Yolculuk

Eklenme Tarihi: 22.01.2020 07:05:03 - Güncellenme Tarihi: 07.08.2020 12:45:27

    Peyami Safa, ülkede ve kendi çevresinde yaşayan bir kısım insanların temel değerlerden kopmuş, ahlâkça çürümüş olduğunu düşünür. Bunlar para ve tensel keyifler için yaşayan insanlardır. Zaman içinde bu durumu, aydınlanmacı Batılılaşmadan çok ahlâksızlık olarak değerlendirir. Yazarın ilk dönemdeki eserlerinde, şahsiyetini bulamamış kadın karakterlerde, çöküş ve yozlaşmanın ideal taşıyıcıları olarak ele alınmıştır.

    İmparatorluğun kalbi olan İstanbul’a Batı’dan esen rüzgar girince muhafazakarlık ile modernite  birbiriyle mücadeleye başlar. Peyami Safa’nın Sözde Kızlar adlı romanında görüldüğü üzere Beyoğlu bölgesinin önemi iyice artar. Burada ışıltılı dükkanlar, parlak gösterişli kafeler, Pera Caddesi boyunca uzanan elçilikleriyle, tarihi başkenti çöken Batı’nın ticaret merkezi haline getirmiştir. Kültürel gelenekten yorgun düşen Osmanlı gençleri, Beyoğlu’nun pastanelerinde, tiyatrolarında on dokuzuncu yüzyılda Paris coşkusunu bulur. Batıda aldığı eğitim sürecine bağlı olarak İstanbul’un güzelliğini duyumsayamayan gençler için artık İstanbul, büyüleyici bir güzelliğe sahipti. Diğer taraftan da İslâmi gelenekle yetişmiş, milli – manevi değerleri önceleyen bir topluluğu yakından müşahede eder.  Peyami Safa bu iki topluluğun karşıtlığını Doğu- Batı karşıtlığı üstünden okuyucusuna sunmaktadır. Doğu- Batı gerilimi şeklinde karşımıza çıkan toplumsal sorunu,  üçü erkek biri kadın dört kişilik  bir ekiple aşk hikayesi üstünden anlatır.  Eril aktörlerin biri Doğu’yu diğeri Batı’yı temsil eder. “ Kızlardan, Doğu’yu simgeleyen erkeği tercih eden mutlu, Batı’yı simgeleyen erkeği tercih eden de mutsuz olacaktır.”   Üçüncü eril kişi ise yazarın söylemek istediklerini söyleyen akıllı bir kişidir; bilgilidir ve Doğulunun dostudur. Bir de Doğu- Batı arasında kararsız bir genç kız bulunmaktadır. Bu örgü bütün romanlarında aynıdır.  Mesela Şimşek adlı romanını ele alırsak: Ali, yazarı temsil etmekte ve Sacit ile Müfid arasında gel-gitleri yaşayan Pervin’in kararsız tutumlarını gözlemektedir. Bocalayan kişinin kadın olması  duygusallığı sebebiyle şaşılacak bir şey değildir. Sacid büyük seciyeyle bir garplı, Müfid bir şarklı adam timsalidir;… Pervin, zekasıyla yapmaya çalıştığı frene rağmen  bu zıt rüzgarlar arasında  ancak tabii sevklerinin gösterdiği istikametlere koşuyor.  “Kadın kalbi” dediğimiz tabii sevkler ve şuursuz temayüller mecmûu olan gizli ve muğlak halita karşısında hangi türlü insan; cidalci, kudretli ve hain  Sacid mi, yoksa, faziletkâr, mütevekkil, asil Müfid mi kazanacak?

    Peyami Safa’daki Doğu- Batı çatışması bir aşk olayı ile simgeleniyor. Bu ikilemde güçlü ve ruhen kötü Sacid mi, yoksa tevekkül halinde soylu bir kişilik olan Müfid mi kazanacak? Aslında yazar karşıt kişilikte bu iki erkeği karşı karşıya getirerek  “toplumdaki yönelimlerin çarpışması”nı dile getirmektedir. Doğu- Batı sentezini önermesinin altında da bu iki bloktan insanların  beğendiği yönlerini   bir tek kişide toplama isteği yatar.  Şimşek romanında hem Sacid’in hem de Müfid’in artı ve eksi yönleri bulunmaktadır.  Bu iki aktörün olumlu ve olumsuz yönlerini kavrayan ise  Ali’dir.  Ali’ye göre tam ya da tama yakın insan Sacid ve Müfid’in olumlu yönlerini kendinde toplayan insandır. Şimşek romanında Batılı tipi temsil eden Sacid’in, Pervin’e söylediği  “ Bir  şey bil: kalb yoktur. Bir şey daha bil: herkes kendi için yaşar.” sözü ruh olgusunun hiçe sayıldığı bencil bir dünyanın içinde bulunulduğunu göstermektedir.  Ruh yoksa burada bedensel hazlar ön plana çıkacaktır. “Bunlar için yaşamak bedensel yaşamaktır. Bedenin görünüşü, bedenin rahatı, bedenin hazları bu insanların amaçlarını belirler. Onun için Batılı tipin kadından beklediği … Ne sever ne de kıskanır, ama şık giyimi, serbest davranışları ve atılgan kişiliği ile kadınlar için çekicidir ve kolay avlar onları. ”

    Doğulu ise ruhtur, kalptir. Her ne kadar ilk etapta kalp ve kalbin temsil ettiği ruha ait unsurlar  roman aktörlerini çekmese de, Peyami’ Safa’nın çoğu romanlarında geç de olsa baş kahramanın kalbe  yönelip kurtuluşa erdiği görülür. Kadınların gel- gitler neticesinde sancılı da olsa ruhta karar kılabildiğini görürüz. Pervin’e göre Müfid, Mebrure’ye göre Fahri, Vedia’ya göre Orhan tertemiz bir ruhtur. Müfid’in,  Şinasi’nin nazik kalbi vardır.  Doğulunun aradığı zevkler, ruhun zevkleri olduğu için aşkı beden işi olarak ele almazlar.

     Batılı tipin başarısına karşılık aşağılanmasının sebebini Berna Moran, bu başarının madde dünyasında olmasına bağlı olarak aldatıcılığına bağlar.  Fatih – Harbiye’ de roman kahramanı Neriman’ın Doğuyu tembelliği ve uyuşukluğu ile bilinen kediye, Batı’yı da uyanıklığı ile bilinen köpeğe benzetmesi ilginçtir. Buna karşılık Faiz Bey’in “ Acaba her oturan adam tembel,  her koşan adam çalışkan mıdır? şeklinde kızına soru yöneltmesi ve bunu   bir çiftçinin sabahtan akşama kadar ayak üstü çalışmasına karşılık;  zahirde hiçbir iş yapmıyor, sadece oturuyor  görünmesine rağmen,   düşünen insanın fikirler hazinesi yönünden zengin olduğunu belirterek,  fikir işçilerinin gaipte daha çok çalıştıklarını anlatması düşündürücüdür. Dört tuğlayı üst üste koymak fiiliyatta bir iş ise de aslında bunu herkesin yapabileceğini, asıl zor olanın herkesin yapmaya muktedir olamadığı düşünce cihetinin olduğunu belirtmesidir.  Fikir cihetine yapılan vurgunun önemidir. “Maneviyat daima daha yücedir, Vücut sefildir. Yapılan işlerin farkı da bundandır.” Bu sebepten dolayı Batılının kudreti madde ve vücut iklimindedir; maddi kıymetlere bedensel hazlara ulaşmasını çok iyi bilir.  Amacına kavuşmak için de ruhu, kalbi ve ahlâka ait değerleri önemsemez. Yazar Doğu- Batı tezadını madde ile ruhun çarpışması şeklinde görüp kurguladığı için  bu düşünceyi para ve aşk karşısındaki davranışlar üstünden verir. Fakat, Matmazel Noraliya’nın  Koltuğu’nda  yazar  metafizik gerçeğin peşine düşer. Bu hakikati ancak mistisizmde bulur.  “İnsanın olgunluğu  ‘ben’ini aşarak Tanrı’da kaybolmak olmalıdır.”

 

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3695/yolculuk

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

04.08.2020 Küçük Eşyaların Şairi Sedat Umran
26.07.2020 Toplumsal Taleplerin Yanında Ayasofya
17.07.2020 15 Temmuz’un İlk Şehidi Kim?
02.07.2020 Siyasi Ego Zirve Yapınca
23.06.2020 Hükümetin Masal Aynası Troller
16.06.2020 Vesayetçi Yeni Anlayış
07.06.2020 Sakalı Bahçeli ile Perinçek’e Kaptırınca
01.06.2020 Siyaset Dışına İtilmek İstenen Bir Entelektüel
23.05.2020 Davutoğlu’ndan Uygulamalı Edep Dersi
19.05.2020 Dini Sembollerle  Siyasi Saflara Uzanış
13.05.2020 Sorun Sistemde mi Yönetimde  mi?
07.05.2020 Kamusal Öteki Yaratma  Çabası
02.05.2020 Ülke Yönetimi Algıya Kalınca
22.04.2020 Demokratik Hukuk Devletinden Mafyatik Devlete
20.04.2020 Ülke mi yönetiyoruz ceza mı kesiyoruz?
14.04.2020 Soylu'dan Soylu Davranış
10.04.2020 Tekalif-i Milliye ve Döviz
05.04.2020 Meşru Söylemlerle Gayrı Meşru İşler Yapmak
02.04.2020 "Himmet"ten "Kampanya"ya
27.03.2020 Lider sarayda, halk sahipsiz
11.03.2020 Göç Filmi
01.03.2020 Bu Gidiş Nereye?
21.02.2020 Dış Politika
13.02.2020 İstanbul Depreme Yakalanmadan
06.02.2020 O Kimi Arıyor?
29.01.2020 Sentez ve Kadın
22.01.2020 Yolculuk
17.01.2020 Kaçar, Kaçar, Kaçar
08.01.2020 Doğu'ya Karşı Batı Tercihi
04.01.2020 Kadını Evde Tutma Çabası ve Peyami Safa
29.12.2019 Montrö ve Kanal İstanbul
26.12.2019 Halkın Adamı
09.12.2019 Millet Ağaca Değil Meyvesine Bakar
30.11.2019 İyi İnsan İyi Devlet
30.11.2019 İyi İnsan İyi Devlet
13.11.2019 Edward Said ve Şarkiyatçılık (Oryantalizm)
08.11.2019 Sırada Ne Var?
28.10.2019 Kim Kazandı?
21.10.2019 Bir Yıldız Daha Kaydı
19.10.2019 ?Güvenli Bölge? Talebi
08.10.2019 Çoban, Sis ve Rüzgar
04.10.2019 'Yüzde Kırk'a Muhtaç Olmak
01.10.2019 Yeni Bir Koşunun Başlangıcında
26.09.2019 'Nereden Nereye' Geldik