Evliyaullah

Eklenme Tarihi: 19.02.2020 08:24:15 - Güncellenme Tarihi: 03.06.2020 23:04:51

            Eskiden insanlar Evliyaullah’a en içten duydukları muhabbet ve bağlılıkla Allah yolunda bulunmaktan çok büyük keyif alırlardı.  Ne var ki şimdilerde artık o muhabbetten ve o bağlılıktan pek söz edemez olduk. Çünkü gelinen noktada değil evliyaya muhabbet duymak, toplumun birbirine karşı olan muhabbeti kalmamış ki Allah yolundan keyif almaktan söz edilebilsin. Hele şöyle etrafımıza bir baktığımızda bizim olan bu topraklarda bize ait her ne değer varsa hemen hepsi yerle yeksan edilmiş durumda. Hiç kuşkusuz değerlerimizden bu denli oynanmaya kalkışılırsa böylesi bir tabloyla karşılaşmamız hiçte şaşırtıcı değil.  Baksanıza ortada öyle içler acısı hazin bir durum var ki, birbirimize güven ve muhabbet duymak hak getire. İslami hassasiyet desen, evlere şenlik daha da hazin bir durum söz konusudur. Öyle İslami hassasiyetimizi yitirmişiz ki, aramızdan birileri ‘Allah sohbeti, Peygamber sohbeti, Sahabe sohbeti, Evliya sohbeti' yapmaya kalkışsa dönüp adamın yüzüne bakmayacak hale gelmişiz. Maalesef o derece vahim bir tabloyla karşı karşıyayız ki İslami hassasiyetimiz her geçen gün daha da kan kaybına uğramakta.

          Evet, acı ama gerçek, içine düştüğümüz içler acısı bu vahim tablo üç aşağı beş yukarı aynı eksende seyretmekte. Yine de bu eksen kaymasına rağmen tükenmişlik histerisine kapılmamak gerekir. Nitekim mümin olana bittik tükendik demek ya da ye’se kapılmak yaraşmaz, bilakis hak yolunda mümine ümit var olmak yaraşır. Zira mümin odur ki umutların tükendiği noktada bile diriliş ruhundan hiçbir şey kaybetmeksizin Allah’ın hükmüne her dem razı olandır.  Zaten diriliş ruhu Allah’ın razı olacağı yolda her daim iri ve diri olmayı gerektirir. Dün nasıl ki Moğol istilasının yakıp kavurduğu bu topraklarda Söğütte Ertuğrul oğlunun açtığı sancağının altında toplanan Horasan Erenleri ve Derviş Gazilerimiz umutların tükendiği noktada bir anda umutları yeşerten diriliş kalelerimiz olduysalar, bugünde içine düştüğümüz bu kör kuyudan bizi kurtarmaya vesile olacak yeni Horasan Erenlerimiz çıkacaktır elbet. Allah’ın hazinesi hiçbir zaman tükenmez,  bu nedenle onlar kıyamete dek her devirde var olacaklardır. Öyle ki, Umut kalelerimiz tarihin her evresinde yaşanan hadiselerin bir imtihan olduğunu ve her yükselişin bir çöküşü olabileceği gibi her çöküşünde bir yükselişi olabileceği gerçeğinden hareketle en nihayetinde İslâm’ın yeniden muzaffer olacağının müjdesini her devirde kuşaktan kuşağa telkin edip umutlarımızı yeşertmeye devam etmekteler de.

             İyi ki de,  umut kalelerimiz Başbuğ Veliler her devirde varlar.  Allah’a çok şükürler olsun ki bu sayede dünden bugüne onca değer aşınması yaşamamıza rağmen halen yıkılmadan ayakta kalabilmişiz. Hem niye ayakta kalmayalım ki, baksanıza Yüce Allah tarihten bu güne her daim bizi umutlandıracak ve umutlarımızı yeşertecek Pir-i Türkistan Hâce Ahmet Yesevi gibi, Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî gibi, Yunus Emre gibi daha nice Başbuğ velileri bu topraklarda bulunmasını bizden hiç esirgemediği gibi hiç eksik etmedi de. Yüce Allah (c.c) bundan böyle de daha nice Başbuğ velileri kıyamete dek başımızdan hiç eksik etmeyeceğine inancımız tamda.  Madem inancımız ve güvenimiz tam tekmil durumda,  o halde daha ne duruyoruz, gün bugündür deyip bir an evvel Evliyaullah’ın kapısına koyulmak gerektir. Ki; Evliyaullah kapısı ümitsizlik kapısı değildir. Hele birde varacağımız kapıda Evliya-i Kiramın muhabbetiyle yanıp tutuştuğumuzu bir düşünün, hiç kuşkusuz böylesi bir muhabbet sayesinde gerçek manada Allah’a kul olmak nedir bunun tatbikini ve ruhunu da idrak etmiş oluruz. Sakın ola ki, dergâhlara gitmeye karar verdiğimizde, etraftan insanlar acaba bize ne derler türünden lüzumsuz takıntılar içerisine girip de son anda kendimizi oralara gitmekten alıkoymayalım. Kim ne derse desin mutlaka Erenlerin nefesiyle soluklanmak gerekir. Hatta soluklanmayla da kalmamalı, Yunus misali dergâhın kapısında eşik olmakta gerekir. Onlara eşik olmayalım da hem kime olalım, baksanıza kapılarına layık olmadığımız halde hiçbir şart koşmadan her gelene Mevlana’ca kucak açıp bin kere tövbeni bozsan da yine gel deyip kapılarını açık tutmaktalar hep. Aslında her gelen dergâha alınmaz, ama zaman eskisi gibi değil ki, artık zaman iman kurtarma zamanı olmuş. Nitekim umutların tükendiği noktada bir bakıyorsun Evliyaullah Hızır misali imdadımıza yetişip işi kolay kılmaktalar.  Dahası Yunusun deyişiyle:

            “Gelin tanış olalım

              İşi kolay kılalım

              Sevelim sevilelim

              Dünya kimseye kalmaz” diyerekten sevgiye susamış çarpan gönüllere ferahlık olmaktalar.  Ne diyelim,   işte görüyorsunuz sevgi seli ve muhabbet kucaklaşması budur.  Üstelik bu sevgi seli sadece bu dünya hayatıyla sınırlı da değil, ahrette de devam edecek bir muhabbet selidir bu. Nitekim Peygamberimiz (s.a.v); “Kişi sevdiği ile birlikte haşr olunacaktır” diye beyan buyurmakla bu gerçeğe işaret etmiştir. Dolayısıyla siz siz olun muhabbette neyin nesi deyip işi hafife almayın. Bakın, Şeyh Sadi Şirâzî gül bahçesinde gülfidanının dibinde bitmiş bir ot’a gözü iliştiğinde:

        -“Ey ot!  Baksana senin ne doğru dürüst bir şeklin var, ne kokun, ne güzelliğin, ne de kıymetin var. Acaba şu gülfidanının dibinde bitmekle bir şeref kazandın mı, bir kıymet buldun mu?”  şeklinde muhabbetiyle oynayacak sözler sarf ettiğinde ot hemen alınganlık gösterip lisan-ı haliyle meramını şöyle dile getirir:

        -“Olsun,  her ne kadar renksiz, tatsız ve kokusuz isem de, sonuçta o gül bahçenin bir otuyum ya,  hatta  ‘gül bahçenin otu’ ismini üzerimde taşıyorum da. Şimdi sorarım sana,  bu isim,  bu şeref ziyadesiyle bana yetmez mi?”

        Gerçekten de öyle değil midir, ot otluğuyla gül bahçesinde gülün yanında şeref bulur da,  bir sofi de Sadatların gül meclislerinde bulunmakla şeref bulmaz mı? Bikere bir insanın Sadatlara nisbetle sofi adını alması, bu adla onlara muhabbet duyması,  hatta onların meclisinde soluklaması bir noktada o sofide iman nurunun kemalat bulacağına işarettir.  Öyle ya, şimdi o sofi şeref bulmasında ya kim bulsun.  Kaldı ki o sofide iman nuru kemalat bulduğunda gül bahçesinde en edna sofi olmaya bile gönlüm razıdır demekten kendini alamaz da.  Düşünsenize Sadatların şemsiyesi altında gölgelenmek ne büyük bir şeref olsa gerek ki hiç kimse bu kapıda makam mevki davası gütmüyor,  en edna sofi olabilirsem bu bile bana ziyadesiyle yeter artar da diyorlar. Çünkü şemsiyesi altında gölgeleneceğimiz gül meclis her türlü korku ve endişeden azad bir meclisdir. Yani bu Erenler meclisinde bulunmakla Allah Teâlâ’nın “Biliniz ki Allah’ın velileri için hiçbir korku yoktur ve onlar mahzunda olmazlar”  (Yunus, 62) diye ayet-i celilesinde övdüğü Başbuğ Velilerin şemsiyesi altında en edna bir sofilerden olsak bile kendimizi güvende ve emniyette hissedeceğiz demektir.  O halde daha ne duruyoruz, bir an evvel bizimde o şemsiyenin altında güven tazelememiz icab eder. Aksi halde son pişmanlık fayda vermeyeceğinden bu dünyadan göç ettiğimizde ne yanımızda ahrete götüreceğimiz bir manevi azık, ne tutunacak bir gül dalı, ne gölgesi atına gireceğimiz bir şemsiyemiz,   ne de bizi kokusuyla rahatlatacak bir gülümüz olur.   Tabi,  ruz-i mahşerde kral çıplak bir halde tutunacak bir dalımız olmayınca da kendi derdimizle baş başa kalaraktan sefillere oynamamız kaçınılmazdır. İşte sefillere oynadığımız o anda Peygamberimiz (s.a.v)’in varisi hükmünde Allah dostlarının ne kadar çok önem arz ettiğini hatırlarız da. Ama dedik ya,  son pişmanlık fayda vermeyeceğinden iş işten geçmiş olacaktır.

             Evet,  dünyada iken Allah dostlarının şemsiyesi altına girdiysek ne ala, yok eğer girmediysek ahrette işimizin kolay olmayacağını tahmin etmek hiçte zor olmayacaktır. Orada işimizin zor geçeceği şundan belli ki, ehlisünnet kaynaklarına baktığımızda o gün geldiğinde elli yerde sual sorulacağından söz edilmekte. Hatta cevabı verilmeyen sualler içinde bin sene sabit bir şekilde adeta yere çakılı bir halde olunacağı da vurgulanmakta. Şimdi gel de bu durumda kendimize tutunacak bir dal, şefaat edecek bir kaynak arama, ne mümkün.  Hem bizim çapımız ve kapasitemiz ne ki,  kendi başımıza çare olabilelim. Öyle ya, kel derman bulsa kendi başına sürer, bizimkide onun gibi bir şey. Baksanıza hafif bir yerden yel esse hemen savrulup tarumar olabiliyoruz. Malumunuz, Evliyaullah öyle değil, yani bizden çok farklı. Bikere adı üzerinde Allah’ın ermiş, dost ve sevilmiş veli kullarından demek, elbette ki onların mahşerde sualler karşısında verecekleri cevaplarda anlık olacağı gibi cennete girmeleri de beklemeksizin anlık olacaktır. Ki; Yüce Allah (c.c)  veli kulları hakkında hükmünü ta dünya hayatında yaşarlarken vermiştir. Bakın Rabbimiz bu hususta ne buyurmuş: “Dünya hayatında da ahirette de onlar için müjdeler vardır” (Yunus, 64).

            Ayetin mana ve ruhundan da anlaşıldığı üzere Evliyaullah’ın bu dünyada iken açık tuttuğu kapıları aşındırmaya gayret etmek kesinlikle bize çok büyük fayda sağlayacağı muhakkak. Yok, eğer rahatımızı bozamayız,   aşındırmayız diyorsak Allah muhafaza eskisi gibi haramlara dalıp, Allah’ın emirlerine isyan eder hale gelmemiz an meselesi diyebiliriz. Zira evliyaya olan muhabbetin devamlılık kazanması ancak onları sık sık ziyaret etmekle mümkün. Aksi halde mürşidle mürid arasındaki muhabbet bağı kesintiye uğrayıp hatlar kopar da. Nitekim önceleri muhabbeti ve cezbesi çok olup da sonradan hat kopukluğuna uğrayan sofilerinde var olduğu bilinen bir husustur.  İşte bu gibi durumlara düşmemek için illa ki mürşid ziyaretini ihmal etmemek gerekir. Sadece mürşid ziyarete mi? Elbette ki bunun yanı sıra devamlı Allah sohbetinin,  Peygamber sohbetinin, Sahabe sohbetinin ve Evliyaullah sohbetinin yapıldığı mekânları da mesken tutmalı ki muhabbetimiz sürekli tazelenmiş olsun. Hiç kuşkusuz muhabbet tazelerken bu arada tek temel amacımızın Allah rızasını kazanmak yönünde niyetimizi sağlam tutmak olmalıdır.  Öyle ya, Allah’ın rızasını kazanmaya yönelik olmayan bir muhabbet neye yarar ki. Hem Evliyaullaha niçin gönül bağlanır ki?  Şüphesiz, Allah’ın dostu olduğu için muhabbet duymaktayız. Zaten dostun dostuna muhabbet duymak Allah’a muhabbet duymak demektir.

           Peki, denilebilir ki bir insanın Allah dostu olduğunu nerden bileceğiz?  Bikere muhabbet alınıp satılan bir meta değil ki durduk yere bir insana muhabbet duyabilesin. Direk gönül bağıyla alakalı bir durumdur,  asla bu gönül bağı muhabbet kalemle kitapla izah edilemez.  Ancak bunu yaşayan hissedebilir. Zaten bir insan Allah dostu değilse istese de karşısındakini celb edemez.  Allah’ın sevdiği kul olması gerekir ki insanların muhabbetini kazanabilsin. Bunun dışında göz boyama metotlarıyla insanları kendine bağlasa da, asla bu muhabbet kalıcı olmayacaktır, er geç eninde sonunda kral çıplak bir şekilde foyası ortaya çıkacaktır elbet.  Zira sahtelik her an gün yüzüne çıkmaya mahkûmdur.  Kalıcı olansa ebediyete mal olan bir hakikat güneşidir. Madem hakikat güneşinin peşindeyiz, o halde bize her daim sadıklarla beraber olmak yaraşır. Nitekim Kur'an-ı Kerimde Cenab-ı Mevla’mız ''Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve sadık olanlarla beraber olun''  diye beyan buyurmakta da. İşte görüyorsunuz Kur’an’da net açık bir şekilde Allah yolunda samimi olan veli kullarla beraber olmaya çağrı vardır. Dolayısıyla bu çağrının gereğini yaparsak biliniz ki sadıklarla el ele gönül gönüle verip Hakka vasıl olacağız demektir. Keza Hadis-i Şeriflerde de bu manada benzer çağrılar vardır. Mesela; ''Allah'ın ehli onlardır ki, görüldüğü zaman, Allah hatırlanır'' hadis-i şerifi bunun bariz bir delilidir zaten.

       Hâsıl-ı Kelam;  Mevlana’nın buyurduğu gibi; “Padişahın dostu olan hiç zayıf kalır mı?”  Elbette kalmaz. O halde bu dünyada evliyayı dost edinende zayıf kalmaz dersek yeridir.

           Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3750/evliyaullah

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM