Aynen aynen, sıkıntı yok!

Eklenme Tarihi: 27.09.2018 14:44:00 - Güncellenme Tarihi: 09.07.2020 04:36:31

Dil, bir milletin çimentosudur. Milletin geçmişini bugüne taşıyan, içinde bulunulan dönemde vatandaşlar arasında güçlü bir iletişim kurulmasını sağlayan ve elde edilen birikimleri (kültürel, siyasi, ekonomik vs.) geleceğe aktaran eşsiz bir zenginlik. Yeri başka hiçbir varlıkla, zenginlikle doldurulamayacak olan?

Bu yaşamsal önemi sebebiyledir ki, dil -öz adıyla Türkçe- gözümüz kadar sakınmamız ve namusumuz kadar korumamız, sahip çıkmamız gereken değerimiz, kıymetlimizdir.

Örgün ve yaygın boyutlarıyla milli eğitim sistemi, her konudan daha çok Türkçe?nin en iyi biçimde öğrenilmesi ve kullanılması işini öncelemeli, plan ve programlarını bu ?kutlu? hedef üzerine yapılandırmalıdır.

Zira çocukluktan, yaşamın son demlerine kadar, sosyal yaşamın ve iş yaşamının neresinde, hangi boyutunda ve hangi pozisyonda olursa olsun, bireyler, her türlü iş ve işlem noktasında dil aracından yararlanarak, onun imkânlarını kullanarak mesajını iletir. Ve o mesajların ?etkililik? oranı çerçevesinde sorunları çözer, türlü çeşit sorulara çözümler arar veya başarısız bir iletişim söz konusu olursa, belki de, yeni ve daha büyük problemlere sebep olur.

Bunun içindir ki, birbirini iyi anlayan, millet olma bilincine sahip ve ?daha güçlü, daha müreffeh Türkiye? ülküsüne doğru birlikte yürüme şuurunda olan nesillerin yetişebilmesi için, milli eğitim sistemi, Türkçe adlı tarifsiz zenginliğimizi her bir vatandaşımıza, örgün ve yaygın eğitim imkânları çerçevesinde öğretebilmelidir, öğretmelidir.

Bu konuda, bilhassa üst düzey yetkililer başta olmak üzere, Türk Milli Eğitim Sistemi?nin bütün kademe ve pozisyonundaki ilgililerin teorik olarak itiraz edeceğini düşünmüyorum. Hepsiyle mutabık olduğuma, olacağıma inanıyorum.

Gelin görün ki, teori ile pratik uyuşmazlığı her gün biraz daha önü alınmaz duruma geliyor bu bağlamda.

Türkçemizi kaybediyoruz!

Acı ama gerçek. Her gün biraz daha... Elbirliğiyle?

Konuşma anlamında da, yazma anlamında da? Yazmayı başka yazılarda ve acıklı örnekler eşliğinde yazarız belki fakat ille de konuşma bağlamında. Her yeni günde Türkçe başka, bambaşka bir şeye dönüşmeye başladı. Yazık ki, çok büyük bir hızla...

?

Gelin sadece yazının başlığına da yansıttığımız örnek ifade üzerinden bakalım konuya.

Çok değil yaklaşık on sene önce, yöneticisi bulunduğum birimde takım arkadaşlarımla toplantı yaparken onlardan birinin, çok sık bir şekilde ve hemen her söylenene katıldığını belirtmek amacıyla ?aaaaynen öyle? dediğini fark etmiştim. Açıkçası birkaç seferden sonra çok da yadırgamıştım. Fakat bir tek o personel böyle konuştuğundan, onun da bulunduğu toplantılar ve/ya birebir görüşmelerimiz haricinde duymadığım için çok da üzerinde durmamıştım.

Oysa son birkaç yıldır, artan oranda ?aynen aynen? ve ?aynen öyle? ifadelerini duymadığımız bir gün, hatta birkaç saat yaşamaz olduk. İşte, okulda, sokakta, otobüste, metroda, uçakta, hastanede, pastanede? Kısacası, insanımızın olduğu her yerde ama her yerde? Günün herhangi bir saatinde? Edirne?den Ardahan?a, Sinop?tan Hatay?a? İstanbul, Ankara gibi büyük şehirlerden, kasabalara ve köylere kadar bütün Türkiye coğrafyasında?

Bazen öyle bir sohbetin içinde buluyorsunuz ki kendinizi, karşınızdaki tek veya birkaç muhatabınızın ağzından hızla boşalan ?aynen aynen?, ?aynen öyle? kurşunları altında konuşamaz oluyorsunuz. Sağanak gibi, ?aynen aynen?, ?aynen öyle? hatta ?aaaaaayyynen öyle?? Adeta bombardıman altında hissediyorsunuz kendinizi ve fakat ?yahu bi dur, bi nefes al, başka kelimen mi kalmadı? dahi diyemiyorsunuz.

İşin garip ve can yakan tarafı, bu pek meşhur ifadenin sahipleri öyle sadece eğitim düzeyi düşük, kitap okumaz, kültürden bîhaber kişiler de değil. Aralarında lise mezunu da var, üniversite mezunu da? Yüksek lisans yapmışı da, doktoralısı da? Kimi öğretmen, kimi sanatçı, kimi hâkim, kimi savcı? Bazıları doçent, bazıları profesör? Avukat da üzerine bastıra bastıra ?aaaaaayyynen öyle? şeklinde olumluyor muhatabının sözünü, doktor da. Hatta iletişim uzmanı da?

?Katılıyorum?, ?ben de öyle düşünüyorum?,  ?katılmamak ne mümkün?, ?doğru söylüyorsunuz?, ?ben de sizin gibi düşünüyorum?, ?haklısınız?, ?gerçekten öyle? vb. onaylama ve katılma ifadelerinin hepsi sadece kuru, yavan, renksiz, kokusuz ve kişiliksizleş/tiril/miş bir ?aynen aynen? ve ?aynen öyle?nin içine paketlenmiş, sırtına yüklenmiş vaziyette dilden dile uçuşup duruyor ?eşek arısı? gibi.

?

Yaklaşık bir ay önce, bir mesleki toplantı vesilesiyle kısa süreliğine yurtdışında bulundum. Aziz vatanıma dönüp de havaalanından giriş yaptığım ilk dakikalarda duyduğum ilk ifade, telefonla bir yakınına salimen indiği bilgisini veren bir vatandaşımızın ağzından dökülen ?aynen aynen? ifadesiydi.

Duyar duymaz dilime düşen ilk cümle ise, ?memlekete hoş geldim? oldu. Evet, canım Türkiye?me gelmiştim!

Bu kadar zengin bir dilin, son derece basit ve fakirmiş gibi, bu denli niteliksiz kullanımı, bir beka problemi olarak siyasetçisinden, eğitimcisine; iletişimcilerden, Türkçe konusunu meslek edinmiş uzmanlara varana kadar herkesin ve hepimizin önünde duruyor.

Zira içimiz yanarak bir kez daha söyleyelim ki, Türkçemizi kaybediyoruz!

Türkçemizi, gözümüzün bebeğini kaybedersek her şeyi kaybederiz.

Lütfen ?aynen aynen? demeden cevaplayınız?

Sıkıntı yok mu sizce?

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2535/aynen-aynen-sikinti-yok

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

18.08.2019 Fenerbahçe, Kahır Sezonu ve Ötesi
12.07.2019 Önce İnsan, Sonra Doktor
09.06.2019 Fransa?yı üzdük Hakan!
27.05.2019 İnsan Tercihlerinin Ürünüdür
06.05.2019 Şehir Kimliği ve Halk Kütüphanesi
17.04.2019 Kütüphaneler ve İnsan İsrafı
25.03.2019 Kütüphanecisi olan kütüphaneler?
04.03.2019 Fenerbahçe?nin yakın geleceği?
12.02.2019 Mevzu futbol ise, insanlık teferruat mıdır?
07.02.2019 Kadın erkek el ele, hedef daha güçlü Türkiye!
26.01.2019 Fenerbahçe?yi yazamamak!
04.01.2019 Kütüphaneciler, kütüphanelerin ve arşivlerin kalbidir!
25.12.2018 Ersun Yanal kötü gidişe dur diyebilecek mi?
18.12.2018 Her şeyi bilenler çağı!
29.10.2018 Koku'ttu gitti!
21.10.2018 Fenerbahçe?den tarihi başarı: 9'da 9
09.10.2018 Eğitimde doğru çıkış kütüphanesiz bulunamaz!
27.09.2018 Aynen aynen, sıkıntı yok!
21.09.2018 Fener sönüyor!
07.09.2018 Kütüphaneciler olmadan asla!
20.08.2018 Süper Lig'e hoş geldin Ankaragücü
18.07.2018 Fransa bileğinin hakkıyla ve alkışlarla
14.07.2018 Tebrikler Belçika
03.07.2018 Japonya'ya saygı gecesi
01.07.2018 Arjantin efsanesi ve Messi feneri
25.06.2018 ?Yeni Türkiye Dersi? başlıyor!
19.06.2018 Fenerbahçe için umudun adı: Ali Koç
04.06.2018 Fenerbahçe?de bir dönemin sonu!
27.05.2018 Ramazan: Müslüman için tefekkür zamanı
16.05.2018 6. Ulusal Yayın Kongresi'nin ardından
29.03.2018 Kütüphaneler, arşivler ve işi ehline vermek
18.03.2018 Yeni bir derbi ve yine bir kandırmaca!
21.02.2018 Terim Etkisi Değil Terin Etkisi Esas Olmalı
31.01.2018 Üç Artı Bir İmparator ya da İmparator Kime Denir?
27.12.2017 İNTERNET İCAT EDİLDİ, EDEBİYAT "BOZULDU"
12.12.2017 İSTİKÂMET YAŞAYAN KÜTÜPHANELER!
21.11.2017 ÇOCUK KÜTÜPHANELERİ ÇALIŞTAYI
14.11.2017 KÜTÜPHANECİ YETİŞTİRİLMESİN O HALDE!
31.10.2017 KİTAPLAR, KÜTÜPHANELER VE ÇOCUK CIVILTILARI
17.10.2017 ZAFERİMİZLE ÖVÜNEBİLİRİZ!
10.10.2017 AMPUTE DEĞİL CESUR YÜREK MİLLİ TAKIMI
07.10.2017 MİLLİ TAKIM: EL ELDE BAŞ BAŞTA
24.09.2017 TÜRK FUTBOLU KAYBETTİ
14.09.2017 BEŞİKTAŞ'I İZLEMEYE DEVAM
12.09.2017 KÜLTÜREL MİRAS, KÜTÜPHANELER VE BURSA
03.09.2017 LUCESCU?NUN YANLIŞ İLİKLENMİŞ DÜĞMELERİ VE MİLLİ TAKIM
28.08.2017 FENERBAHÇE GÜNÜ KURTARDI
25.08.2017 FENERBAHÇE NEREYE?
22.08.2017 BİLGİSİZLİĞİN FATURASI AĞIRDIR!
15.08.2017 SON AĞAÇ KURUDUĞUNDA
08.08.2017 YİNE DE BEŞİKTAŞ, YİNE BEŞİKTAŞ
01.08.2017 ÖLÜNCE BÖYLE ÖLMELİ İNSAN
18.07.2017 VATANINI EN ÇOK SEVEN?
15.07.2017 METİN DOĞAN GAZİDİR
05.07.2017 GÂVURLUK YAPMAK!
05.06.2017 GÖZ GÖZ GÖZTEPE NİHAYET SÜPER LİG?DE!
30.05.2017 BEŞİKTAŞ AŞKLA VE ALKIŞLARLA ŞAMPİYON
19.05.2017 LİYAKAT OLMADAN GELİŞME OLMAZ!
02.05.2017 SEVERKEN ÖLDÜRMEK
25.04.2017 FUTBOLDA KALİTENİN ADI: BEŞİKTAŞ
11.04.2017 BİLGİYE ?EVET?, BİLGİSİZLİĞE ?HAYIR?
07.04.2017 BAĞCILAR?DA HER GÜN KİTAP, HER GÜN KÜTÜPHANE!
14.03.2017 EŞEKLİ KÜTÜPHANECİDEN BİSİKLETLİ KÜTÜPHANECİYE
08.03.2017 III. MİLLİ KÜLTÜR ŞÛRASI VE KÜTÜPHANECİLİK
22.02.2017 NAM-I DİĞER ATOM KARINCA
14.02.2017 BİR ÂLİM ÖLDÜ DİYELER?
08.02.2017 ALKIŞLAR MEDİPOL BAŞAKŞEHİR?E
30.01.2017 KÜTÜPHANELERDE GEÇEN KIYMETLİ ÖMÜRLER
18.01.2017 FETÖ'CÜLER VE KUL HAKKI
12.01.2017 ÇILDIRIYORSUNUZ DEĞİL Mİ?
03.01.2017 TERÖR, AMERİKA, İŞBİRLİĞİ VE FETÖ
28.12.2016 KRONİK KÖTÜMSERLİK SENDROMU
21.12.2016 ŞEHİDİNİZDEN MEKTUP VAR
13.12.2016 VATANA AİDİYET BİLİNCİ
06.12.2016 DEVLETTE ?TOPYEKÛN- YENİDEN YAPILANMA
28.11.2016 DIRK ADVOCAAT KANARYAYI KANATLANDIRIRKEN?
22.11.2016 YAN AMERİKA YAN!
13.11.2016 MİLLİ MAÇIN PSİKOLOJİK ANALİZİ
08.11.2016 DARBE İĞRENÇLİĞİN DİĞER ADIDIR
01.11.2016 MÜLTECİ DEĞİL MUHACİR!
25.10.2016 İŞ VERDİNİZ DE ÇALIŞMADILAR MI?
18.10.2016 KÜTÜPHANESİZ ÜNİVERSİTE YA DA BURÇSUZ KALE
11.10.2016 HER GÜN KİTAP, HER GÜN KÜTÜPHANE!
04.10.2016 LİYAKAT ODAKLI YENİDEN YAPILANMA
27.09.2016 15 TEMMUZ DEMOKRASİ MEYDANI
20.09.2016 BİR FENERBAHÇE YAZISI
06.09.2016 VATAN İÇİN NÖBETTE KALMAK
16.08.2016 VATAN İÇİN NÖBETTE OLMAK
09.08.2016 MİLLETİ KALBİNDEN VURMAK
02.08.2016 BİZ KİMİZ SORUSU ÜZERİNE YENİDEN DÜŞÜNMEK
26.07.2016 YENİDEN ÇANAKKALE RUHU
19.07.2016 YENİDEN YAPILANMA ZAMANI
12.07.2016 FATURAYI KİM ÖDEYECEK?
05.07.2016 BAYRAMI GÖSTERMEYEN MİLLİ FUTBOL TAKIMIMIZ
28.06.2016 TÜRK USULÜ FUTBOLLA BURAYA KADAR
21.06.2016 BU KARNE KİMİN?
14.06.2016 HADİ ASLANIM HADİ KOÇUM!
07.06.2016 ÖNCE DÜŞÜNCE SONRA HAREKET