Montrö ve Kanal İstanbul

Eklenme Tarihi: 29.12.2019 10:24:10 - Güncellenme Tarihi: 25.05.2020 19:57:58

Kanal İstanbul’un deprem riskini arttırması, ekolojik dengeyi bozması, en büyük inşaat projesi olması sebebiyle rantın belli çevrelerce paylaşılması vs. ile alakadar olmayacağım.

 Kanal İstanbul’un, mal varlığı araştırılması tehdidinin buğusu altında ve ABD dönüşü kısa bir suskunluk döneminden hemen sonra  “Ben yaparım!” edalarıyla gündeme getirilmesini  iyi okumak gerekir.

Kendisinin ve yakınlarının araştırılmış olduğu bilinen mal varlığının faş edilmesini  önlemenin bir yolu olarak,  1936 yılında yapılan  ve altında Fransa, Hindistan, Romanya, Yugoslavya, İngiltere, Japonya, Türkiye gibi büyük devletlerin imzasının bulunduğu Çanakkale ve İstanbul  Boğazlarında, tüm dünyanın kabul ettiği  egemenlik haklarımızı   etkisizleştiren  “Kanal İstanbul’u Projesi”ni ortaya atmak, kişisel ikbal için  milletin egemenliğinden  başka  yeni hakimiyetleri  kabuletmektir.

Gerçi  Kanal İstanbul  konusu  ilk defa gündeme geliyor da değil.  Geçmişte AKP hükümetleri döneminde Eski Başbakan Sayın  Erdoğan tarafından  yüzyılın çılgın projesi olarak dile getirilmişti. Eski Cumhurbaşkanı Sayın Gül, BOP için de ABD ile birlikte hareket ediyoruz, demişti.Kanal İstanbul’la BOP arasında ne ilgi var diye düşünenimiz olabilir. Kanal İstanbul  ve Büyük Orta Doğu Projesi birbirinin tamamlayıcısıdır.  Rice 2003 yılında boşuna  “Fas’tan Basra Körfezi’ne kadar, Türkiye’de dahil,  Ortadoğu’da 22 ülkenin  sınır ve haritaları değişecek” dememişti.  Akabinden de Türkiye’ye  gelişi turistik ziyaret  için değildi.

 Merhum Aytunç Altındal’la13 sene  önce yapılan  ve sosyal medyada dolaşan bir röportajı izledim.Bu röportajda, o  dönemde  ABD Dışişleri  Eski Bakanı Condoleezza Rice‘ın sessiz sedasız  Türkiye’ye  gelmesini, Kanal İstanbul projesinin hayata geçirilmesi adına  anlamlı buluyor.  Altındal’a göre, Kanal İstanbul  projesinin hayata geçmesi  ile,Montrö Anlaşması’nın  11. ve 12. maddeleri etkisizleşecek.  Askeri gemilere karşı bağlayıcı olan bu maddelerin etkisizleşmesiyle   Karadeniz’e girmek isteyen ABD  Deniz Kuvvetleri Donanmalarının 30 ton üstü ağırlık  ve 21 günlük süre kısıtlaması  baypas edilmiş olacak.  Yani, ABD Donanmalarının Karadeniz’e  girişi,  açılması planlanan  bu kanal vasıtası ile yapılacak.  Akdeniz’i kontrol eden ABD, Karadeniz’e de Kanal İstanbul ile giriş yaparak kontrolü  ele almış olacak. Böylece  Altındal’a göre BOP’un çatısı da  örtülmüş olacak .

Bir taraftan, yüzyılın projesi, diye  halka sunulan  bu  uygulama karşısında  oluşan dirençten  meydana gelen  mağduriyetde ayrıca mevcut iktidarın kar hanesine yazılacaktır.Ekonomik  faturayı halka yüklemek, icraatçı olarak  “Bak, yüzyılın projesini  gerçekleştirdik!” dercesine sevindirik olmak ve de 1936 yılında imzaladığımız  boğazlar üstündeki egemenliğimizi  tescilleyen anlaşmayı,bize kendi elimizle baypas ettirmek, ne güzel(!) değil mi?Kanal İstanbul ile ABD, savaş filosu bulunduramadığı tek deniz olan  Karadeniz’e de  donanma sokmuş olacak; savaş zamanında biz, Montrö’nün Türkiye’ye sağlamış olduğu avantajı da  kaybetmiş olacağız.

Montrö  engeli dolayısıyla  Karadeniz’e  girip Kafkasları,  Kafkas ötesini, Belarus’u,  Romanya’yı Rusya’yı,  Ortadoğu’yu  yeterince kontrol edemeyen ABD’nin,  Kanal İstanbul ile  Karadeniz’e  donanmasını sokarak buraları kontrol etme isteği açık. Böylece Karadeniz’e girmişken, gelecekte kendi ikbaline dönük bu coğrafyadaki ülkeleri  sudan sebeplerle  birbirine düşürme  işine girişmesi; ya da  gri alanlar oluşturması geçmiş uygulamalarına dayanarak  ABD’den beklenir.Sonradan  net olmayan bu  alanlarıçatışma alanlarına dönüştürüp,  arabulucu olarak da  ABD’nin işe soyunması kendisine çok yakışır(!)  Kuvvetle muhtemeldir ki Rusya –Ukrayna,  Rusya-Gürcistanarasındaki ihtilafta, ABD  bu duruma müdahil olamamanın,sadece seyirci locasında oturmanın acısını yaşamış olmalıdır. ABD’ye göre, yerkürede   Karadeniz gibi sükunet denizinin varlığı,  akıllara durgunluk vermektedir. İşte Kanal İstanbul  bu sükuneti  bozma teşebbüsünün adıdır.

Kanal İstanbul, şayet  kanal haline gelirse geçiş serbestliğine de  sahip olacaktır. Kanal İstanbul gibi yapay su yolları teknik olarak yapıldıkları ülkelerin kontrolünde görünürler; ama uygulamada uluslararası su yolu statüsündedirler. Geçiş bakımından  ne Süveyş kanalı Mısır’ın ne de Panama Kanalı Panama’nın kontrolündedir.  Benzer şekilde İstanbul Kanalı da Türkiye’nin  kontrolünde olmayacaktır. Burada  geçiş serbestliği olacaktır. ABD donanmaları da   kapalı deniz olan Karadeniz’e rahatça girecek ve dilediği kadar kalacaktır.Böylece  Montrö’nün  de bir hükmü kalmayacaktır.

 Zaten istenen de bu değil mi?

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3645/montro-ve-kanal-istanbul

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar