“Vicdan Zorbalığa Karşı”

Eklenme Tarihi: 13.01.2020 12:25:48 - Güncellenme Tarihi: 01.06.2020 04:37:53

Stefan Zweıg 1881’de Viyana’da doğdu. Savaş karşıtı bir kişiliğe sahipti. Nazilerin baskısı yüzünden 1938’de İngiltere’ye göç etti. 1939’da New York’a oradan da Brezilya’ya! Zweıg, Avrupa’nın içine düştüğü savaş durumuna dayanamayıp 1942’de karısıyla birlikte intihar etti. Geride ölümsüz eserler bıraktı.” Vicdan Zorbalığa Karşı Ya Da Castellıo Calvin’e” kitabı onun en dikkat çekici eserlerindendir. Bu haftaki yazıda bu kitabı inceleyeceğiz.

Bazı zamanlarda tarih hiç de adil davranmaz. Orta Çağ Avrupası’nda olduğu gibi. Hıristiyanlığın skolastik düşüncesine ve engizisyon geleneğine isyan eden reform taraftarlarından biri olarak sahneye çıkan Jean Calvin’in idealist bir diktatöre dönüştüğü zamanlar gibi.

Calvin’in Cenevre’de kurduğu Protestan distopya ilk beş yılda 13 kişiyi asarak, 10 kişinin kafasını keserek, 35 kişiyi yakarak ve 76 kişiyi sürgüne göndererek rekor bir zulme imza atar. Kitap özellikle Miguel Serveto cinayeti ile Sebastian Castellio’nun Calvin’e karşı koyuşunu uzun uzun anlatır. Yazar, dramatik yönüyle ün kazanmış Voltaire’nin Calas Davası ve Emile Zola’nın Dreyfus Davası’ndan daha büyük bir dava ve mücadele olarak niteler Castellio’nun Calvin’e karşı verdiği bu başkaldırıyı. Çünkü der, onlar yüzyılın insanlık dışı kanlı iktidarına karşı insanlık adına kendi hayatlarını ortaya koymamıştı.

Baskıcı Katolik anlayışa bir isyan olarak doğan Protestanlığın da itiraz ettiği duruma düşüşü gibi ilginç bir örnektir Calvin’in durumu. İlk yola çıkışında hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörü, vesayete karşı özgürlük, fanatizme karşı hümanizm, zorbalığa karşı vicdan diyerek Cenevre’nin davetine icabet eder. Aslında tüm diktatörler aynı tarzda çıkar yola. İktidarı ele geçirdikten sonra da her farklı düşünceyi devlete isyan olarak nitelendirirler. Onları taraftarlarının gözünde gerçek lider kılan şey kendilerine karşı aşırı bir takıntı içinde bulunmaları ve kendilerinden her zaman emin olmalarıdır. Bir de Cenevre’nin  Farel’i gibi sormayan, eleştirmeyen ve sadece öven saygın(!) kişiliklerin etraflarını kuşatması gerekir. Ki tartışmasız bir karizmatik lider oluşabilsin. Sınırsız güç sahibi olacak bir kişinin başlangıçta küçük yenilgilere uğraması nihai yükselişin olmazsa olmazlarındandır. Sürgün, hapis ve buna benzer tüm mağduriyetler sadece güçlerini pekiştirir. Şiddeti yöntem edindikleri için etraflarındaki küçük azınlıklar büyük çoğunlukları sindirir.

Calvin Cenevre’yi Tanrı kenti haline getirmek için harekete geçer. “Bu dürüst ideolog yüce ütopyasında korkunç derecede ciddi, kutsal sayılacak kadar samimidir ve çeyrek yüzyıllık diktatörlüğü boyunca insanların elinden bütün bireysel özgürlüklerini pervasızca çekip almakla onları korumuş olduğundan asla şüphe etmemiştir.” İlham veren ve özgürlük vadeden Luther’in yolundan gittiğini iddia eden Calvin aslında düzen kuran ve otorite oluşturan bir figüre dönüşmekteydi. Zweıg burada güzel bir saptama yapar: “Dogmaya dayalı zorba egemenlikler bir özgürlük hareketinden doğmuşsa, özgürlük fikrine karşı, kökten gelmiş iktidarlardan daima daha sert ve daha müsamahasız olur. Egemenliklerini bir devrime borçlu olanlar, sonrasında her tür yeniliğe her zaman daha hoşgörüsüz, daha tahammülsüz biçimde karşı dururlar.”

Diktatörleşen Calvin’in özel yaşamı da çok mütevazıdır. Üç ya da dört saatlik uyku, hızla yenen bir öğün yemek ve kitapların arasında geçirilen yıllar. Gezmek yok, eğlenmek yok, dinlenmek yok. Kısa bir süreliğine yapılan evlilik dışında otuz altı yaşından ölümüne kadar bekar ve çile içinde sürdürülmüş bir hayat! Bu zorba kişi sadece başkalarına değil kendisine de hayatı zindan etmiştir adeta.

Cenevre adeta açık hava hapishanesine dönüşür. Müzik yasak, toplu eğlenceler yasak. Resim, sanat yasak. Şehir dışına yazı göndermek yasak. Yeni moda elbise giymek, kızların ipekli giymesi, izinsiz kitap bulundurma, çocuklara İncil’de geçmeyen isimler koymak, Paskalya, Noel ve daha pek çok şey yasaktır. Vaftiz esnasında gülümseyen bir adama üç gün hapis cezası verilebilmektedir. En büyük yasak ise Calvin yönetimini eleştirmektir. Bu son suç yakmayla cezalandırılırdı. Calvin, ahlaklı bir toplumun cezalarla tesis edilebileceğine inanıyordu. Güvenlik-adalet dengesinde tercihi hep ilkinden yana idi. Balzac, haklı olarak Calvin’in dini terörünü Fransız Devrimi’nin kanlı olaylarından daha korkunç olarak tanımlar. 1542-1545 arasında Cenevre’de yaşanan veba salgını diktatörlüğün sorgulanmasına ciddi katkı sunar. Zira hastanelerde rahip zorunluğu olan şehirde hiçbir din adamı veba hastanelerine gitmek istemez. İşte bu dönemde Üniversite rektörü olan Castellio sahneye çıkar. Artık diktatör karşısında sinmeyen bir cesur bilge vardır Calvin’in karşısında. Zorbalığa karşı vicdanı temsil edecek olan bilgin Castellio!

Voltaire ve Montaigne gibi daha sonraki dönem düşünürleri Castellio’nun Calvin’e karşı verdiği ilmi mücadelenin tam bir entelektüel savaşım olduğunu ifade ederler. Fakat fikre ve bilime karşı otoriteyi ve terörü kullanan Calvin bir süre sonra Castellio’yu tecrit eder. İlk önce üniversiteden uzaklaştırılır. Sonra yazılarının yayınlanması yasaklanır.

“Hakikati aramak ve onu kendi düşündüğü gibi ifade etmek asla suç olamaz” ve “bütün dünyevi ve tanrısal gerçeklerin, birden çok biçimi ve anlamı olduğu” ilkeleriyle hareket eden Castellio, 1551’de Hoşgörü Manifestosu’nu yayınlar. Fanatizme, tahammülsüzlüğe, entelektüel fanatizme hoşgörüyle karşı koyar Castellio. Katoliklerin yakarak cezalandırdığını Protestanlar kutsuyorsa; Protestanların kafasını keserek katlettikleri birini Anabaptistler şehit sayıyorsa orada hakikat yoktur diye düşünür. Ve Dünyamızda yalnız bir değil bir çok hakikate yer vardır ve insanlar isterlerse bir arada yaşayabilirder der. Vicdan özgürlüğü bir şeytan öğretisidir prensibiyle hareket eden Calvin ise karşıt fikirleri bastırmak, terör estirmek, sansür uygulamak gibi yöntemlerle kurduğu düzeni yaşatmaya çalışıyordu. Castellio ise son bir gayretle diri diri bir direğe başlanarak kısık ateşte kızartılarak Calvin tarafından yakılan Miguel Serveto’nun anısına  “J’accuse/ Suçluyorum” isimli eserini yazmaya koyulur. Bu, bardağı taşıran son damla olur. Artık Calvin’in yakarak öldürülme fetvasından onu koruyabilecek hiçbir yeryüzü gücü kalmaz. Bir kez daha siyasetin gücü ahlaka galebe çalar.

Bir ara Calvin, Cenevre’de güç kaybettiğini fark eder ve sözde bir darbe girişimiyle otoritesini pekiştirme gayreti içine girer. “Aziz Bartolomeus Yortusu Kıyımı” diye tabir edilen bir olay tertip edilir ve diktatörlük tekrar güçlendirilir. Darbe girişimi sonrası idam edilen, isyan ettiği için vatan haini olarak yakılan insanların gerisinde sadece Kalvencilerden müteşekkil bir Cenevre kalır.

26 Aralık 1563’te Sebastian Castellio 48 yaşında ölür. Bir dostunun tabiriyle, Tanrı onu hasımlarının pençesinden çekip alır. Üç öğrencisi mezar taşını kendi paralarıyla yaptırır. Kıymeti anlaşılana kadar yani iki yüzyıl daha uykuya terk edilir. Ama onun öldürülemeyen özgür ruhu sadece Cenevre’yi değil tüm Avrupa’yı “Cenevreleşmekten”  ve püritenleşmekten kurtarır.

Bu özgür ruh olmasaydı belki de Rembrandt, değirmenci çırağı olarak kalır; Moliere de duvar kağıtçısı veya hizmetkar. Rubens’in şaşalı resimlerini ve belki de kendisini bile yakarlardı. Mozart’ın kutsal neşesine engel olur, Beethoven’ı Mezmur besteciliğine mahkum ederlerdi. Goethe, Kant, Nietzsche ve Rousseau’yu düşünmemiz bile mümkün olamazdı.

Tarih med ve cezirlerden oluşur. Her doğan çocuk bir vicdan taşır dünyaya. Ve her yenilmiş ruh zamanlarını aşan ideallerin erken gelmiş öncülleri gibi iz bırakır gelecek özgür vicdanlara. Belki de savaşın en kızıştığı anda Erasmus, Rabelais ve Montaigne gibi “bilge kişi delilerle kavgaya tutuşmaz” diyen sözümona bilge entelektüeller yüzünden daha fazla vicdan zorbalığa boyun eğiyor.

Srefan Zweıg’ın “Vicdan Zorbalığa Karşı” kitabı Can Yayınları tarafından 12. baskısı yapıldı. 235 sayfa olan kitap güzel bir çeviriyle bize sunuluyor. Sadece 1550’lerin Avrupası’nı değil benzer karakterli yönetimlerin hüküm sürdüğü tüm coğrafyalar için oldukça öğretici olan kitabı ısrarla tavsiye ederim.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3681/vicdan-zorbaliga-karsi

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

11.05.2020 Neden Siyaset
30.03.2020   Hüzün Bulutları
23.03.2020     Virüs Salgını Üzerine Düşünceler
16.03.2020 “Karanlık Çağ”
09.03.2020 "Medeniyet Dönüşümü”
02.03.2020 Aktif Ahlaktan Pasif İmana
24.02.2020 Yeni Bir Yolculuk Hikâyesi
17.02.2020 Tarım Üzerine
10.02.2020 Siyah ve Beyaz Arasındaki Sonsuz Zenginlik
03.02.2020 Mesire Yerindeki Gazete Parçaları
27.01.2020 Bunu da Unuturuz
20.01.2020 Toplumsal Özeleştiri
13.01.2020 “Vicdan Zorbalığa Karşı”
06.01.2020 Kandil Şahsiyetler
30.12.2019 Kanal’a Bakan Kurt Gözleri      
23.12.2019 Gelecek’in Geleceği
16.12.2019 Gelecek Partisi ve Vizyonu
09.12.2019 Demokrasi ve İnsan Hakları Günü
02.12.2019 'Güneşin Doğduğu İnsanlığın Battığı Yer'
25.11.2019 Gücün 'Şehir'le İmtihanı
18.11.2019 'Beyaz Zambaklar Ülkesinde'
11.11.2019 Arayış
04.11.2019 Din Bilim Siyaset
28.10.2019 İnsanın Dört Mevsimi
21.10.2019 Modern Bunalım
14.10.2019 Gündemlerde Kaybolmak
07.10.2019 Yeni Partiler ve Yeni Siyaset
30.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-5
23.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-4
16.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-3
09.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu -2-
02.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-1
26.08.2019 Terörize Edilebilirlik Açısından Dinler
19.08.2019 Kemalist İslamcı Kürt Alevi ? ve Mutabakat
05.08.2019 Ahlâksız Îman
29.07.2019 Eleştiri Kültürü
22.07.2019 Hoşgörü Toplumu
15.07.2019 Mental Yorgunuyuz
08.07.2019 Hayata Dair
02.07.2019 Lgbt veya Cinsel Engellilik
01.07.2019 MAÂRİF DÂVÂMIZ-4
24.06.2019 Maârif Dâvâmız-3
17.06.2019 Maârif Dâvâmız-2
10.06.2019 Maârif Dâvâmız-1
03.06.2019 ?Hoşbulduk - Güle Güle?