OKUMAK

Eklenme Tarihi: 12.06.2016 11:46:58 - Güncellenme Tarihi: 04.08.2020 05:06:57

Okumak, Bir Tür Yazmak İşine Eşlik Etmektir

Metin, işlenmiş bir nakıştır. Okumak, işlenmiş olan bu nakışı çözmektir. İpliği çözmek, ipliğin hareketini takip etmektir.

Okumak ve yazmak işinde iplik, kesiksiz olarak birbirine bağlanmış söz?dür, kelam?dır, bütün bunları kendisinde toplayan dil?dir. Felsefe literatürü açısından söylemek gerekirse, logos?tur.

Yazmak ve okumak, her şeyi kendisinde toplayan ve topladıklarını başkasına beyan eden dil sayesinde gerçeklik kazanır. Yazmak, dilin beyan özelliğinden ötürü başkasına söz söylemek; okumak da, söylenmiş olan söz?e muhatap olmaktır. Bu muhatap olma esnasında okuyan da dil?in içine girer ve dil?de bulunan manaya erişir. Erişme esnasında dil, daha doğrusu ortaya konulmuş olan metnin dili yazan ve okuyan arasındaki ilişki sayesinde yeni manalar da kazanır. Çünkü okuma esnasında okuyucu metne mana bakımından eklemeler de yapar: yazarın aklından bile geçmeyen manalar olabilir bunlar. Ancak okur, aklına her geleni metne mana bakımından ekleme yapma hakkına sahip değildir. Bu, ukalalık olur. Yazarın ukalalık yapma hakkı olmadığı gibi okurun da bu hakkı yoktur. Okurun, sonuna kadar eleştirel bakma hakkı vardır.

Yazmak, söz?ü yerli yerinde kullanmayı gerektirir: Kelimelerle, kavramlarla kuralları olan bir oyunu oynar gibi adeta.

Bütün bunlar, yazma ve okumanın üst düzeyde düşünme faaliyeti ve bu faaliyet ile de bir hakikat tutumu olduğunu gösterir. Çünkü okumak ve yazmak, düşünme fiilinden ayrılmaz. Zira yazmak, düşüncenin açtığı yolda kelimelerin, kavramların yerli yerine yerleştirilmesidir. Bu yerleştirme işine başlarken Maurice Blanchot?nun dediği gibi, ?Yazma gerekliliğini umursayacaksan, kendini dolu duyup kimi zaman kendini buna inandırmış olsan, kimi zaman inanmasan da, pek o kadar da önemli olmayan bir uğraştan, varlığı birleştirmeye çabalamaktan, artık bu birliğin biraz dışına yerleşmiş olsan bile (çünkü yazma gerekliliğine kendini verme bir çekilme anlamına gelir) uzak dur.? Bu söz aslında şunu söylüyor: Bugüne kadar olan yaşantımızın bize bıraktığı bir miras vardır. Bu miras, önemli ölçüde bizi belirledi. Benliğimizin oluşmasına katkı sağladı. Yazmaya başlarken, kendimiz ile bu miras arasında elimizden geldiğince bir boşluk oluşur. Ve Blanchot devam ediyor: ?İşte yazma sorunu olarak yazmak, soruyu taşıyan öğe olarak yazıyı taşıyan sorun, artık sana o eski ilişkinin koptuğunu ayırt ettirir. (Yazmak), rahatlığa izin vermez.? Aksi takdirde ne kendi dünyasına ne de başkalarının dünyasına hiçbir katkıda bulunamaz yazar.

Babil Kulesi Efsanesi, dil hakkında en eski efsanelerden birisidir. Bu efsanede, insanların aynı dili konuşmaları halinde gökyüzüne doğru yükselerek adeta Tanrı?ya kafa tutacak hale gelmeleri ve bunun karşısında da Tanrı?nın insanların dillerini karıştırması ve yeryüzünün farklı yerlerine göndermesi hikâye edilir. Aynı dili konuşmak, birleşmek; farklı dilleri konuşmak ise ayrışmak anlamına geliyor.

Yazmak ve okumak suretiyle hepimiz için aynı olan dile hizmet eder ve birlikte olmanın, yan yana durmanın, düşüncelerimizi tanıyarak ortak düşünceler geliştirmenin yolunu da açarız. Birbirimize karışmanın ama birbirimizi karıştırmamanın yolu olmalıdır yazmak ve okumak. Anlamadığımızı karıştırır ve karıştırdığımızı da ifsat ederiz; yani fesat çıkarırız. Bunun için yazmak, dili iyi kullanmayı gerektirir. Anlaşılmaz, belirsiz, boşlukta duran ve zihnimizde hiçbir çağrışımı olmayan tarzda ifadeler, yazana da okuyana da bir şey kazandırmaz.

Bu konu ve özellikle de konuşma ile yazma arasındaki farkın ne olduğu konusu ayrı bir sorundur. Bu konuya devam etmek dileğiyle?

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/252/okumak

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
29.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
14.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
08.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
23.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
01.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
25.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI