YAZIYA KARŞI KONUŞMA

Eklenme Tarihi: 16.06.2016 10:23:17 - Güncellenme Tarihi: 02.06.2020 03:55:47

Yazının karşısında konuşma, farklı bir biçimde bazı durumlarda yazıya karşıt bir biçimde konumlanmıştır.
Mesela retorikçiler, yazıdan ziyade konuşmayı yeğlerler. Sokrates yazmamıştır ama sürekli konuşmuştur. Yazıya göre konuşma, bir şey yapmaktır, diye düşünenler az değildir.

Bunlara göre söz?ün canlılığı, çevikliği, etkisi yazı tarafından ortadan kaldırılmıştır. Sofistler, bu düşünceyi dile getirenlerdir. Derrida, Platon?un Eczanesi adlı çalışmasında Sofistlerin yazıyı suçlamasını şu şekilde açıklıyor: Sofistler yazıyı, ?soluğu tıkanmış iktidarsızlığı yüzünden suçlarlar?

Sözün hanedanlığı, yazınınkinden daha şedit, müdahalesi daha derin, daha nüfuz edici, daha emindir? Herhangi birinden daha iyi konuşmayı bilmeyen kişi yazıya sığınır yalnızca. Yazı güçsüz sözün tesellisi, telafisi, devasıdır.?
Burada yazı, neden küçümsenmektedir? Yazı, hakikati donduran, hatta bozan bir ilaç mıdır?

Yazı, canlı olan hakikati ebediyen kayıt altına alır. Yazmak, bir tür kayıt altına almaktır. Kayıt altına almak, kayıt altına alınanı adeta kayıt altına alınan yerde hapsetmektir, onu orada gizlemektir. Yazıda gizlenmiş olan açığa çıkmak, hareketlenmek, canlanmak için onu oradan çıkaracak ve gözümüzün önüne getirecek olan okuma fiilini gerektirir.

Yazıda düşünce ikamet eder ama yazının kendisinin kâğıt dışında ikamet ettiği bir yer yoktur. Yazı, düşünceyi kaybolmaması için saklar. Konuşmada bu özellik bulunmaz. Yazının düşünceyi dolaşıma sokmak gibi bir özelliği onu konuşmaya göre daha etkili hale getirir.

Ancak yazı çoğu zaman öksüz bir çocuk muamelesine tabi tutulur. Çünkü sahibi yoktur. Herkes onunla oynar, çekiştirir, altını çizer, soru işareti koyar. Yazının anlamını zenginleştirecek olan da budur. Konuşmadaki söz ise sözün sahibi tarafından sürekli düzeltilebilir, değiştirilebilir. Konuşmada söz, sahibine doğrudan ve mesafesizce bağlıdır. 

Okumadan ve Düşünmek

Okumak, insanın düşünme kaynaklarını zenginleştirmek demektir. Schopenhauer, biraz farklı düşünür. ?Okumak, kişinin kendi kafası yerine başka birisinin kafasıyla düşünmesidir? der. O, okumanın kitaptaki düşüncelere insanı bağladığını, kendisine ait düşünceleri ortadan kaldırdığını düşünür.

Çünkü ?bir kimsenin eline bir kitap alıp kendi öz malı olan düşüncelerini ürkütüp kaçırması en büyük günahtır? ona göre. Zira eğer bir kimse sadece kitapların dünyasında kalır ve gerçek hayat ile olan bağını keserse kendisine ait düşünceler geliştirmesi mümkün olmaz.

Bundan dolayı da, en büyük düşmanı olan Hegel gibi masa başı filozoflarını eleştirir. İnsan önce kendi kendine düşünmesini öğrenmeli ve daha sonra otoritelere başvurmalı. Düşünmesini öğrenmemiş olan, otoritelere körü körüne bir bağlılık gösterir.

Bir problem karşısında, ?kara kaplı kitaba başvuralım? düşüncesi, düşünmesini bilmeyenlerin bir tavrı olur çıkar. İnsanın kendisini okuduğuna teslim etmesi, başkasının kafasına sahip olmak istemesi gibi bir şeydir. ?Bir kitap okudum, hayatım değişti? gibi ifadeler, sığ zihinlerin ifadeleridir.

Eleştirel bir okuma, eleştirel düşünmeyi gerektirir. Eleştirel düşünme mantık bilmeyi, insanlığın sahip olduğu düşünce birikimine vakıf olmayı ve farklı bakabilmeyi gerektirir. Bir bakıma kavramlar, nesneler, fikirler arasındaki sorunları ve ilişkileri görmeyi gerektirir. Bütün bunlar ise felsefe eğitimine bağlıdır.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/261/yaziya-karsi-konusma

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI