Artık yeni Türkiye vakti

Eklenme Tarihi: 12.07.2018 08:27:00 - Güncellenme Tarihi: 05.06.2020 10:36:01

    Cumhuriyetin ilk yıllarında KİT eliyle ekonomiye start verilmesi gayet tabii bir durumdu. Zira o şartlarda ekonomik bilinç ancak KİT eliyle gerçekleştirilebiliyordu. Ancak zaman içerisinde devlet ekonomide tekelleşmesini sürdürmeye devam ettikçe KİT?ler (Kamu İktisadi Teşekkülleri) faydadan çok zarar getiren bir mekanizmaya büründüğü anlaşıldı. Derken hantal devlet aygıtının sırtımızda bir kambur olmanın ötesinde toplumumuzun refahını sekteye uğratan hüviyete dönüştüğü görüldü.

         DP?nin halk kitlelerince işbaşına getirilmesiyle ekonomide iyileşmeler oldu diyebiliriz, en azından bu dönemde ekonomik anlayışlar değişti. Nitekim 1950?lerden sonra sanayici devletten teşvik ve proje yardımı görerek yeni sanayi hamlelerin kapısı aralanıverdi. Bu ilk adımın sanayileşme yolunda müspet bir atılım meydana getirdiği muhakkak. Bu yüzden Türkiye'de sanayicinin mevcut konumuna gelmesi başlangıçta devletin proje ve teşvik katkılarına borçludur. Fakat başlangıçta ki bu anlayışın zamanla rantiyeye dönüşmesi çarpık sistemin getirisi olarak karşımıza çıkıverdi.

        Evet, ilk dönemlerde birçok şirket kâh devletten proje alarak, kâh kredi alarak yatırımlarını gerçekleştirebiliyorlardı, ama bu durum bir yere kadar devam edebilirdi.  Öyle ki bir noktadan sonra sistem alarm verince tıkanıp kaldık. Çünkü bir kısım sanayicimiz artık devletten destek almadan, kendi ayakları üzerine hareket ederek yatırımlarına devam etmek istiyordu. Ama her nedense spekülatif anlayış bu yolu tıkama cihetine gitmiştir. Zaten devletin bugün ekonomiden elini tam manasıyla çekme isteği bu durumu ziyadesiyle teyit ediyor. Dolayısıyla ülkemiz, merkezden yönlendirme alışkanlığını artık bırakması gerekir yeni bir anlayış olarak ortaya çıktı. Doğrusuda buydu zaten, zira merkezden empoze edilen her müdahale insanımıza yatırımcılık ruhunu törpülemekteydi. Şayet bu merkezi anlayışta ısrar edilseydi bugün geldiğimiz noktada asla 2023 hedefinden söz edemeyecektik. Düşünsenize eski Türkiye?de adı konulmamış olsa da, aslında üstü açık komünist uygulamalar mevcuttu. Gerçektende düşündüğümüzde devletin her işe burnunu soktuğu ve hiçte yabancısı olmadığımız komünist ve sosyalist ülkelerde görülen uygulamaları hatırlatır bize. Elbette ki üretkenliğin olmadığı yerde ne kadar kalkınmadan bahsedersek bahsedelim, onun adı düpedüz komünizmdir. Kaldı ki batılı ülkelerin sosyalist akımları bile kendi açılarından önemli diyebileceğimiz ekonomik revizyon sürecini başlattılar. Nasıl mı? Bilhassa batılı sosyal demokratlar sosyal demokrasi adı altında, eski sosyalist komünist klasik söylemlerden vazgeçerek yeni fikirlere yönelmesiyle elbet. Bizde ise ne yazık ki bu yeni söylemin adı moda tabirle sosyal demokrasi olarak sahne aldı. Yani batı tipi söylem değildir bu. Zira batıda sosyal demokrasi tanımı liberal bir eksene oturtulan bir kavramdır. Dahası sosyal demokrasi kavramı, plan ekonomisi ve refah devleti gibi ilkelerden vazgeçilip üretkenliği ön plana alan bir yapıya terfi etmenin adıdır. Özellikle İngiltere?de üretkenliği esas alan sosyal demokrasi dalgasının hızla yayıldığına şahit olduk bile.

        Türkiye?de bir zaman uygulanmak istenen metot ise bildiğimiz klasik sosyalist anlayıştır. Kelimenin tam anlamıyla ekonomimiz devletçi zihniyete teslim edilip girişimci sanayicilerimizin önü spekülatif ruhla birlikte köreltilmek istenen zihniyettir. Oysa Türkiye?de sol dünyada gelişmelere uygun bir hamle yapabilseydi,  dünyadan bihaber olarak fosilleşmeyeceklerdi.

        Türkiye?de şu da var ki sanayileşmiş bilgi toplumu şuuru sadece sol kesimin çıkmazı değil, toplumun büyük kesimi de devlet baba geleneği alışkanlığından olsa gerek bu şuur daha henüz tam manasıyla yerleşememiştir. Nitekim bu şuur yerleşemeyince de 2002 ekonomik krizi ile birlikte patlak veren spekülatif endişeler, üretim artışına yönelik olumsuz faaliyetleri bir anda nasıl etkilediğini hep beraber acısını yaşamış olduk. Hele hele o günlerde devletin girişimcilik ruhuna yeteri kadar eğilmemesi, ister istemez spekülatif kazanç peşinde olan bir takım şirketlerin iştahını kabartmaya yol açmasına yetmiştir. Derken sanayicilerimiz, girişimci olmaktan çok spekülatör işadamı rolüne bürünmüşlerdir. Tabii bu arada unutmayalım ki o yıllarda iyi niyetli bir takım sanayi iş adamlarımızın çığlıkları da, o günün spekülatörlerce bastırılmaktaydı.

       Evet, o yıllarda sanayiciliği tabana yayacak politikalar gerekiyordu ama maalesef bu yapılamadı. Üstelik dünyanın gelişme seyrinden de bihaberdik. Oysa dur durak bilmeyen dünyamızda, ülkemizin konumu sanayileşmiş bilgi ötesi Türkiye olmalıydı. Ama gel gör ki dünyanın gidişatının tam tersine bir yol izlemek bize pahalıya mal oldu ve ister istemez 2002 ekonomik krizi patlak verdi. Üstelik o yıllarda mevcut sistem faize kurulu bir yapılanmadan beslendiği için, yatırımı ve üretkenliği boğmaktaydı. Hatta Türkiye?de yaşanan çarpık ekonomik durum, bir takım iş çevrelerini faiz müptelası haline getirmiş ve hızla kolay yoldan köşeyi dönme arzusu toplumu A?dan Z?ye etkilemiş durumdaydı. Üretkenlik, girişimcilik ve yatırımcılık gibi güzel unsurlar çoğu kez lafta kalmaktaydı. Uygulamada faizli kazanç baş tacı yapılmıştı. Hiç kuşkusuz bu yüzkarası bir durumdu.

        Bakın bu ülkenin önde gelen Musevi ve müteşebbis vatandaşı İshak Alaton o yıllarda ne diyordu:

        -?Faiz müptelası yapıldım, kolay para kazanma bağımlısı oldum. Geçen günlerde yalnızca bir hafta sonu yüzde 360 ile bankada tuttuğumuz paradan, Amerikalı bir yatırımcının bir yılda kazandığı kadar faiz kazandım. Bu utanç verici bir durum ama Türkiye?nin ekonomik durumu bizleri bu hale getirdi. Bu benim ve benim durumumda

bulunanların ezikliğinin çığlığıdır, isyanıdır....?

         Bilhassa Ecevit Hükümetinin o yıllarda yanlış ekonomik politikaları sonucu sistem sanayiciyi faiz spekülatörü haline sokmuştu. Yani sanayiciye biçilen misyon, sadece spekülatif girişimcilikti. İşte bu zihniyet sanayileşme yolunda yarınlarımızı çalan en büyük engel bir handikabımız oldu. Devlet ise o sıralar sürekli piyasadan para çekmekle meşguldü, çekilen paralar da bari iyi alanlarda kullanılsa gam yemezdik, yetmedi sermaye sağlıksız alanlarda heba edilerek özel girişimciliğin önüne set çekilmekteydi. Devletin üstelik ara sıra göstermelik yatırımları özel girişimciliğin meydana getirdiği artı değerleri de silerek yeni kamburların türemesine yol açmıştı. İşte böylesi bir ekonomik yapılanmada,  tabiî ki özel girişimciliğin dal-budak salması imkânsızlaşacaktı.

          Sözün özü eski Türkiye?de mevcut sistem rantiyecilerin ve bedavadan para kazanmaya alışmış odakların işine yarıyordu. O yıllarda siyasetimiz kısır çekişmelerle oyalanırken, sanayicilerimizde spekülatörlere kurban ediliyordu. Sadece karanlık odaklar mı? Elbette ki hayır, mevcut durumdan spekülatörler de pastadan pay kapma adına yatırım yapmadan kolay bir kazanç elde ediyorlardı. Aslında Türkiye?nin önü açık olmasına açıktı ama bu kördüğümü açacak yeni bir sistem kuramama sancısının bedelini yanlış siyasetçileri başa getirmek ya da bir başka ifade ile 28 Şubat ürünü ANASOL (Ecevit) hükümetini işbaşına getirmekle ödedik. Ne zaman ki yatırıma yönelmeden sermayelerine sermaye katan mekanizmanın ardında ki çarpık sistemi sorgulanmaya başlandı, işte o zaman sanayimiz canlanmaya başladı diyebiliriz. Türkiye?de öyle bir çarpık sistem kurulmuştu ki, adeta spekülatör çevrelerin ekmeğine yağ sürülmekteydi. Vicdan sahibi sanayicilerin bir kısmı elbette ki bundan rahatsızlardı. Fakat başka ne yapabilirlerdi ki, o günleri bu kötü gidişe dur diyecek daha henüz siyasi irade belirmemişti. Neyse ki 2002 krizi sonrası siyasi irade belirince spekülatörler artık eskisi kadar cirit atamıyorlar. İşte bu Türkiye adına yeniden ümitlerin yeşerdiği sevindirici bir gelişmeydi. Yine de bizi bu hale getiren eski çarpık sistemin yaraları daha tam manasıyla sarılmış sayılmaz. Umudumuz o dur ki, Başkanlık sistemiyle geçişimizle birlikte eski Türkiye?de yaşanılan ekonomik krizin derin etkileri henüz tam anlamda silinmemiş olsa da 2023 hedef azmi ve heyecanı yüreklere su serper durumda.

          Velhasıl; Yeni Türkiye?de rantiye değil üretim kazanacaktır. Buna inancımız tam da.

           Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2344/artik-yeni-turkiye-vakti

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

04.06.2020 Gel Kardeşim Bir Olalım
28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM