İlahi İdrak

Eklenme Tarihi: 09.10.2019 08:56:00 - Güncellenme Tarihi: 30.05.2020 14:58:02

Hiç kuşku yoktur ki, sahabenin bilinç algısı ilahi idrakle beslenmiş bilinç algısıdır. Bu gayet tabii durumdur elbet. Çünkü Resulüllah (s.a.v)?in dizinin dibinde aynı meclisi soluklamışlar. Düşünsenize aynı mecliste Allah Resulünün dilinden işittikleri her bir ayet-i celile kendilerinden geçip kendilerine gelmelerine yettiği gibi bu arada ilahi idrak bilinç kazanmalarını da beraberinde getiriyordu. Böylece sahabeden kimi haftalarca, kimi aylarca, kimi de senelerce Ayet-i Celilelerin tesirinden kendine gelememe hali cezbe olarak karşılık bulurken kendine gelme hali de ilahi idrak bilinçlenmesi olarak karşılık bulur. Hani kimileri cezbede neyin nesi diyorlar ya, şimdi tamda sırası gelmişken buna cevaben tıpkı sahabenin ruh ikliminde yaşadığı kendinde geçme halinin adıdır dersek yeridir. Ancak bu ruhi dalgalanma (cezbe hali) geçici olup devamlılık arz etmez. Tâ ki ruhi dalgalanmalar durulur hale gelir, işte o zaman cezbe halinin yerini ilahi idrak bilinci alması mukadderdir. Tabii ilahi idrak bilincinden kastımız had hududu aşmayan ilahi idrak bilincidir. Nitekim Yüce Allah (c.c) ilahi idrak bilincin hudutlarını şöyle çizmiş bile: ?Gözler onu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder. O en gizli şeyleri bilendir (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır? (Enam suresi, ayet 103). İşte ayetten de anlaşıldığı üzere çıplak gözle Yüce Allah?ın zâtî ve subûti sıfatlarının asli asla idrak edilemez. Malumunuz, İlahi idrak bilinçlenmeyle sadece zâtî ve subûti sıfatların ancak nurani tecelli daireleri idrak edilebilir. Bunun dışında idrak edilir iddiasında bulunmak tamamen haddi aşmak olur. İşte Kur?an ayetlerinin tecelli daireleri etki yaptığı içindir, Sahabe bu sayede Peygamber kavlince ilahi idrak bilincine yelken açmış oluyorlardı.
Peki, Kur?an ayetlerinin nurani tecellileri sahabenin ruh iklimine doğrudan etki yaparda, aynı ayet-i celileler bize niye acaba aynı ölçüde tesir etmez ki? Tabii bu sorunun cevabı için bir değil belki bin düşünmek gerekir ki, neyin doğrudan etken olup olmadığının sırrına vakıf olabilelim. Öyle ya, Sahabe-i Kiram Kur?an ayetlerini işittiğinde halden hale girip uyanışa geçerken, biz ayetleri işittiğimizde tam aksine sadece bir ses ve bir tılsım olarak algılamaktayız. Keza Kur?an okurken de aynı durum söz konusu, maalesef ruh iklimimizde herhangi bir kıpırdanma olmuyor. Neden acaba dediğimizde, şöyle kendimize baktığımızda ilahi idrak bilincimiz açık değil ki kıpırdanma olsun. Değim yerindeyse Allah?ı zikretmeye zikretmeye kalbimizin üzerini zift bağlamış durumda. Anlaşılan kalbin üzerini kaplayan ziftten arınmadıkça daha çok ilahi idrak bilincimiz kapalı kalacak demektir.
Evet, kalben kirlenmişlik ayetlerin nuraniyet tecellilerinden istifade etmemize mani olabiliyor. O halde neydik edip İlahi idrak bilincimizin açılması için Allah adını kalbimizde zikretmekte çok fayda var. Hele hele Allah?ın zikrine ilk başta ihlâs ve teslimiyetle kalpte çekmeye başlarsak gerisi gelir elbet. Şayet ilahi idrak bilinç sahibi bir mümin olmak diye bir dert davamız varsa buna mecburuz da. Yeter ki, İslam?ı hakkıyla yaşayalım, bak o zaman ruhumuzda ilahi idrak pencerenin perde perde açıldığını görmek an be an mümkün diyebiliriz. Bakın, İmam-ı Gazali Hz.leri İhya-ı Ulumiddin adlı eserinde bu hususta ne diyor: ?Dünya halini enbiyanın ve evliyanın sırrı ile anladım? (Bkz.3.cilt Sh.500). Dikkat edin şunun ilmiyle bunun ilmiyle demiyor, bilakis enbiya ve evliya sırrı diyor.
Şurası muhakkak, Ashab-ı Kiram Resulüllah (s.a.v)?i görmenin avantajıyla ilahi idrak uyanışına geçtiler, madem bizler bu avantajdan mahrumuz, o halde bizlerde son ümmet olarak Peygamberimizin varisi hükmünde ilmiyle amil olmuş evliyaların kapısını aşındıraraktan ilahi idrak uyanışına geçebiliriz pekâlâ. Düşünsenize İmam-ı Rabbânî (k.s) gibi çok büyük müceddid bir âlim zat olmasına rağmen ?Ne mutlu murat bir mürşit bulana? demekten kendini alamamıştır. Niye derseniz gayet net açık; enbiyanın ve evliyanın ilahi idrak bilincinin açık olduğunun farkında olduğu için böyle deme ihtiyacı duymuştur. Hatta sözlerine dikkat ettiyseniz üstüne basa basa ?Ne mutlu murat bir mürşit bulana? diyor. Yani ?Ne mutlu muradı olana? demiyor, ilahi idrak nazar sahibi murat mürşit diyor. Çünkü İmam-ı Gazali Hz.leri de gayet iyi biliyordu ki; murat mürşitler bir şeye baktıklarında Allah?ın nuruyla nazar ederler hep. Nasıl mı? İşte aşağıda anlatacağımız şu kıssaya göz attığımızda ne demek istediğimizin meramı daha iyi anlaşılmış olacaktır.
Bakın, zamanın birinde bir padişah atıyla birlikte kabristana yol alırken birde ne görsün oracıkta Bayezîd-ı Bistâmî (k.s)?in mezarı başında ruhuna fatiha okuyan bir sofi var. Atından inip yanına sokulduğunda sofiye sorar:
-Sizin Şeyhiniz hayattayken ne derdi?
Sofi cevaben:
-Bizim Şeyhimiz derdi ki; beni gören kurtuldu der.
Tabii, padişah bu cevaptan hoşnut olmaz ve şöyle itiraz eder:
-Hadi sende öyle şey mi olur, Ebu Cehilde Peygamberimiz (s.a.v)?i gördü kurtuldu mu ki, onu da gören kurtulsun.
Bunun üzerin Sofi şeyhinin mezarı başında tekrar murakabeye dalıp başını kaldırdığında şöyle der:
-Ebu Cehil, Peygamberimiz(s.a.v)?i peygamber olarak görmedi, tam aksine Abdullah?ın yetimi olarak gördü, bundan dolayı kurtulmadı.
İşte bu müthiş cevap karşısında padişah daha ne diyeceğini bilemez olup adeta bumbuz kesilip dona kalır. Böylece o sofi murakabe sonrası ilahi idrak bilincin de ne demek olduğunu ortaya koşmuş olur.
Besbelli ki, bir görmek var, birde ilahi idrak bilinç gözüyle görmek var. Bizim tercihimiz ikincisinden yana elbet. Öyle ya, madem görmeden görmeye her şey değişiyor, o halde bize yüzeysel görmek yaraşmaz, derinlemesine görmek yaraşır. Ebu Cehil eğer ki, Peygamberimizi Abdullah?ın yetimi olarak değil peygamber gözüyle görseydi hiç kuşku yoktur ki o da sahabe şerefine nail olacaktı. Aynen öyle de günümüzde de evliyaya bakış gözden göze değişebiliyor. Nitekim Seyda (k.s) bu hususta şöyle der:?Gavs Hz.lerini görenler daha çok, sırtında cübbe, başında sarık molla gördü, hakikatini gören ise pek olmadı.?? Bu müthiş sözlerden öyle anlaşılıyor ki, ilahi idrak bilinci hakikati görebilen gözlerde gizli.
Evliya-i Kiram?a Halilullah ve Allah?ın veli kulları gözüyle bakmakta asla hiçbir beis durum yoktur. Yeter ki, o gözle bakacağımız evliyanın dayandığı bir Meşâyih halkasının zincirinde adını yazdırıp tasdik ettirmiş olsun, öyle bir evliyanın önünde diz çöküp sofisi olmaya talip olunurda. Şu bir gerçek Allah?ın hazinesi bolca olduğundan hiç gereksiz yere ?Bu zamanda acaba evliya var mıdır?? türünden zihinlerde kuşku oluşturacak suallere aldırış etmeksizin bize düşen dünde vardılar bugünde varlar, kıyamete dek var olacaklarına da inancımızın tam olmasıdır. Hem biz biliyoruz ki, Yunus?u ?Bizim Yunus? eyleyen Tabduk?tur, Mevlana?yı da ?Mevlana? eyleyen Şems-i Tebriz?idir. Belli ki bu mürşit- mürit ikili bağ münasebeti dünya döndükçe hiç tükenmeyecek, tükenmezde. Nasıl tükenebilir ki, bakın Davudi Tahi Hz.leri bir gün gayb âleminden;
-Dünya fena, ahiret beka evidir diye bir ses işittiğinde ruhunun derinliklerinde fırtınalar kopup adeta can evinden vurulur bile. Düşünsenize yirmi yıl bir süreyle İmamı Azam?a talebelik ediyor, yani onca seneler ilim tahsil ediyor bir kez olsun renkten renge girememiş, ama bir gün gaybdan bir tek ses işittiğinde, işte o an ne oluyorsa bir anda ilahi idrak bilinçle şerefleniyor. Bu demektir ki; bir insan İmamı Azam?ın talebesi de olsa uyanışa geçmeden ilahi idrak bilincine erişilemiyor. İlla ki Yunus?un ?Bu yol bir gönlün içine girmektir? dediği bir Gönül Sultanının gönlüne girmek gerekir ki ilahi idrak bilincine mazhar olunabile. Öyle ya, gönül kapısına varıp dizinin dibinde diz çöküp huzurunda irşad olmadan ilahi idrak bilinci durduk yere nasıl açılsın ki.
Sakın ola ki, ilahi idrak şuuru da neyin nesi deyip geçmeyelim, bakın tüm insanlığa nüzul olan ayet-i kerimeleri hafızlar gibi hıfz etsek bile ruhumuzda ilahi feyiz ve nuraniyet oluşmadıkça, biliniz ki tüm hıfz etmeler ilahi idrak bilincimizin açılmasına yetmeyecektir. İlla ki, okunan ayetler kalbe inmeli ki, ilahi idrak bilinci de beraberinde gelsin. Aksi halde okuduğumuz ayetler Yunus?un ??İlim ilim bilmektir, ilim kendini bilmektir, sen kendini bilmezsen bu daha nice okumak? safhasından öteye geçmeyip kalbe inmeyecektir. Hatta ayet-i kerimelerin manalarını biliyor olmak da buna dâhildir. Öyle ya, sen kendini bilmedikten sonra ayetlerin anlamlarını bilsen ne, bilmesen ne, asla irşad olmadan ilahi idrak bilinci gerçekleşemez. İsterseniz bunu da şu kıssa ile meramımızı anlatmaya çalışalım:
Bakınız, Seyyid Sıbğatullah Arvasi Hz.lerinin oğlu bir gün cami?de cemaate vaaz veriyormuş. O sırada ezan okunduğunda Seyyid Sıbgatullah Arvâsî (k.s)?de içeriye girer ve namaza durur. Akabinde kamet getirileceği zaman müezzine dönüp:
-Haydi, kamet getirin der demez adeta cami yer yerinden oynar, yani cemaat cezbeden yerlere yıkılır adeta..
Tabii bu duruma oğlu ilk etapta bir anlam veremez. Merak bu ya, cami dışında babasına sual edemeden duramaz da:
-Babacığım sen camiye gelmezden önce aklıma gelen ayet, hadis ne varsa vaazda hepsini döktürdüm milletin kılı kıpırdamadı, ama sen müezzine ?kamet getirin? der demez cemaat yerlere yıkıldı, bu ne iştir?
Seyyid Sıbğatullah Arvasi (k.s) cevaben:
-Bak oğul, iş lafın zahirinde değil manevi tasarruftadır der. Böylece manevi tasarrufun etkisine dikkat çeker.
O halde manevi tasarruf sahibi, yani ilahi idrak bilincine sahip zatların şemsiyesi altında bulunmalı ki, tüm müminlerin fıtratında var olan feraset hissiyatı ziyadeleşebilsin. Ki, feraseti ziyadeleşen bir müminin gönlü açık olacağı gibi hem zihnen hem de kalben ilahi idrak bilincine ereceği muhakkak. Zaten bu bilince ermiş insana denk gelen kim olursa olsun diriliş muştusuna geçer de. Nasıl dirilişe geçmesin ki Kur?an ve sünnet üzere yaşamanın neticesi bir diriliştir bu. Dolayısıyla böylesi bir diriliş muştusu vuku bulmadan, değil insanların hidayetine vesile olmak, kendine bile herhangi bir hayrı dokunmayacaktır. İlla ki lafzın manaya, teoriğin pratiğe dönüşmesi gerekir ki, diriliş muştusu olunabile. Yetmedi içimiz ve dışımız bir bütünlük içerisinde uyum halinde olmalı ki her okuduğumuz ve hıfz ettiğimiz ayet-i celiler nurani tecellilerine ilahi idrak bilincine erebilelim. Derken bu diriliş bilinçlenmesi sayesinde Allah Teâlâ?nın ?Onlar ticaretle bile meşgul olsalar dahi Allah'ın zikri alıkoymaz? beyan buyurduğu ilahi idrak bilinci lafta değil özde gerçekleşmiş olacaktır. Hiç kuşkusuz suretten ziyade siret daha çok mühimdir. Siretin önemi şundan belli, Kur?an?ın asıl geliş gayesinin evlerimizin duvarlarına asmak ya da sırf ölülerimizin ruhuna okumak için olmayışıdır, bilakis hayatımızı ilahi idrak bilinciyle anlamlandırmak ve güzel ahlakı tamamlamak için nüzul olmuştur. Nitekim Kur?an?ı Mucizül Beyan boşluğa değil doğrudan hayata nüzul oldu. Zaten hakikat boşluk tanımaz, doğrudan hayatı anlamlandırmak için vardır. Madem öyle, daha ne duruyoruz, hakikat deryasında bir katre damla olmak için Kuran?ı Muciz?ül Beyanı hayatımıza tatbik etmek tamda zamanı. Baksanıza etrafımız çepeçevre şer odaklarıyla tamamen kuşatılmış durumda, kurtuluş için Allah?ın ipine sarılmaktan başkada çaremiz yoktur. Zira Yüce Allah?ın ipine sarıldığımız da Kuran?ı sadece lafız olarak değil ruhumuzu aydınlatacak ilahi tecelli daireleri olarak da algılayacağız demektir. Aksi halde Kur?an?da geçen ayetleri sadece bir ses olarak algılayıp kalben ilahi feyze kör ve kapalı kalırız da.
Peki, etrafımızın onca şer odaklarınca kuşatılmışlığımızın farkında olmamıza rağmen bu kör düğümü aşacak bir çözüm arayışına niye girmeyiz ki? Nedendir bilinmez ama doğrusu bu da ayrı bir mesele olarak önümüzde duruyor. Sadece bu mesele bizim mesele mi, istisna ve müstesna şahsiyetler hariç, elbette ki tüm insanlığı ilgilendiren mesele olarak önünde duruyor. Tarihe şöyle bir bakın nice zamandır çözüm arayışına giremeyişinin sancılarını yaşıyor tüm insanlık. İstisna ve müstesna olandan kastımız ise malum onca kalabalıklar arasında pek gözükmeseler de toplum nezdinde akil ve pirifâni zat olarak kabul gören mümtaz şahsiyetlerdir elbet. Nitekim toplum nezdinde müstesna yeri olan öyle mümtaz zatlar vardır ki, gerçektende onlar aklı, fikri ve gözü gönlü hep ayet-i celilerin nurani tecellilerine mazhar olmaktan başka derdi davası olmayan zatlardır. Dert davaları İlahi idrakle boyanmak olunca da varmak istedikleri tek hedef ise fenafillâh halinden bekabillah?a yol alıp Hakka vasıl olmaktır. Ki; bu ulvi amaç doğrultusunda hayatını tanzim eden her Salih kul kendini bilmek ilmine vakıf olur da. Dolayısıyla Salih kullar kendini bildikleri içindir, Rabbini bu arada ilahi tecelliler ışığında bilmiş olur. Derken ilahi idrak bilinçleri her daim açık hale gelir de. Ne diyelim, işte görüyorsunuz, ne mutlu böylesi ilahi idrak bilinci açık olanlara Salih kullara ki, Allah?a olan yakinliklerini adım adım ilerleyerekten artırabilmişler. O halde biz aciz kullarında Allah?a yakin olması icab eder, ama nasıl? Sırasıyla; ilmel yakin, aynel yakin ve hakkel yakin basamaklarından bir bir geçerek elbet. Öyle ya, bir insan düşünün ki, zahiri ilmi öğrenmekle ilmel yakin idrak bilincine vakıf olabiliyor, bu ilmi tatbik ettiğinde ise aynel yakin idrak bilincine vakıf olmakta. Artık bu noktadan sonra her iki vukufiyet tüm benliğini sardığında da elbette ki o insanda Allah?ın izniyle hakkel yakin idrak bilincin açılacağı bir hayal değil gerçek olacağı muhakkak.
Evet, insan zahiri ilimden ?fikri idrak bilinç? kazanımı, batını ilimden de ?zikri idrak bilinci? kazanımı elde edebilmeli ki, ?ilahi idrak bilinç? kazanımına erişilebilsin. Anlaşılan, ne tek başına zahiri ilmi bitirmekle ilahi idrak bilinci kemal bulabiliyor, ne de tek başına batini ilmi bitirmekle. Mutlaka her iki ilmede vakıf olmak gerekir ki, tasavvufi manada fenafillâh ve bekabillah mertebelerin akabinde her daim ilahi idrak bilinç açık olsun. Bu demektir ki, bir insanın zahir idrak bilinci tam olsa da batini idrak bilincinden mahrumsa ilahi idrak bilinç penceresi açılmayabilir. Bakınız, Hz. Ömer (r.a) hutbe irad ettiğinde tâ bulunduğu yerden Nihavendi görmesi, hiç şüphe yoktur ki o?nun ilahi idrak bilincinin açık olduğuna işarettir. Hakeza İstanbul fethinin müteakip Akşemseddin Hz.lerinin Fatih?in ricası üzerine Allah?tan medet dileyerek sahabeden Ebu Eyyûb El-Ensari (r.a)?ın kabrini belirlemesi ilah-i idrak penceresinin açık olduğunun bariz göstergesidir. Öyle anlaşılıyor ki, İslam tarihinden hangi örnekleri verirsek verelim karşımıza hep 'İlahi idrak bilinç' gerçeği çıkıyor. İlahi idrak bilinç gerçeği zahiri ilmin zirvesine çıkmış bilge zatlar içinde gereklidir elbet. Nasıl gerekli olmasın ki, baksanıza biri Müceddid-i Elfisani adıyla meşhur İmam-ı Rabbani Hz.leri, diğeri de Hüccetü?l İslam adıyla meşhur İmam-ı Gazali Hz.leri. İşte bu noktada her ikisinin de hayatları incelendiğinde görülecektir ki; önce ilmel yakin idrak, sonra aynel yakin idrak ve en nihayetinde hakkel yakin idrak ilmine vakıf olaraktan ancak ilahi idrak bilincine vakıf olabilmişlerdir. Hatta şöyle kitapları karıştırıp iyice dikkat kesilin İmam-ı Gazali Hz.leri ilahi idrak bilincin mertebesine eriştiğinde şunun ilmiyle bunun ilmiyle ilahi idrak bilincim açıldı demiyor, ne diyor enbiya ve evliya ilmiyle eriştim diyor. Demek ki, bir insan iki bin yılının müceddidi de olsa, İslam?ın delili manasına Hüccetül İslam bir âlim zatta olsa tüm enbiya ve tüm rabbani evliyalarda görülen ilahi idrak ilmine muhtaç olabiliyor. Bu muhtaçlık giderilmeden Hakkel yakin ilmine vakıf olmak çok zor gözüküyor.
Belki, zihnen şöyle de düşünebiliyor olabiliriz, acaba insanların kaçta kaçı ilahi idrak bilincine ermiş durumda ki? Aslında hiç de böyle düşünmeye gerek yoktur. Çünkü boşa zaman kaybıdır bu. Bakın şöyle etrafımıza, ilmel yakin idrak sahibi insanların sayıca çok olma ihtimali muhtemelken, aynı ihtimali aynel yakin ve hakkel yakin idrak bilinç sahibi insanlar için söylemek pek mümkün gözükmüyor. Belki aynel yakin bilinç sahibi insanlar için vasat sayıda demek mümkünken hakkel yakin bilinç sahipleri içinse ne az, ne de vasat diyebiliriz. Yani hiç denecek kadar kıt dersek yeridir. Hele birde bunun üzerine ahır zamanda olduğumuzu hesaba kattığımızda vay halimize. Maalesef içinde bulunduğumuz hal ve ahval ?manen kıtlık? zamanı olduğunu gösteriyor, habire ibremiz kıtlık ekseni etrafında seyrediyor. Gel de bu duruma eseflenme, baksanıza İlahi idrak bilincinden yoksunluk ve manen kıtlık hali Ümmet-i Muhammed?i zeril perişan hallere düşürmüş durumda. Öyle ki, idraksizliğin her türlüsü şeytan, nefis ve uluslararası sömürgeci emperyalist devletlerin elinde birer oyuncak maşa olmamıza yetebiliyor. Derken Ümmet olarak yediden yetmişe her birimizin idrakine giydirilen deli gömlekler ve tasmalar bizi zıvanadan çıkaracak hale getirebiliyor. Madem idraksizlik hali tüm Ümmet-i Muhammed?i zıvanadan çıkarır hale getirecek kadar çok ciddi boyutlarda bir mesele, o halde hiç olmazsa ayakta durmamızı sağlayacak şu üç sacayağı idrak bilinçlenmelerinden bari ilki için adım atalım ki, şer odaklarının elinde oyuncak olmaktan çıkıp prangalardan kurtulabilelim. Yeter ki, ilk idrak bilinçlenme aşaması için ?Haydi Bismillah? deme yürekliliğini gösterebilelim, bak o zaman bu yürekli gayretimiz karşısında büyük-küçük her ne tür şeytan varsa hepsi kaçıp tüyer de. Böylece şeytanlar kaçıp tüydüğünde tünelin ucunda görünen ilk ışık üzerimize doğduğunda zihni idrakimiz açılmış olacaktır. Malum, ışık git gide ziyadeleşip ikinci ışık üzerimize doğduğunda bu kez kalbi idrakimiz açılacaktır. En nihayetinde tepe noktasında gölgesiz üçüncü ışık üzerimize doğduğunda da tüm benliğimiz nurlanıp ilahi idrak penceremiz açılır bile. Derken son nefeste vuslat hâsıl olur da. Hele vuslat yolunda bir de kendimize rehber edindiğimizi düşünün, bak o zaman değme keyfine yol kısalır da. Zaten yol ancak bir bilenle kat edilebiliyor. Aksi halde yerimizde habire hep sayar durup bir bakmışsın daha yola çıkmadan kurda kuşa yem olmuş halde kendimizi buluruz. İdraksizliğin her türlüsü o kadar başa bela bir şey ki, düşünsene daha yola çıkmadan en ufak bir hadise karşısında hemen yelkenler fora deyip pes edebiliyoruz. Hem kaldı ki biz, ilahi idrak bilincine ermiş Derviş Yunus değiliz ki 'kahrında hoş, lütfün de hoş' deme yürekliliğini ve erdemliliğini gösterebilelim. Hiç kendimizi temize çıkartmaya çalışmayalım, baştan kabul etmemiz gerekir ki her birimizin zayıf ruhlu oluşu idraksizliğimizin bir neticesi Dolayısıyla hiç bahane aramayalım, suçu bizatihi kendimizde arayalım. Baksanıza şu halimize şeytani ve nefsanî kuvvetler hafif üflediğinde bile hemen devrilebiliyoruz. Oysa iç dünyamızı meleki kuvvetlerin üflemesiyle besleseydik böyle en ufak esen bir rüzgârda savrulur muyduk? Besbelli ki zayıf ruhlu oluşumuz zikirsizlikten kaynaklanan bir ruh halidir. Peki, bu zayıf ruh halinden nasıl çıkabiliriz derseniz yapmamız gereken şey fikir, zikir ve şükür ekseni üzerinde ruhumuzu beslememiz gerekiyor. Nasıl ki bilgisayarın beyni hükmünde olan hard diske program yüklendiğinde o bilgisayarın monitörü (ekranı) işlerlik kazanıyorsa, aynen öylede insanda zihin dağarcığına, kalbine ve letaiflerine fikir, zikir ve şükür programları yüklediğinde seyr-i süluk yolunda tüm idrak bilinçlenmeler işlerlik kazanacak demektir. Yeter ki, zihin ufkumuzu ve gönül dünyamızı Allah?a doğru çevirelim, bak göreceksiniz nefsin ve şeytanın baskısından kurtulup ilahi idrak bilincimiz açılır da. Böylece gerçek manada kalbimiz huzura ermiş olur..
Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3453/ilahi-idrak

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM