Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır

Eklenme Tarihi: 06.02.2019 10:25:00 - Güncellenme Tarihi: 05.06.2020 09:50:15

   Ah! Abdulvehhab Işık ağabeyim ah! Hem de ne ah.  Düşünüyorum da onun İbrahim İnan?ın kendi haline uygun sohbet kasetini bana niçin hediye ettiğini şimdi daha iyi anlıyorum. Madem anlayabildik, o halde her iki şahsiyetin de ruhu şad olsun deyip öyle sohbete kaldığımız yerden devam edelim inşallah:

          Evet, Abdûlhâlik-ı Gücdûvani (k.s.), Nakşibendî Tarikat-ı nisbetini bir araya toplayan büyük bir mürşid olmanın ötesinde bu tarikatın asli vazifesinin azimetle amel işleyip, ruhsatlardan kaçınmak olduğunu etrafına yayan ve bu yolun usullerin manevi âlemde bir bir bizatihi Şah-ı Nakşibend (k.s.)?e talim ettiren zattır o.. Derken bu Nakşibendî Tarikatı nisbeti Abdûlhâlik-ı Gücdûvani (k.s.)?den Hâce Ârif-i Rîvgerî (k.s.)?e devr olunur.

       Hâce Ârif-i Rîvgerî (k.s.)?den bu nisbet Hâce Mahmud İncîrî Fağnevî (k.s.)?e geçer.      Hâce Mahmud İncîrî Fağnevî (k.s.)?den de Hâce Ali Râmîtenî (k.s.)?e devr olunur. Devr olunduğundan da bu Tarikat-ı Nakşibendiyye yolu Hâce Ali Râmîtenî?yle birlikte tekrar açık zikre geçilir. Ve Hâce Ali Râmîtenî şöyle der: "En kolay yol bir Allah ehlinin gönlüne girmektir."  

      Bir gün kendisine;

      "-İman nedir?" sormuşlar.

     Bunun üzerine şöyle cevap vermiş:

      "-İmanın başı beklemek, sonu beklemek, en nihayetinde ulaşmaktır."

       Hâce Ali Râmîtenî Nakşibendî Tarikatının nisbetini Muhammed Baba Semmâsî'ye devreder. Muhammed Baba Semmâsî (k.s)?de Şah-ı Nakşibend?e devr eder. Öyle ki; Şahı Nakşibend (k.s) bu yolun nisbetini sistemleştiren ilk mürşid-i kâmildir.  Bir gün Muhammed Baba Semmâsî (k.s) sofileriyle birlikte yürürken;

       "-O koku öyle fazlalaştı ki o çocuk doğsa gerek"  demekten kendini alamaz. Derken kokunun geldiği yerde ki eve varır. Kapıyı tak tak çaldığında çocuğun babası içeri buyur eder. Tabii içeri giren büyük bir zattır, yani Muhammed Baba Semmâsî?dir. Ancak eve girdiğinde bir Şeyh edasıyla değil çocuğun babasını ziyarete gelmiş gibi davranır. Doğan çocuk Şah-ı Nakşibend (k.s.)?den başkası değildir. Hoşbeş sohbetin ardından Şah-ı Nakşibend (k.s.) daha üç günlük çocukken kucağına alıp onu tarikata kabul eder. Sonrasında dönüp yanındaki halifesi Emîr Külâl (k.s.)?e şöyle der:

      "- Bakın, bunun üzerindeki tüm hakkımı yerine getir. Eğer bunda bir eksiklik görürsem, sana olan hakkımı helal etmem."  Tabii, bunlar aklın alamayacağı işler. Malum,  aklın karaya vuracağı durumlarda hem biz kimiz ki. Bize ancak bu durumlarda  ?Allah sırlarını takdis etsin? demek düşer, zaten başka ne diyebiliriz ki.

         Muhammed Baba Semmâsî  (k.s.)?den sonra Nakşibendî Tarikatı nisbeti Seyyid Emir Külal (k.s.)?e devrolunur. Üstelik devretmeden önceki evrede Seyyid Emîr Külâl (k.s.)?i tarikata alışı da bir acayip durum. Nasıl mı?

          Bakın, Emîr Külâl (k.s) eskiden pehlivanlık yaparmış. Bir gün güreş meydanında iken, seyredenlerden birisinin aklından şu düşünce geçmiş:

        "- İyi hoşta bu adam Seyyid, nasıl olur da meydana çıkıp güreş eder?"

        İşte bu düşünceler eşliğinde güreşi izlerken o sırada gözlerine yenik düşüp uyku ile uyanıklık arası diyebileceğimiz bir hale girer. Bu halde birde ne görsün; mahşeri bir kalabalık,  ana baba günü, herkes bağırtı çağırtı derken sıratın köprüsünün başında bir pehlivan kaptığını karşıya,  kaptığını karşıya fırlatıyor. O sırada kendiside zavallı, pejmürde halde;

      "-Ne olur beni de karşıya at" diye yalvarır. Tam o anda karşıya atılırken uyku ile uyanıklık arasında diyebileceğimiz halde kendine geldiğinde o an Emîr Külâl (k.s) ile göz göze gelmiş. İşte bu durumda Emîr Külâl (k.s) der ki;

         "- İşte gördün mü? Biz aslında o günün pehlivanıyız."     

        Yine bir gün Muhammed Baba Semmâsî (k.s)  sofileriyle yürürken Seyyid Emîr Külâl (k.s) ?in güreş yaptığı meydana gelmişler, başlamış güreşi seyretmeye.

         O arada sofilerden birinin gönlünden şu düşünce geçer:

       " Olacak iş mi, koskoca Şeyh Hazretleri nasıl olur da bir güreşi seyreder?"

       Birazdan Muhammed Baba Semmâsî (k.s) sofiye dönüp,  şöyle der;

       "-Aslında güreşi seyretmiyorum. Bak şu ilerde duran büyük bir pehlivan var ya, işte o pehlivanı kendime bend etmeye (çekmeye) çalışıyorum."

        Gerçekten de Seyyid Emîr Külâ (k.s) ile Muhammed Baba Semmâsî (k.s) göz göze gelmişler, her ne oluyorsa o anda olmuş,  artık Seyyid Emîr Külâ (k.s)  er meydanında zahiri pehlivanlığı bırakıp hakiki pehlivanlık yoluna koyulur da.

          Malum olduğu üzere Seyyid Emîr Külâl (k.s) Şah-ı Nakşibend?i (k.s)  yetiştiren zattır ama aslında Şah-ı Nakşibend (k.s)?ın mürşidi Abdûlhâlik-ı Gücdûvani (k.s)?dir. Yani o?nun ruhaniyetinden terbiye olmuştur.

         Şah-ı Nakşibend (k.s) der ki: "Allah'tan, Hakka vasıl olmada en kestirme bir yol istedim. Allah?a çok şükürler olsun ki isteğim oldu, vuslat deryasına ermede bizim tarikatımız, tarikatların en kestirme yol olur da.??

       Birgün, Şah-ı Nakşibend (k.s);

      "-Sizin tarikatta halvet (İnsanlardan uzaklaşmak uzlete çekilmek, köşeye çekilmek) niye yok" diye sormuşlar.

      Cevap vermiş;

      "-Halvette şöhret vardır, şöhret ise afettir?

       Gerçekten de sofilerden iki sofi birleşip sohbet ettiği zaman onun feyzi bereketi çok olur. Hele sohbet esnasında, sohbette bulunanlar birbirinde eridiğinde (fena) asıl o zaman sohbet tam olur.

        Ve sözlerinin devamında ise şöyle der:

        "-Biz en edna sofimizin bile evinin saçaklarındaki sineklere kadar himmet ederiz."

       Şah-ı Nakşibend (k.s)?den bu Tarikat-ı Nakşibendî?ye nisbeti Alâeddin Attar (k.s)?a geçer. O da büyük bir zattı. Ve Şah-ı Nakşibend (k.s) daha hayattayken irşada başlamıştı bile. Şeyhinin izni doğrultusunda Alâeddin Attar (k.s) şöyle demiştir:

        "-Eğer kapıcının incinmesi olmasaydı, bütün cihan kapılarını ardına kadar açardım."

        Alâeddin Attar (k.s)?dan bu Nakşibendî Tarikatı nisbeti Ya?kub-i Çerhî?ye (k.s) devr olunur. Ya?kub-i Çerhî aslında Şah-ı Nakşibend (k.s)?ın sofisidir, ama halifelik idmanını Alâeddin Attar'ın yanında yapmıştır. Ya?kub-i Çerhî (k.s)?ın en çok üzerinde gayri ihtiyari zahir olan bir hali vardı ki hayretler içerisinde kalmamak ne mümkün, öyle ki yüzü bir garip şekilde değişik hal alırmış,  hatta başka insanların simasına girermiş. Bazen öyle olurmuş ki, hanımlar evde yabancı var diye bağrışırlarmış.

       Her neyse Nakşibendî Tarikatı nisbeti bu kez Ya?kub-i Çerhî  (k.s)?den Ubeydullah Ahrâr  (k.s)?a devrolunur.  

         Ubeydullah Ahrâr bir sohbetlerinde bakınız ne diyor:

         "-Uzakta çiftçinin biri çift sürüyordu. Kendi kendime dedim ki;

         "-Ey Nefis! Bak şu adam senden daha ağır işlerle meşgul olduğu halde, bir an olsun Allah'tan gafil değil. Oysa sonradan anladım ki, bu hal binlerce kişiden belki bir kişide varmış."

          Keza İmâm-ı Rabbânî (k.s)?de öyle der;

          "-Rıza ve ihlâs nimetiyle şereflendirilenler binlerce kişiden belki bir kişidir."  

           Tabii İmâm-ı Rabbânî (k.s) bu sözü söylediğinde üzerinden 400 yıl aşkın bir süre geçmiştir. Kim bilir şimdi günümüzde insanların durumu nasıldır?  Nitekim bu hususta günümüz Sultanlarından Seyda Muhammed Raşit (k.s) "Şu anda Allah'a yüzünü çevirmeye çalışan, Allah'ı tanımaya çalışan, doğru yola gitmeye çalışan binlerce kişiden belki bir kişi kalmış. O'nun da ahireti perişan? deyip noktayı koymuşta.

          Hatta İmâm-ı Rabbânî (k.s) bir başka sohbetlerinde şöyle der; "Hindistan'a da Peygamberler gelmiş, onların mezarlarında büyük nurlar görüyorum. Herbirinin yerini istesem, şu anda gösterebilirim. Ama bu zamanın insanları böyle şeylere inanmazlar."          Malum bu sözü 400 seneyi aşkın öncesinde söylüyor. Düşün o zamanda öyleyse bu zamanda kim bilir kaç kişi inanır. İşte bu gerçeklerden hareketle Manisa?da Allah rahmet eylesin bir Allah dostu da şöyle der; "Şu anda velilerin paçalarından keramet aksa bu millet inanmaz, hatta onlarla alay eder."

         Ubeydullah Ahrâr  (k.s) gelen misafirlere bal ikram etmiş. O sırada ziyarete gelen sofilerin yanında da ufak bir çocuk balı görünce kendinden geçer ve başlamış bal kovanını parmaklamaya. Bu durumda Ubeydullah Ahrâr dönmüş çocuğa demiş ki:

      "-Evladım senin adın ne?"

       Çocuk demiş ki:

      "- Bal"

      Ubeydullah Ahrâr  (k.s) tebessüm edip:

      "-Madem sen bu zahiri lezzette kendini ona kaptırabiliyorsun. Bir gün senin o damağına lezzeti tattıracak biri çıkar elbet" der.

       Derken babasından o çocuğu evlatlık ister. Gerçekten de o çocuk ileride Ubeydullah Ahrâr (k.s)?ın halifelerinden biri olur da. Ve Ubeydullah Ahrar (k.s) irşad hayatının sonunda bu Tarikatı Nakşibendî?ye nisbetini Gavs-ı Sani Hazretleri'ne gelen Şecerede Mevlânâ Muhammed Zâhid (k.s)'e devreder. O'ndan da Mevlânâ Derviş Muhammed Semerkandî (k.s)  devralır.

        İşte görüyorsunuz Nakşibendî Tarikatı öyle bir yoldur ki,  bu yola önce girmek ya da sonradan dâhil olmak arasında fark olmayabiliyor,  hatta bu kadar amel yaptım veya şu kadar hizmet ettim gibi sözlerinde pek ehemmiyeti olmayabiliyor. Kaldı ki bu kapıda öncelik ve sonralık tam ayırıcı bir ölçütte değil. Baksanıza Hazreti Ömer (r.a.) kırkıncı Müslüman, ama ikinci halife.  Malumunuz, birinci halife Hz. Ebû Bekir-i Sıddîk (r.a), ikinci ise Hz. Ömer-ül Faruk?tur (r.a.)?dır. İşte bu sebeple Gönüller Sultanı Seyda Muhammed Raşid (k.s) şöyle der: "Hiçbiriniz yaptığınız amel ve ibadete güvenmeyin. Hiçbiriniz şeytanın yaptığı kadar amel yapamazsınız. Hiçbiriniz amellerinizin kuvvetiyle bir yere ulaşmazsınız. Kurtuluş ancak Saadat-ı Kiramın himmet ve feyiz bereketindedir. "

                 (Konunun devamı haftaya: Ölmek İçin Doğunuz başlığıyla devam edecek.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2812/halvette-sohret-sohrette-ise-afet-vardir

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM