HADİ ASLANIM HADİ KOÇUM!

Eklenme Tarihi: 14.06.2016 13:04:15 - Güncellenme Tarihi: 06.07.2020 09:16:41

Hadi Aslanım Hadi Koçum!

İlk yazımızda, haftalık yazılarımız kapsamında eğitime, kültüre, sanata, edebiyata, kısacası hayata dair düşüncelerimizi paylaşacağımızı duyurmuştuk. Orada saymadık ama burada söyleyelim; spor ve önemle futbol da bu cümledendir.

Zira spor ve özellikle futbol da hayatın içerisinde? Hele de söz konusu Türkiye ise? Biliyoruz ki, bu aziz coğrafyada, toplumsal kümeler arasında düzey farklılığı göstermekle birlikte, neredeyse hayatın merkezinde bir oyundur futbol.

Bu çerçevede ilk spor yazımızda, bu sene futbolda kocaman bir ?hiç? kazanarak, elleri böğründe kalan ve bu nedenle taraftarlarını büyük bir hayal kırıklığına uğratan Fenerbahçe?yi yazacaktık ancak, ülke genelini ilgilendiren başka bir hayal kırıklığının mimarlarını yazmayı doğru bulduk.

Evet, bildiniz? Türk Milli Futbol Takımı?nı yazacağız bu ilk yazıda?  

?Dağ fare doğurdu? sözünü bihakkın doğrulayan Milli Takımımızı? (Aslında yıllardır ?dağ? olmaktan uzak olsa da?)

Reklam filmlerinde, film yıldızlarını aratmayacak kadar başarılı performans sergilerken, asıl uzmanlık alanları olan yeşil sahada kelimenin tam anlamıyla tel tel dökülen Milli Takımımızı?

Reklam filmleri ve söylemleriyle milleti gaza getirip, taraftarın büyük bir coşkusu ve desteği altında çıktığı ilk maçında, doksan dakika boyunca, aziz milletin her ferdinin karnını sıkıntı gazıyla dolduran Milli Takımımızı?

?..

Öyle maç sonucunun 1-0 olduğuna bakıp da, Milli Takımımızın oyununa dair umut besleyenler varsa, onlara tek önerim, şehir tiyatrolarında oynanmakta olan Pollyanna adlı oyunun aktrisliği için başvurmaları ve şifasız iyimserlikleriyle o oyunda başrol oynamaları.

Kabul edelim ya da -her ne nedenle olursa olsun- etmeyelim, Milli Takımımız ilk maçında futbol falan oynamadı. Onun oynadığı futbol ise, ilk maçlarını takır takır oynayarak kazanan galip takımlar bir yana, yenilmiş takımların oynadıkları oyunu ne diye adlandıracağız o halde? İki oyundan birisi futbol değil açıkçası. Çoğunluğun futbolu bizimkinden farklı ve daha çok birbirine benziyorsa, bizimkinin futbol olmadığı çok açık...

Söylediğimizin doğruluğunu sınamak isteyen, İtalya?ya 2-0 yenilen Belçika?nın oynadığı futbolu bir daha bir daha izlesin. Bir takım yenilirken bile izleyenleri nasıl mest eder, taraftarının gönlündeki yerini nasıl sağlamlaştırır ve taraflı tarafsız tüm futbolseverlerden nasıl alkış alır, orada her şeyiyle görmek mümkün. Harika bir örnek olarak...

?..

Doğrusu işbu yazıda çok teknik detaylara girecek ve sözü teknik ayrıntılarla yoracak değilim. Gerek de yok? Zira bu yazının muhataplarının başında gelen Milli Takım teknik heyeti ve oyuncuları, bizim bildiğimizden daha fazlasını biliyor futbol tekniği konusunda. Öyle de olmalı?

Fakat biliyorlar da, oynadıkları oyunu görüyorlar mı? Emin değilim. Ayrıca, halkın önemlice bir kesimi de futbol adlı oyununun temel doğrularını, hem de kurallarıyla birlikte biliyor. Nasıl bilmesinler ki, futbolla yatıp futbolla kalkıyor birçoğu?

Dolayısıyla, tekniğin dışında temel ilkeler üzerinden bir değerlendirme yapmak daha doğru ve akıllıca olacak.

?..

Evet, ne diyorduk?

Türk Milli Futbol Takımı, Avrupa Şampiyonası?ndaki ilk maçında futbol adına hiçbir varlık gösteremedi. Belki akıllarda kalan tek etkili pozisyon, bilmem kaçıncı dakikada sağ taraftan Gökhan?ın ortasına Volkan Şen?in vurduğu kafa. Hepsi bu?

Onun dışında neredeyse hiçbir şey yok futbol adına? Neler eksik ve neler yok bir bakalım?

Etkili bir tane bile şut yok...

Pozisyon yaratacak üç tane uzun pas yok?

Oyunun yönünü değiştirecek, rakip sahaya yıkacak etkili orta yok...

Sahanın her yerinde olması gerekirken, hiçbir yerinde pres yok.

Dediğim gibi, yenilen takımların yaptığı prese bir baksınlar, ne demek istediğim gayet iyi anlaşılacak. Bir de, tüm takımların forvet oyuncularının bile sahanın her yerinde yaptıkları prese bakıversinler bir zahmet.

Alın size iki örnek? Birisi bizim maçtan? Defansta oynayan ve Cenk Tosun?un dirsek darbesiyle kafasından yaralanıp kanlar içinde kalan oyuncunun, maçın büyük bir bölümünde kafasını sardıra sardıra nasıl cansiperane oynadığını, Hakan Balta?nın aktör olduğu pozisyonda (eğer gol pozisyonu sayarsak tabii) o yaralı haline rağmen nasıl topun önüne kendisini attığını alkışlarla izledik değil mi? Bir örnek de İtalya-Belçika maçından? İtalya?nın ilk golünü atan forvet oyuncusu, birkaç dakika sonra gitti, kendi kalesinin önündeki etkili şutun önüne atıverdi kendini. Yüreğini sahaya koyduğunun somut bir kanıtı olarak?  

Gelelim topsuz oyuna? Sadece bu maçta değil, yıllardır topsuz oyundan habersiz bir futbol takımıdır Milli Takımımız ne yazık ki... Sanki böyle bir gerçek yokmuş, sanki bunu çok başarılı bir şekilde sahaya yansıtan takımlar söz konusu değilmiş ve sanki bu maçları hiç izlememişler gibi... (Top ayağına gelmediği sürece misafir sanatçı ve hatta tribündeki taraftar gibi davranan futbolculara ithaf ediyorum bu cümleyi.)

Kısacası Milli Takımımızın futbol adına sergilediği oyun, modern futboldan, futbol diye bilinen oyundan çok ama çok farklı. Öyle ki, yukarıda sıraladığımız gibi, ?futbolun temel doğruları? diye bilinen, ?olmazsa olmazları? şeklinde nitelendirilen hiçbir şey yok neredeyse.

Bu bağlamı burada kapatıp devam edelim?

Neymiş? ?Biz bitti demeden bitmez?miş. Peh, peh, peh? Bir arkadaşımın ifadesiyle, ?doğal gaz??

Yıllardır bu kapsamda gazlar vererek yürüdüğümüz için, dünya üçüncüsü olduğumuz ?2002 Ruhu?nun üzerine hiçbir şey koyamadık.

Her şampiyona öncesinde rakipler belli olur olmaz, ?nasıl ikinci oluruz?? sorusu üzerine dört koldan abandık durduk. Bir kere de, ?bu grubu nasıl birinci bitiririz?? sorusunu aklımıza ve gönlümüze getirmedik. Böyle ?üst düzey? bir kompleks yani... Öz gazımız da, özgüvenimiz de ancak ikinciliği düşündürecek düzeyde anlaşılan.

Sonra gelsin doksan dakika yüreğimiz ağzımızda, totemler yapa yapa, karnımıza sıkıntı gazları dola dola seyredilen ömür törpüsü grup maçları.

Nihayetinde iş gelip gelip play-off maçlarına dayanır. Onda da ikinci maçın son dakikasına kalır kurtuluşumuz. Bir gol ?her şeyi? değiştirir ve biz mutlu mesut, gurur dolu bir şekilde asıl turnuvayı, yani finalleri beklemeye başlarız.

Eh işte oraya gelince de, şapka düşer ve kel görünür. Fransa?da devam etmekte olan şampiyonanın sürecinde olduğu gibi?

?..

Kimse kızmasın? Ya da istediği kadar kızsın. Kafamızı kuma gömmekten vazgeçelim. Güneş balçıkla sıvanmaz.

Teknik ayrıntılar bir yana; şut çekemeyen, pas yapamayan, etkili orta yapmayı beceremeyen, adam eksiltemeyen, alan daraltamayan, kısacası ve özetle, futbol oyununun temel doğrularını bile yapamayan bir milli takımdan söz ediyoruz.

Ama her pozisyon sonrasında hakeme itiraz eden, fakat her pozisyonda rakip oyuncuyla karşı karşıya gelen milli takım oyuncularından söz ediyoruz.

Maçı kaldıramadıkları ortada... Psikolojik olarak yenik çıktıkları gün gibi açık... Örnekler konuşuyor. Önceki maçlardan beri, ısrarla ikinci sarı kart ve kırmızı kart arayışlarını unutmuş değiliz. Sahanın kenarında bekleyip, yanından geçen yabancı ülke futbolcularını tekmeleyenler şimdi bile gözümüzün önünde. Saydırmayın bana?

Öte yandan, Allah var, kendi kendimizi gazlama konusunda pek mahiriz. Bu konuda üstümüze yok doğrusu.

Mental ve fiziksel olarak nasıl hazırlanılıyor, antrenmanlarda neler yapılıyor, kondisyon çalışmalarında hangi uygulamalara yer veriliyor bilmiyorum, ancak bildiğim, koşmayan, pres yapmayan, topsuz oyunu oynayamayan ve en küçük bir dokunmada yere kapaklanan oyunculardan oluşuyoruz. Görünen köy kılavuz istemez.

Nasıl böyle olmasın ki?

Herhalde tüm teknik, taktik hazırlıkları dört kelimeyle özetlemek mümkün, sahada sergilenen performansa bakınca?

?Hadi aslanım, hadi koçum!?

?..

Peki, bundan sonra ne olur?

İyi şeyler olacağını düşünmüyorum doğrusu. Yanılmaktan ve özür dileme durumunda kalmaktan ziyadesiyle mutlu olurum.

Ne olacağını bilemesem de, şu görüşümü iletmek isterim.

Milli Futbol Takımımız, futbolu futbol gibi oynasın canımızı yesin. Demem o ki, Yunanistan gibi oynayıp şampiyon olmasındansa, İtalya?ya yenilen Belçika gibi, futbolun hakkını vererek yenilsin. Ve alnının akıyla dönsün. Kahramanlar gibi karşılar, bağrımıza basarız.

?Hadi aslanım, hadi koçum!? anlayışının (?tekniği? dememek için) modern futbolda asla ve kat?a karşılığı yoktur. Bunda sonra da olmayacaktır. Bizim kültürümüzde karşılığı olduğu doğrudur ancak, önce temel doğrular yapılmak kaydıyla?

Dost acı söyler? Biz demiş olalım da?

  

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/258/hadi-aslanim-hadi-kocum

Sizin Yorumunuz:

*
*

Yorumlar

Gürcan Özdağ
15.06.2016 13:40
valla uzun zamandır spor yazısı okurum,bu kadar güzel,yemekdeki tuz kıvamında teknik,mayalı hamur kıvamında dolgun bir yazı okumamıştım.Yanınada objektifliği'de ekleyelim.Tebrik ederim kardeşim.

Diğer Yazılar

18.08.2019 Fenerbahçe, Kahır Sezonu ve Ötesi
12.07.2019 Önce İnsan, Sonra Doktor
09.06.2019 Fransa?yı üzdük Hakan!
27.05.2019 İnsan Tercihlerinin Ürünüdür
06.05.2019 Şehir Kimliği ve Halk Kütüphanesi
17.04.2019 Kütüphaneler ve İnsan İsrafı
25.03.2019 Kütüphanecisi olan kütüphaneler?
04.03.2019 Fenerbahçe?nin yakın geleceği?
12.02.2019 Mevzu futbol ise, insanlık teferruat mıdır?
07.02.2019 Kadın erkek el ele, hedef daha güçlü Türkiye!
26.01.2019 Fenerbahçe?yi yazamamak!
04.01.2019 Kütüphaneciler, kütüphanelerin ve arşivlerin kalbidir!
25.12.2018 Ersun Yanal kötü gidişe dur diyebilecek mi?
18.12.2018 Her şeyi bilenler çağı!
29.10.2018 Koku'ttu gitti!
21.10.2018 Fenerbahçe?den tarihi başarı: 9'da 9
09.10.2018 Eğitimde doğru çıkış kütüphanesiz bulunamaz!
27.09.2018 Aynen aynen, sıkıntı yok!
21.09.2018 Fener sönüyor!
07.09.2018 Kütüphaneciler olmadan asla!
20.08.2018 Süper Lig'e hoş geldin Ankaragücü
18.07.2018 Fransa bileğinin hakkıyla ve alkışlarla
14.07.2018 Tebrikler Belçika
03.07.2018 Japonya'ya saygı gecesi
01.07.2018 Arjantin efsanesi ve Messi feneri
25.06.2018 ?Yeni Türkiye Dersi? başlıyor!
19.06.2018 Fenerbahçe için umudun adı: Ali Koç
04.06.2018 Fenerbahçe?de bir dönemin sonu!
27.05.2018 Ramazan: Müslüman için tefekkür zamanı
16.05.2018 6. Ulusal Yayın Kongresi'nin ardından
29.03.2018 Kütüphaneler, arşivler ve işi ehline vermek
18.03.2018 Yeni bir derbi ve yine bir kandırmaca!
21.02.2018 Terim Etkisi Değil Terin Etkisi Esas Olmalı
31.01.2018 Üç Artı Bir İmparator ya da İmparator Kime Denir?
27.12.2017 İNTERNET İCAT EDİLDİ, EDEBİYAT "BOZULDU"
12.12.2017 İSTİKÂMET YAŞAYAN KÜTÜPHANELER!
21.11.2017 ÇOCUK KÜTÜPHANELERİ ÇALIŞTAYI
14.11.2017 KÜTÜPHANECİ YETİŞTİRİLMESİN O HALDE!
31.10.2017 KİTAPLAR, KÜTÜPHANELER VE ÇOCUK CIVILTILARI
17.10.2017 ZAFERİMİZLE ÖVÜNEBİLİRİZ!
10.10.2017 AMPUTE DEĞİL CESUR YÜREK MİLLİ TAKIMI
07.10.2017 MİLLİ TAKIM: EL ELDE BAŞ BAŞTA
24.09.2017 TÜRK FUTBOLU KAYBETTİ
14.09.2017 BEŞİKTAŞ'I İZLEMEYE DEVAM
12.09.2017 KÜLTÜREL MİRAS, KÜTÜPHANELER VE BURSA
03.09.2017 LUCESCU?NUN YANLIŞ İLİKLENMİŞ DÜĞMELERİ VE MİLLİ TAKIM
28.08.2017 FENERBAHÇE GÜNÜ KURTARDI
25.08.2017 FENERBAHÇE NEREYE?
22.08.2017 BİLGİSİZLİĞİN FATURASI AĞIRDIR!
15.08.2017 SON AĞAÇ KURUDUĞUNDA
08.08.2017 YİNE DE BEŞİKTAŞ, YİNE BEŞİKTAŞ
01.08.2017 ÖLÜNCE BÖYLE ÖLMELİ İNSAN
18.07.2017 VATANINI EN ÇOK SEVEN?
15.07.2017 METİN DOĞAN GAZİDİR
05.07.2017 GÂVURLUK YAPMAK!
05.06.2017 GÖZ GÖZ GÖZTEPE NİHAYET SÜPER LİG?DE!
30.05.2017 BEŞİKTAŞ AŞKLA VE ALKIŞLARLA ŞAMPİYON
19.05.2017 LİYAKAT OLMADAN GELİŞME OLMAZ!
02.05.2017 SEVERKEN ÖLDÜRMEK
25.04.2017 FUTBOLDA KALİTENİN ADI: BEŞİKTAŞ
11.04.2017 BİLGİYE ?EVET?, BİLGİSİZLİĞE ?HAYIR?
07.04.2017 BAĞCILAR?DA HER GÜN KİTAP, HER GÜN KÜTÜPHANE!
14.03.2017 EŞEKLİ KÜTÜPHANECİDEN BİSİKLETLİ KÜTÜPHANECİYE
08.03.2017 III. MİLLİ KÜLTÜR ŞÛRASI VE KÜTÜPHANECİLİK
22.02.2017 NAM-I DİĞER ATOM KARINCA
14.02.2017 BİR ÂLİM ÖLDÜ DİYELER?
08.02.2017 ALKIŞLAR MEDİPOL BAŞAKŞEHİR?E
30.01.2017 KÜTÜPHANELERDE GEÇEN KIYMETLİ ÖMÜRLER
18.01.2017 FETÖ'CÜLER VE KUL HAKKI
12.01.2017 ÇILDIRIYORSUNUZ DEĞİL Mİ?
03.01.2017 TERÖR, AMERİKA, İŞBİRLİĞİ VE FETÖ
28.12.2016 KRONİK KÖTÜMSERLİK SENDROMU
21.12.2016 ŞEHİDİNİZDEN MEKTUP VAR
13.12.2016 VATANA AİDİYET BİLİNCİ
06.12.2016 DEVLETTE ?TOPYEKÛN- YENİDEN YAPILANMA
28.11.2016 DIRK ADVOCAAT KANARYAYI KANATLANDIRIRKEN?
22.11.2016 YAN AMERİKA YAN!
13.11.2016 MİLLİ MAÇIN PSİKOLOJİK ANALİZİ
08.11.2016 DARBE İĞRENÇLİĞİN DİĞER ADIDIR
01.11.2016 MÜLTECİ DEĞİL MUHACİR!
25.10.2016 İŞ VERDİNİZ DE ÇALIŞMADILAR MI?
18.10.2016 KÜTÜPHANESİZ ÜNİVERSİTE YA DA BURÇSUZ KALE
11.10.2016 HER GÜN KİTAP, HER GÜN KÜTÜPHANE!
04.10.2016 LİYAKAT ODAKLI YENİDEN YAPILANMA
27.09.2016 15 TEMMUZ DEMOKRASİ MEYDANI
20.09.2016 BİR FENERBAHÇE YAZISI
06.09.2016 VATAN İÇİN NÖBETTE KALMAK
16.08.2016 VATAN İÇİN NÖBETTE OLMAK
09.08.2016 MİLLETİ KALBİNDEN VURMAK
02.08.2016 BİZ KİMİZ SORUSU ÜZERİNE YENİDEN DÜŞÜNMEK
26.07.2016 YENİDEN ÇANAKKALE RUHU
19.07.2016 YENİDEN YAPILANMA ZAMANI
12.07.2016 FATURAYI KİM ÖDEYECEK?
05.07.2016 BAYRAMI GÖSTERMEYEN MİLLİ FUTBOL TAKIMIMIZ
28.06.2016 TÜRK USULÜ FUTBOLLA BURAYA KADAR
21.06.2016 BU KARNE KİMİN?
14.06.2016 HADİ ASLANIM HADİ KOÇUM!
07.06.2016 ÖNCE DÜŞÜNCE SONRA HAREKET