Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu

Eklenme Tarihi: 19.12.2018 10:24:00 - Güncellenme Tarihi: 29.05.2020 16:22:49

       Bir insan âlimde olsa hakikat yolunda sürekli arayış içerisinde olması ne güzel haslettir elbet. Nitekim İsmail Çetin Hoca Efendi de bunun en güzide örneğini temsil eden bir zattır. Düşünsenize kendisi daha dört yaşında iken ?Ben neyim? Ahlaken yerim nedir? Nereden gelip nereye gidiyoruz? sorusunu önce anne ve babasına sorarak cevabını öğrenmeye çalışmış, sonrasında ise yani on sekiz yaşına geldikten sonra da etraftan pek çok hocadan sorup soruşturarak arayışını devam ettirmiştir. Ta ki bir gün kulağına ?Asrın Müceddidi ve zamanın bedii Isparta?dadır? diye bir fısıltı gelir, işte o zaman bu arayış nihayete erecektir.  Ve Bediüzzaman?ın huzuruna bir zatın vesilesiyle vardığında müşkülünü şöyle arz eder de:

?-Ben neyim, nereye gidiyorum, kendimi nasıl tanıyacağım??

       Bediüzzaman Said Nursi Hz.lerinin elbette ki bu istek karşısında kayıtsız kalması düşünülemezdi ve cevabı şöyle olur:

           ?-Bu iş zor, ara bul erbabını. Ne fayda ki ömrümün sonunda bana geldin. Yaralı olduğunu bildim. Bu soruların cevabı nazari değil, amelidir. Zaman ister, erbabını ara bul.?     

          Hatta Bediüzzaman sözlerinin devamında son bir bakışla muhatabına:

         ?-Eğer doğru diyorsan doğruları bulursun. Hadi git, ara bul erbabını? deyip öyle uğurlayacaktır. (Bkz. Mufassal Medeni Ahlak-S:19- Dilara Yayınları-Isparta)

           Zaten İsmail Çetin Hoca da Bediüzzaman?dan aldığı işaretle adeta yaralı ceylan misali yollara düşer de. Gerçekten de canı gönülden arayışa koyulunca da o işin erbabı Gavs-ı Bilvanisi Abdülhakim el Hüseyni (k.s) ile yolu kesişir de. Öyle ya madem yolu kesişti, artık tez elden ruhunun susuzluğunu giderecek soruları sorabilirdi. İşte o sorduğu sorulardan sıra en ilginç olanına geldiğinde:

          ?-Efendim, Bir kimse Kur'an-ı Kerimi, hadisi şerifleri, fıkıh ilmini biliyor, selefi salihin ve ilk devir İslam âlimlerinin kitaplarını okuyorsa bu noktada manevi bir yol göstericiye daha ne ihtiyaç var ki?   diye soracaktır.

        Hiç kuşkusuz Gavs-ı Bilvanisi (k.s) bu soru karşısında vereceği cevap çok manidardır;

       -Bak Molla İsmail, dediğin doğrudur. Fakat bir eczacı da türlü türlü otları ve çiçekleri bilir. Hangisinden ne gibi şerbet çıkarılacağını, hangi hastalığa faydalı olacağını da bilir. Hatta çoğu zaman doktorlara da onu gösterir, onun tahlil ve araştırmasına göre teşhis ettikleri hastalığa onun ilaçlarını tavsiye ederler. Fakat eczacı bir hastanın hastalığını teşhis etmekten acizdir. Doktorun reçetesi olmadan bir hastaya ilaç verse, hele ilacın üzerinde reçetesiz satılmaz diye bir kayıt olursa, eczacı o ilacı verdikten sonra hasta verilen ilaçla ölürse eczacı cezalandırılır. Elbette böyle satış yapan cezayı hak eder. Bununla beraber hastalıkları teşhis ve tedavi eden doktorda kendi filmini çekmekten acizdir. Belki filmini çekebilir, ama iki omuzun arasında bir çıban varsa onu tedavi etmekten acizdir. İşte âlimleri de buna göre kıyas ediniz. Hâlbuki insan ahret yolunda evvela avamdır, yani halktandır. Nasıl kendini tedavi edebilir ki. Dolayısıyla kalp hastalıklarının tedavisi maddi hastalıkların tedavisinden daha zordur. Acaba nazari olarak tıp ilmini tahsil edene, senin oğlun dahi olsa beyin ve kalp ameliyatında sen kendini teslim edebilir misin? Fakat tecrübe görmüş ve birçok başarıları görülmüş bir doktora kendini tereddütsüz teslim edebilirsin değil mi? Bu kadar vaizler, nasihatleriyle az kimseleri yola getirirler, fakat manevi rehber olan hocalar öyle değildir. Pek çok günahkâr ve fasık olanların sohbetleri sebebiyle günahlarından vazgeçmişlerdir. Bu hal apaçık meydandadır. Diyebiliriz ki zamanımızda yol göstericiler az olduğu için gençlerimizin isyanı fazla olmuştur. Bugün vaaz ve nasihat eden kimseler çoktur ama hakiki saadet yolunu gösteren rehberler azdır.'' (Bkz. İsmail Çetin; ?Edeple Varış Lütufla Dönüş? adlı eseri)

      İşte bu müthiş cevap karşısında İsmail Çetin Hoca Efendi ruhunun susuzluğunu giderecek kaynağa teslim olur da. Öyle ki Bediüzzaman?ın işaretiyle işaret edilen yurda geldiğinde, her iki yurdun izlediği metodunu ortaya koyar da.  Böylece bizde bu sayede Bediüzzaman?ın ?Eserden müessire? bir yol takip ettiğini, Gavs-ı Bilvanisi Abdülhakim el Hüseyni (k.s) gibi daha nice cümle meşayıhın ise  ?Müessirden esere? bir yol takip ettiklerini idrak etmiş oluruz. Hatta bunun daha geniş tafsilatını İsmail Çetin Hoca Efendinin Feyz araştırma grubuna verdiği röportajda görmek mümkün de. Madem öyle, Seyda Hz.lerinin vefatının anısına Feyiz Dergisine verdiği röportajda daha ne çarpıcı altın sözler varmış bir görmüş olalım:

        -Seyda Hz. (k.s) hakkında genel olarak neler söyleyebilirsiniz?

       -Seyda Hz.lerini babasından tanıyorum. Şeyh Abdulhakim Hz.leri Gavs'lık makamında idi. Gençliğimiz beraber geçti. Babasının hizmetinde son derece çalışıyordu. Müridlere, tekkeye hizmet ediyordu. Babası tarafından yetiştirilen mükemmel bir zattır. Tasavvufi ahlakla, zikirle yetişmiş büyük bir zat olarak tanıyorum. Bundan fazlasını söyleyemem. Türkiye'deki yeri bizim tasavvurumuz ile irşad derecesinde mükemmil bir zat idi diyorum, bundan fazlasını söyleyemem.

      -Seyda Hz.lerinin diğer âlim ve mürşitlerden farkı ne idi?

      -Seyda Hz. ilim sahibi idi ama ilimle meşgul değildi. Yani Şeyh Muhammed Raşid (k.s) ilimle meşgul değildi. Daha doğrusu tasavvufla meşguldü. Sofilikte dil ile değil tatbikatla bilinen bir meseledir. Mükemmil bir mürşid idi, irşatta mükemmil bir zat idi. Fakat irşadı zahiri bir surette değildi. Bu kendisine has özel bir meseledir. Dil ile söylenemez mesele bu. Muvaffakiyeti ilimle değil, muvaffakiyeti takva iledir.

     -Binlerce insan intisap ediyordu. Üstelik sohbette etmiyordu. Bunu nasıl izah edersiniz?

      -İrşadı bunu akıl dairesinde izahı mümkün değildir. İrşad kalbidir. Dille değildir.

      -Tasavvufun gerekliliği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

       -İslam beden ise tasavvuf onun ruhudur. İslam ruh ise tasavvuf onun bedenidir. Asrısaadette tasavvuf var idi, isim sonra takıldı. Ama yaşantı olarak vardı. Tasavvuf şeriatı tatbik etmekten ibarettir. Yani bir insan büyük günahları terk eder, farz vacipleri ikmal eder, zikir de yaparsa kâmil bir mürşidin nezaretinde sofi olur.

       -Mürşidi kâmilin gerekliliği hakkında neler söyleyebilirsiniz?

       -Mürşidi kâmil şeriatla tanınır. Yani mürşidi kâmil tanıyabilmek için de kâmil olmak lazımdır. Herkes mürşidi kâmili tanıyamaz. Bir kere şeriatta tam mükemmil olacak ki, ikinci olarak Peygamber (s.a.v.)'den gelen tasavvuf silsilesinden mezun olacak, yani bir şeyhten icazet alması gerekir. Üçüncü olarak en azından bir profesör kadar insanın ruhi hastalıklarından anlar, cin, şeytana hâkimiyeti olması şarttır. Böyle olursa mürşit olur. Ama bunlar ne kadar tekâmül ederse o kadar daha fazla olur. (Bkz. Ehlisünnet nazariyesi ve özleşme kitabında bazı alametlerini söylemiştim yüz kadar alameti var) Yani mürşidi kâmilin en azından yüz kadar alameti vardır, işareti vardır. Sonra mürşidi kâmili tanımak Allah'ı tanımaktan daha zordur. Allah-u Teâlâ?yı göstermeyen hiçbir zerre yoktur. Mürşidi kâmili gösterecek hiçbir zerre yoktur. Mürşidi kâmil şeriatla bilinir. Etrafında âlimlerin bulunması, şeriatı güzel bilmesi, ruhaniyette yani cinne, şeytana hâkim olması, ruhi hastalıklarına vakıf ve tedavi etmesi gerekir. En azından budur.

       Tarikat meyve midir?

       -Ben de tarikat meyvedir diyorum. Ama tarikat meyvedir demek, yani tarikata ihtiyaç yoktur demek değildir. Üstad Bediüzzaman söylemiştir. Üstad Bediüzzaman'ın sözünü anlamıyorlar. Üstad Bediüzzaman bizatihi ''Adi bir sofi, mütefennin bir âlimden daha fazla imanını kurtarır'' diyor. Hakiki sofi hakiki nurcudur diyor. Ehli tasavvuf nura girdikleri vakitte nura nur katarlar. Bediüzzaman tasavvufu en güzel şekilde ortaya koyan bir zattır. Tarikat zamanı değildir iman kurtarma zamanıdır deyişinin (geçici) muvakkat olduğunu, sonra zaman tarikatın zamanı olduğunu gösterdiğini söylüyor. Bediüzzaman tasavvufa karşı değildir. Ancak Bediüzzaman sofilerden değildir. Yani bir şeyhten irşad iznini almış demek değildir. Ama büyük bir âlim, ilimde çok meşhur ve asrın müceddid?idir.

     Bediüzzaman; ''Şimdiye kadar ben yalnız iman hakikatini düşünüp tarikat zamanı değil bid'atlar mani oluyor dedim. Fakat şimdi sünneti peygamberi dairesinde bütün on iki büyük tarikatın hülasası olan ve tarik en büyük dairesi bulunan Risale-i Nur dairesi içine her tarikat ehli kendi tarikat dairesi gibi görüp girmek lazım ve elzem olduğunu bu zaman gösterdi. Hem ehli tarikin en büyük günahkârı dahi çabuk dinsizliğe giremiyor, kalbi mağlup olamıyor. Onun için onlar tam sarsılmaz, hakiki nurcu olabilirler. Yalnız mümkün olduğu kadar bidatlere ve takvayı kıran büyük günahlara girmemek gerekir.''

        Üstad demek istiyor ki; şimdi de tarikat zamanıdır. Binaenaleyh her halükarda nur şakirtleri ve ehli tarikatın beraberce çalışmaları gerekir. Bu da iki kanatla olur. İtikat ve tevhit ilmini Risale-i Nur'dan, zikir ve vuslat ilimlerini Erbab-ı Tarikat'tan öğrenmek gerekir. (Bkz. Özleşme yolu S.175) (Emirdağ Lahikası 11/Ss.54/Nur yayınları/Beşiktaş/1989/270. Mektup)

      Bediüzzaman 29. mektubun telvihat-ı tıs'asının üçüncü telvihinde şöyle der; ''Adi bir samimi ehli tarikat, suri, zahiri bir mütefenninden daha ziyade kendini muhafaza eder. O zevki tarikat (rabıta) vasıtasıyla ve o muhabbeti evliya (manevi beraberlik) cihetiyle imanını kurtarır. Kebairle fasık olur, fakat kâfir olmaz, kolaylıkla zındıkaya sokulmaz. Şedid bir muhabbet ve metin bir itikad ile aktab kabul ettiği bir silsileyi meşayıhı, onun nazarında hiçbir kuvvet çürütemez. Çürütemediği için, onlardan itimadını kesemez. Onlardan itimadı kesilmezse, zındıkaya giremez...

       Tarikatta hissesi olmayan ve kalbi harekete gelmeyen, bir muhakkik, âlim zatta olsa, şimdiki zındıkların desiselerine karşı kendini tam muhafaza etmesi müşkülleşmiştir...

      Tarikata bağlı, samimi kalbi harekete gelen bir kimse zındık olamaz. Evliyayı sevdiği için, kutub kabul ettiği zevatlar sayesinde Allah-u Teâlâ onu korur. Ama tarikata intisabı olmayan bir kimse kalbi de harekete gelmediyse büyük bir âlim olsa dahi zındıkların hilelerinden kendini kurtaramaz. Sofi günah işleyebilir; kâfir olmaz. Ama büyük bir âlim, kâfir olabilir. Bundan üstün bir cevap olamaz.

        Bediüzzaman; hakikat zamanıdır demiştim, yani önce demiştim ama şimdi öyle demiyorum, zaman gösterdi ki tarikat ihtiyaçtır. Ama tarikatçılar Risale-i Nuru karşısında bilmeyecek, kendisinden bilecek. Yani sofilerle nurcuların birbirine karşı gelmeleri doğru değildir. Risale-i Nur iman hakikatlerini, yani delil ile yol gösterir. Sofi ise kalbi delillerle yol gösterir. Bir kimsenin kalbi Müslüman değilse yani kalbi zayıf ise sofi olamaz. Müslümanlığı zayıf olur. Delil bilmiyorsa gene zayıf olacak. İkisinin birleşmesiyle sofi meydana gelir. İmam-ı Rabbani meşrebi de budur.

        Demin sordunuz, Şeyh Muhammed Raşid'in ilmi yönü nedir? Diye, demek ki Şeyh Muhammed Raşid ilimle şeyhtir. İlmi olmayan şeyh olamaz. Gavs Hz.leri âlimdi. Aynı zamanda yani tasavvuf başlı başına ilimdir. Demek ki kitapsız olmaz, okumasız olmaz. Nakşibendî meşayıhlarından ümmi çok azdır. Kısmi azamisi büyük âlimlerdendir. Büyük bir âlim olmayan büyük bir şeyh olamaz. Şeyh önce âlimdir, sonra şeyhtir. Peki, sofi ilmi olmuyorsa, kitap okumuyorsa benim kanaatime göre sofi değildir. Gavs Hz.lerinin birkaç sene hizmetinde bulundum. İlme çok ehemmiyet veriyordu.

      Bizce sofilik iki şeydir. Birincisi ilmi tatbikat ikincisi ameli tatbikat. İlmi tatbikat demek, itikadın amelin dört mezhep ehlisünnet vel cemaatin ölçülerine göre ayarlanmasıdır. Ameli tatbikat Peygamber (s.a.v.) sünnetini yani şeriatını ihya etmesidir. Üçüncü bir şey daha vardır. Zikir ve rabıta. Mesela Üstad Bediüzzaman Şeyh Muhammed Raşid'in şeyhinin şeyhi olanın köyünü överek şöyle diyor; ''Bediüzzaman küfür ve İslam medeniyetini mukayese etmek esnasında şöyle buyuruyor'':

       ''Dilersen hayalinle Nurşin köyündeki Seyda'nın meclisine gir, kutsal sohbetiyle İslam medeniyetinin izharına bak, orada fakirler kıyafetinde padişahları, insan suretindeki melekleri görürsün. Sonra Paris'e git büyük millet meclisine gir. Orada insanların elbiselerini giyinmiş akrepleri, insanoğlunun suretine girmiş ifridleri görürsün. (Mesnevi - Arabî, s.127)

      Görülüyor ki, Bediüzzaman Nurşin köyünü Paris'e, Nurşin köyündeki tarikatı bugün tüm dünyayı uyuşturup dinden imandan uzaklaştıran masonluğa mukayese eder.

       Önce bilmek sonra yapmak, bilmeden yapan ya çıldırır ya da bir cinne mahkûm olur. Ama bilgiyle sofi başlarsa ne çıldırır ne de bir cinne mahkûm olur. Bu da güzel bir tedavidir. Tatbikat edilmelidir. Gavs'ın meşrebinde veyahut ta halifelerde, halifenin halifelerinde samimi olan hatta Muhammed Raşid (k.s.)'in en yakınları olanlardan hiç bir şüphemiz yoktur ama uzaklarda bakıyoruz ki, kitap okumaya ehemmiyet vermiyorlar. Hâlbuki tasavvuf adabı öğrenmektir. Adab ise kitapsız olmaz. Önce ilim bilmek sonra ikincisi bilerek, o bilgi üzere Peygamber (s.a.v.)'in şeriatını tatbik etmek, üçüncüsü zikir ve rabıta, dördüncüsü sohbet ve tarikat devam eder. Öyle olmazsa mürid ya bir cinne mahkûm olur, ya hissine kapılıp çıldırır. Öyle olmazsa sofi olamaz.

       Hâsılı kelam yukarıda İsmail Çetin Hoca Efendinin beyanlarından da anlaşılacağı üzere Risale-i Nur hakikatleri tasavvufun karşıtı bir ekol değil bilakis teşvikçisi bir yoldur.

        Vesselam.


 Kaynak: İsmail Çetin  ?Edeple Varış Lütufla Dönüş? adlı eser ve Feyz Dergisi.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2717/bediuzzamanin-seyda-i-nursin-tutkusu

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM