Fitne katilden beterdir

Eklenme Tarihi: 20.03.2019 07:12:00 - Güncellenme Tarihi: 12.08.2020 14:58:05

            Hele fitne virüsü bir bünyeye girmeye dursun vücudu içten içe yer bitirir de.. Aynen öyle de ehl-i sünnet istikameti üzere yol alan ümmetin içine sızmış fitne guruhları içimize attıkları fitne tohumlarıyla sinsi sinsi bizi birbirimize düşürebiliyorlar. Maalesef bunu yaparken de kimi zaman ayetlerin mana ve ruhuyla oynayarak, kimi zaman hadiste neymiş diyerek, kimi zaman da hakiki âlimlerimizi itibarsızlaştırmak suretiyle yapmaktalar. İşte bu hazin durumdan dolayı Kur?an hükmünce ?fitne katilden beterdir? diyoruz.

       Malumunuz İbn-i Abbas (r.a) Kur?an-ı Kerimi tefsir eden ilk sahabedir. Bu nedenle bu yüce sahabeye müfessirlerin piri denmesi yerinde bir taltiftir. Nitekim O, Kur?an?ın mana ve ruhuna uygun olarak ayetlerin nüzul sebeplerini ortaya koyup Resulullah (s.a.v)'in işaret buyurduğu usul ve beyanlar çerçevesinde müfessir pirimiz olmuştur. İşte İbn-i Abbas (r.a)'ın açtığı yoldan hareketle Beyzavi, Celaleyn, Medarik ve Ebussuud gibi âlimler Kur?an?ı her devir insanın idrak edebileceği tarzda tefsir ilmine adamışlardır. Böylece kendilerinden sonra gelen kuşaklara tefsir konusunda rehberlik etmişlerdir. Her ne kadar hadisi dışlayan mealciler geleceğimizi karatmaya çalışsalar da bu büyük müfessirlerin ortaya koyduğu eserler heveslerini kursaklarında bırakmaya yeter, hatta artar bile.

           İslam dünyasında sadece tefsir sahasında eserler ortaya koyan âlimlerimiz mi söz konusu? Elbette ki tefsir âlimlerinin yanı sıra birbirinden değerli hadis ilminde kendini ispatlamış âlimlerimizde Müslümanların başvuru kaynağı olmuştur.  Derken zaman içerisinde Buhari, İbn-i Mace, Ebu Davud, Tirmizi ve Nesai gibi muhaddislerin yazdıkları hadis kitaplar sayesinde Kütüb-i Sitte (Altı kitap) adıyla birleştirilip şaheser diyebileceğimiz hadis külliyatı ortaya konmuştur. Böylece Muhammedisiz yol izleyenlerin hevesleri bir kez daha boşa çıkartılmıştır.

           Madem öyle, İslam?ın temel kaynaklarına sıkı sıkıya sarılmak gerekir ki her devirde karşı karşıya kaldığımız baş belası fitne odaklarının oyunlarından kurtulmak mümkün olabilsin. Yeter ki Edille-i Şer?iyye caddesinde milim taviz verilmesin gerisi gelir elbet.           

          Gerçek şu ki; ehlisünnet âlimlerinin çalışmalarıyla ortaya konan tefsir ve hadis külliyatlarının her biri yolumuzu aydınlatan fenerler hükmündedir. Hakeza Kur?an ve hadisleri yorumlama farklılığından (ictihad farklarından) doğan mezheplerin ortaya koyduğu fıkhı külliyatlarda kayda değer eserledir. Hiç şüphesiz Rasulüllah (s.a.v)'in ?İctihad ediniz? fermanı bu yolu açmıştır. Çünkü mezhep zehap kökünden gelip sanıldığın aksine ayrılık değil, fikri açılım okullarıdır. Öyle ki;  İslam âlimleri ictihad da bulunurken Kur?an?ın zahiri manası için bile kılı kırk yaracak derecede titiz davranmışlardır. İşte onlar böyle bir çaba içerisinde fikri açılımı gerçekleştirirken maalesef günümüzde kendine bilgelik süsü veren birtakım aklı evveller de ayetleri derinlemesine incelemeden günü birlik yorumlarla aklına estiği şekilde açıklama cüreti sergilemekteler. Oysa Allah Teâlâ  ?(Habibim) sana kitabı indiren O?dur. Onlardan bir kısım ayetler muhkemdir ki, bunlar kitabın anasıdır (temeli). Diğer bir kısmı da müteşabihlerdir. İşte kalplerinde eğrilik bulunanlar sırf fitne aramak ve teviline yeltenmek için, onun müteşabih olanına tabi olurlar. Hâlbuki O?nun tevilini Allah'tan başkası bilmez. İlimde yüksek gayeye erenler ise ?Biz ona inandık. Hepsi Rabbimiz katındadır? derler. Bunları salim akıllılardan başkası iyice düşünemez? (Al-i İmran?7)  beyan buyurmaktadır. Anlaşılan o ki; ayet-i celileler açıklanması kolay ve açıklanması zor olarak vahiy edilmiş. Üstelik Kur?an?ın en kolay açıklanabilir ayetleri için bile İslam âlimleri derinlemesine zihin fırtınası yapıp, gerekli araştırmaları tamamladıktan sonra ancak nihai ictihadlarını ortaya koyabilmekteler. Bakın, Caferi Sadık Hz.leri Kur?an?ı Kerimde geçen ayetleri anlama da dört önemli hususun varlığına işaret edip bu unsurları:

         -Kuran?ın ibarat manası (kelime anlamı),

         -Kuran?ın işaret manası,

         -Kuran?ın batını manası (iç manası),

         -Kuran?ın hakaiki manası (gerçek anlamı) diye tasnif etmiştir.

         İşte yukarıda zikredilen tasniflemeden de anlaşıldığı üzere her insanın Kur?an?dan mana çıkarma cehdi bulunduğu konuma göre değişebiliyor. Zira ayetlerin zahiri, yani dış anlamı avam (halkın genel seviyesi) içindir, ayetlerin neye işaret ettiği zahiri âlimlere yöneliktir, iç manası evliyalar (ilmi ile amil olmuş âlimler) içindir,  hakaiki manası ise Peygamberimize has bir melekedir. Elbette ki Kur'an-ı Kerimin mana ve ruhuna yakınlık bakımdan birinci kaynak Resulüllah (s.a.v)?dir. Bu nedenle O'nun tartışmasız yeri Makam-ı Mahmud olup,  beşeriyetten hiç kimse bu makama göz dikip davasını güdemez. Maazallah bu makamın davasını gütmek küfürdür. O halde Peygambersiz İslam çerçevesi oluşturmaya çalışıp da kendilerini kurtarıcı olarak lanse eden birtakım mihraklara fırsat vermemek gerekir. Şu iyi bilinsin ki asıl kurtarılmaya muhtaç kendileridir.

         Bakınız İsmail Çetin Kur'an?ın mana ve ruhuna yönelik Seyyid Abdulhakim el Hüseyni Gavs-ı Bilvanisi (k.s)'e sual eylediğinde aldığı cevap çok manidardır: Ve o zat şöyle der:

         ?-Allah ve Resulünün kelamı çok derin, dipsiz bir bahri amiktir. Onda yüzmek havası ümmete, müçtehitlere, kümeli evliyaya mahsustur. Bazı ayet ve hadis insanın kalıbına, bazısı ruhuna, bazısı sırrına, bazısı da hepsine ait olur. Şeriat ahkâmında, nefse müteallik olana tarikat, kalbe yönelmiş olana hal, ruha yönelmiş olana marifet, sırra yönelmiş olana hakikat yahut hakiki tevhid ismi verilir. Bunları birbirinden tefrik etmek müşküldür. Hangi zat hangi ayet ve hadisle ne gibi şartlarla muvaffak oldu ise bu hususta o tedavi etme usulünü ona nisbet ederiz. Eğer biz aklımızla bunları açıklar isek hukuklarına tecavüz etmiş oluruz. Ayrıca Allah ve Resulünden kalpten kalbe intikal eden ilimler vardır. Ancak mücaz olan şeyhi mercu onu bilir. Bazıları henüz daha gizli gitmekte, bazıları söylenilmiştir. İşte söylenmiş olan kısmı söyleyene isnad etmek yine ayet ve hadise isnad gibidir. Hadiste isnad ne kadar kısa olsa o kadar kuvvetlidir. Bu ilimde ise isnad ne kadar uzun olsa o kadar faydalıdır? (Edeple Varış Lütufla Dönüş, S:18 1982, Isparta).

             Evet, Ehlisünnet çizgisinden sapmış fırka-ı dâlle (sapık gruplar) güruhu her devirde karşımıza fitne kapısı olarak çıkmışlardır.  Ehlisünnet çizgisi gibi bir ana cadde dururken sapık yollara tevessül etmek hangi akla hizmet etmek doğrusu anlamak mümkün değil. Kaldı ki Allah Teâlâ ?Dinlerini bölük bölük edip fırka fırka olanlarla senin hiçbir alakan yoktur? (El-Enam/159) beyanıyla fırkalara ayrılmayı men etmiştir. Zaten fırka sözcüğünün kelime anlamı parti, gruplaşmak, ayrılmak ve bölük pörçük olmaktır. Ki; İslam'da asla ayrılık ve gayriliğe yer yoktur. Düşünsenize fırka tabirinin sözlük anlamı bile başlı başına ayrılık ve fitne doğurmaya yetiyor. Fakat mezhep öyle değil. Mezhebin sözlük anlamına baktığımızda yol, feri, ictihad farkları demek olup, bilgi üretimini teşvik ediyor. Kelimenin tam anlamıyla ehlisünnet çizgisini şiar edinmiş mezhepler yolumuzu aydınlatıcı ışık fenerleri olurken, sapkın fırkalarda (firka-ı dâlle) sıratı müstakim üzere  ana caddede ilerleyen Müslümanları uçuruma sürükleyici fitne tohumu serpme rolü üstlenmişlerdir.  

            Rahmet ve fitne kapısı İslam âleminin her döneminde var olan birbirinin zıt kutuplu kapılarıdır. Biri aydınlığa yelken açan kapı olurken, diğeri karanlığa sürükleyen gayya çukuru olmaktadır. Neyse ki İmam-ı Azam, İmam-ı Şafiî, İmam-ı Hanbelî, İmam-ı Malik, İmam-ı Gazali, İmam-ı Rabbânî, Şah-ı Nakşibend, Abdülkadir Geylani ve Bediüzzaman Said Nursi gibi ehlisünnet âlimlerinin yollarını yol bilenler kendilerini tuzağa düşmekten kurtarabiliyor. Nitekim Müseylemet-ül Kezzab gibi yalancı peygamberler, Hasan Sabbah, ve İbn-i Sebe gibi fitne başlarının kucağına düşenlerin helak oldukları artık bir sır değil.. Maalesef bugünde değişik rollere bürünmüş Hasan Sabbah türü FETÖ elebaşısı gibi sözde kurtarıcılar etrafında toplayabildikleri kişileri efsunlayıp devr aldıkları fitne misyonunu Haşhaşı fitne tohumu usulle devam ettirmekteler. Öyle ki, bu sapkın önderlerin bir kısmı;

            - Namazların vakitlerini sayısını çok bulup güya kendince âlimlik taslar,

            -Kimi zekât, hac ve oruç gibi en temel konularda bile kuru ahkâm yürütür,

            -Kimi ezan ve Kuran?ın dili ile oynar, kimi de İslam?ın itikadı konularına el atıp fıkhı kaideleri görmezlikten gelir,

             -Kimi dinler arası diyalogdan dem vurup hâşâ Peygamberimizi kamyonete bindirecek kadar belgesel diziler takdim edebilmekteler. Keza Türkçe olimpiyatlar maskesi altında milleti kandırıp yarı çıplak kadın erkekli karışık salonlarda işte Peygamberimizin ruhu burada diyebilmekteler. Yetmedi haham, papazlar eşliğinde Muhammedisiz ezan okutup sırat köprüsünden geçme şovlarına yeltenmekteler.  Oysa biz biliyoruz ki âlemlere rahmet olarak gelen Peygamberimiz (s.a.v),  sadece Salâvatı şeriflerin, İhlâsı Şerifelerin, Ya Baki entel Baki ve İnşirah surelerin okunduğu halkalara teşrif etmektedir.

             -Kimi kendini mealci diye takdim ederekten Kur?an?dan başka kaynak tanımadıklarından bahisle kendi kafalarına göre meal yapmaya kalkışırlar.

         -Kimi mezhepsizlikten dem vurur, kimileri de tasavvuf ile şeriat arasında sanki ayrılık gayrilik varmış gibisine bir bardak suda fırtına koparıp habire kafa bulandırmakla meşgullerdir. Derken bütün bunlar İslam âleminde ayrılığı körükleyen yumuşak karnımız olarak karşımıza çıkmakta..

           Şöyle bir geçmişe göz attığımızda İmamı Gazali'nin kendi döneminde vuku bulan bir takım felsefi akımların saçtığı fitne hareketlerine karşı mücadele verdiğini görürüz. Nitekim o, her türlü bidatin içimize sızmamasına büyük ölçüde engel olmuştur. Hakeza İmamı Rabbani  (k.s)?de tarikat ve şeriat ikiliği doğurmak isteyenlere karşı şeriat ve tarikatın birbirinden ayrı düşünülemeyeceğini, bir bütün olduğunu vurgulayıp, ümmetin birlik ve dirlik içerisinde yaşaması için hizmette bulunmuştur. Anlaşılan ehlisünnet âlimleri kendi yaşadığı dönemlerde ehl-i sünnet dışı bidat tohumlarını içimize atma girişimlerine fırsat vermedikleri gibi Ümmet-i Muhammed?i her türlü fitneye karşı korumada kalkan olmuşlardır.

           Peki ya fitne odaklarının elebaşları ne yaptı derseniz, onlarda malum Ümmeti Muhammed?in önünde haramilik görevi ifa etmişlerdir. Dedik ya, neyse ki ilmi ile amil olmuş âlimler, evliyalar ve müçtehitlerimiz vardı da fitne odaklarının hevesi boşa çıkmıştır. Nasıl boşa çıkmasın ki, onlar Resulü Ekrem?in varisi hükmünde âlimler olup sonsuzluğa uzanan ışık kılavuzlarımızdır. Tabiî ki gelinen noktada her şey süt liman değil, bugünde ışığı karartmak isteyenler çıkacaktır. Nitekim dün İbn-i Sebe, Hasan Sabbah gibi ışığı kapatmaya çalışan fitne önderleri vardı, bugün de FETÖ gibi elebaşı sapkın türevler vardır. Yani birileri yıkmak için var olacak, birileri de inşa etmek için var olacak,  belli ki oluklar çift, birinden nur diğerinden kir akacaktır. Elbette ki Yüce Allah?ın hikmetinden sual olunmaz, kader-i ilahiye zıtlıklar üzerine kurulmuş çünkü, bize düşen nura talip olmaktır.

           Malum, peygamberler Allah'ın elçisidirler. Madem öyle hiç bir halife, hiç bir imam vahiyle özel görevlendirilemez. Peki,  ikide bir  ?Bana vahiy geliyor? iddiasında bulunanlara ne demeli.  Üstelik bu iddia sahipleri ilham da demeyip ısrarla vahiyden söz etmeleri akıl tutulmasının ötesinde deli saçmalığınıda aşan bir durumdur. Belli ki fitneye yelken açanlar her devirde bir türlü iflah olmayacaklardır. Hâlbuki bütün vahyolunan ayetler Kuran?da cem olmuş (toplanmıştır),  daha bunun ötesi ne olabilir ki.

             Maalesef tarihte Harici ve Şia hareketlerinin İslam dünyası üzerinde oluşturdukları o sancılı dönemin ardından içten çökertici bu sürecin bir benzerini coğrafyamıza bulaştırmak isteyenler var. Bilhassa Şia akımı;  Peygamberden sonra halifelik hakkının Hz. Ali?ye ait olduğu davasını hep güder durur. Bunla da kalmayıp halifeliğin Hz. Ali (k.v)?den Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin?e devr olunup en nihayet Hz. Hüseyin?in soyundan on ikinci İmam Kaim Müntezar Mehdiye geçtiği hezeyanında bulunurlar. Hatta bundan da öte İmam Kaim Müntezar o karışık dönem içerisinde (873 yılında) Samara?da mağaranın bir mahzeninde saklandığına inanırlar hep. Dolayısıyla Şiiler Mehdinin zuhuruna kadar şimdilik hilafeti Ayetullah ve Hüccetullah?ların üstlendiklerine kanidirler. Gerçekten de Şia dünyası kendilerini Ayetullah bildikleri mollalara adadıkları yetmezmiş gibi on ikinci İmam olarak nitelendirdikleri Kaim Müntezar Mehdi?nin ortaya çıkacağı günü beklemekteler. Şiiler kendilerini kurtaracak Mehdiyi bekleye dursunlar, bizim coğrafyamızda türemiş şimdiden kendini mehdi, yetmedi kâinat imamı olarak ilan edenler bile var. Dahası bu işi daha da ileri götürüp Allah?tan kendilerine vahiy geldiğini söyleyenler de çıkabiliyor.

             Şurası muhakkak, ne yaparlarsa yapsınlar her halükarda sahtecililikleri su yüzüne çıkabiliyor. Onlar sahteciliklerinde ısrar ede dursunlar, şu bir gerçek hakiki âlimler, hakiki şeyhler, gerçek müminler olduğu müddetçe sahte şeyhler, sahte âlimler, münafıklar cirit atamayacaklardır. Çünkü güneş balçıkla sıvanamaz, bu böyle biline.

                Vesselam.  

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2901/fitne-katilden-beterdir

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

06.08.2020 Nebi ve Resul
30.07.2020 Kur’an’dan İlham Alıp Asrın İdrakini Aydınlatmak
23.07.2020 Kur'an-ı Muciz'ül Beyan
09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
02.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
06.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
16.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
07.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
17.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
10.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
03.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
24.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM