İki kutuplu bakıştan çıkma vakti

Eklenme Tarihi: 28.06.2018 09:09:00 - Güncellenme Tarihi: 03.06.2020 00:35:03

         Öteden beri insanlara bakışımız her nedense siyah beyaz ekseninde seyretmiştir. Hâlbuki herkesi olduğu gibi kabul etmek gerekiyordu. Tabii bunda ?olduğu gibi görünmeyen göründüğü gibi olmayan? bukalemun tipleri hariç tutuyoruz, bu yüzden onları olduğu gibi kabul edemeyiz. Zira onlar bukalemunca her tarafa sızan hain tiplerdir. Nitekim onlar Haşhaşileri de aratmayacak derecede aşağı mahlûkatlardır. Her neyse geldiğimiz noktada yine etrafımızda olup bitenlere ya seyirci kalıyoruz, ya da siyah beyaz ekseninde öteki gözlükle bakıyoruz,  oysa empati yaparak hüsnü zan bakmaya alışmak gerekti. Aksi takdirde at gözlüğü takma alışkanlığımızı terk edemeyiz. Madem öyle beş parmağı ?bir elimizi? tamamlayan ektremiteler görmek varken yaban el görmek niye?  Hele her türden rengi tarih boyunca bağrına basmış Türk?ü birleştirici değer görmek varken ?beyaz Türk, zenci Türk? ikilemiyle tasnif etmek niye?  Şu iyi bilinsin ki Türk Türk?tür, Türk?ün zencisi beyazı olmaz, bilakis Türk;  Kürdü, Laz?ı,  Çerkez?i, Abaza?sı, Roman?ı,  Gürcü?sü, Boşnak?ı kardeşçe bir arada yaşatmak için vardır. Zira hepimiz Türkiye şemsiyesi altında bir olmuş unsurlarız.  

    Şöyle yakın tarihe bir bakalım, görülecektir ki ideolojik kamplaşmalar yüzünden Nazım Hikmet?le Necip Fazıl?ı, Atilla İlhan?la Yahya Kemal?i karşı karşıya getirmişiz. Ve daha nicelerini bu listeye dâhil edebiliriz de. Şayet farklı düşüncelere sahip insanları zenginlik olarak kabul edebilseydik hem Mehmet Akif?i, hem de Tevfik Fikret?i zıt dünyalara itmez, tam aksine Balkan harbinin yaralarını sarmak adına İttihat Terakki üyesi bir platformda ortak paydalarda mücadele verdiklerini görebilirdik. Demek ki farklı görüşlere sahip olsalar da kullanabilecekleri enstrüman veya vasıtalar ortak olabiliyormuş. Dikkat edin vasıta dedik, gaye değil elbet. Aslında meselenin temeline inildiğinde birbirimize tahammül edemeyişimiz söz konusudur. Neyse ki Alparslan Türkeş?in Nazım Hikmet?in kurtuluş savaşı destanı dizelerinden okuması bu konuda bir nebze olsun ön yargıları yıkmaya yetti diyebiliriz. Yeter ki müşterek noktalarda buluşmasını bilelim, işte o zaman ön yargılarımızı silmek çok kolay olacaktır.

         Evet,  ön yargılar aklın önüne geçince ister istemez ufkumuz kararıp cehalet bataklığına düşebiliyoruz, hatta biranda takım tutar gibi ideolojik saplantılara kapılabiliyoruz. Zira kamplaşma ve kutuplaşma cahil cühelanın işidir. Düşünsenize kutuplaşma hatırı sayılır aydınlarımıza da bir şekilde kenarından kıyısından bulaşabiliyor,  bulaşınca da ortaya özgür bir fikir platformu ortaya çıkmayabiliyor.

        İnsanları kimliklerinden dolayı karalamak akıl kârı iş değil elbet.  İşte bu yüzden Doç. Dr. Hikmet Özdemir?in eski Türkiye için söylediği  ?Devlet tarihle, Bediüzzaman'la, Nazım'la barışmalı? türünden söylemini kayda değer buluyoruz. Öyle anlaşılıyor ki, farklı düşüncede insanların savundukları fikirlerden dolayı dışlamak cehaletin ta kendisidir. Nazım Hikmet?in komünist olması onun şair yönünü görmemize engel teşkil etmediği gibi Said Nursi Hz.lerinin de muhafazakâr Müslüman kimliği ile ortaya koyduğu Risaleyi Nur hakikatlerini inkâra kalkışmayı gerektirmez. Anlaşılan o ki, eski Türkiye?nin farklı fikir versiyonlara karşı koyduğu kırk dereden kırk su getirir cinsten pek çok engellemeleri söz konusudur. Tabii ki bu durum olaylara hep siyah beyaz ikilemi içerisinde bakan ayrımcı bakışın ortaya koyduğu bir sonuç olup içimizi karartmaktadır. Belli ki tetiklemeye çalışılan bu ayrılık tohumlarıyla her alanda kesin hatlar çizilip çoğulculuğun önüne set çekilmek isteniyor. İşte bu istek arzu doğrultusunda Necip Fazıl sırf İslami kesimin bir şair ve yazarı pozisyonunda kalırken, Nazım Hikmet ise sadece sol kulvarın tekeline terk edilmiş bir şair konuma düşürülmüştür. Oysa her ikisi de toplumun değerlendirmesine bırakılmalıydı.  Hadi bundan vazgeçtik diyelim, bir bakıyorsun her iki düşünürde ne İsa'ya,  ne Musa'ya yaranıp eski Türkiye?nin klikleri tarafından dışlanıp çileye tabi tutulmuşlardır. Hakeza; eski Türkiye?de kurumsal bazda da ayrımcılığa gidilmiş, öyle ki kimimiz İmam Hatip Liselerinin varlığından gurur duymuşuz, kimimizde Köy Enstitülerinden haz almışız. Haz alındı da ne oldu, sonuçta her ikisi de eski Türkiye?nin tek tipçi anlayışın hışmına uğramıştır, bu da başka bir açmazımızdır.

        Şu bir gerçek, eski Türkiye?de toplum taleplerini göz ardı eden mekanizmaların hukuk dışı kanallarla içimize yerleştirdikleri kriptolar vasıtasıyla kutuplaşmalara zemin hazırladıkları artık bir sır değil. Öyle ki gereksiz satıh üstü ayrıştırmalar yüzünden toplumu gereksiz yere germişlerdir. Bu durumda toplum ister istemez kendi sesinin duyurulması noktasında her türlü çareye başvursa da derhal eski Türkiye?nin o derin koridorlarında hasıraltı edilmiştir. Yani farklı düşünceden pek çok şair, yazar ve çizerin varlığı birtakım çevreleri rahatsız ettiği bir tabloyla karşılaştık.  Oysa kökü dışarıda karanlık mihraklar farklı fikir ve anlayışta insanların varlığını zenginlik olarak kabul etse mesele kalmayacaktı. İnsanları iki kutuplu bakış ekseninde tutmak işlerine geliyordu. Bu yüzden hüsnü bakışta neymiş deyip bildiklerini okuyorlardı. Korkunun ecele faydası yoktu elbet, şayet kutuplaşma yerine çoğulculuğu esas alsalardı toplumu rahatlatacaklardı. Madem dünyanın geldiği nokta çoğulcu anlayış üzerine kurulu, o halde toplumun temel dinamikleriyle barışık olmayan içimize sızmış kriptoların bir daha gün yüzüne çıkmaması için kökleri kurutulmalıdır, aksi takdirde ?Ya devlet başa, ya da kuzgun leşe? uyarısını yapmaktan başka çaremiz kalmaz. Sonuçta hepimiz bu ülkenin havasını koklamış, aşını yemiş, suyunu içmişiz ve hepimiz aynı gemiye binmişiz de.  Allah korusun gemi su alırsa hep beraber batarız, ama gel gör ki kökü dışarıda fosil ve bayatlamış artıklar etrafımızda cereyan eden bir takım oynanan oyunların ve kumpasların farkında değiller. Dolayısıyla gemi rotasında seyretmeli ki güvenli bir limanda demirleyip ötelere kanatlanabilelim.

          Ancak şu da var ki, beyin fırtınası yapan her aydınımızın hem yerel değerlerle barışık olması,  hem de dünya gerçeklerine ayak uydurmak mecburiyeti vardır. Çünkü bizim köklü tarihi tecrübemiz bunun gerektirir. Yani Selçuklu ve Osmanlıdan miras kalan zengin tarihi birikimimiz bizim irfanımızdır. Dolayısıyla kökü mazide bir gelecek inşa etmek için seferber olmuş aydın ancak baş tacımızdır. Madem köklü tecrübemiz var, o halde eğitim sistemimizi tarihi köklerimizle beslendirip geleceğe yönelik projelerimizle yeniden Nizam-ı âlem olabiliriz pekâlâ. Hele kimliğimizle barışık bir eğitim modeli oluşturduğumuzda ikiliklerin ve kutuplaşmaların kendiliğinden ortadan kalkacağı muhakkak.

         Bu arada belirtmekte fayda var, kendi milletini aptal veya göbeğini kaşıyan adam muamelesi gözüyle hor gören sözde aydınların Nobel ödülüne layık görülmesi için gösterilen çabalar eğitim sistemimizin vardığı nokta açısından hazin bir durumdur. Ülkemizde sanki toplumun değerlerine ters düşmekle yabancıların methiyesini alma iyi bir eğitim almış addedilmiş ve moda yarışı vaziyet almış gibi. Oysa halkımız kendi sesine kulak veren aydını bağrına basmak istiyor, asla yabancıya angaje olmuş aydınlara sıcak bakmıyor. Hem niye sıcak baksın ki, Sovyetlerin öncülüğünde Doğu bloğunun 1990?ların başlarında dağılmasıyla birlikte dünyada kapitalizm ve kominizim kutuplaşması sona ermiş durumda.  Ama ne ilginçtir ki, Demirperde ülkeleri kutuplaşmadan kurtulurken bizim içimizde beslenmiş bir takım mihraklar ise coğrafyamızda hala kutuplaşma adına elinden geleni ardına bırakmayacak türden tüm enerjilerini bölünmek için harcayabiliyor. Malum bir zamanlar sağcı solcu gibi kutuplaşmalar sahneye konulmuştu. Sonrasında ise hız kesmeyip Alevi-Sünni, Türk-Kürt veya laik-anti laik kutuplaşmalar sahne almıştı. Oysa bu tür senaryoları bozmak adına ayrımcılık eğilimlerine geçit vermeyecek projeler ortaya koymak varken, ya fitne kazanına odun atmakla meşgul olunmuş ya da bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın misali seyirce kalarak geçiştirmişiz. Madem hepimiz aynı gemideyiz, o halde bu ayrılık gayrilik neyin nesiydi?  Düşünsenize bir zamanlar bizim şemsiyemiz altında her tür insanı bir arada tutmayı başarmış bir millettik, asla ayrılık gayrilik nedir bilmezdik. Sonradan bize bihaller olup hem içerden hem de dışarıdan kendi kuyumuzu kazar hale geldik. Her neyse köprülerin altından çok sular aksa da olan olmuş bikere, şimdi önümüze bakma vaktidir. Artık neydik edip yeniden öz kodlarımızla buluşup gerek kültürel alanda, gerek sosyal alanda, gerek ekonomik alanda oluşturulmaya çalışılan tüm ayrımcı faaliyetlerin bu milletin yarınlarını çaldığının bilincine vararak biran evvel bu kirli oyunlara son verme vaktidir.

        Her alanı katıp karıştırmakla dayanışmacı ruhumuzun sekteye uğrayacağı aşikâr. Her ne kadar toplumumuzun hoşgörülü bir anlayışla farklılıkları zenginlik olarak algılaması kutuplaşmalara meydan vermeyecek bir avantaj gibi gözükse de bu arada provokatörlerin her devirde boş durmayacağını da aklımızdan çıkarmamak lazım gelir. Madem öyle insanların birbirleriyle olan ilişkilerinde homojenlik arzu edenlere karşı çeşitliliği bozmayacak kalıcı bir yapılanma şarttır. Aksi takdirde çokluk içinde birlik sevdamız yerine başıboş ruhsuz robotlar topluluğu manzarasıyla karşılaşırız. Yeter ki, tek tipçi kliklerin ayak oyunlarından sıyrılmasını bilelim, çokluk içinde birliğimizin daim olacağına inancımız daha da tam pekişecektir. Malumunuz tek tipçi anlayış ve siyasi kirlilik insanları kutuplaşmaya ittiği gibi birliğimize ve dirliğimize de zarar vermekte. Zaten çoğulcu anlayıştan bihaber kliklerin bizim birlik ve dirlik içerisinde beraberce kardeşçe yaşamamızdan memnun olmalarını beklemek hayal olur, onlar tek tipçi anlayışa devam ede dursunlar biz yine de Türkiye sevdalıları olarak çokluk içinde birlik için var olmalıyız. Buna mecburuz da. Çünkü tek tipçi klikler kafalarında kurguladıkları şartlanılmış dogmatik görüşlerin tekrar gün yüzüne çıkması için fırsat kollamaktalar. Onlar fırsat kollaya dursunlar bize düşen onların bu kirli emellerini boşa çıkartacak dogmatik örgütlenmeler yerine tarihi kültürel kodlarla barışık çokluk içinde birlik örgütlenmeleri gerçekleştirmek olmalıdır. O halde daha ne duruyoruz,  bir an evvel çokluk içinde birliğin önündeki tüm engelleri kaldırmanın derdiyle dertlenip, hep birlikte Türkiye sevdası için teşkilatlanmanın tamda zamanı.       

        Evet, vakit  ?milletçe el ele, gönül gönüle seferber olma? vaktidir. Biliniz ki köşeye çekilmekle, balkondan seyretmekle, vakti ziyan etmekle birlik ve dirlik tesis edilemez. Şayet milletin içine karışmakla itibar kaybına uğrayacağını düşünen varsa çok büyük bir yanılgı içerisindedir. Makam ve mevkiler bir yere kadardır, yani geçicidir,  halkıyla hemhal olup arkasından eser bırakanlar ancak nesiller boyu adından söz ettirip gönüllerde taht kurabiliyor.  Bakın ne güzelde ifade etmiş Ziya Paşa ?İnsan ölür kalır eseri, eşek ölür kalır semeri? diye, aynen öyle de halka yabancı olan her klik asla zafer anıtı (eser) dikemeyecektir.

         Her kim olursa olsun cennet vatan Türkiye?mizi cehenneme çevirmeye hakkı yoktur.  Güzel vatanımızı daha da bir cazibe merkezi haline getirmek adına mühendisliğe, ekonomistliğe ve askerliğe verdiğimiz önem kadar yerli kültürümüze de önem vermek gerekir. Zira yerli kültür harcımız olmadan inşa edilen her şey içi boş ruhsuz teknik yığınlarından başka bir anlam ifade etmeyecektir. Ruhsuzluk kutuplaşmaya da zemin hazırlayan bir faktördür. Maalesef egemen güçler aşırı maddi menfaatçi olduklarından kültürümüzü dışlayıp daha çok bedavadan para kazanma faaliyetleriyle günlerini geçiştiriyorlar. Hoş doğrusu teknik konularda başarılı olsalar yine gam yemeyiz, bilakis kutuplaşmadan elde ettikleri rantta başarılıdırlar. Oysa maddi menfaat peşinden koşmak zayıf ruhların ortaya koyduğu bir karakter tipidir. Maalesef modern çağın en acımasız buluşlarından sayılan çarpık ideoloji bilmecesi 19. asrın önümüze koyup 20. yüzyılın ikinci yarısında ülkemizi birliğini zayıflatan bir ayrılık fitnesi olmuştur. Artık bunca deneyimden sonra şunu diyebiliriz ki; 21. yüzyılda ideolojik saplantıları toprağa gömülme vakti geldi geçti bile. Cemil Meriç bu yüzden ?İzm?ler idrakimize giydirilen deli gömleklerdir? der.

       Velhasıl, kutuplaşmanın en büyük rakibi vahyin soluğunda bu topraklarda kazanılan birlik ve dirlik tutkusudur.  Anlayana tabii.

            Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2317/iki-kutuplu-bakistan-cikma-vakti

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM