Mürşid Odur ki İrşad Ede

Eklenme Tarihi: 15.05.2019 09:10:00 - Güncellenme Tarihi: 29.05.2020 17:23:10

 İrşad,  insanlara doğru yolu gösterip hidayetine vesile olmaktır. Bundan daha öte içi dışına hâkim, dışı içine köle, özü gibi sözü, sözü gibi özlü özünde insan yetiştirme çabasının adıdır irşad. İşte bu ulvi çaba içerisinde irşad kütüğüne mührünü vuranlar ise halk nezdinde irşad ediciler olarak anılır da.

Peki, bu irşad kütüğüne kimler mührünü vurmuş denildiğinde, elbette ki ilk akla Mürşidi kâmiller gelmekte. Nasıl akla gelmesin ki, bakın Seyyid Abdülhakim el Hüseyni (k.s)  irşad edicilerin vasfını ortaya koyarken ne diyor: ''Öyle zevatlarla sohbet etki sözü dimağını (beynini), özü hem kalbini hem de ruhunu tedavi etsin, hali de seni Allah'a kavuştursun.''  

 Evet, Gavs-ı Bilvanisi (k.s)?ın işaret buyurduğu öyle donanımlı zevatlarla ünsiyet kurmalı ki irşad olabilelim. Şayet kararan kalbimizi ve ruhumuzu aydınlatmak diye bir derdimiz varsa buna mecburuz da.  Sakın ola ki irşad edici de kim oluyor, benim aklım aydınlanmama ziyadesiyle yeter deyip işi hafife almayalım. Unutmayalım ki akıl bir yere kadar aydınlatıcı, onunda elbet aydınlatamayacağı sahalar var, bu nedenle bizi aydınlık şafaklarla buluşturacak bir irşad edici kılavuz bulmak da çok elzemdir.  Dikkat edin irşad edici kılavuz dedik, yani karga kılavuz demedik.  Malum kılavuzu karga olanların hali ortada, Bizim kast ettiğimiz karanlık dünyamıza ışık saçacak kılavuzdur. Sadece ışık saçmak mı,  ölüm döşeğinde, yani sekarat anımızda bile imanımızı çalmak için fırsat kollayan şeytana bizi yem etmeyecek kılavuzdur bu. İşte böylesi bir irşad ediciyi bulmak aynı zamanda gerçek dosta kavuşmak demektir. Öyle ya, o hakiki bir dostsa hayatın her kademesinde nefesini üzerimizde hissettirmeli. İcabında bu da yetmez, kabirde sorgu sual meleklerin sorusunda yanı başımız da olup ahrette de bizi yalnız bırakmayacak dost olmalı.  Nitekim Peygamberimiz (s.a.v)?in ?Kişi sevdiği ile beraberdir (haşr olunacak)? beyanı bunun teyididir. Zaten hakiki dost Ümmet-i Muhammed?in hizmetine kendini adamış dosttur. Ki, onlar İslam?ın hâkimi değil İslam?ın kölesi olmak için gecesini gündüzüne katıp her türlü çileyi göze alabilecek ruh seciyesine sahip zatlardır. Asla sırça köşklerde, fildişi kulelerden insanlara tepeden bakıp ahkâm kesenlerden değiller. Bilakis bin bir türlü ezaya ve cefaya katlanabilecek ruhta irşad edicilerdir. İşte bu yüzden irşad etmek her babayiğidin harcı değildir diyoruz. Elbette ki insan-ı kâmil gökten zembille inmiyor, irşadıyla yanımızda var olmaktalar. Şayet bir insan Allah yolunda çile çekmiyorsa, biliniz ki değil Ümmet-i Muhammed?e faydası, kendisine bile faydası yoktur. Zira irşad yolu çile üzerine kuruludur. Çile aynı zamanda Peygambere bile dost edip şefaatna nail olmasına vesile kılar da. Her kim ki Peygamber nuru damlalarından damlanır, işte o zaman üzerine düşen o nur damlaları ölçüsünce aydınlanacak demektir. Bunun dışında bir eli balda bir eli yağda olanın halkı irşat etmesi hayaldir. O nur damlalarından dünde vardı bugünde var olacaktır. Nitekim o nur damlaları alınlardan alınlara konup her devrin insanını kuşatır da.  İşte bize düşen tüm zaman ve mekânları kuşatan o Nübüvvet nur damlaların bulunduğu halkalarda yer almaktır. Yer alalım ki o nur damlaların feyiz ve bereketinden bizim üzerimize de damlasın. Ancak bu mertebeye erişmek için birinci adımda nefsin tepesine basmak gerekir ki, ikinci adım da Allah?a layık kul olunabile. Maalesef gel gör ki nur halkalarında bulunmayıp da halkı aydınlattığını zannedenler var. Oysa habire laf üretmekteler. Onlar laf ürete dursunlar, şu bir gerçek tahkiki aydınlanma ve yakini aydınlanma ancak hak ve hakikate teslim olmakla elde edilebiliyor. Besbelli ki Seyyid Abdülhakim el Hüseyni (k.s)  ''İrşad olmayan irşad edemez" derken bu gerçeğe işaret etmiştir. Yani, ilk evvela hem tahkiki hem de yakini irşad olmalı ki, insanlara yol gösterilebilsin. Bunun dışında ağzımızdan çıkan her bir sözü hayatımıza tatbik etmediğimiz sürece kendimizi kandırmış oluruz.

Evet, aydınlatmanın sırrı önce yaşamak, sonra yaşatmaktan geçiyor. Öyle yaşamalı ki mümini gören müminde dirilmeli. Aksi takdirde kendimize bile faydamız olmaz. Kaldı ki insanlar laftan çok uygulamaya ve yaşantıya itibar ediyor. Şurası muhakkak sathi konuşmaların ve heyecan varı nutukların biri bin ettiği devirler artık çok gerilerde kaldı. İnsanlar daha çok pratiğe yönelik özü ve sözü bir olan şahsiyetlere itibar etmekte.

 Öyle zevatlar var ki, hiç konuşmadan binlerce insanı bend edebiliyor. Öyleleri de var ki ciltler dolusu eserler yazıp heyecan verici ve coşkulu konuşmalar yaptığı halde, camiden çıktığı zaman etrafında ya birkaç kişi, ya da bir bastonu bir de kendisi kala kalıyor. Bu durumda insanlar ne yapsın, yıllardır nice insanları dinleye dinleye bir hal olmuş, nice etkili konuşmalara şahit olmuş ve bu konuşmalardan sadece bir veya iki cümlenin tesirinde kalmış, ama sadece o anlık tesirden öte bir işe yaramadığını geçte olsa fark etmiş durumda. Demek oluyor ki insanlara pazara kadar değil mezara kadar örnek bir yaşantı sergilemek gerekiyor.

 Mürşid; irşad eden, doğru yolu gösteren, gafletten uyandıran ve Peygamber (s.a.v.)?in varisi konumunda olan kâmil zat demektir. İrşad ise  'değer' ihtiva eden bir kavram, asla 'kanun' ihtiva etmez. Her nedense bugüne kadar bir takım yanlış algılamalardan olsa gerek birçok insan deney ve laboratuar bulgularının mürşitlerce irşat edilmesini hep bekler olmuştur. Yani, birçok insan bir türlü deney ve gözlemin mürşitlerce irşad edilemeyeceğine akıl erdirememişlerdir. Oysa ilimle değer aynı şeyler değil. O halde her ikisini birbirine karıştırmamak icap eder, mürşidin sadece ve sadece insanların hak yolunda irşad etmek için misyon yüklendiklerini bilmekte fayda var. Zira deney ve ilim keşfini mürşitlerden beklemek adetullah'a (sünnetullah) ters düşen bir durumdur. Kaldı ki; İslâmiyet, ilim ve teknikte sebep ve netice ilişkisini esas alır. Düşünsenize Allah (c.c.) her şeyi bir sebebe bağlamış. Mesela Rabbül âleminin yağmur yağdırmak için bulutu vesile kılması bunun tipik misalini teşkil eder. Bu yüzden dinimizde sebeplere başvurmak; 'Sünnetullah' olarak addedilir. Hâsılı kelam deneyin mürşitlerce irşad edilmesini bekleyip durmak boşa bir çabadır.

Bir başka açmaz içerisinde bulunan kesimde hiç şüphesiz batı batı diye tutturup kendinden geçenlerdir. Malumunuz batıya göbekten bağlı olanlar irşad görevini pozitif dedikleri bilimden beklediler hep. Oysa bilim tek başına mürşit değil ki irşad gücü olsun. Pozitif bilim dedikleri şey daha çok vakıalarla, deney ve gözlemle ilgilenir. İrşad kavramı daha çok  'değer' içeren bir ifade. Her ne kadar değer düşünce taşımasa da sonuçta insan ruhunun aydınlamasında en etken unsurdur. Kaldı ki irşad edicinin düşünceye ihtiyacı olmaz da. Nasıl olsun ki; bikere problemlerini halletmiş, ruhunun susuzluğunu gidermiş, nefsini tezkiye etmiş ve kalbini tasfiye etmiş bir kâmil insanın düşünce sarmalında ne işi olabilir ki? Hem bu hengâme ve sarmal içerisinde düşün, düşün nereye kadar yol alınabilir ki, sonuçta varılacak nokta huzursuz, çelişik ve karanlık bir dünyanın kollarında debelenmekten başka bir işe yaramayacaktır. O halde bizim işimize yarayacak olana talip olmalı. Keza felsefi hayatın sarmalına dalıp da kim ne bulmuş ki bizde bulalım. Şöyle tarihten bugüne feylesoflar zincirine bir bakın,  her bir zincirin halkasında konumlanan feylesof taifesi bir öncekine reddiye döşemekle ömrünü heder ettiğini görürsünüz. İşte felsefe dünyasının düştüğü bu girdaptan çıkamama hali bizi ister istemez bu âlemden uzak kalmaya zorluyor. Madem öyle, ne yapmak gerekir derseniz, yapılacak olan şey gayet basit,  neydip edip irşad edicilerin halkasında aydınlanmak olmalıdır. Varın bir mürşidin irşad halkasında vuslatı arayın ki huzur bulasınız. Hele irşad edicilerin eşiğine bir düşmeye göresiniz, huzura vardığınızda ağızlarından dökülen inci tanesi her kelime ve her cümlenin düşünce içermediğini, bilakis kalbimizi ve ruhumuzu aydınlatıp özümüzü tedavi ettiğini hissedersin. İşte bu noktada ?Mürşid o dur ki, irşad ede? sözü bizim için çok bir anlam ifade eder de. Nasıl bir anlam ifade etmesin ki, irşad edici bize baktığında Allah için nazar etmekte,  konuştuğunda dilinden dökülen her kelime ve her cümle bir ses olarak değil ruhumuzu kuşatan bir 'nur' olarak yankı bulmakta. Zira ruh aşkla dirilir. İrşad ediciler yürekleri sevgi ve aşk dolu olduğu için ister istemez insanlar onlara yöneliyor. Şu iyi bilinsin ki yüreğinde aşk ve sevgi taşımayanların günümüz insana verecekleri hiçbir sermayesi yoktur. Dahası kişi madde kalıbından kurtulup ruhlaşmadıkça pirüpak olamıyor.

Bakın bir gün, Şeyh Muhammed Diyâeddin Nurşînî (k.s) evine sofiler ziyarete gelir. Sofiler büyük bir adab içinde Hazret Muhammed Diyâeddin Nurşînî (k.s)?ın sohbet etmesini beklerler. Fakat Hazret (k.s) sohbet etmez. Derken sofiler müsaade isteyip oradan ayrılırlar. Bu duruma şahit olan Şeyh Muhammed Diyâeddin Nurşînî (k.s)?ın hanımı:

 -Aman Efendim, Sofiler, seni ziyarete geldi, sen ise hiç oralı olmayıp ve hiçbir sohbette bulunmadın, senden bekledikleri sadece birkaç kelamdı, maalesef hüzünlü bir şekilde ayrıldılar.

 Bunun üzerine Hazret Muhammed Diyauddin (k.s) şöyle der:

 ''-Bizim sükûtumuzdan alamayan, sohbetimizden alamaz.''

Evet, bu veciz söz, sözün ötesinde bir nur damlasıdır. Bu nur damlalarından insanoğlunun nice alacağı dersler var elbet. Şayet insan canı gönülden irşad olmayı talep ederse, mürşidin huzurunda sükût lisanında bile irşad olması an be andır. Yeter ki; o insan âlimin yanında dilini, arifin yanında kalbine sahip olsun, bak o zaman kendinden geçip kendine gelir de. Anlaşılan iş lafın zahirinde  (şekli ve şemasında) değil, manevi tasarrufta. Elbette ki; edebi zahiri sözler belirli noktaya kadar etkili olmakta. Ama yaldızlı sözler bir süre sonra enerji olmaktan çıkıp lafı güzafa dönüşebiliyor. Düşünsenize bir çocuk doğduğunda patates yiyemiyor, yani önce süt içmekte. Ta ki dişleri çıkmaya başlar o zaman ancak patates yiyebilmekte. İşte insan da bebek misali başlangıçta ninni sözlerle yol almakta, daha sonraki aşamalarda artık yerini pratiğe bırakmalıdır. Çünkü sözün, pratiğe ve uygulamaya geçmesi çocuğun emzik halden çiğneme safhasına terfi etmesi demektir. Bakın Albert Einstein bile ruhunun susuzluğunu giderecek ilacı şu sözlerle ifade eder: ''Tecrübe edebileceğimiz, en güzel ve en derin heyecan, mistik duygudur. Bu heyecanı tatmayan ölü gibidir.''  İşte bu altın sözleri sarf eden böyle bir bilim adamı birde İslâm tasavvufunu tatmış olsaydı kim bilir belki de mürşid-i kâmillerin (Zat-ı Şahanelerinin) yılmaz savunucu olurdu. Dahası onları öve öve sözünü bitiremezdi.

Bilindiği üzere zatında kâmil, beşeriyeti irşad edebilecek kemalata ermiş mükemmil insana 'Arifibillah' denmekte. Madem kıyamete kadar Arifibillah zatlar olacak, o halde tasavvufa giren bir insanın gayesi, kâmil insanın ahlakıyla ahlaklanmak olmalıdır. Kâmil insanın (irşad edicinin) gönlü Hakkın aynasıdır çünkü. İşte bu nedenle Bediüzzaman Said Nursi Hz.leri; ''İşte, mürşidin ruhu ve kalbi aynadır. Allah'tan gelen feyze makes (akseden) olur'' diyor. Yani mürşit sadece ilahi feyzi aksettirir manasına bir tespittir bu. Hiç kuşkusuz feyz; Allah'ındır, mürşid arada sadece kılavuzdur. Bir başka ifadeyle, Onlar Allah'tan gelen feyz-i nuraniyi müridin ancak kaldırabileceği dereceye indirmekle vazifelidir. O açıdan evliyanın çok kelam etmesine gerek yoktur. Evliyaullah sadece irşad elçisi ve terbiyecisidir, asla gaye değildir.  Hatta onlar için Allah'ın (c.c) dünyada rahmet halkaları, darda kalan kimsesizlerin imdadına yetişen Hızır?ları dersek yeridir. Nefis terbiye olmadan kemalet gerçekleşmiyor. Şu bir gerçek; manevi tasarruftan yoksun her lafza nasihat günümüz insanına tesir etmiyor. İlla ki kalplere nüfuz edip etkilemek gerekiyor. Zaten insanlara lafla yaklaşılınca kaçıyor, tüm söylenenleri kuru gürültü ve stres olarak algılamakta. Haklılar da. Hele günümüz dünyası söz konusu olunca lafların çoğu sloganik olmaktan öte bir anlam taşımıyor. Bu yüzden sloganlarla insanları yönetmeye kalkışanlar, umduklarını bulamıyorlar. Demagojik lafların her biri; içi boş ve göstermeliktir. Oysa dilden dökülen tane tane sözleri taçlandırmak gerekir. Nasıl bir taç derseniz; elbette ki; ''İlimle, amelle taçlanan sözler'' diyoruz. Yaşamadan, uygulamadan her söylenecek söz, hem kendimizi kandırmak, hem de başkalarını aldatmak olur. Nasıl ki petrol uzmanları, kuyudan çıkardıkları ham maddeyi rafine edip pek çok ürün elde ediyorsalar, pekâlâ irşad edicilerin elinde bir insanda hammadde misali işlendikçe etrafa ışık saçabilecek hale gelebiliyor. Hele bir insanın göğsünde kodlanmış nurani letaifler çalışmaya (ürün vermeye) görsün bak o zaman o vücut kolay kolay kararmaz da. Çünkü o vücut zikirden dolayı manevi cevher olmakta. Kelimenin tam anlamıyla, tabiatın işlenmesiyle 'üretim' gerçekleşiyor, insanın âlemi emirle bağlantılı letaifleri işlendiğinde de ''irşad''  vuku bulmakta. Dahası her şey irşad olmakta gizli. Hatta irşad edici bu dünyadan göç ettiğinde toprak dahi naçiz bedenini çürütmekten imtina eder bile. Zira kâmil insanın kalbine melek hâkimdir. Hatta irşad edicilerin kalbine melekler karargâh kurmuştur dersek maksadımızı aşmış sayılmayız. Şeytan bu durumdan dolayı muzdariptir elbet. Neden mi? Gayet açık; onlar Mutlak Dosta dost olmuşlardır, bu yüzden onlara Allah dostları denmiştir. Dolayısıyla şeytan kolay kolay onların kalplerini bozamaz. Nasıl bozabilsin ki, kâmil insanlar kalp uzmanlarıdır. Onun için derler ki, böyle zatlarla karşılaşıldığında yüzlerine doğrudan doğruya bakmayın, zira mürşid-i kâmiller, insanların bakışlarından kalplerini görürler, hatta ayıplarına vakıf olurlar. Onların huzurunda edeben yüzüne bakmayıp (Göz göze gelmemek), kalben bağlanmak en doğrusu.  Nitekim Yunus Emre;

                   ''İstersen var bin Hac?ca

                        Hepsinden daha yüce

                        Bir gönüle girmektir'' demekle bu edebe işaret etmiştir. Yani bir başka ifadeyle ?Bin defa hacca gidip geleceğine, bir gönle girmeye bak mesajı vardır? bu dizelerde.

       Velhasıl; Bir gönle ve kalbe girmekle irşad sarayına dalınır, bu böyle biline.

        Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/3034/mursid-odur-ki-irsad-ede

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM