Gücün 'Şehir'le İmtihanı

Eklenme Tarihi: 25.11.2019 12:59:00 - Güncellenme Tarihi: 31.05.2020 00:27:03

Bilim ve Sanat Vakfı (BİSAV) 1986 yılında kuruldu. Doksanların ikinci yarısından itibaren İstanbul?da ikamet ederken, Millet Caddesi üzerindeki mekânında pek çok seminere katılmıştım. Dücane Cündioğlu ve Mustafa Özel gibi entelektüelleri o seminerlerde daha yakından tanıma imkânı bulmuştum. O yıllarda İstanbul?daki pek çok vakıf ve derneğin etkinliklerine imkânlarım ölçüsünde katılıyor ve faydalanmaya çalışıyordum. BİSAV?daki katılım yoğunluğu, programların ciddiyeti, ilmi ve fikri düzeyi ve zengin kütüphanesi ilk dikkatimi çeken şeyler olmuştu. Yeni Şafak?taki yazılarıyla dikkat çeken Ahmet Davutoğlu?nun da Bilim ve Sanat Vakfı?ndaki seminerlerde aktif görev aldığı yıllardı. Vakfın gündemine 2007 yılından itibaren bir vakıf üniversitesi kurma fikri de girdi. Bu süreç, 31 Mayıs 2008?de İstanbul Şehir Üniversitesi?nin kuruluşu ve 2010-2011 eğitim öğretim yılında ilk öğrenci alımıyla devam etti. Bugün 7 fakülte, 3 enstitü, 1 meslek yüksek okulu, 420 kişilik akademik kadro ve 7 binden fazla öğrencisiyle Türkiye?deki 74 vakıf üniversitesi içindeki en dikkat çeken yüksek öğretim kurumlarından biridir. 1260 öğrenci kapasiteli yurdu, mevcut 207 üniversite içindeki en büyük elektronik arşive sahip kütüphanesi, 79 farklı ülkeden 800?ün üzerindeki uluslararası lisans öğrencisi ve özellikle sosyal bilimler alanında geliştirdiği vizyonu ve yurtiçi-yurtdışı başarılarıyla Türkiye?nin gözbebeği bir kurumudur İstanbul Şehir Üniversitesi.

Eski Maltepe sigara fabrikası ve arazisi olan Maltepe ? Dragos?daki alan ve müştemilat 2009 yılında Özelleştirme İdaresi tarafından Üniversite?ye tahsis edildi. Bu tahsisle ilgili 2015?e kadar 16 iptal davası açıldı ve on beşi Üniversite lehine sonuçlandı. Aleyhte sonuçlanan bir dava yüzünden Danıştay arazi tahsisini iptal etti. 2015?te Özelleştirme Yüksek Kurulu ?eğitim? şartıyla tapu tahsisini onayladı. Gerekli izin ve ruhsatlar alınarak 2016?da inşaat başlatıldı. Türkiye Mimar ve Mühendisler Odası Birliği (TMMOB)?nin açtığı dava bölge idare mahkemesi tarafından reddedilince dava Danıştay?a taşındı ve süreç devam etmekte. Hukuki süreç devam ederken Şehir Üniversitesi alan genişletmesi için Halkbank?tan 300 milyon Türk lirası kredi çekti. Teminat olarak da 8 adet parsel gösterdi. 9 Ekim günü Halkbank yetkilileri ile Üniversite yönetimi bir görüşme gerçekleştirdi. Ödeme taksitleri için gerekli mal varlığı teminat gösterildi ve taraflar uzlaştı. İşte filim burada koptu. Zira iki gün sonra yani 11 Ekim günü Halkbank, Şehir Üniversitesi?nin tüm hesaplarına ve mal varlıklarına tedbir koydurdu. Üniversite tedbirin kaldırılması için mahkemeye başvurmuş, Banka?nın ipoteklerle ilgili ekspertiz raporlarındaki hatalara dikkat çekmiş ve hatta davaya konu olmayan 7 parselin değerinin alınan borcu fazlasıyla karşılayan bir meblağa sahip olduğu gibi hususları ortaya koymuştur. Buna rağmen mahkeme Üniversite aleyhine karar vermiştir. Ve geldiğimiz son safhada, Üniversite çalışanları maaşlarını alamaz, elektrik, su ve doğalgaz parası ödenemez hale gelmiştir. 7 binden fazla öğrenci ise ne yapacağını bilemez bir durumda ve gelecekleri adına endişe içine düşmüştür. Hatta bir haber kanalının sorularını cevaplayan öğrenciler gelecekleri adına korktukları için isimlerini bile açıklayamamıştır. Sosyal olamayan medya bu haberleri es geçse de sosyal medya haftalardır bu haberin ayrıntısına yer vermektedir. 

Hikâye bu kadar da diyebiliriz, bundan sonra başlıyor da diyebiliriz. 

Ya da buraya kadar olan ?nasıl?la ilgili, bundan sonrası ise ?niçin?le ilgili de diyebiliriz.

Niçin, binlerce insanın olumsuz etkilendiği bu kıskaca alma olayı karşısında medya sessiz? Medya sahip değiştirirken müthiş cömert olan bankaların bir eğitim kurumu söz konusu olduğunda cimrileşmesi hatta cellat kesilmesi hiç ilgilerini çekmiyor mu, yoksa ?haber değeri yok?(!) mu? Sahi, medya niçin vardır? Bunu başlı başına bir yazı konusu yapmak gerekir.

Niçin siyaset, özellikle iktidar kanadı suskun? Hani ?Kenarı Dicle?de bir kurt aşırsa bir koyunu/ Gelir de adli İlahi sorar Ömer?den onu? idi! İktidarda geçen uzun yıllar, ?Ömer aramanın önce Ömer olmak sonra da adalete kurban olmak? manasına geldiğini unutturmuş olabilir mi? Hâlâ iktidarın, iktidar-sermaye, iktidar-medya ve iktidar-yargı gibi alanları baştan tanımlayıp ona göre tavır alması gerektiğini fark etmemiş oluşu anlaşılır bir durum mudur? Bütçedeki en büyük payı eğitime ayıran iktidarın Şehir Üniversitesi söz konuşu olduğundaki sessizliği düşündürücü değil midir? Her şehre bir üniversite kurup hatta kasabalara kadar yüksek öğretimi yaygınlaştırıp, Şehir Üniversitesi gibi başarılı bir kurumu feda etmek nasıl izah edilebilir? Şehir?in kalite, kalitenin de liyakat olduğu bilinmesine rağmen bu sürece sükût edilmesi liyakatin sadakate feda edildiğinin ilanı değil midir? Ki Üniversite?nin bu tarz bir tavrı da sözkonusu değilken bu sessizlik nasıl yorumlanacaktır?

Niçin akademik çevrelerden hiçbir tepki yok? Olayın yargıya intikal etmiş olması, en azından adalet talep etmemize de mi imkân vermiyor? Üniversal düşüncenin ön koşulunun özgür düşünce olduğu gerçeğini konjonktüre feda mı ettik? Bir gün herhangi bir gerekçeyle çalıştığımız kurum veya biz aynı muameleye muhatap kaldığımızda o günkü çığlığımız ne anlam ifade edecek? 

Burada, akademik kimliği de olan bir köşe yazarının Yeni Şafak?ta yazdığı akıl almaz yazıdan bahsetmeden geçmek olmaz. Yazar Ergün Yıldırım, başarılı olduğunu itiraf ettiği üniversitenin güya kurtarılması adına iktidara önerilerde bulunuyor. Buna gerekçe olarak da Üniversite ile iktidarın aynı sosyolojiye dayanmasını ve yapılanların mağduriyet oluşturacağı düşüncesiyle oy kaybına sebep olacağını belirtmesi akademik düşünce adına ne büyük bir felakettir! Yazısında Ahmet Davutoğlu?nun ?akademik mürşit? olup kendisine ?akademik müritler? yetiştirdiği ithamı, Topçu, Kısakürek ve Karakoç?un böyle yapmadığı gibi tuhaf bir argümana yaslanması, Davutoğlu?nun Parti?den ayrılışı sonrası Üniversite?nin bir siyasal muhalefet alanına dönüştüğü ve hocaların sosyal medyadan muhalif paylaşımlar yaptığı iddiaları üzerinden, yapılanların haklılığını ima etmesi büyük bir trajediden başka bir şey değildir. Hoca, resmen İktidar ile Devleti özdeşleştirip İktidar yanlısı övgüyü meşru; eleştiriyi de gayrimeşru göstererek üniversitedeki düşünce düzeyinin sefaletini veya kendi deyimiyle akademik politik tavrın yakıcı bir örneğini sergilemektedir. Bu arada Meriç, Topçu, Karakoç gibi isimleri de konunun bağlamından koparıp kendi tezinin argümanı gibi sunması fecaatin boyutunu gözler önüne sermektedir. Başarılı bir üniversite oluşunu bir kaç kez tekrarlayarak güya hakperest bir tavır içinde olduğu izlenimini verme çabası, gizlemekte başarılı olamadığı niyetini elevermiştir. Ergün Hoca?ya yakıştıramadığım bu yazının beni çok şaşırttığını itiraf etmeliyim. 

Yusuf Kaplan?dan başka olayı sadra şifa bir tarzda yazılı medyada gündeme getiren yazara rastlamadım. İsmail Kılıçarslan?ın tweeti bile bir sürü kişiyi rahatsız etmeye yetti. Yani, hem medya hem de akademi olaya sadece seyirci kalmanın daha güvenli olduğu noktasında hemfikir.

Ve Halkbank! Niçin, Banka, özellikle son açılan tedbirin kaldırılması davasında hatalı ve hukuka aykırı bir ekspertiz raporunun ardına sığınmış ve teminatı olan bir borcu teminatsız hale getirmiştir? Spor kulüplerini ve iktidara yakın işadamlarını kurtarma konusunda aşırı cömert olan banka/lar konu Şehir Üniversitesi olunca niçin bu kadar işgüzar olmaktadır? Yoksa devlet sermayesi, medyada olduğu gibi üniversite söz konusu olunca da mı tek tip/ tek ses olma amacıyla kullanılmaktadır?

Son olarak YÖK! Niçin YÖK suya sabuna dokunmayan bir açıklama ile yetinmiştir? Özerk de olsa bu kurum ve öğrenciler YÖK?ün öğrencileri değil midir? Şehir?i sahiplenmek hukuka mugayirlik midir? Üniversiteleri Devlet ve Vakıf olarak ayırmak evlat kayırmacılığına benzemez mi? Bir gün farklı saiklerle diğer üniversiteler de benzer baskılarla çökertilmeye çalışılırsa yine aynı tavrı mı takınacak? Bu tavır üniversiteleri siyasi endişelerle hedef haline getirmez mi?

2010?lar sonrası Türkiye bir bütün olarak normalin dışına çıkmıştır. Ve bu durum sürdürülebilir değildir. En üstteki sistemden en alttaki bireye kadar Ülke tüm geleneksel refleks ve davranış biçimlerini kaybetmiş ve değiştirmiştir. Bu anomi durumu toplumun geleceği açısından en tehlikeli haldir. Ne kurumlarımız, ne teşkilatlarımız, ne STK?larımız ne ailemiz ne de vatandaşlarımız gelecek adına ümitvardır. Siyasi ikbal uğruna geliştirilen ötekileştirici dil toplumu germiş ve yormuştur. Yaşadığımız 15 Temmuz Darbe teşebbüsü ve akabindeki süreçler insanımızın aile bağlarını zayıflatmış, din ve ahlak inancını zedelemiş ve hatta devletle olan bağını da yıpratmıştır. Kuşatıcı ve kucaklayıcı siyasetin ülke geleceğimiz adına elzem olduğunu tüm vicdan sahipleri kabullenir. Artık bu kabulün eyleme dönme vakti gelmiştir. Bugün Şehir Üniversitesi?ni feda etmek sarı öküzü baştan teslim etmek anlamına gelir. Özellikle diğer vakıf üniversiteleri açısından bu böyledir. Vicdan her halükarda zorbalığa galip gelecektir, yeter ki hukuksuzluğa alışmayalım. Ve sınavını verememiş her gücün ahlakilik iddiasında bulunamayacağını da unutmayalım.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3571/gucun-sehirle-imtihani

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

11.05.2020 Neden Siyaset
30.03.2020   Hüzün Bulutları
23.03.2020     Virüs Salgını Üzerine Düşünceler
16.03.2020 “Karanlık Çağ”
09.03.2020 "Medeniyet Dönüşümü”
02.03.2020 Aktif Ahlaktan Pasif İmana
24.02.2020 Yeni Bir Yolculuk Hikâyesi
17.02.2020 Tarım Üzerine
10.02.2020 Siyah ve Beyaz Arasındaki Sonsuz Zenginlik
03.02.2020 Mesire Yerindeki Gazete Parçaları
27.01.2020 Bunu da Unuturuz
20.01.2020 Toplumsal Özeleştiri
13.01.2020 “Vicdan Zorbalığa Karşı”
06.01.2020 Kandil Şahsiyetler
30.12.2019 Kanal’a Bakan Kurt Gözleri      
23.12.2019 Gelecek’in Geleceği
16.12.2019 Gelecek Partisi ve Vizyonu
09.12.2019 Demokrasi ve İnsan Hakları Günü
02.12.2019 'Güneşin Doğduğu İnsanlığın Battığı Yer'
25.11.2019 Gücün 'Şehir'le İmtihanı
18.11.2019 'Beyaz Zambaklar Ülkesinde'
11.11.2019 Arayış
04.11.2019 Din Bilim Siyaset
28.10.2019 İnsanın Dört Mevsimi
21.10.2019 Modern Bunalım
14.10.2019 Gündemlerde Kaybolmak
07.10.2019 Yeni Partiler ve Yeni Siyaset
30.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-5
23.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-4
16.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-3
09.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu -2-
02.09.2019 Müslümanların Bilgi ve Siyaset Sorunu-1
26.08.2019 Terörize Edilebilirlik Açısından Dinler
19.08.2019 Kemalist İslamcı Kürt Alevi ? ve Mutabakat
05.08.2019 Ahlâksız Îman
29.07.2019 Eleştiri Kültürü
22.07.2019 Hoşgörü Toplumu
15.07.2019 Mental Yorgunuyuz
08.07.2019 Hayata Dair
02.07.2019 Lgbt veya Cinsel Engellilik
01.07.2019 MAÂRİF DÂVÂMIZ-4
24.06.2019 Maârif Dâvâmız-3
17.06.2019 Maârif Dâvâmız-2
10.06.2019 Maârif Dâvâmız-1
03.06.2019 ?Hoşbulduk - Güle Güle?