BU KARNE KİMİN?

Eklenme Tarihi: 21.06.2016 14:47:06 - Güncellenme Tarihi: 06.07.2020 07:31:40

Bir ders yılı daha sona erdi. 

Karneler alındı. Yüzler gülüyor!

Eskiden ?kimi yüzler gülüyor, kiminde kırıklardan dolayı üzüntü var? şeklinde yorumlar okur, haberler dinlerdik. Şimdilerde daha çok başarı tabloları görüyoruz, klasik medyada ve sosyal medya kod adlı nevzuhur medyada. Çocuklarının çok zeki ve başarılı olduğunu gösteren ebeveyn mesajları yağıyor sosyal medya kanallarından. Teşekkürler bir yana takdir belgeleri, iftihar belgeleri, onur belgeleri? Elbette ve kesinlikle sevindirici bir durum bu? O anneleri ve babaları gönülden kutluyorum. 

Ancak görünür alanlara yansımıyor olsa da, istenilen başarıyı yakalayamamış öğrenciler de var olmalı ki, karne günü yaklaşırken ve özellikle o gün geldiğinde, kısık sesle de olsa psikologlar, eğitimciler ve diğer uzmanlar, başarısız olanlara nasıl yaklaşılması gerektiğini aktarıyor medya ortamlarında. Annelere ve babalara, ?şunları yapın?, ?şunları asla yapmayın? türünden bilgiler sunuluyor.

Bu bağlamda, uzmanların çok haklı olarak dikkat çektikleri bir konu ise, ortaya çıkan ?başarısızlık tablosu?nun sadece öğrenci tarafından çizilmediği, ana fırça onun elinde görünse de, anne ve baba başta olmak üzere, ailenin de tablonun oluşumuna önemli oranda katkı koyuyor olması. Her ne kadar anneler ve babalar bu gerçeği görmek ve kabul etmek istemeseler de?

Peki, gerçekten öyle mi? Yani anneler ve babalar ile genelde aile ortamının, öğrencilerin akademik başarısızlığında rolleri bu denli büyük ve önemli mi?

Konuya yakından bakıldığında sorunun cevabı kendiliğinden ortaya çıkıyor zaten. Ayın ondördü gibi net, akarsu gibi berrak bir biçimde.
?..
Öğrencilerin ruhsal ve akademik gelişimi bağlamında, hatalar ve yanlışlar zinciri toplumumuzun çocuğa yaklaşım biçimi ya da bakış açısıyla başlıyor açıkçası. 

Çocuğun fiziksel olarak yetişkinlere göre küçük olması odağında şekillenen bu algı ve kabul düzeyi, onun aslında ruhsal olarak ?küçük bir insan? olduğunu, başka bir ifadeyle, bir ?insan ufağı? olduğunu görmeyi -korkunç bir şekilde- engelliyor. Evet, bilerek, yazdım, korkunç bir şekilde?

İşbu korkunç hata, birçok yanlışı da beraberinde getirmeye yetip de artıyor?

Onun da bir ruhu, bir kalbi olduğu; mevcut yaş düzeyindeki yaşam deneyimi doğrultusunda olayları değerlendirebilme yeteneğine sahip bulunduğu; onu hiç etkilemeyecek gibi görünen çok sayıda türlü olayın, onun gönlünde de karşılığının var olabileceği; onun da sevindiği, üzüldüğü, öfkelendiği, kırıldığı, kızdığı, kısacası büyük bir insanın etkilendiği hemen her olayın onun ruh dünyasında da yer bulduğu bir türlü anlaşılamıyor. Çok büyük ve ?ölümcül? bir hata olarak...

Anneler ve babalara göre, çocuklar birçok şeyi anlamaz, bilemez, yorumlayamaz, değerlendiremez. Zira onlar küçüktür, akılları ermez, gönülleri yetmez. Daha iyi niyetli bir yaklaşıma göre de, bilmelerine ve anlamalarına gerek yok; çünkü bilirlerse, öğrenirlerse ve anlarlarsa çok üzülür, etkilenir, kaldıramazlar! 

Kabul düzeyi bu olunca da, çocukla ve sonraki dönemlerde gençle çok kısıtlı paylaşımlar söz konusu olmaya başlayıveriyor kolayca. Üzerinde konuşulan konu (okul tercihi, meslek tercihi vs.) doğrudan onunla ilgili olsa dahi? Acı ki, ne acı?

Daha bebeklik aşamasından itibaren, çocuğun ve gencin bir birey olduğu gerçeği göz ardı edildiğinde, onu aile içinde yaşanan ?an?lara dâhil etmekte bile ihmalkâr davranılabiliyor. Ve o anlara dair onun da iki çift sözünün olabileceği düşünülmüyor, görüşü sorulmuyor. Ne sorulması, çocuk görüşlerini kendiliğinden (sorulmadan) söyleyecek olursa bile, şu türden bir cevapla (?duvar?) karşılaşabiliyor; ?sen sus, sen daha küçüksün, sen anlamazsın!? Yazık ki, çocuk yani ?büyük insan adayı? da, bu tür bir yaklaşımla ilk karşılaştığı andan itibaren, ?anlamamak? denilen şeyi ve kendisinin ne kadar yetersiz olduğunu (!) yaşayarak öğrenmeye başlıyor. Elbette, soru sormamayı ve görüş bildirmemeyi de?

Bir haberde veya çocuk gelişimi, eğitim vb. konularda hazırlanmış bir araştırma raporunda okumuştum (yazık ki, kaynağını hatırlamıyorum)? Bir çocuk, genç denilecek 17-18 yaşına gelene kadarki süreçte, ailesi ve öğretmenleri gibi aktörler başta olmak üzere, sosyal çevresinin ?yapma?, ?etme?, ?konuşma? gibi olumsuzluk emreden, yaklaşık 14.500 cümlesine maruz kalıyormuş. Korkunç!

Doğal olarak o çocuk, ileride yapmayacak, etmeyecek, konuşmayacak. Özgüveni yerlerde bir birey, kıyı bölgelerde melûl mahzun dolaşan bir canlı olarak yer bulacak yaşamak denilen faaliyetin içinde. Silik, sönük, kimliksiz? Figüran gibi? Etkisiz eleman?
?.. 
Anneler ve babaların yaptıkları bir başka yanlış ise, çocuk ile aralarındaki fiziksel eşitsizliğin farkına varamıyor olmaları. 

Bunun farkına varamadıkları için, onunla iletişimleri süresince bu eşitsizliği minimize edecek şekilde pozisyon almıyor, alamıyorlar. Düşünsenize 1.70-1.80 cm. boyunda bir anne ve baba, bir metreden bile küçük çocuğuna sürekli yukarıdan/ tepeden bakıyor ve üstelik bu pasifleştirici pozisyon yetmiyormuş gibi, daima veya çoğu zaman yüksek volümlü buyurgan bir dil kullanıyor. Bu da korkunç? Hem de çok korkunç? Bize bir kişinin, çok değil elli santim yukarımızdan ve yüksek perdeden bir şeyler söylediğini bir düşünelim. Demek istediğim o dakika anlaşılacaktır.           

?..
Özetle, çocuklarını insan ufağı, gençlerini yetişkin adayı olarak görememeleri ve iletişim süreçlerini bu kabul çerçevesinde yapılandıramamaları nedeniyle, gözbebeklerine -bilmeden ve istemeden de olsa- yazık ediyor anneler ve babalar.

?Yemedim yedirdim, giymedim giydirdim? sloganıyla sembolleşen, ?madde odaklı ebeveynlik? modelinin son kullanma tarihi çoktan geçmiştir. Anneler ve babaların bu gerçeği hiç zaman geçirmeden görmeleri gerekir.
Yanlış ve eksik ebeveyn yaklaşımının, çocuklarının fiziksel değilse bile, ruhsal ve akademik gelişim ve başarısına çok büyük olumsuz etkilerinin olduğunu görmek için daha ne olmasını bekliyor acaba anneler ve babalar?
?..
Sınıfa gelip, hiç beklenmedik şekilde sınav (yoklama) yapmaya karar veren eski kuşak öğretmenlerden mülhem, annelere ve babalara hitaben, şöyle bitirelim yazımızı; ?Çıkarın karneleri, yoklama yapacağım!?

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/270/bu-karne-kimin

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Sabri
21.06.2016 16:42
Hocam yureginize ve kaleminize sağlık aynen valla. Çok önemli bir konu. Üzerinde çok ciddi çalıştaylar yapılıp toplumu bilinçlendirmek gerekiyor. TV programları olsur okul aile birliklerinin panelleri olur mutlaka bu konuyu topluma TAM anlatmak gerekiyor...

Diğer Yazılar

18.08.2019 Fenerbahçe, Kahır Sezonu ve Ötesi
12.07.2019 Önce İnsan, Sonra Doktor
09.06.2019 Fransa?yı üzdük Hakan!
27.05.2019 İnsan Tercihlerinin Ürünüdür
06.05.2019 Şehir Kimliği ve Halk Kütüphanesi
17.04.2019 Kütüphaneler ve İnsan İsrafı
25.03.2019 Kütüphanecisi olan kütüphaneler?
04.03.2019 Fenerbahçe?nin yakın geleceği?
12.02.2019 Mevzu futbol ise, insanlık teferruat mıdır?
07.02.2019 Kadın erkek el ele, hedef daha güçlü Türkiye!
26.01.2019 Fenerbahçe?yi yazamamak!
04.01.2019 Kütüphaneciler, kütüphanelerin ve arşivlerin kalbidir!
25.12.2018 Ersun Yanal kötü gidişe dur diyebilecek mi?
18.12.2018 Her şeyi bilenler çağı!
29.10.2018 Koku'ttu gitti!
21.10.2018 Fenerbahçe?den tarihi başarı: 9'da 9
09.10.2018 Eğitimde doğru çıkış kütüphanesiz bulunamaz!
27.09.2018 Aynen aynen, sıkıntı yok!
21.09.2018 Fener sönüyor!
07.09.2018 Kütüphaneciler olmadan asla!
20.08.2018 Süper Lig'e hoş geldin Ankaragücü
18.07.2018 Fransa bileğinin hakkıyla ve alkışlarla
14.07.2018 Tebrikler Belçika
03.07.2018 Japonya'ya saygı gecesi
01.07.2018 Arjantin efsanesi ve Messi feneri
25.06.2018 ?Yeni Türkiye Dersi? başlıyor!
19.06.2018 Fenerbahçe için umudun adı: Ali Koç
04.06.2018 Fenerbahçe?de bir dönemin sonu!
27.05.2018 Ramazan: Müslüman için tefekkür zamanı
16.05.2018 6. Ulusal Yayın Kongresi'nin ardından
29.03.2018 Kütüphaneler, arşivler ve işi ehline vermek
18.03.2018 Yeni bir derbi ve yine bir kandırmaca!
21.02.2018 Terim Etkisi Değil Terin Etkisi Esas Olmalı
31.01.2018 Üç Artı Bir İmparator ya da İmparator Kime Denir?
27.12.2017 İNTERNET İCAT EDİLDİ, EDEBİYAT "BOZULDU"
12.12.2017 İSTİKÂMET YAŞAYAN KÜTÜPHANELER!
21.11.2017 ÇOCUK KÜTÜPHANELERİ ÇALIŞTAYI
14.11.2017 KÜTÜPHANECİ YETİŞTİRİLMESİN O HALDE!
31.10.2017 KİTAPLAR, KÜTÜPHANELER VE ÇOCUK CIVILTILARI
17.10.2017 ZAFERİMİZLE ÖVÜNEBİLİRİZ!
10.10.2017 AMPUTE DEĞİL CESUR YÜREK MİLLİ TAKIMI
07.10.2017 MİLLİ TAKIM: EL ELDE BAŞ BAŞTA
24.09.2017 TÜRK FUTBOLU KAYBETTİ
14.09.2017 BEŞİKTAŞ'I İZLEMEYE DEVAM
12.09.2017 KÜLTÜREL MİRAS, KÜTÜPHANELER VE BURSA
03.09.2017 LUCESCU?NUN YANLIŞ İLİKLENMİŞ DÜĞMELERİ VE MİLLİ TAKIM
28.08.2017 FENERBAHÇE GÜNÜ KURTARDI
25.08.2017 FENERBAHÇE NEREYE?
22.08.2017 BİLGİSİZLİĞİN FATURASI AĞIRDIR!
15.08.2017 SON AĞAÇ KURUDUĞUNDA
08.08.2017 YİNE DE BEŞİKTAŞ, YİNE BEŞİKTAŞ
01.08.2017 ÖLÜNCE BÖYLE ÖLMELİ İNSAN
18.07.2017 VATANINI EN ÇOK SEVEN?
15.07.2017 METİN DOĞAN GAZİDİR
05.07.2017 GÂVURLUK YAPMAK!
05.06.2017 GÖZ GÖZ GÖZTEPE NİHAYET SÜPER LİG?DE!
30.05.2017 BEŞİKTAŞ AŞKLA VE ALKIŞLARLA ŞAMPİYON
19.05.2017 LİYAKAT OLMADAN GELİŞME OLMAZ!
02.05.2017 SEVERKEN ÖLDÜRMEK
25.04.2017 FUTBOLDA KALİTENİN ADI: BEŞİKTAŞ
11.04.2017 BİLGİYE ?EVET?, BİLGİSİZLİĞE ?HAYIR?
07.04.2017 BAĞCILAR?DA HER GÜN KİTAP, HER GÜN KÜTÜPHANE!
14.03.2017 EŞEKLİ KÜTÜPHANECİDEN BİSİKLETLİ KÜTÜPHANECİYE
08.03.2017 III. MİLLİ KÜLTÜR ŞÛRASI VE KÜTÜPHANECİLİK
22.02.2017 NAM-I DİĞER ATOM KARINCA
14.02.2017 BİR ÂLİM ÖLDÜ DİYELER?
08.02.2017 ALKIŞLAR MEDİPOL BAŞAKŞEHİR?E
30.01.2017 KÜTÜPHANELERDE GEÇEN KIYMETLİ ÖMÜRLER
18.01.2017 FETÖ'CÜLER VE KUL HAKKI
12.01.2017 ÇILDIRIYORSUNUZ DEĞİL Mİ?
03.01.2017 TERÖR, AMERİKA, İŞBİRLİĞİ VE FETÖ
28.12.2016 KRONİK KÖTÜMSERLİK SENDROMU
21.12.2016 ŞEHİDİNİZDEN MEKTUP VAR
13.12.2016 VATANA AİDİYET BİLİNCİ
06.12.2016 DEVLETTE ?TOPYEKÛN- YENİDEN YAPILANMA
28.11.2016 DIRK ADVOCAAT KANARYAYI KANATLANDIRIRKEN?
22.11.2016 YAN AMERİKA YAN!
13.11.2016 MİLLİ MAÇIN PSİKOLOJİK ANALİZİ
08.11.2016 DARBE İĞRENÇLİĞİN DİĞER ADIDIR
01.11.2016 MÜLTECİ DEĞİL MUHACİR!
25.10.2016 İŞ VERDİNİZ DE ÇALIŞMADILAR MI?
18.10.2016 KÜTÜPHANESİZ ÜNİVERSİTE YA DA BURÇSUZ KALE
11.10.2016 HER GÜN KİTAP, HER GÜN KÜTÜPHANE!
04.10.2016 LİYAKAT ODAKLI YENİDEN YAPILANMA
27.09.2016 15 TEMMUZ DEMOKRASİ MEYDANI
20.09.2016 BİR FENERBAHÇE YAZISI
06.09.2016 VATAN İÇİN NÖBETTE KALMAK
16.08.2016 VATAN İÇİN NÖBETTE OLMAK
09.08.2016 MİLLETİ KALBİNDEN VURMAK
02.08.2016 BİZ KİMİZ SORUSU ÜZERİNE YENİDEN DÜŞÜNMEK
26.07.2016 YENİDEN ÇANAKKALE RUHU
19.07.2016 YENİDEN YAPILANMA ZAMANI
12.07.2016 FATURAYI KİM ÖDEYECEK?
05.07.2016 BAYRAMI GÖSTERMEYEN MİLLİ FUTBOL TAKIMIMIZ
28.06.2016 TÜRK USULÜ FUTBOLLA BURAYA KADAR
21.06.2016 BU KARNE KİMİN?
14.06.2016 HADİ ASLANIM HADİ KOÇUM!
07.06.2016 ÖNCE DÜŞÜNCE SONRA HAREKET