Kendini Aşan Düşünce

Eklenme Tarihi: 25.02.2018 13:42:13 - Güncellenme Tarihi: 02.06.2020 03:51:11

Düşünce üretemeyen kişilere, toplumlara bakıldığı zaman, onların belli sınırlar içerisine kendilerini mahkûm ettiklerini, hakikati bu sınırlardan ibaret gördüklerini ve bir skolastik içinde hürriyetlerini kaybettiklerini görürüz.

Düşüncenin kutsal olarak kabul edebileceği herhangi bir fikir sistemi kabul edildiğinde düşünce, kendi gelecek konusundaki imkânlarını kaybetmiş, yolun devam edecek kısımlarını yok saymış ve yolculuğunu bırakmış demektir. Skolastik olarak nitelendirilen bütün dönemlerde düşünce, akıl ile olan ilişkisini kesmiş, kendisini donuk hale getirmiş ve sürekli değişen varlığın ritmine yabancılaşmış demektir. Varlığın ritmine yabancılaşan düşünce, sadece yabancılaşmakla kalmaz, akan hayatın gerisinde ve onu geçen hayatla arasında doğan boşlukta kaybolup gider.

Akıl, kendisini sürekli olarak üst varlık ve düşünme alanlarına taşımak için güç ve yeteneğini kaybettiği zaman, kendi varlık amacından da uzaklaşır. Bu uzaklaşma, aklın yerini eğilimlere bırakmasına ve bizi artık eğilimlerin idare ettiği bir hayat ritmine dahil olmak anlamını taşır. Aklın, düşünmek suretiyle yolunu açması ve aydınlatmasının yerini kör ve amaçsız olan duyguların almaya başladığı görülür. Çünkü eğilimlerimiz genelde duygularımız tarafından, düşüncelerimiz de aklımız tarafından idare edilir.

Bir kişi ya da toplumun insanlığa armağan edebileceği ve kendisini gerçekleştirebileceği alan, kültür ve medeniyet alanıdır. Bu alan bilim, felsefe ve sanat eserlerinde kendisini gösterir. Bilim, sanat ve felsefe alanlarına yükselememiş olan kişi ya da toplumlar manevi hayata katkıda bulunamazlar. Manevi hayat, değerler alanıdır. Değerler; dini, ahlaki, estetik bütünüyle bilim, felsefe ve sanat ile asıl değerlerine kavuşur. Yoksa onlar sadece basit alışkanlıklar olarak kalır ve alışkanlık yeniliğe ve yeni düşünme yollarına gidişin önündeki en büyük engel olarak karşımıza çıkar.

Herbirimizin kendi ferdi varlığı içerisinde kendisiyle olan ilişkisi elbette önemlidir. Ancak kendisinin sahip olduğunu düşündüğü meziyet ya da niteliklerin kendisi gibi başkalarına da ait olduğunu göremediği müddetçe o, sığ bir bencillik tarafından kuşatılmış olur.

Kendi ferdi benliğinin dışına çıktığı ve başka ferdi benlikleri de gördüğü anda, kendisini kutsallaştırmaktan vazgeçer. Aile, bunun ilk adımıdır ve aileden topluma geçiş de aynı süreci takip eder. Varlığını bir toplum içinde ve bir devletin üyesi olmak kaydıyla kazandığını düşünen fert, kendisine ait olan ile toplum ve devlete ait olan arasındaki çelişkiyi yaşamadığı müddetçe halinden memnundur. Onun yapacağı tek şey, topluma ve devlete uygun davranışta bulunmaktır. Böylece o, en iyi vatandaş, ahlakı en iyi şekilde yaşayan kişi, görevini yerine getiren görev adamı olarak taltif görür. Çünkü kendisini ailesine, milletine ve devletine adamış olmanın huzurunu toplum ona yaşatır. Bu durum, kesinlikle takdir edilen bir durumdur. Ama fert, bu davranma biçimlerinin yanında kendisiyle toplum arasında uyumsuzluk ortaya çıktığında kendisini adadığı ve hareketini sonlu bir dünyaya mahkûm eden toplum ve devlet sınırlarının ötesinde bir düşünce dünyası, değer dünyası olduğunu düşünmediği müddetçe büyük bir sıkıntı içerisinde kalmaya mecburdur.

Genellikle düşünce üretemeyen fert ve toplumlara baktığımızda kendilerini, ?bir şeyin ötesi? de olabileceği düşüncesine kapatmış oldukları görülür. Nitekim sanat, bilim, felsefe işte bir şeyin ötesinde ortaya çıkan alanlardır. Ancak hemen ilave edilmelidir ki; bilim, felsefe, sanat ancak sağlıklı bir toplum ve devlet yapısı sayesinde içine dâhil olunabilecek alanlardır.

İçinde bulunduğumuz kültür ve coğrafyaya baktığımız zaman henüz ötesi de vardır denilebilecek bir aşamanın oldukça uzağında olunduğu açıkça görülmektedir. Çünkü ya inanaçlar, ya kavimler, ya kişiler, ya devletler ya da milletler kutsallaştırılmış ve her fert mücadelesini sadece bu alanlara yoğunlaştırmış görülmektedir. Kutsallaştırılmış olan inançların, kişilerin, kavimlerin, devletlerin, milletlerin de fertlerinden beklediği, istediği ve onlara verdiği görev de bu alanlara ilişkindir. Oysa söz konusu edilen alanların hiçbirisi, düşüncenin hür alanları değildir. Hatta bu alanlar sizden düşünmenizi talep etmez. Sadece görevi yerine getirmenizi talep eder.

İnsan, düşüncenin hür ve yaratıcı alanlarına dâhil olmadığı müddetçe akıl sonsuzluğu arzulayamaz, irade mükemmellik karşısında geriler ve insan hareketi ve aklı varlığın dışına atılır. Hareketin ve aklın varlığın dışına atılması, akıl ve hareket sahibi olanın tarihi bir özne olmaktan çıkması demektir.

Düşüncenin ve yaratıcı fiillerin hür alanlarından mahrum olanları bekleyen son; fanatikliktir, içinde bulunduğu alanı, o alanı aşan her türlü üst amaçlara ve alanlara kapatmaktır. Böylesi toplumların bir medeniyet tasavvuru ve bütün insanlığa hitap edecek bir mesajı olamaz.

https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/2019/kendini-asan-dusunce

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

19.05.2019 Medeniyet Tasavvuru
27.01.2019 HAYAT: Yeniden bir daha mı?
06.01.2019 Bedenin değeri ve öldürme
03.06.2018 Mücadele ve insan
27.05.2018 Bir garip tahlil...
25.03.2018 Bir Hareket ve Fikir Adamı Olarak Topçu Paneli
25.02.2018 Kendini Aşan Düşünce
11.02.2018 Milliyetçilik mi? Ama Nasıl Bir Milliyetçilik?
04.02.2018 Hakikate karşı suç işlemek
28.01.2018 Kötülük, İnsanın Bir Vehmi mi Gerçeği mi?
21.01.2018 SAVAŞ VE OYUN
14.01.2018 KENDİMİZİ NASIL İNŞA EDER VE ANLARIZ?
30.12.2017 NEREDE KALMIŞTIK?
27.12.2017 NEDEN GERİ KALDIK?
15.12.2017 NURETTİN TOPÇU'YA GÖRE RÖNESANS İHTİYACI
09.12.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN ANADOLU MİLLİYETÇİLİĞİ VE SOSYALİZMİ
30.11.2017 NURETTİN TOPÇU'NUN DEMOKRASİ KARŞISINDAKİ TUTUMU
24.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK ve İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-2
22.11.2017 BATICILIK, TÜRKÇÜLÜK VE İSLÂMCILIK KARŞISINDA NURETTİN TOPÇU-1
18.11.2017 Kerime Yıldız?a Nazire: SİNEMADAN FELSEFEYE...
02.11.2017 VEFA ÖDÜLÜ VE TOPÇU
13.08.2017 KİTLELEŞME, KİŞİ OLMAYI YOK EDER...
23.07.2017 AKLA DUYULAN İHTİYAÇ
16.07.2017 KALKIŞMANIN ÜZERİNDEN BİR YIL GEÇTİ?
02.07.2017 HAKİKAT VE DOST
11.06.2017 AHLAK VE DİN İLİŞKİSİ ÜZERİNE KISA NOTLAR?
03.06.2017 BİLİM-FELSEFE VE SANAT İÇİN?
21.05.2017 POZİTİVİZM Mİ?
13.05.2017 YÖNETİCİLİK İLE MUTLULUK BAĞDAŞIR MI?
07.05.2017 ÖLÇÜ MESELESİ
23.04.2017 ÇOCUKLAR VE OYUN
16.04.2017 ZAMAN-İNSAN İLİŞKİSİ
02.04.2017 SORUNLAR KARŞISINDA AKADEMİSYEN
19.03.2017 İNSAN DÜNYASI: ANLAŞILMAYI BEKLER...
12.03.2017 AVRUPA VE KRİZ
26.02.2017 BİLME İSTEĞİ: BİLİM VE FELSEFE
12.02.2017 İKİ DÜNYA: EVET-HAYIR
29.01.2017 Gerçekliğin Sözünden Sözün Gerçekliğine...
22.01.2017 TARİHİN SONUNDA DEĞİLİZ...
12.01.2017 NEREYE GİDİYORUZ?
29.12.2016 TARİHE BAKIŞ
25.12.2016 MİLLİLİK ESAS OLMALI
22.12.2016 BİR DEĞERLENDİRME
06.11.2016 ÜNİVERSİTELER VE REKTÖRLÜK SEÇİMLERİ
30.10.2016 CUMHURİYET
27.10.2016 ÖZGÜRLÜK VE SORUMLULUK ÜSTÜNE
16.10.2016 YOKSULLUK ve ADALET
09.10.2016 ANADOLU İRFANI
02.10.2016 EĞİTİM SORUNUMUZ
25.09.2016 KRİZ
21.08.2016 AMAN ALLAHIM!..
17.07.2016 DARBE
30.06.2016 İNSAN VE SORUMLULUK
23.06.2016 KİTLEDEN KÜTLEYE?
19.06.2016 HAYATA DAİR BİR KAÇ SÖZ
16.06.2016 YAZIYA KARŞI KONUŞMA
12.06.2016 OKUMAK
09.06.2016 İLK YAZI