Hatme-İ Hacegân

Eklenme Tarihi: 12.02.2020 10:09:23 - Güncellenme Tarihi: 03.06.2020 21:26:49

  Hacegân sofrası bir bambaşkadır. Bu sofrada neler yok ki. Ancak bu bildiğimiz sofralardan çok farklıdır. Farkı ‘Hacegân Başbuğ Evliyalarının’ bizatihi teşrif ettiği manevi sofra olmasıdır. Öyle ki bünyesinde 14 Fatiha, 100 salâvat, 75 İnşirah, 1000 İhlâs, bir hatmi şerif duası ve Kuran’dan bir surenin okunduğu manevi gıdaları barındırır da.

         İşte onca saydığımız türlü türlü bu ruhu doyurucu içeriklerden sonra az çok merak etmişsinizdir elbet bu menü nedir diye.  Elbette ki bu  ‘Hatme-i Hacegân’ menüsünden başkası değildir. İlginçtir bu menünün çatal kaşığı da taşlardan ibarettir. Yani taşlar vasıtasıyla ruhumuzu ancak doyurabiliyoruz. Zaten kâinatta yaratılmışlar içerisinden en çok zikredende cemadattır (taştır), ikincisi de nebatattır (bitkidir). Olur ya, bir meclisde taş bulunmazsa bitki türünden nohut, fasulye gibi şeylerle de hatme yapılmaya cevaz vardır.  Çünkü Evliyaullah'ın da belirttiği gibi, Allah’ı zikirde en çok sırasıyla: birinci derece cemadat (toprak, taş, cansız maddeler), ikinci derece nebatat (bitki âlemi), üçüncü derece hayvanat, dördüncü derecede ise insan gelir. Besbelli ki cansızlıktan canlılığa, yani basit yapıdan mükemmel yapıya doğru gidildikçe Allah’ı anma noktasında yaratılan her mahlûkun hem cinsine göre düşüş eğilimleri görülür. Şöyle ki; her gelişim veya her büyüme meyli meşguliyet demek olup, bu durum Allah’ı zikretmekten alıkoyabileceği anlamına gelir. Hiç kuşkusuz insanoğlunun meşguliyeti diğer yaratılan varlıklara göre çok daha ileri safhada olduğundan ister istemez dördüncü derecede zikreden bir konumda yer alır.  Her neyse birinci konumda taşla zikir yapılacağını anladıktan sonra ister istemez merakımız daha da derinleştikçe acaba bu söz konusu çok yönlü zengin yer sofrasını elden ele günümüze dek taşıyanlar kim diye baktığımızda, hiç kuşkusuz taşıyıcıların Hâcegân Başbuğ Evliyaları olduğunu pekâlâ görebiliyoruz. Her ne kadar Hâcegân yolunu günümüze taşıyan Hâcegân Başbuğ Evliyaları değişik isimler altında:

          -Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a)  ile Ebû Yezîd Tayfur bin İsâ Hz.leri (Bâyezîd-i Bistâmî) dönemi arasında ‘Sıddıkiyye’ veya ‘Bekriyye” ismiyle,

          -Bâyezîd-i Bistâmî (k.s)’in Tayfûr lakabına nisbetle Bâyezîd-i Bistâmî (k.s) döneminden başlayıp Hâce Yusuf el-Hemedânî (k.s)’in halifelerinden Abdülhâlik-ı Gucdüvânî (k.s) dönemine gelen zaman diliminde   ‘Tayfûriyye’ ismiyle,

         -Abdülhalik-ı Gücdüvânî (k.s)’den Şah-ı Nakşibend Hz.lerine gelen dönemde ‘Hâcegâniyye’ ismiyle,

         -En son Bahâeddin Nakşibend (k.s)’in elinde ‘Nakşibendîyye’ ismiyle taşımış olsalar da, sonuçta yol aynı yol, bu yetmez mi?  Önemli olan gelinen noktada taşınan yolun özü itibariyle  (ameli yönden) hiçbir değişikliğe uğramaksızın bugünlere gelmiş olmasıdır, gerisi elbette ki teferruattır.  Nitekim Hatme-i Hacegân ameli bunlardan biri olup hem isim olarak hem de öz itibariyle hep aynı kalması bunun en bariz bir göstergesidir. Hâcegân yolunda icra edilen tüm amellerin öz itibariyle hep aynı kalması son derece gayet tabii bir durumdur. İlla bir değişiklik gerekiyorsa, bu kural değişikliği ancak teknik alanda işletilebilir,  asla ibadet ve ameller için bu kural işletilemez. Nitekim Şah-ı Nakşibend (k.s) ilerisinde böyle şeylerle karşılaşılmasın babından olsa gerek Hacegân yolunu aslına uygun olarak ismiyle müsemma bir bütün halde sistemleştirmiş bile.  Öyle ki Şah-ı Nakşibend (k.s); “Bu yolumuzdan yüz çeviren helak oldu”  derken aslında bu ifadeyle takip ettiği yolun Resul-i Ekrem (s.a.v) ve Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a)’a dayanmasından kaynaklanan hassasiyeti dile getirmiştir.  Keza sistemleştirdiği yol hakkında o kadar hassastır ki; “Bayezîd-ı Bistâmî (k.s)’ın yolunun nihayeti,  benim yolumun bidayeti, Onun eline geçen en son marifet,  benim elime geçen ilk marifet değilse, bu tarikat Bahaüddin’in kalbine haram olsun” demekten kendini alamaz da.  Derken hassasiyet gösterdiği bu yolun meyvelerini toplar bile. Nasıl mı?  Şöyle ki Şah-ı Nakşibend (k.s),  Allah Resulünün beyan buyurduğu  “Ümmetim yağmur gibidir, evvelimi daha hayırlıdır, ahiri mi daha hayırlıdır bilinmez” hadis-i şerifinin mana ve ruhundan hareketle ilk işi Hakka ve hakikate en kestirmeden gidecek bir yol için Allah’a münacat etmek olacaktır. Ve münacat ettiğinde dileğinin kabul edildiğini müntesiplerine müjdeler de.  Bu arada aklımıza belki şu soruda takılabilir, müjdelenen bu yolun özüne dokunmamak hususunda hassas olan bir tek Şah-ı Nakşibend Hz.leri mi olmuş, elbette ki bu hassasiyete tüm Nakşibendî Sadatları da iştirak etmiştir. Hele birileri sistemle oynamaya kalkışmaya bir dursun,  yaşanılan dönemde Sadatlardan her kim posta oturmuşsa derhal duruma müdahale edip böyle bir girişime asla geçit vermedikleri görülmüştür. İşte Sadatların bid’atlara karşı bu denli hassas ve duyarlı oluşlarından dolayıdır ki, Şah-ı Nakşibend (k.s) elinde sistemleşen bu yolun dün olduğu gibi bugünde ameli noktada başta ‘Hatme-i Hacegân’ olmak üzere tarikatın diğer tüm adab, usul, erkân ve amellerinin kıyamete kadar değişmeksizin sürdürüleceğine inancımız tamdır. Bakın, günümüzün manevi Hacegan Başbuğlarından, Gavs-ı Bilvanisi (k.s) ‘Hatme-i Hacegân Zikri’ hakkında bakın ne diyor: “Şayet insanlar bir araya gelip hatme/zikir yapmanın faziletini bilselerdi, hasta ya da sakat olsalardı bile yinede sürünerek hatmeye gelirlerdi. Zira hatmenin Manevi Reisi Resul-i Ekrem (s.a.v)’dir.  O bu meclislere manen teşrif buyurur ve oradakiler dileklerini Allah Teâlâ’ya ulaştırır. Madem öyle, şimdi sorarım size, Efendimiz (s.a.v)’in İlahi huzura arz ettiği şeyler hiç geri çevrilir mi?” Hiç kuşkusuz ki,  Gavs-ı Bilvanisi Hz.lerinin de dediği üzere O’nun yüzü suyu hürmetine çevrilmeyecektir. Yeter ki Nakşî dergâhlarında ‘Hatme-i Hacegân’ sofrasına adabı usulünce nasıl oturulacağının bilincine varalım gerisi gelir elbet. Dikkat edin bilinç dedik. Çünkü bunun bilincinde olmayan yabancı birinin hatmeye girmesi hatme adabına aykırıdır. Bakın, Ahmet bin Hanbel, Şeddat bin Evs (r.anh)’dan şu hadisi- şerifi şöyle rivayet eder:

      Biz Rasulullah (s.a.v)’in huzurunda idik.

       O (s.a.v):

     -“Aranızda Hıristiyan, Yahudi ya da şeriatın esrarına vakıf olmayan yabancı birsi var mı”  deyince:

       -“ Ey Allah’ın elçisi! Yoktur” dedik.

        Bunun üzerine Allah Resulü (s.a.v) kapının kapatılmasını emretti ve:

       -“Ellerinizi kaldırın ve La ilahe illallah deyin” buyurdular.

        Efendimiz (s.a.v):

        - “Allah’a hamd u senalar olsun. Ya Rabbi, Sen beni bu kelime ile gönderdin. Bana bunu emrettin ve onda bana cenneti vaad ettin. Sen vaadinden dönmezsin” dedi.

       Sonra da:

       -“ Sevinmez misiniz? Allah sizin hepinizi affetti” buyurdular (Hadis-i Müsned, IV, 124). Bu hadi-i şeriften anlaşılan o ki,  Resullah (s.a.v)’in içinizde yabancı var mı diye beyan buyurması zikir halkasının içinde bulunanların arasında yapacakları işi yadırgayacak bir kimsenin bulunmadığının kontrolü içinmiş meğer. Bu da hatme-i hacegâna ehil olmayan yabancıların içeri alınmamasının delilidir.(Bkz. Arifler Yolunun Edebyeri-S. Muhammed Saki Erol)

          İşte Halil İbrahim bereketinde diyebileceğimiz manen besleneceğimiz ‘Hatme-i Hacegân’ sofrası bu ya,  bikere en başta adab gereği illa ki sağ ayağını sol ayağının altına koyaraktan hemen yanı başındakinin diziyle bitişik hafif boynu bükük bir şekilde oturmamız icab eder. İmam tâ ki ‘Estağfurullah’  komutuyla hatme-i hacegânı başlatır,  işte o andan itibaren hemen gözler kapanaraktan taş dağıtıcı elinden dağıtılan 7 işaret taşıyla sağdan 7 Fatiha-i Şerife okunur, daha önceden dağıtılan 100 adet hatme taşı içerisinden ise  100 Salâvat-ı Şerife, 79 Elemneşrahleke-i Şerife, 1000 İhlâs-i Şerife okunur,  derken  soldan bu kez   işaret taşlarıyla  soldan 7 Fatiha-i Şerife  okunup ve ardından imamın Hatme-i Şerife duasını Kur’an’dan Amme  veya Tebareke sureleriyle   bağlayıp kapanışta  ‘'Estağfurullah’  komutu  verene dek bu sofradan kalkılmaz da.  Öyle ya,  hem madem ‘Hatme-i Hacegân’ ruhen beslenme sofrası demek, hem yine madem manen soluklanma meclisi demek, o halde bakalım bu zikir meclisinin açılış ve kapanış bölümlerinde aşama aşama nelerden istifade ediliyor bir görelim:

          Evet,  bikere her şeyden önce şunu iyi bilelim ki; Hacegân meclisinde bulunmakla elde edilecek kazanımlar şunlardır:

         -İmamın estağfurullah deyişiyle sağ el parmaklarla huşu bir halde 25, 33 veya 75 estağfurullah çekmekle Hacegân meclisine tüm kirlerden arınmış olarak oturulmuş olunur. Ki, Peygamberimiz (s.a.v) Allah’ın Habib’i elçi konumda bir makama sahip olmasına rağmen hiçbir zaman tövbe etmekten geri durmamıştır. Nitekim Ebu Hureyre (r.a)’den rivayet edilen bir hadis-i şerifte Peygamberimiz (s.a.v) ”Vallahi ben Allah’a günde yetmiş defadan çok istiğfar ediyorum” diye beyan buyurması bunun bir teyididir. Kaldı ki Yüce Allah (c.c) bu hususta Habibi’nin nezdinde tüm kullarına hitaben; “Rabbinizden bağışlanma dileyin, doğrusu o, çok bağışlayandır” (Nuh,71/10) ve “(Ey Muhammed) Sabret! Allah’ın verdiği söz şüphesiz gerçektir. Suçunun bağışlanmasını dile; Rabbini akşam, sabah överek tesbih et” (El-Mümin, 40/88) diye emir buyurmuş da. Dikkat ettiyseniz ayetin birinci bölümünde istiğfardan, ikinci bölümünde ise sabah akşamdan söz edilmektedir. Zaten Hatme-i Hacegân halkası da gündüz ikindiden sonra ya da akşam yatsıdan sonra estağfurullah tesbihatlarıyla başlayıp sonlanmakta.

       -İmamın Fatiha-i Şerife deyişiyle hatmenin başında sağdan yedi kişi, hatmenin sonunda soldan yedi kişiye birer adet dağıtılan yedi büyük işaret taşlarla okunan Fatihalar sayesinde Kur’an’da sevapça en büyük yedi âyet manasına ‘es-Seb’ul-Mesâni’ okuma şerefine nail olunmuş olunur. Delil mi? İşte Ebu Said İbnul-Muala (r.a)’ın anlattığı bir hadisede bakın ne diyor: “Ben Mescid-i Nebevide namaz kılıyordum. Resulullah beni çağırdı. Fakat (namazda olduğum için) icabet edemedim. Sonra yanına gittim şöyle dedim:

         -Ey Allah’ın Resulü! Namaz kılıyordum.

         Bana cevaben:

         -Allah Teâlâ kitabında “Ey iman edenler, Allah ve Resulü sizi çağırdıkları zaman hemen icabet edin buyurmuyor mu?” (Enfal, 24) dedi ve arkasında şunu ilave etti: Sen mescitten çıkmazdan önce, sana Kur’an-ı Kerimin (sevapça) en büyük suresini öğreteyim mi” dedi ve elimden tuttu.

         Bende o sırada Allah Resulünün mescitten çıkacağı anı kollayıp tam çıkacağı sırada bana öğreteceği sureyi zatı şahanelerine hatırlataraktan:

         -Hani bana en büyük sureyi öğreteceğim dememiş miydiniz?

        Allah Resulü bunun üzerine dönüp bana:

        - O sure ‘Elhamdü lillâhi Rabbi’l âlemin’dir. Ki (namazlarda tekrar tekrar okunan), yedi âyet (es-Seb’ul-Mesâni) ve bana verilen yüce Kur’an’dır” diye buyurdu (Buhari, Tefsir 1; Nesaî, İftitah 26; Ebu Dâvud, Vitr 15).

          -Hatmenin ikinci aşamasında İmamın Salâvat-ı Şerife komut seslenişiyle dağıtılan taşlardan eline düşen taş sayısınca salâvat okunur. Bu okunan selâvat-i şerifeler hatmenin başında ve hatmenin sonunda olmak üzere toplamda 200 adet taş sayısına tekabül eder. Böylece bu okunan selâvatlar sayesinde Peygamberimiz (s.a.v)’in beyan buyurduğu “Kim bana bir salâvat getirirse Allah Teâlâ bu yüzden o kimseyi on misli mağfiret eder” müjdesine mazhar olunmuş olunur. (Müslim, salât,70)

          -Üçüncü aşamada imamın Elemneşrahleke-i Şerife komutuyla birlikte halkanın sağ tarafından dağıtılmaya başlayan taşlardan hissesine düşen taş sayısınca İnşirah suresi okunur. Malum, okunan bu sure Peygamberimiz (s.a.v)’in en sıkıntılı dönemlerinde göğsünün açılıp feraha kavuşturulması manasına gelen bir ferahlık açısından da hatme erkânına çok ferahlatıcı etki yapar. Böylece ‘Elem Neşrah Leke Sadrak’ suresinin yüzü suyu hürmetine tüm sıkıntılar bir anda giderilir de.

             -Dördüncü aşamada imamın İhlâs-ı Şerife komut seslenişiyle dağıtılan taşlardan eline düşen taş sayısınca ihlâslar okunur. Bu okunan İhlâs-ı şerifelerden 10 tur hatmenin başında ve 10 turda hatmenin sonunda olmak üzere toplamda 1000 adet okunma taş sayısına tekabül eder. Böylece bu okunan İhlâs-ı Şerifeler sayesinde Kuran-ı Kerimi 333 kez hatmetmişçesine bir sevaba nail olunur. Öyle ya, 3 ihlâs ve 1 Fatiha okumak bir hatim sevabı demek olduğuna göre dağıtılan 10 turluk 100 adet taşın matematiksel hesabını yaptığımızda 1000÷3=333 hatim sevabı sayısına denk geldiğini keşfetmiş oluruz. Delil mi?  Resulullah (s.a.v) bir seferinde ashabına:

          “-Sizden biriniz bir gecede Kur’an’ın üçte birini okumaktan aciz olur mu diye sorar.

         Tabi bu ashaba zor geleceğinden cevaben şöyle derler:

         -Ya Resulullah!  Hangimiz buna güç yetirebiliriz ki?

          Bunun üzerine Resul-i Ekrem (s.a.v) en nihayet zoru kolay kılacak pratik yöntemi şöyle ortaya koyar:

          -Allahu ahad, Allâhüssamed (İhlâs) suresi Kur’an’ın üçte biridir.” (Sahih-i Buhari, Muhtasarı, Tecrid-i Sarih Tercemesi)

         - Hatmenin beşinci aşamasında ise hatme halkasına dağıtılan taşların toplanmasıyla birlikte bu kez Hatme-i Hacegân duasına geçilir.  Ancak şunu belirtmekte fayda var, hatme hakkında en ufak bilgi sahibi olmayanlar inanır ya da inanmaz,  onu bilemeyiz elbet.  Ama Ehl-i tarîk açısından düşündüğümüzde gözü kapalı eda edilen ‘Hatme-i Hacegân’a başta Allah Resulü (s.a.v) olmak üzere silsilede adı zikredilen her bir Hacegan Başbuğ evliyanın ruhaniyetiyle birlikte teşrif ettiklerine dair bizim inancımız en ufak şüpheye mahal bırakmayacak derecede tamdır. Nitekim bu inanç doğrultusunda asırlardır Nakşibendî yolunda estağfirullah’la başlayan, akabinde belli sayıda dağıtılan taşlarla Elem neşrahleke-i şerife, İhlâsı şerife, Salavât-ı şerife ve Fatiha-i Şerifelerin okunduğu Hatme-i Hacegân’ın bugünde devam ettiği bir sır değil artık. Malum, gözü kapalı başlanılan hatme-i hacegânın sonunda okunan duada başta Peygamberimiz (s.a.v) ve O’nun âline ve ashabına salât ü selâm getirildikten sonra hatmede hâsıl olan sevabın mislini hediye olarak ruhlarına ulaşması maksadıyla:

       -Peygamberimize ithafen; Allah’ın salât ve selamı üzerine olsun anlamına ‘Sallallahu aleyhi ve sellem’ denilerek,

      -O’nun âline ve ashabına, evlatlarına, zevcelerine, müminlere ve nesline, muhacir ve ensarına ithafen; Allah onlardan razı olsun manasına ‘Rıdvanullahi aleyhim ecmain’ denilerek,

       -Silsile halkasında isimleri zikredilen her bir Hacegan Başbuğ Evliyanın methiyeleri okunduğunda onlara ithafen; Allah onların ruhlarının sırlarını pak ve kudsi kılsın manasına gelen  ‘Kaddesâllahu esrarahum ilâ ervâh’  denilerekten maksat hâsıl olmuş olur.

      -Methiyeleri ile birlikte okunan hatme duasının akabinde şayet eda edilen ‘Hatme-i Hacegân’ ikindi hatmesi ise Kur’an’dan Amme suresi (Nebe suresi)  okunur, yok eğer yatsı vakti hatmesi ise Tebareke (Mulk suresi) okunur. Nitekim Resulullah (s.a.v) Nebe suresi hakkında; “İkindi namazından sonra Nebe suresini okuyan kimseden Allahü Teâlâ kıyamet azabını hafifletir” beyan buyururken,  Mulk suresi hakkında da “Tebareke Suresi kabir azabına engeldir” (Albani Sahihu’l-Cami 3643) diye beyan buyurmuşlardır.  Hakeza Cabir bin Abdullah (r.anh) Resulullah (s.a.v)’in “Secde ve mülk surelerini okumadan uyumazdı” deyişine (Tirmizi 3627) şahit olurken,  Ebu Hureyre (r.anh)’da bizatihi Resullulah (s.a.v)’in şöyle dediğine şahit olmuştur: “Kuşkusuz ki, Kur’an’da otuz ayet olan bir sure vardır. Bu sure, bir kişi için şefaatçi oldu ve onun günahları affedildi. Bu sure Mülk suresidir.”(Tirmizi 3052)

          -Derken en nihayet estağfirullahla başlayan hatme, bu surelerin okunmasının ardından en baştaki gibi sağ el parmağımızla çektiğimiz 25, 33 veya 75 estağfurullahlarla hatme-i hacegân tamamlanmış olur.  Böylece Allah-u Teâlâ,  Resulullah Efendimiz (s.a.v)’in hatırına silsilede isimleri okunan Hacegân Başbuğ Evliyaların elinden dağıtılan manevi hediyeler eşliğinde hatme halkasında bulunanların üzerlerine rahmetini indirip böylece hatme sevabından elde edilen manevi kazanımdan maksat hâsıl olmuş olur da.

       İşte görüyorsunuz hatme meclisi meleklerinde teşrif ettiği böyle bir meclisdir. Zahirde nasıl ki dünyevi işler için kurulan meclis halkaları varsa, bâtınen de hatme-i hacegân gibi halka oluşturulan manevi meclisler olabiliyor pekâlâ.  Hele tasavvuf eserleri şöyle karıştırdığımızda, Başbuğ Evliyaların beyanlarından hareketle bilhassa pazartesi ve perşembe günü Hira mağarasında toplanılıp dünya âleminin nizamı hakkında sürekli istişare edildiği muhakkak. Belli ki, zahiri meclislerde olduğu gibi velilerinde bir ‘Başbuğ Evliya’ başkanı vardır. Nitekim Seyyid Muhammed Nurani (k.s) ile yapılan bir röportajda Muhyiddin İbnü’l-Arabî Hz.lerinin şöyle dediğini beyan eder: ''Ben bu meclise gittiğim zaman meclistekiler kalkarak bana doğru geliyor. Bu meclistekilerin bir kısmı yaşayanlardan, bir kısmı vefat edenlerden, bir kısmı da meleklerdendir. Sağ olanların rengi sürekli değişiyor, vefat edenlerin rengi ise değişmiyor. Sağ olanların rengi her meclise geldiklerinde değişim gösteriyor. Melekler ise ben geldiğimde karşıdan ayakları yere değmeden geliyorlar. Melekler niye geliyorlar denirse onlar da hayata henüz gelmemiş, doğmamış evliyaların yerine geliyor oturuyorlar. Vakti gelip de onlar gelip oturana kadar devam edecekler.”

        Velhasıl-ı kelam; Seyyid Muhammed Nurani Hz.leri kendisiyle yapılan röportajın devamında bu hususta şöyle açıklık getirir de: Bir kitapta okumuştum, Muhyiddin İbnü’l-Arabî manen bir yere gitmiş. 10 sene kadar meleklerin arasında kalmış ve melekler devamlı cezbe ve zikir halindelermiş. 10 sene dolup eve geri dönünce benim 10 senedir yokluğum hakkında ne diyorsunuz diye ev halkına sorduğunda; Sen her zaman ki gibi burada ve her zaman ki halindesin, yani devamlı buradaydın demişlerdir” (Bkz. Feyz Dergisi-Ekim 1994).

         Vesselam.

 

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3738/hatme-i-hacegan

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM