Terörizm

Eklenme Tarihi: 22.03.2018 10:45:56 - Güncellenme Tarihi: 03.06.2020 00:30:36

Terör kavramı Latince korkutmak manasına ?terrere?den türemiştir. Dahası tedhiş, korkutma ve yıldırma anlamlarını içeren bir kavramdır. Bu yüzden terör kavramını sosyolojik yönden sosyal cinnet olarak da tanımlayabiliriz.

         Her ne kadar Karl Marks terörü devrimin önünde engel bir olgu olarak görse de, yine her ne kadar Lenin ve Che Guevara terörün polisiye kuvvetleri tahrik ettiği noktasında hem fikir olsa da, aslında kazın ayağı hiçte öyle değil elbet.  Bu tür cin fikirlerin altında yatan asıl gerçek şu ki; işin ucu kendilerine dokunduğunda tam tersi bir tavır takınıp kendi dışındakilere terörü müstahak görmeleridir.  Kaldı ki koministler terör konusunda samimi değillerdir, şayet samimi olsalardı  'devrim kanla yazılır' sloganına sarılmazlardı.   Peki ya Trostky? Malum o da terörün devrim için vazgeçilmez bir unsur olarak değerlendirir. Carlos Marighella?de Leon Trotsky?e (Troçki?ye)  eşlik edip terörün devrimin gerçekleşmesine yönelik bir vasıta olarak telakki eder, ama yine de bir şerh düşmeyi ihmal etmez, terörün şehir gerilla savaşıyla eş tutulmaması gerektiğini vurgular.  Bu arada Regis Debray ise diğerlerinden farklı bir bakış ortaya koyup terörü bir tür savaş şeklinde tanımlar.

         Evet, kim ne şekilde tanım yaparsa yapsın,   terör eylemlerin arka planında insanlıktan nasibini almamış devrimci teorisyenlerin mankurtlaşmaya aday gençler üzerinde etki yaptığı gerçeğini değiştiremeyecektir.   

        Terör hareketleri iktidarları ve hükümetleri tek başına devirici güç olmaya yetmese de sarsacağı besbelli. Gerektiğinde şiddet hareketleri ülkeden ülkeye biçim değiştirebiliyor,  bir bakıyorsun Latin Amerika'da başka, İrlanda'da (IRA) başka, Türkiye?de bir başka yüzle karşımıza çıkabiliyor.  Türkiye şartlarında düşündüğümüzde ise PKK?nın giriştiği eylemlerde ilk önceleri baskın tarzında yaptığı eylemler,   akabinde gerilla savaşı tarzına dönüştüğü, daha sonrasında ise büyük şehirlere kadar uzanıp canlı bomba tarzında eylemler gerçekleştirdiklerine şahit olmaktayız. Anlaşılan PKK sadece Güneydoğuda nizami ordu ve polisiye kuvvetler karşısında gerilla mücadelesi vermekle yetinmiyor metropol şehirlere daldığı da görüldü. İster adına gayrinizamî dağ gerilla mücadelesi eylem densin, ister canlı bomba eylem densin sonuçta tek değişen şey metot farklılığıdır,  değişmeyense uluslararası istihbarat ağlarının taşeronluğuna soyunaraktan terör odaklarının her devirde varlığını sürdürüyor olmasıdır. Nitekim sosyal politik alt tabanın kaygan zeminde seyretmesi bu tür odaklara cesaret verip hem gerilla türü terörist olmayı,  hem de rahatlıkla canlı kalkan türü olacak bir yapılanmayı beraberinde getirebiliyor.  

         12 Eylül öncesi komünist fraksiyonlar o günkü Türkiye şartlarında devrim yapmaya müsait bir atmosferin var olduğunu düşünmüş olsalar gerek ki, o şartlarda silahlı mücadele için omuz omuza beraber olmuşlardır. Derken bu düşünceler eşliğinde 'devrim kanla yazılır' histerisiyle Türkiye?yi kana bulamışlardır. Hatta o yıllar için gerilla savaş taktiklerinin illegal boyutta icra edildiği devirler dersek yeridir.  Zira o yıllarda solcu gençler Marks, Lenin, Mao, Che Guevara?nın kitaplarını okuyaraktan silahlı devrim stratejisi belirliyorlardı. Öyle ki o yıllarda Marksist öğretiler solcu gençliğin adeta vazgeçilmez amentüsüydü.  Derken bu amentü uğruna gençler bir dolduruşla Sovyet Rusya?nın beşinci kol faaliyetlerinin köleleri oluyorlardı. Beyinleri yıkanmış bu tip gençlerden başka bir şey beklenemezdi zaten. Aslında bu durum sosyalizmi bilmeden sosyalizme moda varı kapılmanın bir sonucudur. Bir başka ifadeyle moda sosyalizm solcu gençlik üzerinde kendi kendini avutmaya yönelik oyuncaktı.  Ancak ne yazık ki bu oyunda hep piyon olarak rol aldılar.

          Şu bir gerçek, Türkiye?de vuku bulan şiddet hareketlerine sadece solcu-sağcı, Türk-Kürt, alevi-sünni ekseninden baktığımızda sağlıklı sonuca varamayız. Zira bu suni ikilemlerin arkasında sosyo-psikolojik kültürel kaynaklı yozlaşma ve sosyal değişim süreçle ilişkili ayırımlar yatmaktadır. Asıl dikkatimizi yoğunlaştırmamız gereken husus ülkemizin tarım toplumundan sanayileşmiş bilgi toplumuna geçişte yaşanılan sancı meseledir.  İşte en can alıcı geçiş sancısı noktaya odaklanmamız gerekirken, maalesef dikkatlerimizi sağ-sol ikilemi gibi suni ayrımlarla oyalanarak asıl meseleyi gözden kaçırmış oluyoruz. Bugün olmuş halen geleneksel yapı ile modernleşme yapı arasında geçiş sancısı yaşadığımızı bir türlü fark edemedik. Zaten fark edebilseydik yaşanan bunca sancıların arka planında tarımdan sanayileşmeye, sanayiden bilgi toplumuna geçişteki kaygan zemin üzerinde patanaj yapmaktan kaynaklı bir şiddet sarmalıyla karşı karşıya kaldığımızı görmüş olacaktık. Düşünsenize gençler geleneksel toplum yapı içerisinde modernleşmeye geçişte daha doğru dürüst kendilerine kimlik edinemeden savruk bireyler halde sersem hayatı yaşamaktalar. Nasıl sersem labirent içerisinde telef olmasınlar ki, her geçiş evresinde köklerinden kopmuş halde yol alınırsa olacağı buydu, gençlerden başka daha ne bekleyebilirdik ki.  İşte görüyorsunuz değerlerin alt üst olmasıyla birlikte kimlik krizinin doğurduğu bir takım sancılar terör odaklarının işine yarayıp tabanlarını güçlendirebiliyorlar. Anlaşılan o ki ideolojiler önce zihinleri esir alıyor, sonrada ideolojiyle efsunlanan dimağlar kendini intihar timi fedaisi görüp etrafa korku salmaktalar.  Kelimenin tam anlamıyla beyinleri yıkanıp efsunlanmış her bir genç Hasan Sabbah?ı fedailerini aratmayacak eylem manyağı hale gelip Türkiye?nin geleceğini karartıp gölge düşürme peşinde enerjisini harcamaktalar. 

         Unutmamak gerekir ki toplumun her geçiş sürecinde geçirdiği bir takım kırılmalar kültür ve sosyal değişimin bir sonucu olarak ortaya çıkmakta.  Üstelik her yaşanan sosyal değişim ve hareketlilik terörizmin değirmenine su taşımaya yönelik propaganda malzemesi olabiliyor da. İşte bu nedenle her geçiş dönemini az zayiatla sancısız geçirmeye mecburuz.  Hiç kuşkusuz bunun içinde ilk evvela sosyo-ekonomik tedbirlere ağırlık vermek gerekir.  Aksi takdirde terör belası yakamızdan düşmeyip ortalığı kan gölüne çevirmeye devam edecektir. Hele sosyal yapıda yaşanan bir takım arazlar kuşaklar arası uçuruma yol açtığında karşımıza yitik nesil olarak ta çıkmakta.  Her ne kadar yitik nesil ya da kayıp kuşak kök itibariyle bu necip milletin evlatları olsada ruhen mankurtlaşmış kayıp nesil olabiliyor. Evet, köklerden bihaber neslin geleceği de söz konusu olmaz, bırakın geleceği şuan ki sosyal hayatı zehir zemberek hale getirmekte pekte mahir pozisyon alabiliyorlar. İşte bu noktada ne yapabiliriz sorusu gündeme gelir ki,  yapılacak şey belli, bir kere her şeyden önce işe kültürel politikalara ağırlık vermekle yola koyulup kültürel zenginliklerimizi ve kültürel kimlikleri birbirinin karşıtı olarak değil birbirini zenginleştirecek çimento hale getirmek gerekir. İkinci adım olarakta şiddete karşı şiddetle değil, ekonomik kültürel ve sosyal politikaları hayata geçirmekle cevap vermek gerekir. Zaten şer odakları yıkmak için varlar,  bizler ise huzur ve imar etmek için varız. Madem tarihten bu güne herşey zıddı ile kaim olmuş, o halde herkes vazifesi gereği ne ise onu yapması gayet tabiidir. Bize düşen vazife 'su uyur düşman uyumaz' misali iri olmak, diri olmak, bir olmak için var olmaktır. Yeter ki derin uykuya dalmış olmayalım,  Allah korusun gaflet uykusuna dalarsak meydanı boş bulan haramiler şu güzelim cennet vatanımızı harabeye çevirmeleri an meselesi diyebiliriz. İşte bu yüzden şer odaklarının boşluk anımızı kollamalarına fırsat vermeden terör hususunda toplumu bilinçlendirip iri ve diri olmamız lazım gelir. İcabında bu da yetmez terörün hedefi nedir, metodu nedir, stratejisi nedir enine boyuna hakkında etraflıca malumat edinmemiz şart.  Hatta bundan daha öte sosyo-ekonomik dokumuzu iyi analiz edip, toplumun kültürel zenginliğini ortaya çıkaracak ve yaşatacak politikalar üretmek gerekir. İşte bu gerçeklerden hareketle terörün üstesinden gelmek adına bilge şahsiyetlere çok iş düşmektedir. Onların bir araya gelip sebep-netice çerçevesinde ortaya koyacakları çözüm paketleriyle meseleye neşter vurmak çok daha kolay olacaktır. Tabii sadece proje üretmekle de iş bitmez, bilge şahsiyetlerin halkın içerisine girip hem hal olmalı da. Hemhal olmalı ki halk-aydın ikiliği, devlet-toplum ikiliği ortadan kalkmış olsun. Kardeşlik projelerini hayata geçirmek için buna mecburuz da. Nitekim bilge kadroları Türkiye sathına konuşlandırmakla teröristlerin köşe başlarını tutmalarına imkân verilmemiş olur. Teröre karşı verilecek mücadelede sadece güvenlik birimlerinden beklemekte doğru olmaz, uzun vadede terörle mücadelede sonuç alınacak asıl iş sosyologlara,  psikologlara, öğretmenlere, imamlara, âlimlere düşmekte. Madem öyle her bir sosyal rehber uzmanı hem madden, hem manen donanımlı kılıp sosyolojik değişimlere hazırlıklı olacak şekilde yetiştirmek en elzem iş olmalı.

         Teröristler meydanı boş bulup doldurmalarına fırsat vermeksizin yalnızlaşmalarını sağlamalı ki, demoralize olsunlar. Malumunuz cumhuriyet, demokrasi gibi kavramlar sivil güçlerin ve sivil anlayışın yaşandığı ortamlarda ancak yeşerebiliyor.  O halde gün birlik olmak günüdür, gün kardeş olmak günüdür,  asla birbirimizin kuyusunu kazmak günü değildir,  aksi takdirde terörizmin ekmeğine yağ sürüp hendek ve tünel kazmalarına fırsat vermiş oluruz. Evet, sivil çözüm ve sivil reçeteler kardeş olmak için vardır, tartışmak için değil teröre hendek ve tünel kazdırmamak için vardır.    

         Gün, bu topraklarda her bir ferdin bir arada yaşamaları için müşterek noktalarda birleştirecek unsurlara işlerlik kazandırmak günüdür. Gün devlet millet dayanışmasıyla etnik kimlik ayrımı yapmadan ortak çimentomuz İslamiyet dairesinde kardeşçe yaşama projelerini hayata geçirme günüdür. Madem Müberra dinimiz tüm müminleri kardeş olmaya çağırıyor,  o halde bu çağrıya uyup tıpkı bir binanın tuğlaları gibi kenetlenmek için var olmalı.. Zaten Güneydoğu insanıyla batı insanını kaynaştıracak iksir İslam?ın kardeşlik mesajında ve ruhunda gizli. Allah?a şükürler olsun ki, ne Arab?ın Acem?e, ne de Acem?in Arab?a üstün olmadığı, üstünlüğün ancak ve ancak takvada olduğunu ilan eden bir dinimiz var.   Bu yüzden Müberra Dinimizi sadece batıl inançları değil aynı zamanda toplum yapılarını da değiştiren tek ilham kaynağı biliriz.

          Terör belasına karşı İslam'ın kardeşlik çimentosunun yanı sıra sosyal, ekonomik ve kültürel tedbirlerde çok önem arz eder. Terörizmin sosyal dokuyu tahrip ettiği bir vaka. Teröristin değişime ayak uyduramayaraktan direnip bir husumet duygusuyla etrafa korku salmasıyla birlikte sosyal yapıda önemli ölçüde derin yaralar açmakta.  Nasıl ki, dünyanın birçok ülkesinde yaşanan sosyal değişmeye paralel kimlik krizi ve militan akımlar nüksetmişse, aynen ülkemizde de tarımdan sanayileşme sürecine, sanayiden bilgi toplumuna geçiş süreci noktasında PKK?nın ortaya koyduğu direnişi söz konusudur. Dahası biryandan hendek kazma, bir yandan tesis yıkma, bir yandan da can almakla kendini ele vermektedir. Hele şehirleşme ve 2023 Yeni Türkiye hedeflerine yönelik kalkınma hamleleri arttıkça da bütün bu hamlelerin terör örgütlerinde karşılığı şiddetle sabote etme şeklinde yansımaktadır. İşte bu durumda yapılması gereken bir yandan terörle mücadelede kararlılığımızı sürdürürken diğer yandan da demokratik ve sivil projeleri hayata geçirmeyi ihmal etmemiz en akılcı yol olacaktır.

          Bakın, kırk yılı aşkındır PKK ile mücadele veriyoruz. Geldiğimiz noktada nice insanımızın katledilmesi hiçte hoş bir durum değildir. Unutmamak gerekir ki terörle mücadelede sadece polisiye ve askeri tedbirler bakımdan başarı oranı ancak %30?u bulurken,  ekonomik, sosyal, kültürel ve sivil tedbirler bakımdan başarı oranı %70 olmaktadır. O halde biz ikinci başarı oranına daha çok ağırlık vermemiz icab eder. Çünkü polisiye tedbirler ancak kısa vadede işe yaramakta, ama ekonomik, sosyal ve kültürel tedbirler öyle değil, tam aksine uzun vadede en etken kalıcı çözüm olmaktadır. Terör belasına karşı hamasi nutuk ve duygu seliyle hareket etmekle asla bir arpa boyu yol kat edemeyiz,  dedik ya illa ki ekonomik, sosyal demokratik ve sivil çözümlerle geleceğimizi sağlama almak şarttır. Zaten zamanında uzun vadeli çözümlere ağırlık verseydik bugün ne Abdullah Öcalan?dan, ne de Güneydoğu meselesinden söz edecektik. Kaldı ki tarihten bugüne teröre karşı sırf polisiye kuvvetlerle kim ne bulmuş ki bizde bulalım.  Uzun vadeye yayacak kalıcı çözümün adresi belli,  hiç kuşkusuz bu adres ekonomik, sosyal ve kültürel uygulamalardan başkası değildir. 

        Türkiye?de terörün ilk kıvılcım alması önce masum öğrenci istekleriyle başlamış, daha sonrasında ideolojik kangrene dönüşüp diğer sosyal kesimleri de içine alan kapan olmuştur. Hele ki Türkiyede şehirleşmenin ivme kazanmasıyla birlikte anti-şehir tutumlar gün yüzüne çıktığı gibi bilhassa GAP projesinin bölgeye katacağı kazanımları da göz önüne aldığımızda neden hendek kazdıklarını,  neden kamu binalarını ateşe verdiklerini, neden bunca imar faaliyetlerini sabote ettiklerini, neden Hakkâri Yüksekova?da hava alanının açılmasına direndiklerini şimdi çok daha iyi anlıyoruz. Aslında bu tür direnmeler bedeviliğin hadariliğe karşı koyuşun çağımızda bir başka değişik versiyonundan başkası değildir. Evet, bir yerde şehirleşme kalkınma hamlesi varsa, biliniz ki çağımızın bedevileri ister istemez harekete geçecektir, bu kaçınılmazdır. İşte böyle bir ortamda PKK, PYD, YDP ve FETÖ şer örgütleri kök salmaya başlar da.

         Türkiye?nin Edirne'den Kars'a yaptığı yollarla, barajlarla, hidroelektrik santralleriyle, eğitimle başlattığı tüm maddi ve manevi kalkınma hamleleri kökü dışarıda bir takım terör odaklarını harekete geçirmeye yetmiştir. Hani her nimetin bir külfeti var denir ya,  aynen öyle de bir yerde kalkınma hamlesi başlamışsa bunun karşıtı sabote edici reflekslerin doğması gayet tabiidir. Baksanıza adamlar yakıp yıkmadıkları yer bırakmadıkları gibi birde bunların üstüne binlerce insanın kanın girip ardından gözü yaşlı anaları ağıtlarıyla baş başa bırakmaları da işin en hazin yanıdır.

        Terörizm dini eğilimlerden kaynaklanmayıp sosyolojik gruplaşmalardan güç kazanmaktadır. Bu gruplaşmalar meydan vermemek için sanayileşmenin yanı sıra eğitime de hız kazandırmak gerekir ki kabile ve aşiret yapıları kırılabilsin. Malum, sanayi toplumların en belirgin özelliği demokrasidir. Demokratik talepler karşılık buldukça terör odaklarının istismar ettiği alanlar daralıp şiddetin yerini farklı düşünen insanlarla özgürce birarada yaşanılacak alanlar yer alacaktır. Madem öyle, gelin çağımızda tanış olalım ve işi kolay kılalım ki farklılıklarımızla birlikte bir arada yaşayabilelim.

      Hele bir insan kendini terörün pençesine kaptırmaya dursun artık o bataktan çıkmak ne mümkün. İşte o çıkmaz bataklığa düşmemek için tüm zenginlikleri bağrında taşıyan milli kültür politikalarına ağırlık vermek olmazsa olmaz şartımız olmalıdır. Aksi halde zengin kültür kaynaklarımızdan bihaber genç kuşaklar akrebin kıskacında, yani terörizmin kıskıvrak kollarında kendini bulacaktır. Besbelli ki kültürsüzlük beraberinde anti şehir oluşumların türemeseni de yol açıp sonunda varacağı nokta terörizm durağı olmakta. Maalesef her türden terör odakları kendi içinde fanatik korkuları, kültürsüzlüğü ve kimlik krizini de bağrında taşımakta, bu yüzden gerektiğinde her biri canlı kalkan olmayı göze alabiliyor da.  Madem kültürümüzün temeli İslam'a dayanmakta, o halde bu engin hoşgörü kaynağımızdan çokça beslenmeli ve yeni nesillere İslam?ın kardeşlik ruhunu aşılayarak her türlü terörizme geçit vermemek gerekir. Böylece sevgi iklimi oluşturularak sosyo-ekonomik ve kültürel değişmeleri sağlamak an be an mümkün hale gelecektir.

        Bakın,  İslam Dinimiz nizamı öngörmüş, başkaldırma fetvalarına izin vermemiş, bilakis 'fitnenin (bugünkü anlamda anarşininkatilden beter' olduğunu beyan buyurarak Müslümanlara birlik mesajı sunmuştur. Hatta Resulullah (s.a.v) Müslümanlara zulmeden Kureyş şeflerinin hiçbirini öldürtmeyerek adeta insanlığa hoşgörü dersi vermiştir. Niye derseniz, çünkü İslam?da terörizme geçit yoktur.  Kaldı ki müşrikler peygamberimize mallarını emanet etmiş bile,  o da günü geldiğinde emaneti onlara teslim etmişte. İşte El Emin olmak budur, gerisi laf-ı güzaf elbet.

          Velhasıl; Geleceğimiz İslam?ın o engin hoşgörüsünü kavramaktan geçmekte.

           Vesselam.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2087/terorizm

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM