Nigâh Dâşt

Eklenme Tarihi: 11.12.2019 06:59:00 - Güncellenme Tarihi: 10.08.2020 21:19:22


        Nasıl ki bir insan  ?eline, diline ve beline? sahip olmakla zahiren temizlenmiş sayılır ya, aynen öyle de bir insan kalbine sahip olmakla da batınen pirüpak temizlenmiş sayılır.  Hele bu noktada bilhassa bir sofi için a batınen pirüpak olmak elzem de. Zira sofi kalbine sahip olması gerekir ki, ?Nigâh dâşt? usulünce seyr-u sülûkunu tamamlayabilsin. Zaten Nakşibendî Tarikatında zikir esnasında kalbi her türlü hal havatırdan,  dünyevi düşüncelerden ve nefsanî arzulardan korumak ?Nigâh dâşt? adabın bir gereği olarak anlam kazanır. Her ne kadar Allah?tan gayrı her türlü düşüncelerden kalbi muhafaza etmek öyle kolay olmasa da bir şekilde bu yolun yolcuları bu adabın gereğini yapmaya kendini zorlamak durumundadır. Aksi halde vird olarak çektiği  ?Lafza-i celal? veya  ?Nef u isbat? zikrinden istifade edemeyecektir.  Ki, burada bahis konusu kalb olunca akan sular bile durur diyecek noktadayız, yani Yüce Allah?ın doğrudan nazar ettiği merkezden söz ediyoruz,  dolayısıyla bu söz konusu nazargahı kalbin korunmaya alınması icab eder. Nitekim kalbin korunmaya alınması,  aynı zamanda bir insanın içini ve dışını korumaya alması demektir. İşte bundan dolayıdır ki,   Nakşibendî tarikatında vird esnasında Nefy-i isbatın dışında hiçbir şey düşünmemek  ?Nigâh daşt?  olarak tarif edilir.  Böylece bir salik,  bu tarif üzere Kelime-i Tevhidin mana ve ruhuna odaklanmakla kalbini korumaya almış olur da. 

        Bakınız, Muhammed bin Abdullah el- Hâni Adab adlı eserinde ?Nigah daşt?  adabı ve usulü hakkında ne diyor: 

     ?Zikri, Nefy-u isbat şeklinde yaparken manayı düşünmekten kalbi muhafaza etmektir ki,  manayı düşüneceğim derken kalbine havatır girmesin. Eğer havatırdan kurtulamazsan zikrin faydası olmaz. Zikirden maksat mezkûr ile huzura varmaktır. Kalb havatırdan korunmazsa neye yarar ki? Dolayısıyla salik kalbini her halükarda havatırdan muhafaza etmeye çalışmalıdır.  Çeyrek saat de olsa kalbi havatırdan muhafaza etmek çok zor bir iş olduğu muhakkak. Zaten zor olanı yapmaya muvaffak olan kimse tasavvufun semeresini almış olur. Çünkü tasavvuf,  hem kalbi havatırın girmesinden hem de bir sürü fasid fikirlerden muhafaza kuvveti demektir. Bu iki şeyi yapan kalbinin hakikatini bilmiş olur.  Nitekim Peygamber (s.a.v)?in  ?Kendini bilen Rabbini bilir?  diye beyan buyurması bunun içindir. Keza Şeyh Ebu Bekir Kettani?de der ki; Kırk sene kalbimin kapısında bekçilik yaptım, onu Allah Teâlâ?dan gayrisine açmadım. Kalbim o hale geldi ki Allah?tan on gece muhafaza ettim. Kalbim beni yirmi sene muhafaza etti.? 

      Evet, Muhammed bin Abdullah el- Hâni?nin bu müthiş eserinin sayfalarını çevirdikçe ister istemez bu işi başaran saliklere gıptayla bakaraktan imrenip   ?Ne mutlu onlara ki, Nigah daşt usulünce kalbini muhafaza edip hem zahirleri, hem gönülleri temiz? demekten kendimizi alamayız da. Hem nasıl gıptayla bakmayalım ki, Seyda Hz.leri bilhassa bu hususta sofilerine şu teşvikte bulunur da: ?Sofi odur ki; Resulü Ekrem (s.a.v.)?in ahlakıyla boyanmaya gayret edendir.  Sofi,  Resulullah (s.a.v)?in ahlakıyla öyle ahlaklanmaya çalışmalıdır ki;  zahiren üzerine ne bir haksız kazanç, ne bir haram, ne de necis bir şey bulaşsın.  Batınen de öyle temiz olmaya çalışmalı ki; kalbinde zerre miskal haset, kibir,  nefis,  riya ve ucub gibi kötü hallerin hiç birinden bir iz kalmasın. Hiç şüphe yoktur ki, zahiren ve manen temiz olmak İslam ahlakıdır.?  

          İşte  sıratı müstakim üzere  tertemiz  kalabilmek  bu ya,  Nakşibendî tarikatı da  Hz. Ebu Bekir Sıddık (r.anh)?dan  bugüne  silsile yoluyla  tertemiz  bembeyaz olarak geldiği gibi  bundan böyle de   bembeyaz  olarak  yoluna devam edeceğine inancımız tamda. Nasıl inancımız tam olmasın ki,  bikere Nakşibendîlik siyah leke kaldırmaz ki.   Bu yolda  ?Allah? adını kalbe usul usul nakşetmek esastır. Madem kalbe Nigah-daşt? usulünce ?Allah? adını nakşetmek esas, o halde ilk evvela Yüce Allah?ın adına yakışır bir şekilde emrine amade olmamız gerekir ki temiz bir kalbe sahip olabilelim.  Dahası kalbimizi Rıza-i İlahi doğrultusunda halis niyetle ?Nigah daşt? usulünce çalıştırmalı ki,  dünyanın o aldatıcı cazibesi bizi yolumuzdan alıkoyamasın. Dikkat edin Rıza-i İlahi ve halis niyet dedik, çünkü bu ikisi dışında dünya ve dünya içindekiler Yüce Mevlamız tarafından lanetlenmiş de. Delil mi? İşte Peygamberimiz (s.a.v)?in beyan buyurduğu ?Dünya mel?undur,  içindekiler de mel?undur,  ancak zikrullah ve zikrullaha yardımcı olanlarla âlim ve müteallim hariçtir? hadis-i şerifi bunun en bariz delilidir.  Hatta Gavs-ı Sani (k.s), bu hadis-i şerifin mana ve ruhunu şöyle ortaya koyar: 

        ?Dünya melundur içindekilerle beraber lanetlenmiştir. Yalnız Allah rızası için yapılan hariç. Bir kişinin Müslüman olması için ilk önce Kelime-i Şehadet getirmesi gerekir. Ondan sonrada İslam?ın beş şartını yapması lazımdır. Bunlardan hac, zekât,  oruç belli şartlara bağlanmıştır. Ama namaz akıl baliğ olan herkesin üzerine farzdır. Herkesin her şartta yapması gereken ibadettir. Yapılmazsa çok büyük cezası vardır.  Bazı âlimlere göre beş yüz yıl, bazı âlimlere göre yetmiş bin yıl cezası vardır. Kişi hasta olsa hareket edemeyecek olsa bile, ima ile de olsa namazını kılmak zorundadır.  O vaktin namazından sorumludur. Yaptığınız ibadet ve hizmetler Allah rızası için yapılmalıdır.  Niyetleriniz Allah rızası için olmalıdır.  Allah rızasını kazanmak için ameli salihe devam edilmesi lazımdır. Bütün gaye Allah rızasını tahsil olmalıdır.  Kalbin gıdası zikirdir. Günahlar ise şeytanın gıdasıdır. Kalbini diriltmek ve beslemek isteyen kimse Yüce Allah?ı çok zikretmelidir.  Günah işleyenler kalblerini zayıflatıp şeytanı kuvvetlendirmiş olurlar.  Şeytanı kuvvetli olanın dini zayıf olur.  Onun için haramlardan uzak durmalıdır.?

        İşte bu güzel sohbetten de anlaşılan o ki,  Hak yolcusu bir salik yeter ki niyetini sağlam tutup haramlardan uzak dursun,  öyle kolay kolay dünya ve dünya içindekiler kalb dünyasını kirletemeyecektir. Zira İslam ahlakı her yönüyle temiz olmayı gerektirir.  Değil Hak yolcusu bir salikin ter temiz olması, Allah?ın Habib?i bile ?Sen kendini tâhir et, elbiseni de tahir et? manasına; "Ey örtüsüne bürünen! Kalk ve uyar. Sadece Rabbinin büyüklüğünü dile getir.  Elbiseni temiz tut.  Her türlü pislikten uzak dur? (Müddessir1-5) ayet-i celileyle emre tabii tutulmuş da.  Madem yücelerden emir böyle vahy edilmiş, o halde bizlere de Resulullah (s.a.v)?in ümmeti olarak Allah Resulünün varisi hükmünde Allah dostlarının şahitliğinde içtenlikle ?Yarabbi! Ben pişmanım, keşke yapmasaydım, inşallah bir daha yapmayacağım? diyerekten tövbe edip içimizi dışımızı pirüpak eylemek düşer. Hele bilhassa kâinatın özü mesabesinde olan kalbimizi tüm kirlerden temizlemeye niyet edip kendimizi adayalım, bak o zaman   ?Niyet hayır akıbet hayır? olur da. Nasıl akıbet hayır olmasın ki, bikere her şey Allah?ın rızasına yönelik  ?Nigâh dâşt? adabı usulünce yapılmakta,  elbette ki her türlü kirlerden arınmış pırıl pırıl böylesi bir kalb sayesinde hayırlara vesile olacak bir akıbetin üzerimize güneş gibi doğması her an mümkün diyebiliriz.  

       O halde daha ne duruyoruz,   üzerimizde kul hakkı ve haram mal mülk varsa mutlaka bunları yakamızdan düşürmeli, her kimle küssek barışmalı, yaşantımızda sünneti seniyye?ye aykırılık bir durum varsa bir an evvel kendimize çeki düzen vermelidir. Tabii bitmedi, tüm bu zahiri tedbirleri aldıktan sonra bu kez batıni yönden de  ?Kalpler ancak Allah?ın zikriyle huzura erer?  ayet-i mucibince ?Nigâh dâşt? usulünce kalbi her türlü masiva ve Allah?tan gayri düşüncelerden muhafaza etmek için seferber olmamızda gerekir. Yukarıda dedik ya,   akan suların bile adını duyduğunda adaba geçip durduğu mevzubahis kalb olunca,  ?Nigâh dâşt?  adabının hiçbir surette ihmal edilemeyeceğini iyiden iyiye belleğimize kazımamız şart ta.  Madem durum vaziyet bunu gerektiriyor, o halde tez elden Allah?a (c.c.)  açık ya da gizli hiç fark etmez sıratı müstakim üzere ?Nigâh dâşt? usulünce fikrimizi ve zikrimizi tamamen Yüce Mevla?ya odaklayaraktan kalbimizi huzura erdirmek lazım gelir.  Her ne kadar insanoğlu doğuştan, yani yaratılış itibariyle   ?emraz-ı kalbiye? koduyla dünyaya gelmiş olsa da bir şekilde akıl buluğ olduktan sonra bu ?emraz-ı kalbiye? kodunu içinden söküp atmalı ki kalbi huzura erebilsin.  Malumunuz emrazı kalbiye, kalbe musallat olmuş kibir, hased, ucub gibi kötü arazlar demektir.  Elbette ki yaşadığımız şu çağda çok az sayıda insan ancak bu kötü arazlardan sıyrılıp kalbini huzura erdirebiliyor.  Yine de bu demek değildir ki,  nasıl olsa kurtulmak zor diye boş verilsin.  Tam aksine daha da bir gayrete gelip, kalbi kötü hasletlerden koruma altına almalı ki,  bari hiç olmazsa insanlığımız güme gitmesin. Allah korusun insanlığımız elden giderse hayvandan da aşağı mertebeye inmemiz an meselesidir. Bilindiği üzere insanı diğer mahlûkattan farklı kılan en bariz vasfı kendi cüz-i iradesiyle iyiyi kötüden, kötüyü iyiden ayıracak melekelerle donatılmış olmasıdır. O halde bu noktada bize düşen, tercihimizi şeytani ve nefsanî kuvvetlerden yana değil, meleki kuvvetlerden yana kullanmak olmalıdır.  Nitekim felaha ermemiz için meleki tercihi yapmaya mecburuz da.  

        Peki, iyi hoşta kalbi sirayet eden kötü arazlardan kurtulmak için ne yapmak gerekir? Bikere bu iş için yapılacak olan şey besbelli,  hiçbir kınayanın kınamasına aldırış etmeksizin ilk evvela ?emraz-ı kalbiye?nin (kalbi hastalıkların)  izalesi için tasavvufi terbiyeden geçmemiz icab eder. Zaten ?emraz-ı kalbiye? konusunda tasavvuf ilminden başka söz eden hiç bir ilim dalı da ortada gözükmüyor.  Sadece söz etmek mi, tasavvuf pratiğini de ortaya koyan bir ilim dalıdır.  İlla ki,  bu ilmi tatbik etmek gerekir ki ?emraz-ı kalbiye?den kurtulmak mümkün olsun. Hele bir insan tasavvufi bir hayatla buluşmaya görsün,  bir anda hayata bakışı ve tüm düşünceleri değişiverirde. Ki; düşünmek aynı zamanda rabıta demektir. Dolayısıyla bir insanın tasavvufa girmeden önceki fikri düşüncesiyle,  tasavvufa girdikten sonraki fikri düşüncesi birbirinden farklı olacaktır. Her ne kadar bir takım aklı evveller tasavvufi rabıtayı inkâr etseler de oysa farkında değiller kendileri de bir şeyleri habire düşünüp durmakla rabıta yapmış oluyorlar. Sonuçta görünen köy kılavuz istemez,  fikri olan hemen herkes ister dünyevi olsun ister uhrevi hiç fark etmez bir şekilde rabıta yapmakta.  Besbelli ki düşünme melekesi sadece insana has bir meleke. Burada önemli olan fikrimizi zikrimizi dünyevi eksen üzerine değil,   uhrevi eksen üzerine odaklamak çok mühimdir.  Yani bu demektir ki, bir insan dünyevi düşündüğünde uhrevi yönden eksen kaymasına uğrayacağı muhakkak. Hak yolcusu bir salikin eksen kaymasına uğramaması için mutlaka kalbini  ?Nigâh dâşt? usul üzere Kelime-i tevhidin mana ve ruhuna odaklaması gerekir ki, fikri zikri tam uyumlu olsun.   Hani  ?Dervişin fikri neyse zikri de odur? diye bir atasözümüz var ya, aynen öyle de Nefy u isbat zikri çeken bir dervişte şayet?Nigâh dâşt? usulünce zikre ?fikren ve zikren? iyi dalarsa, kalbinde Allah?tan gayrı her ne masiva varsa hepsini içinden söküp atacaktır elbet.  Derken o salikin kalbi bundan böyle fani olan için değil,   baki olan Allah için atacaktır. Anlaşılan o ki; bir salik için ?Nigâh dâşt? adabınca kalbini Allah?a rabt etmek kendi nefsi için bir maksud değil,  bilakis zikir için maksuddur.  İşte bu maksud gayeye kendini odaklamış bir derviş ?Nigâh dâşt? usulü kalbini Allah?a rabt etmekle Yüce Allah?ın azameti ruhunu kuşatırda.

     Öyle anlaşılıyor ki,  Tevhidi zikirden verim alabilmek için  ?Nigâh dâşt?  hal üzere olmak gerekir. Aksi halde kalbi çepeçevre kuşatan tüm kirlerden arındıramayız.  Nitekim bu hususta Peygamberimiz (s.a.v.)  "Kul günah işlediği zaman onun kalbinde siyah bir nokta olur"  diye beyan buyurmakta da. Şuda var ki,  uz insan beşer, düşer, kalkar, düşüp kalkmayan sadece Allah 'tır. Biz aciz kullar her an günahlarla kalbimizi her an kirletebiliyoruz. Bu durum da yapmamız gereken şey kirliliğe seyirci kalmak değil elbet, bilakis üzerine üzerine gidip   ?Nigâh dâşt? usulünce kalbimizi Allah?ın zikriyle her türlü günah kirinden temizlemek gerekir.  Ki, Yüce Allah  (c.c)  son derece kullarına merhametli de,  Settar isminin tecellisiyle gizli ve açık günahları merhametiyle örter de.  Madem öyle, örtülmüş günahlarımızı içimizden söküp atmak da biz kullara düşer.  Nasıl mı?  ?Nigâh dâşt? usulünce Allah'ı çokça zikrederek elbet. Bakın bu hususta Mevlana Sa?deddin-i Kaşgari Hz.leri ne diyor:

         ? Zikreden derviş bir saat, iki saat veya daha fazla, ne kadar gücü yeterse mutlaka Hakk?ın dışındaki her şeyi gönlünden uzaklaştırmaya çabalamalıdır.?

               Malum gayret olmadan Hızır yetişmez.  İşte bunun için bize lazım olan biri güzel itikat,  diğeri ?Nigâh dâşt? usulü zikir çekmektir. Zira bir salik bu iki usul üzere fikren zirken odaklansın Tevhidi şuura erer de.  

           Sakın ola ki,  tevhidi es geçmeyelim,   O kadar önem arz ediyor ki, İmam-ı Rabbani (k.s.) Tevhid gerçeğini:

            - Tevhidi Şuhud, 

             -Tevhidi vücud diye iki başlık altında tasnifler de. Nasıl tasniflemesin ki, Hz. Aişe (r.anh)?den rivayetle Resûlüllah (s.a.v.) "Bazı zikirler diğer zikirlerden yetmiş kat daha efdaldir"  diye beyan buyurmuşlardır. Bir başka hadis-i şerifte de  "Muhakkak ki şeytan insan vücudunda kanın dolaştığı gibi dolaşır. Ben şeytanın sizin kalplerinize kötü bir şüphe atmasından endişe ettim? diye buyurmuştur. O halde şeytana karşı Tevhid zikriyle karşı koymalı ki damarlarımızda istediği gibi cirit atamasın.          

       Velhasıl kelam,  bir salik dakikada ortalama 124 kez kalb ritminin atışı eşliğinde ?Nigâh dâşt? usulünce Allah?ı zikrettiğinde, o salik Tevhidi şuura erip  "Kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzura erer" ayeti celilesinin sırrına ererde. 

        Vesselam. 

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3610/nigah-dast

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM