Gönüller Sultanı Seyda

Eklenme Tarihi: 31.10.2018 10:11:00 - Güncellenme Tarihi: 13.07.2020 07:36:42

            Seyyid Abdulhakim El Hüseyni (Gavs-ı Bilvanisi) bir sohbetlerinde şöyle beyan buyurdular:

  "-Şah-ı Hazne (Ahmed-el Haznevi) vefat ettiğinde, onu gören de görmeyen de çok üzüldüler. Görenler; keşke çok amel işleseydik diye hayıflanırken, görmeyenler de keşke onu görebilseydik dediler."

      Şah-ı Hazne (k.s.) önceleri çok fakirmiş ama daha sonraları Suriye'nin ordusunu bile doyurmuş bir zattır. Bu arada Gavs-ı Bilvanisi (k.s)   hayatının birçok safhasında Şah-ı Hazne?yi ziyaret etmek uğruna sınırda mayın tehlikesini göze alıp ona ulaşmanın heyecanını yaşamasını bilmiştir hep. Üstelik Gavs-ı Bilvanisi (k.s.) Şah-ı Hazne'nin yanına varmazdan evvel Seyyid olması bir yana kendisi de âlimdi zaten.  Ve Şah-ı Hazne hakkında şöyle der:

      "-Eğer o?nu görmeseydim helak olacağımdan korkardım."

      İşte bu müthiş sözlerden anlaşılan o ki,  bir zat âlimde olsa,  peygamber nesebinden de olsa mürşit şemsiyesi altında gölgelenmek lazım gelir.  Seyyid Abdulhakim El Hüseyni Hz.leri nasıl ki Şah-ı Hazne (k.s.)'ın manevi tasarrufatı altında Gavs?lık makamına eriştiyse, Seyda Hazretleri de babası Gavs Hz.leri'nin manevi şemsiyesi altında Gönüller Sultanı olmanın şerefine nail olmuştur. Nitekim Gavs Hz.leri oğlu Seyda?dan (Muhammed Raşit?ten)  bahsettiğinde, Şah-ı Hazne bir şey sezmiş olsa gerek ki ?Hele onu bana getirin bir göreyim? demiş. Bunun üzerine Seyda Hazretleri büyük bir adap ve erkân içerisinde huzura vardığında Şah-ı Hazne'nin yüzü aydınlanıvermiş.  Düşünebiliyor musunuz Seyda Hz.leri Şah-ı Hazne (k.s) ile göz göze geldiğinde daha henüz dokuz yaşında toy bir çocuk olmasına rağmen Şah-ı Hazne (k.s) onda ki ışığı görür görmez hakkında şöyle demekten kendini alamaz da:

      "-Her ne kadar O?nun irşad zamanına yetişip cemaatinde bulunamazsak da,  o cemaatin çobanını gördük ya,  buna da şükür "  der.

        Evet, bu övgü dolu sözler karşısında adeta dilimiz tutulmakta,  başka ne diye biliriz ki,  bizler ancak Saadatların dediği gibi deriz: Şeyh odur ki yolun başından sonunu göre.

        Gerçekten de Sadatların bu sözü yerini bulur da.  Nitekim Seyda Hazretleri irşad hayatı boyunca hem Türkiyenin dört bir yanından hem de Türkiye dışından Menzil köyüne gelenlerin sayıca kalabalık olması bu gerçeği teyit eden bir durumdur.  Öyle ki,   yukarıda konumuzun başında belirttiğimiz üzere Gavs-ı Bilvanisi (k.s.)'in Şah-ı Haznenin vefatı ardından söylediği o söz, aynen Seyda Hazretlerinin vefatında da geçerlilik kazanır.  Evet,  Seyda (k.s.) dar-ı bekaya irtihal ettiğinde sofiler bir yandan gözyaşlarına hâkim olamazken bir yandan da zihinlerinden geçeni okumak pek zor olmaz. Ve zihnen şöyle iç geçirdiler;

         "-Acaba trilyonlarca para versek şimdi Seyda Hazretleri'nin arkasından iki rekât daha namaz kılabilir miyiz artık,  ne mümkün,  keşke hayatta iken çok amel işleseydik.?

Hadi sofilerin duygu selini anladıkta, peki ya Seyda Hazretleri?ni hayattayken onu dünya gözüyle görmeyenler ne dediler?  Malum, dünya gözüyle görmeyenler de her ne kadar onu "Adıyamanlı Hoca" veya "Menzil Şeyhi" olarak algılasalarda vefat haberini duyduklarında:

      "-Keşke biz de görebilseydik" dediler.

       İşte gören görmeyen herkesin hissiyatına tercüman olacak söz eski Türkiye Yazarlar Birliği Başkanı Dr. Mehmet Doğan?dan gelir.  Nitekim o,  Seyda Hz.leri hakkında şu tespitte bulunur: "Hiç kuşkusuz, Seyda Hz.leri 20 yıldır ülkemizde en çok sözü edilen mümtaz şahsiyetlerden bir zattır. "

      Gerçekten de, hemen herkesin dilinden düşmeyen büyük bir zattı o. Tabii onun derdi davası çok konuşulan bir şahsiyet olmak değildi,   tam aksine yediden yetmişe her kesimin övgüsüne ve kınamasına bakmaksızın Allah için irşad halkasını günden güne genişletme derdiyle dertlenen bir Mürşid-i Kâmildi o.  Hani buna dair bir emare veya delil nedir derseniz,  işte irtica haberleri ile ün salmış Kartel medyadan Doğan grubu bir gazete onun hakkında olmadık iftira haberlerini baş sayfasında büyük puntolarla vermesine rağmen o inandığı ve yüklendiği ehlisünnet yolunun misyonu gereği irşaddan vazgeçmemesi bunun en bariz göstergesidir.  Hatta malum medya grubu kamuoyundan pek yüz bulamamış olsa gerek ki çok önceden attığı manşetlere dayanak bulmak için habire muhabirlerini göndermeyi de ihmal etmez. Ancak Seyda Hazretleri'nin bu gelen gazeteci muhabirlerin sordukları suallere verdiği akıl dolusu cevaplar heveslerini kursaklarında bırakmaya ziyadesiyle yetmiştir.

         Nasıl mı? İşte gazeteci muhabirler ilk suallerinde;

        "-Niçin size Şeyh diyorlar" diye sorduklarında,

         Seyda Hazretleri cevaben şöyle der:

       "-Şeyh Arapça kaynaklı bir kelimedir. Anlamı yaşlı hocadır. Bunun için Şeyh diyorlar."

      Tekrar sorarlar:

      "-Şifa dağıtıyormuşsunuz..."

      Seyda Hz.leri cevaben:

      "-Size sorarım şifa cebimde mi ki dağıtayım... Bana gelenlere doktora gitmelerini söylüyorum. Onlar, her çareye başvurduklarını, ancak sonuç alamadıkları için bana geldiklerini söylüyorlar. Bu durumda onlara başka ne diyebilirim ki, Allah belanı versin mi diyeyim? Menzil'e gelenlerin büyük bölümü geri dönüyor. Dönmeyenler ise ceketini yastık yapıp camide, arabasında uyuyor. Türkiye'nin her yerinden kalkıp gelene nasıl git denir ki? Gelenlere şifa, huzur telkin ediyorum, çekip gidiyorlar, gerçekten tövbe etmek isteyenlere boy abdesti, Allah rızası için iki rekât namaz kılmalarını, tevbe edip uyumalarını tavsiye ediyoruz. Bir bölümünün gerçekten içkiyi bıraktığı halde, bir bölümünün yeniden içkiyi aradıklarını..." der.

        Gazeteci muhabirler bu kez hemen her gün buraya akın akın gelen insanlara ikram edilen yemeğin hikmetini sual ettiklerinde ise, Seyda Hazretleri cevaben önce bu yemeğin bir hikmeti olmadığını vurguladıktan sonra şöyle der:

      "-Bu kadar misafiri ağırlamak için büyük maddi güç gerek. Bizim gücümüz bu kadarına yetiyor. Buğdayı değirmenimizde öğütüyoruz. Ne bağış, ne de yardım alıyoruz. Bunu da teklif etmeye cesaret edemiyorlar. Gelenlerden bazen rahatsız da oluyoruz. Çünkü işimiz aksıyor"

         Bu arada gazeteci muhabirler hazır hızlarını almışken asıl can alıcı soruyu, yani Hürriyet Gazetesinin bir gün önce manşetten verdiği haberi Seyda Hazretleri'ne sormayı da ihmal etmezler:

      "-Kiliselerden yardım alıyormuşsunuz?"

      Seyda Hazretleri bunun üzerine:

    "-Kiliselerin Hıristiyanlığı yaymaya amaçladığını, Müslümanlık için para vereceklerine inanmadığını..."  dile getirdikten sonra cevaben şöyle der:

    "-Bunu kim iddia etmiş ve duyurmuş? Sizin aklınız buna alıyor mu? Böyle şey mi olur, onlar para verecek,  biz de İslamiyet?in tanıtımını yapacağız... 

       İlginçtir gazetecilerin ard niyetli olarak Menzile gelmiş olmaları çok açık ve netken, sanki ortada hiçbir ard niyet yokmuş gibi yine de Seyda Hazretleri o malum gazetecileri Hane-i Saadetine buyur etmekten imtina etmediği gibi onları misafir edip evine alır da.  İlginçtir gazeteciler Hane-i Saadete buyur edildiklerinde avludan geçip, iki katlı evin üst katına merdivenlerden çıkıp mutfaktan geçtiklerinde buzdolabının hemen yanı başında ecza dolabının içinde ilaçları gördüklerinde şaşa kalmışlardır. Niye şaşa kalmasınlar ki,  buraya geldiklerinde ne ummuşlardı ne buldular konuma düşmüşlerdi. Öyle ya kafalarında tasarladıkları şeyh için şifa dağıtıyor denmişti, bu nasıl şifa dağıtmaksa şifa dağıtan ilaç kullanıyordu. Oysa ortada şaşılacak bir durum yoktu. Kaldı ki, iyi bir gazeteci bir olayı araştırmaya koyulmadan kulaktan dolma haberler üzerine hemen peşin hükümle atılmaz, şunu iyi çok iyi bilmeleri gerekirdi ki; Seyda Hazretleri kafalarında sürekli tasarladıkları o okuyup üfleyen sıradanlaşmış hocalardan değildi,  tam aksine fen bilimlerine karşı tavrı kapısı ardına kadar açık bir Gönül Sultanıydı. Her neyse gazeteciler şaşa kalsınlar Hane-i Saadete mutfaktan sade döşeli odaya buyur edildiklerinde; Seyda Hz.leri son kez onlara şöyle açıklamalarda bulunur:

      "-Halen bulunduğumuz Menzil Köyü'ne, Siirt'in Baykan ilçesine bağlı Gadir Köyü'nden 1971 yılında taşınarak geldik. Menzil?e gelişimizden bir yıl sonra, babam vefat etti. Babam Şeyh Abdulhakim Erol, çevresinde çok sevilen, sayılan bir âlimdi. Bir ilim adamıydı. Seveni de çoktu.

      Bugün gelenlerin büyük bölümü, bizi de ziyaret ediyorlar. Bütün bunları güvenlik kuvvetleri de biliyor. Hiçbir suça karışmadığımız için, müdahale eden de olmadı. 12 Eylül darbesinden sonra, bir süre mecburi ikamette tabi tutuldum. Ama sonra serbest bıraktılar. Gezdiniz, gördünüz. Hiçbir gizli kapaklı bir işimiz yok. İsteyen gelip gezebilir. Kapımız herkese açıktır." (Bkz. Hürriyet Gazetesi 23 Ocak 1989 Pazartesi, Hayri köklü/Aziz Aykaç).  Ve böylece gazetecilerin ne umduk ne bulduk şaşkın bakışları arasında, Gönüller Sultanı net tavrını ortaya koymuş olur da.

          Aslında dedik ya, gazeteciler şu gerçeği bilmiş olsalardı,   belki de suizan kaynaklı bir takım masa başı uydurma haberlerin Peygamberimiz (s.a.v) döneminde de müşrikler tarafından yapıldığını fark etmiş olacaklardı. Evet, şu fani dünyada en çok iftiraya maruz kalan ve en çok çileyi çeken peygamberlerdir. Sonrasında ise sırasıyla sahabe, tabiin, tebei tabiin, âlimler ve mürşid-i kâmillerdir. İşte bu çile o kutlu kaynaktan sırasıyla Rabbani âlimlere de pay edilmiş olsa gerek ki; Seyda Hz.leri de çağımızda;

     "-Bir elime güneşi diğer elime de ayı verseniz, bu davadan asla vazgeçmem" buyruğunca hareket etmiştir. Elbette ki,  Peygamber kavlince hayatını idame eden böylesi bir zatın sevenlerinin çok olmasından gayet tabii ne olabilirdi ki.  Nasıl ki Peygamberimizi canından, malından, ailesinden ve her şeyinden çok seven sahabesi olmuşsa, hem nasıl bunun tam aksi bir tavırla O?na olmadık hakaretler yağdırıp her türlü sinsi planlar hazırlayaraktan hunharca katletmek isteyen müşrikler olmuşsa, aynen öylede peygamber hayatını düstur edinen mürşidi kâmillerin de milyonlarca seveni ve sofileri olacağı gibi her türlü iftira yapacak tıynette düşman ve münkirleri de olması gayet tabiidir elbet, bu kaçınılmaz bir gerçektir. Hiç kuşkusuz Yüce Allah'ın hikmetinden sual olunmaz amma şu da var ki dünya yörüngesinde döndüğü sürece hak ve batıl kutbu her devirde var olacaktır.  Besbelli ki kıyamete dek oluklar çift akmaya devam edecek, yani birinden nur, diğerinden kir akacak. Evet, oluklar çift kanaldan aka dursun ancak şu fani dünyada iyiler göç ettiğinde hayırla yâd edilirken,  kötülerin de lanetle anılacağı muhakkak.

       Bakın, Seyda Hazretleri bu dünyadan göç ettiğinde hayırla yâd edilmesi bir yana bu yolun kıyamete devamına yönelik ardından altı halife bırakıp öyle ruhunu teslim etmiştir. Bağlı olduğu aynı Silsile-i Şerifenin altın halkasından Mevlana Halid Zülcenaheyn (k.s.)  vefat ettiğinde ise ardından tam 400 halife bırakmıştı. Tabii yaşadığımız zaman o zaman değil, bu zamanda ancak bu kadar yetişebiliyor, buna da şükür demek gerekir.  Keza  zaman iman kurtarma zamanı olmuş. Kaldı ki;  gelinen noktada pek çok Tarikat-ı Aliyyenin şeyhleri ardından artık halife bırakamaz halde göç edip başında bulundukları tarikatı aliyelerin nisbetleri kesilirken Allah?a çok şükürler olsun ki; Gavs-ı Sani (k.s)?e uzanan şecerede yer alan Sadat-ı Kiram?ın halkası böyle değil. Dahası bu halkanın pirleri Şah-ı Nakşibend (k.s)?ın yolunu kıyamete dek sürdürebilmek için hem zahiri ilimlerin devamına yönelik medrese yolunu, hem de batını ilimlerin devamına yönelik dergâh yolunu canhıraş gayretlere yürütmeye devam ettirmekteler. Hatta İmam-ı Rabbani Hazretleri (k.s.), Nakşibendî yolunun kıyamete dek süreceğini müjdelemesine rağmen tüm Sadatlar en ufak rehavete kapılmaksızın büyük bir titizlikle irşad hayatını sürdürmesini bilmişlerdir. Nasıl sürdürmesinler ki, bakın Sadat-ı Kiram halkasının 38. basamağında yer alan Seyda Hazretlerine (k.s.), Resulullah (s.a.v.)'in sünnet-i seniyyesine sıkı sıkıya bağlı ve takipçisi olduğu içindir yediden yetmişe Gönüller Sultanı olarak taht kurmuştur.  Öyle ki,  yaşadığı hayatının tamamı Allah Resulü'ne tam mutabaat arzusuyla geçirmenin son demlerinde 63 yaşına gelip gelmediğini sorgulamayı bile ihmal etmemiştir. Nitekim oğlu S. Fevzeddin Erol:

      " -Babam yaşımı hesaplayın? dedi.  Tabii bizlerde hesaplamaya durduk, şu dedik bu dedik ama emin olmak için tekrar bize:

      " -Yaşıma iyi bakın " dedi.

      Evet,  bu durum karşısında;

     ?-Anladım ki, babam 63'ü geçmek istemiyordu.?

    Gerçekten de Seyda Hz.leri tam tamına 63 yaşında Ankara?da Rahmet-i Rahman'a kavuşur da. Ankara'da ikamet eden büyük oğlu S. Fevzeddin Erol gözü yaşlı halde sofilere şöyle der:

      "-Eğer Seyda (k.s.)'in vasiyeti olmasaydı, O'nu çok sevdiği Ankaralı sofilerden ayırmazdım. Hayattayken yapımında çok titizlik gösterdiği Pursaklar camiinin bulunduğu yerde defnederdim. Ne var ki, vasiyeti vardı.  Zira vefat edersem beni Gavs'ın yanına defnedin demişti."

       Evet, Seyda Hz.leri, bu dünyadan göç etmesine göç etti ama o hep gönüllerde yaşıyor zaten. Bakın, Seyda Hz.lerinin rahle-i tedrisatından geçmiş halifelerinden Molla Yahya Hz.leri o?nun hakkında ne diyor:

      "-Halife bırakan mürşidi kâmil bu dünyadan göç etse de yaşar."

      Gerçekten de Seyda Hazretleri alışılmışın dışında yediden yetmişe herkesin dikkatini çekmiş büyük bir zattı. Hakeza kendisine bir şey sorulduğunda verdiği cevaplarda çok dikkat çekiciydi.  Nasıl mı? İşte sofilerden Seyda Hz.lerine:

      "-Kurban Hacca gideceğiz. Karayoluyla mı yoksa hava yoluyla mı gidelim" diye sorduklarında,   bu hususta şöyle demişlerdi:

         "- Hava yoluyla gidin de bir an evvel oralarda çokça amel ediniz." 

       Seyda Hz.leri aynı zamanda teknolojiye de çok büyük önem vermesiyle de dikkat çeken bir zattı. Malum olduğu üzere Gavs Hz.leri birçok hicret hayatı yaşadıktan sonra en son Menzilde yerleşmeye karar kılındığında ilk iş olarak burada kazma kürekle su çıkartılmıştı. Daha sonra ki yıllarda Türkiye'de teknolojik gelişmeler ilerleme kaydettikçe Seyda Hz.leri Menzilde su çıkarmak için kazma yerine bu kez sondajla su çıkartma işlemlerine başlatmıştı ki,  bu durum onun son derece tekniğe önem verdiğinin bir göstergesidir. Ayrıca yine Ankara Pursaklar civarında camii inşası yapımı sırasında da sondaj vurdurup su çıkartılmıştır. Kaldı ki, teknoloji Allah Teâlâ?nın Sâni? sıfatının tecellisi hükmünde bir ilahi kanundur, yani adetullahtır. Dolayısıyla Seyda Hz.lerinin teknolojiye kayıtsız kalmaması sünnetullahı uygulamaktan başka bir şey değildir. 

       Sadece teknoloji mi, elbette ki buna Tıp bilimi de dâhildir.  Nitekim Seyda Hz.lerinin kapısına şifa niyetiyle gelen insanlara:

      "- Biz doktor değiliz,  gidin doktora " derdi hep. Buna rağmen kapısına dayanıp hala ısrar eden olduğunda ise:

      "- Allah şifa versin" derdi. 

        Hatta Seyda Hazretleri Tıp bilimine önem verdiği hayatının her safhasında o kadar net belli ediyordu ki, ekseri insanlar ameliyat olduklarında şikâyet ederken,  bizatihi kendileri gözünden katarakt ameliyatı olduklarında zerre miskal şikâyet etmeksizin doktora teslim olması çok manidardır. Hatta Tıp konusunda o kadar hassastı ki bu mesleğin icrasında bulunanlarında öyle olmasını isterdi.  Nasıl mı?

       İşte Tıp talebesi bir sofi:

      "-Kurban derslerim çok iyi değil" dediğinde,

       Seyda Hazretleri:

      "-Bize muhabbetin mi azaldı" deyip o sofiye derslerine çalışmanın Sadatlara muhabbet beslemeyle aynı eşdeğerde olduğunun mesajını vermiştir.

         Bazende öyle sorular olurdu ki;   her ne kadar sorulan soru dini mevzularla alakalı olsa da Seyda Hz.leri bir bakmışsın Fen bilimlerinden misal getirerekten cevap verirdi. Nitekim ilim sahibi bir zat bunca insanın vaaz ve sohbet olmaksızın akın akın Menzile gelmesini merak edip Seyda Hazretleri'ne sorduğunda:

       Seyda Hz.leri duvardaki elektrik kablosunu göstererek:

      "- Bu nedir?"

       İlim sahibi:

      "- Elektrik kablosu" der.

     Seyda (k.s.);

      "- Peki, bu elektrik kablosunda ne geçer?"

      İlim sahibi cevaben:

      "- Cereyan" der.

     Seyda (k.s.) bu kez:

      "- Peki, madem öyle, o halde içinden geçen cereyanı göstersene."

     Tabii İlim sahibi akıl dolusu bu misalde meselenin deruni yönünü anlamakta gecikmez, derken Menzil?de olup bitenden ders alıp, vaaz ve nasihatin tek başına insanları bir araya toplayamayacağını, insan aklının ötesinde tıpkı bir elektrik kablosunun içerisinde geçen bir elektriklenmeyle insanların irşat olabileceğini idrak etmiş olur.

       İşte bu elektriklenmedir ki, Seyda Hazretleri öz evlatlarından çok zamanını sofilere ayırırdı. Yetmedi onların dertlerini dinlediği gibi gelenlere çorba ve ekmek ikram etmeyi de eksik etmezdi.

        Evet, Menzil'de çorba ekmek hiç eksik olmaz.  Nasıl eksik olsun ki, değirmen insanların nefsini ıslah edip öğütülmesini, ekmek pişirilen fırın cehennemde günahların temizlenmesini, tüm bu güzelliklerin yaşandığı Menzil köyü ise Arafat ve mahşer gününü hatırlatan her türlü alâmetifarikanın ayyuka çıktığı mekândır. İlginçtir Türkiye?nin dört bir yanından buraya gelen insanlara hiç ara vermeksizin her gün kazanlarda çorba pişirilip ekmek yetişebiliyor. Ki, Seyda Hz.leri babası Gavs Hz.leriyle Menzile yerleştiklerinde bu topraklar önceleri kıraç topraklarmış, yani verimsiz araziymiş.  Tâ ki sondaj vurulup, tarla, bağ bahçe kurulup sulanıp ekilmeye başlanmış bu topraklarda adeta bereket fışkırmıştır.  Hiç kuşkusuz Sadatların amacı tarla bağ bahçe edinmek değildir,  tüm bu aktiviteler ilim yolunda hizmet için vardır. Kaldı ki Saadatlar bu dünyadan göç ettiklerinde bağ bahçe miras bırakmazlar, onların bıraktıkları tek miras ilimdir. Nitekim Seyda Hz.lerinin bize görünürde yansıyan ibadetleri her gün Kur'an'dan bir cüz okumak, hatme yapmak, vird çekmek,  Evvabin, Teheccüd, İşrak ve Duha (kuşluk) namazları kılmak gibi miraslardır. Zira bu hususta Seyda Hazretleri (k.s.) şöyle der:

     "-İlim olmadığı zaman cehalet olur. Cahilin abidi de, sofisi de hüsrandadır."

       Anlaşılan o ki;  enbiyaya varis olmak, ancak hem zahiri ilim hem de bâtıni ilimle olur. Bir insanda ilim zahiri olup, ilim bâtıni yoksa varis olamaz. Yine bir insanda ilmi bâtıni olup da ilmi zahiri yoksa yine varis olamaz. Mutlaka her ikisi olması lazım gelir ki Sadat-ı Kiram halkasına dâhil olabilsin. Zira Seyda Hazretleri her iki ilmede vakıf olduğu içindir Hasan Kılıçatan?ın seslendirdiği şu silsile-i şerif ilahisinin halkasında Gönüller Sultanı olarak yerini alabilmiştir: 

           Bu nurlu yol başladı Peygamberle

           Devam eder gelir Nakşibendî?yle

           Bu kapıda dolu gönül erleri

           Seyyid Abdulkadir Geylanilerle

           Şeyh Abdulhalık Gucdevaniyle

           Devam eder İmam-ı Rabbaniyle

           Rabbimin çift kanat verdiği yâri

           Şeyh Mevlana Halid Zülcenaheyn?le

           Şeyh Seyyid Abdullah Hazretleriyle

           Gör Şeyh Seyyid Taha O'nun izinde

           Her zamanının bir Gavsı var unutma

           Gavs-ı Hizanı girdi silsileye

           Eşşeyh Abdurrahman-i Tahi ile

           Şeyh Fethullah hemen O'nun peşinde

           Bu kapının sultanları hiç bitmez

           Eşşeyh Muhammed Diyauddin?le.

           Yer ile gök birbirine girse de

           Ahmed-el Haznevi girer sohbete

           Müridleri hal ehli cezbe ehli

           Gavs-ı Azam Seyyid Abdulhakim ile.

           Sultan-ul Müslim?in Muhammed Raşid ile

           Devam eder gelir bu yol bizlere

           Ya sultanlar sultanı Seydam ile

           Nazarı yetişir bütün evlere

           Gözünü aç bak şunu iyi belle

           Şimdi zaman Gavs-ı Sani Seyyid Abdulbaki'de

           Hasan der bil ki kıyamete dek

           Menzil'deki bu nur hiç bitmeyecek.

             Hâsıl-ı Kelam;  Seyda Hz.leri aramızdan ayrılsa da, o hala gönüllerde taht kurmuş halde yaşıyor, kıyamete kadar yaşayacak da.

             Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2620/gonuller-sultani-seyda

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

09.07.2020 Vahy'in Soluğu
02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM