İlk Değil İhanetimiz!

Eklenme Tarihi: 26.03.2020 08:01:01 - Güncellenme Tarihi: 07.07.2020 23:26:29

İLK DEĞİL İHANETİMİZ(!!!)

Gençliğim hummalı bir kavga ortamında geçti.

Kendimi kavganın ortasında bulduğum yaşlar, şimdilerde yaşayan bir çok gencin geleceğe dair umutlarla hayata dal budak saldığı yaşlar...

15-16 yaşlarındaki gençlerin her biri pembe hayaller, umut dolu gelecek yılların sarhoşluğunda olur...

Benim ise, hiç böyle hayallerim olmadı, olamadı...

Biz o zamanlar, yarınımız ne olacak hesabında olmadık hiç...

Hayat; adeta çıktığımız maçtan ibaretti...

Maçı almaktan başka düşüncemiz olmadı...

Hatta, maçı aldığımızı görmemizin bile hiç önemi yoktu.

Önemli olan, çıktığımız maçın kazanılmasıydı.

Herşey kazanmaya ayarlıydı...

Kaybetmek ölümdü, yok oluştu...

Bizler bu kritik günler içinde canhıraş mücadele ederken bir gece bir şey oldu…

Ne olduysa o gece oldu...

Günlerden on iki eylüldü...

Yıllardan bin dokuzyüz seksen..

Askerler ülke yönetimine el koymuş,

Biz darbeyle tanışmıştık...

Ve bir anda derin bir uykudaymışız da uyandırılmıştık sanki..

Sonra gelsin sorgular, işkenceler, tutuklamalar, cezaevlerinde geçen yıllar, 

O yıllar içinde hasretle beklenen görüş günleri...

Parmaklıklar veya cam arkasından ana, baba, kardeş, eş, çocuklarla yapılan görüşler..

Ve gelirler diye beklenenler...

Yargılamalar...

Tahliye beklentileriyle çıkılan mahkemeler… 

Her mahkeme öncesi uyanan beklentiler...

Ve ardından gelen özgürlük….

Sudan çıkmış balık gibi ortada kalakalmışlık.

Sonrası hayat kavgası.

Bir ucundan hayata tutunma telaşı...

Bu arada geçmişte yaşananlar…

Ödenen bedeller...

Her daim akılda tutulan hatıralar...

Sonra,

Sonrası dost meclislerinde,

Ve kendi küçük dünyamızda yaptığımız sorgulamalar…

Çıkardığım sonuçlar...

Yaşanan yol ayrılıkları...

Ve ilktir davaya ihanetle (!) suçlanmak…

Yıllarını harcadığın, omuz omuza ölümlere gittiklerimizle yaşanan yol ayrımı…

Özenle koruması gereken dostluklar…

Yeni bir çevre, yeni bir dünyaya merhaba değişler...

Derken...

Yıllar bir biri ardına geçer.

Arayışlar...arayışlar..arayışlar..

Neyse ki, bu arada ekmek derdimiz yok.

İşin bir ucundan tutmuş, ekmeğimizi kazanır olmuşuz.

Kendimize ait bir dünya kurmuş, yeni dostlar edinmiş, küçük bir yuva kurmuşuz…

Çoluk, çocuk, evlatlar..

Can parçasıdır onlar…

Ve illaki eşlerimiz..

Bizim gibi sabıkalılarla evlenme riskini göze alan kahramanlarımız.

Kimseye minnetimiz, eyvallahımız yok..

Kurduğumuz küçük  dünyamızda mutlu mesut yaşayıp gidiyoruz.

Bizim işimiz, gücümüz yerinde.

Kıt kanaat geçinip gidiyoruz.

Nimete ve o nimeti verene şükürle geçen günler, aylar, yıllar...

Ama ülke öyle değil..

Koalisyonlarla geçen yıllar ülkeyi hırpalıyor. 

O günlerde bir parti kurma hazırlığı var...

Ülkenin girdiği karanlık tünelden salimen çıkması lazım.

Yeni bir umut olarak kurulan parti...

Dostlar bize geliyor.

"Bu partiye gireyim mi? diye sorduğunda girmelerini öneriyor, teşvik ediyorum.

Onlar ısrar ediyor ve beni de yanlarında götürüyorlar...

Derken, tahmin ettiğim gibi millet bu partiyi iktidar yapıyor.

Hem de uzun yıllar...

Doğrusu milletimiz verdiği oyun karşılığını hizmet olarak aldı da..

Ama bir zamandan sonra hizmet yerine içiride iktidar kavgası başlıyor...

Seçilenler kavgasında haklıydı...

Zira sandıktan çıkmayanlar, çıkanlar yerine devleti yönetmeye talip olmuş, iktidar üzerinde vesayet oluşturmak istiyordu...

Bunun ise, kabülü mümkün değildi...

Ama birlikte iş tutanlar birbirini tanıyor, zaaflarını biliyordu..

Ve olanlar oldu.

Yanlış yapılan işler ortalığa serildi…

Bizler olması gerektiği gibi seçilmiş iktidarın yanında durduk...

Sonrası malum...

Yapılan kavga, sadece hizmete engel olmakla kalmadı, adalete gölge düşürdü, ülkede korku egemen oldu...

Korkuların gölgesinde yönetilir olduk...

Yok, yok yönetilir değil, tahakküm altına alınır olduk...

Ya bendensin ya hain denilmeye başlandığı günlere geldik...

Ait olduğumuz, varlığına omuz verdiğimiz partiyle başlangıç noktasına geldik.

Ve nihayet yollar ayrıldı.

Bir kez daha hain ilan edildik.

Söylediklerimiz düşmanlık olarak algılandı.

İktidarla aynı yöne baktığımız günlerde "alkışlayanlar", methiyeler düzenler,

Karar değiştirmişlerdi.

Artık bizim düşmanlığımıza hükmedilmişti...

Bildiğin düşmandık işte...

Birkez daha hain oluyor, şeytanlaştırılıyordum...

Olsun diyorum.

"Acı patlıcanı kırağı çalmaz" diyerek teselli buluyorum.

Dostlukların ise, siyasi birliktelikle sınırlı olduğunu acı bir şekilde bir daha öğreniyorum.

Yaşadığım her süreçte insanlar ayrılanları suçladı.

Merkezde olanların yanlış yapacağını hiç düşünmediler...

Temsil noktasında olanlar çoğunluğu istediği gibi yönettiler, kusurlarını örttüler.

Onları uzaktan, bizleri ise yakından tanıyanlar grup asabiyesiyle, tarafgirlikle davranıp ayrılanları suçlamayı tercih ettiler.

Bizlere hain diyenler, içlerindeki ahlaksızlarla, menfaatpresetlerle, makam ve güç sarhoşlarıyla birlikte yürümeyi fazilet, vatanseverlik, dava adamlığı saydılar…

Hamdolsun..

Bu süreçten de kazandıklarımın üstüne yenilerini ekleyerek yola devam edeceğim.

Başkası yakışmaz zira...

Yapılanların iyisinde de kötüsünde de sorumluluğumuz var…

Üzerimize aldığımız vebalden duyduğumuz endişe ve korkumuz var..

Düzeltme çabası olmadan olmaz...

Başkası bize yakışmaz..

Değil mi ki, Allah'a kuluz..

Ahirete iman ediyoruz..

O'na pişmanlıklarla, hayırlı amellerle varmalıyız kapısına..

O bizim vekilimizdir..

O'ndan başka sığınacak makam yok..

Yaptığımız itirazla belki hakikatin anlaşılmasına vesile olur..

Günahlarımız hafifler diyorum..

Ve;.

Tevekkeltü tealallah..

Hasbünallah ve ni'mel vekil…

Hayat devam ediyor…

Biz geleceğe, ahire doğru yürüyoruz...

Gelecek bizimdir, imanımız tamdır.

Hamd olsun!

 

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3854/ilk-degil-ihanetimiz

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar