Muhsin Başkan ve istişare

Eklenme Tarihi: 21.08.2018 08:30:00 - Güncellenme Tarihi: 07.07.2020 21:29:17

            Muhsin Başkan bizim gerek gençlik gerekse olgun yaşlarımızda hep Başkanımız olarak bildik. Gençlik yıllarımı doğup büyüdüğüm Bayburt?ta, üniversite gençlik hayatımı mezun olduğum Erzurum Atatürk Üniversitesinde, ilk memuriyetimi İstanbul Sultanahmet Sağlık Eğitim Merkezinde ve memuriyetimin ikinci basamağını Balıkesir Sağlık Eğitim Merkezinde geçirdiğim yıllar içerisinde kendisini zahiren görme hiç nasip olmamıştı. Ta ki Ankara?ya naklen atamam gerçekleşti, hele şükür işte o zaman kendisini sık sık görme şerefine nail olabildik. Hele o?nun ?Allah Resulünün hakikatleri dışında liderde teşkilatta tartışılır? diye yeni oluşumun fitilini ateşleyip Ankara Söğütözü?nde Büyük Birlik Hareketine start verdiği andan itibaren hiç tereddütsüz bu yeni oluşum içerisinde bizimde çorbada tuzumuz olsun düşüncesiyle halis niyetle hareketin fikriyatını ortaya koyan Nizam-ı âlem dergisi, Alperen Dergisi ve Gündüz Gazetesine yazdığım yazılarla destek vermeye çalıştım. İşyerimin Ankara Beşevler?de olması avantajıyla hemen her gün iş çıkışı Ankara Sıhhiyedeki Sağlık Bakanlığının arka sokağında BBP Genel Merkezine uğramadan eve gitmezdim. Derken iş çıkışı ve hafta sonları bu uğrayışlar sırasında bazen Muhsin Başkanı Genel Merkeze girişlerinde ya da çıkışlarda karşılaşıp göz göze geldiğimiz çok olurdu. Bir defasında da göz göze gelmenin ötesinde BBP Genel Merkezde Selçuk Özdağ'la karşılaştığımızda elimden tutup Başkanın makamında beni Gündüz Gazetesinde Sivil Toplum, Sivil Katılım, Sivil İnisiyatif gibi konularda kalem oynatan yazar olarak tanıttığında zahiren tanışmış oldukta.  Tabii Muhsin Başkan bu tanışıklığımızın akabinde hem Selçuk Özdağ?la hem de benimle istişare edip partinin bu tip yeni söylemlere çok ihtiyacının olduğunu dile getirip bundan sonra ki yazacağım yazılar noktasında beni daha da bir motive etmiş oldu.  

   Muhsin Başkanla sadece Genel Merkezde mi karşılaştık, elbette ki hayır manevi soluk aldığımız ortamlarda da karşılaştığımız çok oldu. Ankara Etlik semtinde oturmam hasebiyle Ankaralı iş adamı rahmetli Abdulkadir Özcan?ın oğlu Sabri Özcan'ın Muhsin Başkanı evine davet ettiğinde bir akşam Etlik sofileriyle birlikte istişare edişinde de bir arada bulunuşumuz söz konusudur.

        Evet, Genel Merkez, ev ortamı derken kimi zamanda Muhsin Başkanı rahmetli Seyda Hz.lerinin Ankara Pursaklar semtinde yaptırdığı camiye teşriflerindeki yıllarda aynı manevi atmosferi bir arada soluduğumuz da oldu. Hakeza Seyda Hz.lerinin vefat sonrası Seyyid Abdulbaki Hz.lerinin Pursaklara teşriflerinde ki ziyaretlerinde de öyle oldu hep.

       Yine bir gün hiç unutmam ailece Hasan Sağındık?ın adına Orta Asya sentez dediği o güzel tadımsı müzik tınısıyla şenlendirdiği Ankara Altın Park Anfi de düzenlenen il parti kongresine gitmiştim. İşte bu kongrede bir fırsatını bulup çocuk yaşta oğlum Ahmet Alperen ve kızım Merve Nur?la birlikte ön sıralarda oturmakta olan Muhsin Başkanın yanına vardığımızda çocuklarımın hatırını sorup bağrına basması beni benden almaya yetmişti. Bundan daha da öte  Seyda Hz.lerinin vefatıyla Türkiye?nin dört bir yanından Menzile gelen insanların oluşturduğu mahşeri kalabalık içerisinde tahta merdivenlerle dükkânlardan birinin damına çıktığında cenazenin uğurlanışındaki seyre dalışı da hiç unutamayacağım anılar arasındadır.

        Bu arada Seyda Hz.lerinin vefatıyla birlikte Gündüz Gazetesinde her vefat yıldönümünde yayınlanan yazılarla yâd etmeyi kendime borç bilip ihmal etmedim de.  Ama ne var ki ilerleyen yıllarda bir ara gazete yönetiminin değişmesiyle birlikte yazılarımın kesintiye uğraması fena halde canımı sıkmıştı. Öyle ki şikâyet etmeyi hiç sevmediğim halde bu durumu Muhsin Başkana açıklamam gerektiği duygusu ağır bastığında, Genel Merkezin üst katında özel kalemden rica edip içeriye girdiğimde rahmetli Seyda Hz.lerinin yeğeni S. Saki Erol?da oradaydı. Tabii ilk olarak Seyyidimin elini öpüp yanına oturduğumda, Muhsin Başkanımın gözünden süzülen o memnuniyet ışıltısı bir başkaydı. Belli ki makamına girişimde ilk olarak kendisini değil de Ehl-i Beyt neslinden Seyyidimi ziyaret ediyor olmam çok hoşuna gitmişti. Derken hiç sevmediğim şikâyet konusunu dile getirmeden müsaade isteyip öyle ayrıldım huzurdan. Tabii huzurdan çıktığımda o zamanlar vakıf başkanı, aynı zamanda İstanbul Milletvekilliği de yapmış olan Hasan Sert'le özel kalem odasında karşılaştığımda meğer Seyyidime eşlik etmek için bekliyormuş. Hasan Sert'in dikkatini çekmiş olsa gerek ki bana:

        ?- Bu ne hızdı, sanki girdiğinle çıktığın bir oldu,  bu ne iştir?? sordu.

         Cevaben;

         - Seyyid Saki oradayken bize dünya kelamı dile getirmek doğru olmazdı, kaldı ki Seyyidimi ve Başkanımı bir arada gördüm ya bu bana yetmez mi dedikten sonra vedalaşıp sevinç içerisinde adeta çocuklar gibi şenlenip soluğu evde aldım.  Nasıl çocuklar gibi şenlenmeyeyim ki, biri Koca Reis kabul ettiğim Muhsin Yazıcıoğlu Başkanım, diğeri gönlümüzü aydınlatan ışık olarak gördüğüm rahmetli Seyda Hz.lerinin yeğeni Gül neslin evladı S. Saki, gel de neşelenme. Nitekim kendimi eve attığımda yüzümde ki o neşe halim ev ahalisinin de gözünden kaçmaz. Ve ev ahalisi hayırdır çocuklar gibi şen halin var dediler. Bunun üzerine;

       -Nasıl şen olmayayım ki o iki güzide şahsiyeti bir arada gördüm dedim. 

       Her neyse günler günleri  kovalarken Muhsin Başkanla son buluşma diyebileceğimiz yıllar gelip çatmıştı ki; o yıl şahadetine 2 ay zaman kala bir cenazenin otopsisi için o dönem Genel Başkan Yardımcısı Yalçın Topçu (Muhsin Başkanın vefat sonrası Genel Başkan, bir ara Kültür Bakanı, şimdiyse Cumhur Başkanı Başdanışmanı olan) ile birlikte Ankara?nın Keçiören semtinde Adli Biyolog olarak çalıştığım Adli Tıp Kurumu Biyoloji İhtisas Dairesine geldiği yıldı. Dairemize gelip şeref verdiğinde yeniden hasbıhal etme şerefine nail oldum. Sanki vedalaşma için gelmişti. Gündüz Gazetesinde yazılarımın kesilmesinin ardından kendimi siyasi alandan epey zamandır uzak tutmuşluğumdan dolayı Muhsin Başkanla yaklaşık 7 sene zahiren gözden ırak kalmıştım. Sen misin gözden uzak kalan Biyoloji İhtisas Dairesine geldiğinde daha göz göze gelir gelmez bana ilk söylediği cümle:

    ?- Gözlerinin içi hala gülüyor? demek olmuştur. Her ne kadar biz gözden uzak kalsak da o bizi unutmadığının ifadesi bir cümledir bu. Hatta çocuklarımı bile unutmamış,  öyle ki o sarf ettiği cümlenin akabinde hemen çocuklarımın ahvalini sordu. Bende oğlumun üniversiteye hazırlandığını, kızımın ise katsayı mağduru olduğu için ancak puanının kendi dalında İlahiyata yettiğini şimdi İsparta?da okuduğunu söyledim.  Bunun üzerine derin bir of çekip;

      ?Evet, katsayı meselesi bizim kanayan yaramızdır, inşallah her çilenin ardından pembe şafaklar doğacak günlerde gelir elbet?  deyip teselli etmeyi ihmal etmez de. İşte hoş beş sohbetin ardından İhtisas Dairemizden ayrılacağı sırada uğurlamak istediğimde;

      ?-Bak sizler memursunuz, olmaz? dese de dayanamayıp;

     ?-Başkanım öyle şey mi olur buraya kadar zahmet edip gelmişsiniz,  bize uğurlamak düşer dedim. Ve kucaklaşıp makam arabasıyla Adli Tıptan ayrıldığında bu son bakış, son el sallayış ve son göz göze gelişimdi zaten. Gerçekten de o uğurlayıştan iki ay sonra Kahramanmaraş?ın Karlı Dağlarından gelen şehit haberi yüreğimizi sızlatsa da o şimdi Taceddin Dergâhının yanı başında gönül tahtında.

         Hâsılı Kelam; Hasan Sağındık'ın dediği gibi ?Muhsin Başkan dünyada iken siyaset yapıyor gözüküp aslında Veli şahsiyet karakterdir.?  Madem öyle Seyda Hz.lerinin vefatının ardından Kamer Vakfı Bülteninde yayınlanan bir röportajda Veli karakter abidesi Muhsin Başkanın Seyda Hz.leri ile olan hatıralarına ve istişaresine hep birlikte bir göz atalım. Bakın Muhsin Başkan Seyda (k.s) ile olan istişaresi için ne diyor?

      ? Sayın Yazıcıoğlu, Seyyid Muhammed Raşid Erol (k.s.) ile ilgili ilk karşılaşmanızı anlatır mısınız?

       M. Yazıcıoğlu: Kendisini 1970'li yıllarda uzaktan görmüştüm. O zamanlar çok yakın bir temasımız olmamıştı. Ancak, 1987 yılında Menzil'de kendisiyle görüşmek nasip oldu. Kendisiyle uzun uzun göz göze geldik. Elbette o manevi derinliği ve manevi atmosferi daha ilk bakışta yaşadığımı söyleyebilirim. Benim ilk karşılaştığımdaki intibaım hep tasavvuf kitaplarında okuduğumuz ama ulaşamadığımız, yaşayamadığımız, hissedemediğimiz güzel duyguları yaşama ve hissetme durumunda oldum. Orada benim yarım saatlik hemen hemen yarısı sessiz geçen, bir o kadarı da çeşitli konularda görüşlerine başvurduğumuz ve dinlediğimiz an olarak geçti. Akşam kendilerinin emirleri üzerine bizi Mübarek Divanı'nda misafir ettiler.

      ? Efendim, bu esnada sizin M. Yazıcıoğlu olduğunuzu biliyorlar mıydı?

     M. Yazıcıoğlu: Çevredeki sofiler benim olduğumu söylediler. Ama ben cezaevinde iken manevi olarak da irtibatımız oldu. Bazı sofi kardeşlerimiz aramızda haber akışı sağladı. Bu sebeple bizi hem ismen biliyordu, hem de biz cezaevinde iken muhtaç olduğumuz dualarını daima aldık. Kendisine misafir olduğumuz gecenin sabahında, namazdan sonra camiinin dışında büyük bir kalabalık toplanmıştı. Kendileri kalabalık içinden geldi ve beni çağırdı. Bir kenara geçtik. Elini omzuma koydu ve bana güzel bir hikâye anlattı.

       ? Hikâyeyi dinleyebilir miyiz?

      M. Yazıcıoğlu: Buyurdular ki:

      ''Bir zatın iki tane oğlu varmış. Kendisi vefat ederken bunlara üç küp altın bırakmış. Çocuklarına ''Bu küp altınların birer tanesi sizin. Üçüncüsü de dünyanın en ahmak adamının'' diye vasiyet etmiş. Babalarının vefatından sonra bu iki kardeş çok yer dolaşmışlar. Kimi bulsalar bundan daha ahmağı çıkar düşüncesiyle dolaşıp durmuşlar. Çünkü dünyanın en ahmağını arıyorlar. Küçük kardeş bir şehirden geçerken bakıyor ki, bir zatın sakalının bir tarafını yülümüşler, bir tarafı duruyor. (Hatta o, sakalın bir tarafını yülümüşler sözünü söylerken mübarek biraz düşündüler. Tıraş kelimesi sonra aklına geldi, ondan dolayı gülmüştü...) O adamı ayrıca merkebe ters bindirmişler. Kuyruğunu da eline vermişler. Boynuna tezek takmışlar, etrafına çıngıraklar asmışlar. Ve kendisini def, davul çalarak, halkın arasında dolaştırarak rezil rüsva etmişler. O zaman bu küçük kardeş oradaki insanlara sormuş; Bu adamın ne suçu vardı da bu kadar eziyet ediyorsunuz? Cevaben; herhangi bir suçu yokmuş demişler. Bir suçu olduğundan dolayı değil bizim burada adet olduğu için yapıyoruz. Küçük kardeş nedir âdetiniz demiş. Cevaben; bu adam buranın valisi idi. Belli bir süre valilik yapar sonra süresi dolduğu zaman bunu tahtından indiririz. Halkın arasında böyle dolaştırırız. Öbürünü de Törenle tahtına oturturuz dediler. Bunun üzerine küçük kardeş; peki şimdi tahtına törenle oturttuğunuz süresi bittikten sonra aynı bunun gibi halkın arasında dolaştırılacak mı diye sormuş. Onlar da evet demişler. Küçük kardeş hemen eve gidip babasının vasiyet edip verdiği bir küp altını alıp gelmiş. Getirip valinin önüne koymuş. Valiye, bu küp altın babamın vasiyeti üzerine sizin şahsınıza aittir. Yani devlete ait değil. Siz kendi şahsınıza kullanacaksınız. Vali, ama ben sizin babanızı tanımıyorum demiş, küçük kardeş evet, babam da sizi tanımazdı. Zaten bize vasiyet etti ki, dünyanın en ahmağını bul ona ver diye. Vali hiddetle oturduğu koltuğundan kalkmış ve demiş ki, ben koca bir valiyim. Nasıl olur da dünyanın en ahmağı olurum. Küçük kardeş, sizin bir sene sonranızı görüyorum. Bu valilik dönemi bittikten sonra size şöyle şöyle yapmayacaklar mı, sen kendin de böyle olacağını biliyorsun. Bunu bile bile buraya oturmak ahmaklık değil mi demiş.

       Bu hikâyeyi anlattıktan sonra elime omzuma vurdu. Dedi ki:

       ''Manevi rütbelere talip ol. Yoksa insanlar alkışlarlar sonra da taşlarlar. İnsanlara güvenme, önemli olan manevi rütbelere talip olmaktır...''

    Tabii ben o zaman acaba siyasete hiç bulaşma anlamında mı söylüyor diye düşündüm. Kendilerine bir vakıf kurduğumuzu söyledik. Vakfa çok sevindi. Vakıf faaliyetlerinin yararlı olduğunu ifade etti. Ayrıca siyasi düşüncelerimi kendilerine aktardım. Bize ''Bu işin çilesini, sıkıntısını çekmişsiniz. Bu sizin bileceğiniz yanıdır. Faydalı olabileceğinize inanıyorsanız yapabilirsiniz.'' dediler. Yani o zaman siyasetin acımasızlığını, insanların güç ve kudrete karşı zaaflarını dikkate alarak siyaset yapmamız gerektiğini ifade ettiği manasını çıkardım.

    ? O günden bu güne birçok görüşmeleriniz oldu. Bu görüşmelerden size kalan hatıralarınızı ve kendisinin tavsiyelerini anlatır mısınız?

     M. Yazıcıoğlu: Tabii bunların bir kısmı söylendiği yerde kalması gereken hatıralar, yaşadığımız anda kalması gereken hatıralardır. Ama ben kendisinden hep güç bulmuşumdur. Bizim için manevi bir kuvvet olmuştur. Yalnız üzüldüğüm bir yanı var, o da son Ankara'ya gelişlerinde kendilerini Pursaklar'da ziyaret ettiğimizde bizi akşam eve davet etmişlerdi. Akşam biraz geç olduğu için istirahata çekilmiş olduğunu düşünerek, evi arayıp rahatsız etmek istemediğimizden gidemedik. Bir daha görüşmek de nasip olmadı. O akşam gidemediğimiz için hala üzülüyorum.

      ? Evet efendim...

      M. Yazıcıoğlu: Siyasi Karar Kurultayımızdan önce Türkiye'de bildiğimiz gönül dostlarını ziyaretlerimiz oldu. Bunlara gayretlerimizi anlattık. Yani aklımız ve baş gözümüzle tayin ettiğimiz hedefleri bir de gönül dostları nasıl görüyor diye düşünerek bu zatlarla meşveretlerimiz ve danışmalarımız oldu. Bu meyanda Seyda (k.s) ile de hassaten görüşmüştük. O görüşmemizde kendisi ''Toplayın, toplansınlar, konuşun, tartışın, orası nasıl karar alırsa öyle hareket edin'' dediler. Hatta yakından ilgilendiler. Ne kadar insan toplanabilir ve kalabalıklar nasıl olur hususunda sorular sordular. Kurultay sonrasında kendilerine kamuoyunun beklentilerini anlattık. Kamuoyundaki birlik hususundaki özlemleri aktardık. Bu hususta kendileri de ihlâsınızı bozmayın siz, ihlâsınızı bozmamak kaydıyla birliktelikler yapabilirsiniz. Ama birlikteliğiniz ihlâsınızı bozacaksa o zaman kendi istikametinizde devam edin gibi görüşler ortaya koydular.

        ? Son cümle olarak neler söylemek istersiniz?

       M. Yazıcıoğlu: Baktığımız zaman gönlümüzü rahatlatan, manevi hazzımızı artıran, bize manevi iştah getiren bir Mürşidi Kâmil'di. Dolayısıyla bizim manevi dünyamıza çok güzel, tarif edemeyeceğimiz tesirleri var. Allah ondan razı olsun. Seyda (k.s) Hazretleri ve cümle Allah dostları bizim manevi ışıklarımızı. Biz onlarla görebiliyoruz. Onun bu âlemden ebedi âleme gidişi bizi çok üzdü. Allah dostları her zaman manevi tasarruflarıyla da bizi kuşatırlar. Cisimleri yanımızda olmasa da bize manevi rota verirler. Onlar birlik sembolüdür. Onlar tevhidin nurlu aynalarıdırlar. Biz onlardan yansımalar alırız. O, gönüller sultanı idi. O Sultan-ı Müslim?indi. O şimdi Allah'a ve Allah'ın sevgilisi Hz. Resulullah (s.a.v.)'a kavuştu.

          Allah rahmet eylesin.

Kaynak:Kamer Vakfı Bülteni.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2434/muhsin-baskan-ve-istisare

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

02.07.2020 Esma-ül Hüsna
25.06.2020 Kader-i İlahi
18.06.2020 İmtihan Hayatın Bir Gerçeği
11.06.2020 İçi Başka Dışı Başka
04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM