermiştir.

*Son olarak, Türkiye Rohingaların trajedisine  ilgi gösteren ülkelerden olduğunu belirtmeliyiz. Birçok bölgesel, uluslararası forumda onların seslerini duyurmuş, hakların savunmuş,bildiriler ve kararlar çıkarılmasına önayak olmuştur. Dışişleri bakanlığı  döneminde Prof.Dr.Davutoğlu iki kez  Myanmar ve Rohinga kamplarını ziyaret de etmiştir. Türkiye’nin evsahipliğindeki  (Temmuz 2018, Ankara) Uluslararası Rohinga Toplantısı da bu gayretlerin örneklerinden biri olarak çok sayıda yerli,yabancı diplomat, uzman ve STK’yı bir araya getirmiştir.

Türk halkı   Rohingaların davasını sahiplenmiş, hutbelerde Rohingalar için dua edilmiş, STK’lar bu konuda kamuoyu ve halkı bilgilendirme faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Rohingaların seslerinin duyurulabilmesi, siyasi-sosyal çevrelerde  bir bilinç oluşturulabilmesi amacıyla 2017 krizinin hemen akabinde  teşkil edilerek faaliyete geçen  Arakan Platformu bu hususta özellikle dikkat çekicidir. Prof.Dr.Yusuf Balcı başkanlığındaki Platform  çok  önemli toplantılar, imza kampanyaları ve faaliyetler gerçekleştirmiş,  Rohingalar sorununun sadece Türkiye’de değil  uluslararası düzeyde de etkin şekilde anlatılabilmesine yönelik  yararlı   faaliyetlerde bulunmuştur.

VI. Son dönemde bütün dünyayı saran k. virüsü   tehdidi belirttiğimiz üzere  her anlamda  yaşamsal bir mücadele vermekte olan, yerlerinden yurtlarından edilmiş, anavatanlarına  geri dönemeyen, her türlü mahrumiyeti yaşayan Rohingalar için bu kez bir başka yaşamsal  sorunu teşkil etmektedir. Ancak ne yazık ki zaten inanması bile  güç yaşam  zorlukları içinde bulunan Rohingaların bu konuda herhangi bir kapsamlı adım atabilmeleri hazırlayabilmeleri  mümkün değildir, böyle bir güç, birikim ve imkanları da bulunmamaktadır.

Bugün sadece Bangladeş’deki meşhur Coxs Bazaar kampında yüzbinlerce  Rohinga yaşamaktadır. Şartların ağırlığı nedeniyle, sosyal mesafe,  izolasyon, karantina gibi bu dönemde bütün dünyanın günlük yaşamının bir ayrılmaz boyutu haline gelmiş davranış ve yaşam kurallarının dünyanın bu en büyük mülteci kampında karşılığı bulunmamaktadır. Birkaç m.karelik  evlerde bütün bir ailenin birlikte yaşamakta olduğunu düşünelim durumun vahameti gözönünde canlandırabilmek için. Veya bir başka örnek, yüzbin kişinin sadece birkaç km.karelik alandaki yoğunluğu ne vahim bir durumdur. Hijyen, temizlik, izolasyon ve k.virüsle mücadele buralarda  hayali, erişilmesi mümkün olmayan, adeta lüks  kavramlardır.

Geçtiğimiz günlerde, Rohingaların sorunlarıyla ilgilenen çeşitli ülkelerden  50 kuruluş ve STK Bangladeş başbakanı Hasina’ya ortak bir mektupla salgın tehlikesine bir kez daha dikkat çekmiş, kamplarda sağlık sorunlarının bulunduğunu,  iletişim,  internet, telefon vb.sıkıntılarının virüse karşı duyarlılığı ve mücadeleyi daha da zayıflattığını belirtmişlerdir.  Türkiye  ve diğer bazı ülkelerden bu konuda bazı girişimlerin bulunduğunu, gıda,temizlik malzemeleri dahil bazı desteklerin verildiğini  biliyoruz. Ancak  bütün bunlar  mülteci nüfusun çokluğu, yoğunluğu, dar bölgelerde sıkışmışlığı ve diğer bir takım nedenlerle salgına kökten tedbir ve mücadele anlamında kesin ve kalıcı sonuçlar verebilecek midir,çok  zor  olduğunu düşünüyoruz. Ancak muhakkak olan bir husus var ki o da mevcut şartlarda salgının büyük bir tehdit potansiyeli oluşturduğudur. Herşeyden önce BM başta olmakla uluslararası kuruluşların, devletlerin, yardım kuruluşlarının ilgi ve desteklerini yoğunlaştırmaları gerekli bölgelerin başında Rohinga  kampları gelmektedir.

VII.Bugünkü durum çerçevesinde sonuç olarak vurgulanması gereken bazı ana hususlar şu şekilde özetlenebilir;

a.Bütün dünyanın gözleri önünde onyıllardır büyük trajediler, kırımlar yaşayan Rohingalar bu kez de k.virüs salgınının büyük tehdidi altındadır.

b.Müslüman Rohingaların trajedisi modern çağlarda örneği az rastlanacak türdendir. Uluslararası ve  ikili düzeylerde bütün kınamalara, kararlara, bildirilere rağmen sorunları, sürgünleri,acıları  sürmektedir.

c. En başta İslam ülkelerinin sessizliği, eylemsizliği yetersiz, kabul edilemez ölçülerdedir. Örneğin, İran’ın örneğin BM 72. Genel Kurul’da,  Rohingalar konulu oylamalara katılmaması ve destek oyu vermemesi hiçbir gerekçeyle izah edilemeyecektir.

Türkiye, Rohingaların davasına  destek vermekte ancak sorunun ağırlığı karşısında bu da yetersiz kalmaktadır. Bu insanlık sorunu tek başına Türkiye’nin çözebileceği diplomasi, ekonomi, yardım vb.boyutlarını çoktan aşmıştır. Bu konuların  istikrarlı, ısrarlı  bir şekilde Myanmar, Bangladeş,BM,İİT vb nezdinde  takibi şarttır.

d.Öte yandan, bugün Türkiye’de bazı istisnalarla  Rohingalarla ilgili olarak  herhangi bir gazete haberine, TV programına, STK faaliyetine de rastlamakta güçlük çekmekteyiz.Maalesef ülkemizde bu tür konuların takibinin adeta saman alevi gibi olduğu, istikrar göstermediği  bile söylenebilir.  Bu ciddi bir eksikliktir.

d.Genel olarak, batılı ülkelerin, batılı STK’ların destek ve duyarlılığının  güçlü olduğu söylenebilir. Kanada,örneğin,  Rohinga davasının  öncü ülkelerden biridir.

e.Çin, RF hatta Hindistan,Japonya gibi ülkeler genelde  bu konuda Myanmar lehine davranmakta,  sessiz kalmaktadır.BM oylamaları da bunu açıkça göstermektedir.

g.Rohingalar bugünkü şartlarda maalesef sahipsiz bir halktır. Herkesin,kim olursa olsun, hangi makamda, görev olursa olsun,mazlum Rohingaların durumu gibi, insanlığı ilgilendiren  trajedilerin  duyurulması için bir görevi vardır.

h.Virüs tehlikesinin Rohingalar içinde büyük ve vahim sıkıntılara yol açmaması için bütün dünyanın, güçlü devletlerin ve bölgesel/uluslararası kuruluşların ilgi odağında olması gereklidir.

Umarız  onyıllardır çile çekmekte bulunan mazlum Rohingalar bu kez de k.virüse karşı mücadelede dünyanın ilgisizliğinin kurbanı olmazlar, ileride de günün birinde onurlu, güvenli, gönüllü bir şekilde anayurtlarına dönebilirler.

 

                                                  ************

 

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3910/dunyanin-en-mazlum-halklarindan-rohingalar

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar