Ülkü kervanı

Eklenme Tarihi: 19.02.2018 09:14:51 - Güncellenme Tarihi: 03.06.2020 00:45:41
       Aman Allah?ım, neydi o günler. 
    Bir mahşeri yaşıyorduk sanki. Sokaklar yürünmez hale gelmiş, herkes birbirinden korkar olmuştu.  Öyle ki o yıllar ahbap ve dost sandıklarından kaçanın kurtulduğu ve leş kargalarının ülkemize üşüştüğü bir hengâmeydi. Dalkavukların üstün addedildiği, sanatkârların sansar, dâhilerin şebek olduğu bu devirde şehitler birbiri ardınca sıralanmıştı. Vaziyet bambaşkaydı, yaşamaksa işkence ve eziyetti. Derken sahneye bir ümit doğuyordu. Bu ümit, kuşkusuz milletin bağrından çıkan Ülkü Kervanından başkası değildi elbet. 12 Eylül öncesi beşinci kol devredeydi. Kimsenin gıkı çıkmadığı o dönemde, acaba bu kördüğümü bertaraf edecek yürekli delikanlılar yok muydu? Elbette vardı, ama yürekli olmanın ağır bir bedeli vardı. Devletin halledemediği işi onlar üslenmişti,  iyi niyetli olmak hiç kuşkusuz güzel bir meziyetti, ama sinsi planlanmış bir senaryonun kurbanı oldukları da muhakkak. Olsun iyilik yap denize at, balık bilmezse Halik bilir ya, bu duygu seli ziyadesiyle onlara yetiyordu. İşte bu güzel duygular eşliğinde, bu yağız delikanlılar yürekleriyle canla başla göğüslerini siper edip adından  ?Ülkü Kervanı? olarak söz ettirmişlerdir.  Ayakların yerden kesildiği, bedenlerin akkorlaştığı ve kurşun kurşun üstüne mermilerin sıralandığı o dönemlerde bunlar yaşandı hep. Her şeyden önce bu kervan Hak yoldan dönmemeye yemin etmişti, istese de bu ulvi davadan vazgeçemezlerdi. Çünkü zalime korku, mazluma umut ?Ülkü Kervanı? yürüyüşü için var oldular. İşte bu varoluş gayesi içersinde Ülkü Gençliğinin vermiş olduğu o mücadelesi takdire şayandır elbet. Ancak bu kutlu yürüyüş kimi dostlarca takdir gördüyse de,  kimi çevrelerde şom ağızlarıyla bu kutlu yürüyüşü hafife alıp sıradan bir vaka addetmişlerdi. Tabii sırça köşklerinde işi hafife alıp ahkâm kesmek çok kolaydı. Asıl zor olan o fırtınalı günlerde kurtlar sülük olup posttan sıyrıldığında ve bana dokunmayan bin yıl yaşasın anlayışın hâkim olduğu bir ortamda işi göğüslemekti. Derken böylesi vurdumduymazlık ortamı içerisinde Ülkü Kervanı?nın böylesi bir zorluğa katlanaraktan  ?Ölürüm Türkiyem? uğruna verdiği o baş koymuşluk mücadelesi tarihe mal olurda.  İşte o gün bugündür o ülkü sevdası hiç sönmedi, sönmez de. Ölümüne bir sevdaydı çünkü.  Ve o müthiş mücadele içerisinde Ülkü kervanı Mevlâna?nın Şeb-i Arus (Düğün Gecesi) dediği ölümü gözü yaşlı analara şöyle tarif ettiler:       
           ?Ana gidiyorum Hakk yola,  
            İhtiyacım var dualarına, 
          Hakkını helal et bana ...?  
            Belki de bu sözler yürekleri dağlayan gözü yaşlı analar için son ağıt bir mektuptu. 
    Şeb-i Arus?a eylemiş tüm şehitler,  aralarına katılan yeni can yoldaşlarıyla birlikte anaların o hüzünlü ağlayışlarıyla birlikte salât ve selam getirdiler. Bütün bu ayrılık kavşağında kalpler mahzun kalsa da pes etmediler. Nihayetinde bu zorlu mücadelede kazanan iç ve dış mihraklar olmadı, geçte olsa kazanan millet oldu. 
          Onlar ki şahadete koşarken toz bulut ve kan revan içinde aklıselim düşünme fırsatı bulamamışlardı. Ne zamanki sular durulmaya yüz tutar, ancak o zaman sağlam kafayla enine boyuna olayları tahlil etme fırsatı bulabilmişlerdir. Öyle ki meydanda leş kargaları çekildiğinde şu kanaate vardılar: Tüm bu yaşananlar o günkü sistemin başlarına ördüğü bir oyunmuş. Daha doğrusu o günkü mevcut sistem ayakta kalabilmek için Türkiye sevdalılarının hissiyatını kullanıp bu tezgâhı böyle kurgulamış. Meğer bütün dünyada geçerli olan bir kural varmış; CIA, Mossad, KGB, iç ve dış baronlar, uluslararası finans aktörleri vs. imparatorluklarını sürdüre bilmek için bu tür senaryolara başvururlarmış. Sonuçta Ülkü Kervanı tezgâhlanmış bir senaryodan habersiz olsa da halis niyetlerini koruyup milli bir duruş sergilemekten geri durmamışlardı.  Nasıl geri durulabilirdi ki, Allah Rızası?nı kazanmak için baş koymuşlardı bu yola. Bu yüzden ?Ölürsek ebedi hayat bizim, kalırsak vatan sağ olsun?  dediler. Sürekli hak ve hakikatten kopmadan  ?Hakk?ın boyasıyla boyansın gönüller? düsturuyla hareket ettiler.  Ne var ki tarihler 12 Eylül 1980?i gösterdiğinde bu hissiyatı altüst eden askeri bir darbe oldu. İhtilalın akabinde terazinin bir kefesine devletin temeline dinamit koyan sol fraksiyonları, diğer kefesine de bu vatan için canını sebil eden Ülkü Kervanını koydular. Ve sapla samanı ayırt etmeksizin her iki tarafı da eşit kıldılar. İhtilal öncesi tufanı yaşamışlardı, ihtilal sonrası da kıyameti yaşadılar. Terazi önlerine konulunca ister istemez Mizan?ı hatırladılar. Tabii ki mizan?ı hatırlamak hoş bir duyguydu, ancak uçsuz bucaksız yedi kat göklerde dolaşıp içten içe uyandıklarında o an gördükleri manzara hiçte iç açıcı değildi. Adalet terazisi mi, hak getire, bu kez Sırat köprüsünü hatırladılar, ama belleklerini şu düşünce sardı: bakalım devlet baba bildikleri devletlû erkân sırattan geçmeye müsaade edecek miydi acaba? Ne mümkün, tam bir düş kırıklığı yaşadılar. Öyle ki devlete başkaldıranlarla devlete itaat edip devleti ebed müddet bilenler suçlu ilan edilmişti. Hikmet-i İlâhi bu ya, alın yazılarında mahpushaneye düşmekte varmış. Öyle ya,  ilahi adalet bu dünyada tecelli etmese de, birde bunun öbür âlemi vardı. Zaten Ülkü kervanının da kıyamet günü Mahkemeyi Kübra?da yüce adaletin tecelli edeceğine inançları tamdı.  
    Mahpushane, Ülkü Kervanı?nın daha da kavileşmesini sağlamıştı. Büyük bir sabır yüreklilikle mahpushane gönüllerde ?Medrese-i Yusufiye? oluverdi bile. Derken küçük cihattan büyük cihada giden yolda Fahri Kâinat Efendimizin yaşadığı günleri andıran bir döneme gelip çatar. Ortalık sütlimandı, ama bu kez 12 Eylül sonrası bir imtihan tufanı başlamıştı. Artık nefisler ön plandaydı. Ülkücülüğün kitabını ben yazdım, tarihini de ben başlattım diyenler oldu. Hatta dava da, ülkü de bana ait diyenler çıktı.  
  Neyse ki tüm bu ego kargaşalığında yerinden doğrulup aklıselim bir yürek çıkarda yüreklere su serpmiş olur. İşte o yürekli ses Koca Reis Muhsin Yazıcıoğlu?ndan gelir ve şöyle haykırır: ?Hayır! Allah ve Resulü?nün hakikatleri dışında her şey tartışılır, hatta lider de, teşkilatta, doktrin de.?  Doğrusu da buydu. Öyle ya, beşeri olan her ne varsa geçici olabiliyor ama hakikat reçetesi öyle değil,  her daim ebediyete kanat çırptıracak kalıcı değerdir. Derken tüm bu yaşanan nefis muhasebesi ortamında hakikat aynası tek değer ülkümüz olur. Zaten şehitler kervanının hayatta kalanlardan beklediği de: Hak ve Hakikat Yolu?ndan dönmemekti. 
  Şu da var ki her gün dönümü bir imtihanı beraberinde getiriyor. Bir bakıyorsun bir başka gündönümünde leş kargalarının yerini bu kez PKK alıp buna FETÖ?de dâhil edilebiliyor. Ve yeni yürürlüğe konacak bu oyunda oğullarını kurban edecek yeni toy vatan evlatlar aranır da. Ancak bu işin külfetini üstlenecek yeni delikanlılar bulmakta sıkıntı yaşanır.  Malum, 12 Eylül öncesi bu işi üstlenecek gönüllü Ülkü Alperenleri vardı,  12 Eylül sonrası ise aynı duyarlılıkta gönüllü erleri bulmak öyle kolayda değildi.  İşte bu yüzden Özel Harekât Timi adı altında bir başka formülle işi halledeceklerdir. Derken bu formülde yerini alacak yeni yağız delikanlılar uluslararası tezgâhın ortaya koyduğu taşeron sistem tarafından oynanan bir oyundan bihaber olarak bu görevi en iyi şekilde deruhte etmek için yola koyulup otuz yıl boyunca vatan ve millet uğruna Cudi veya Kandil dağlarında canhıraş mücadele verip şehit olacaklardır. Peki ya baronlar, onlar da her zaman ki gibi her şeyi fildişi kuleden izleyip sırça köşklerinde eğlenmekle meşgul olurlar. 
  Evet, şimdiye kadar perde arkasında ne olup bitiyor her şeyi sonradan fark etmiş olsak da, şu bir gerçek o günlerde nimet  ?seçkinci oligarşik elitist? tabakanın, külfetse yiğit evlatların olmuştur. Yani nimet seçkinlere ait bir ayrıcalık,  külfetse vatan evlatların sırtlanacağı bir görevdir. Tek kelimeyle o günlerde bir eli yağda, bir eli balda olanlar bu ülkenin tek dokunulmaz güruhu olmuştur hep.     
           Anlaşılan o ki;   her devirde değişik adlar altında arka plan oyunlarını tezgâhlayanlar hiç boş durmayacak gibiler. Ama bizimde tüm bu senaryoları bozacak bir stratejik akıl ve bir milli irade devreye girmesi gerekir.  Allaha şükür gelinen noktada sırtını zinde güçlere değil de millete dayamış bir iradenin belirmesiyle birlikte Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtımızla arka plan oyunları bozulmuş oldu da. Hiç kuşku yoktur ki bu sinsi oyunun bozulmasında dünün 12 Eylül öncesi Ülkü Kervanının verdiği o müthiş mücadelenin katkı payı çok büyüktü elbet. Ve o müthiş mücadelenin meyvelerini daha yeni topluyoruz da. Madem öyle, günümüz Nizam-ı âlem Alperenlerinin dünün Ülkü ağabeylerinin yaşadıklarından daha pek çok alması gereken dersler olsa gerektir. Nasıl ders alınması ki, bakın Ülkü Kervanı bu dünyada sefa sürmeden göçüp gittiler. O günlere yaşayanlar çok iyi bilir ki  ?Salâtullah Selâmullah,  Aleyke ya Resûlullah? diyerek meydanlarda yüce bir dava uğruna nice şehitler verdiler, üstelik o günlerde hal ve hatırlarını hiç soranda olmadı. Varsın sormasınlar, can bülbüle dönüşünce sorsalar ne sormasalar ne yazar. Onlar çoktan ebediyete uçup şehit kanıyla  ?bir demet gül yaprak? oldular bile.  Onlar bu dünyadayken şunu çok iyi biliyorlardı ki;  soludukları can naçiz bedende sadece bir konuktu. Nasıl olsa emanet verilen bu can vakti saati geldiğinde ten kafesinde durmayacak, en iyisi mi şu fani dünyada baş yastıkta ölmektense şahadet şerbetini içip öyle göç etmeyi tercih etmişlerdir. İşte onların hayatları buydu. Şimdi onların ardından bize kalan yaşadıkları tecrübe ve ışıkları miras kaldı. Nitekim miras kalan o ışık milletin sahiplendiği ülkü oldu da. Ne mutlu bu ışıktan istifade edenlere ki,  bu ışıktan ilham alarak Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı harekâtı bir diriliş destan yazmaktalar.   
    Gerçekten de Hakka inanan ve Allah (c.c.) yolunda can verenlere çok şey borçluyuz. Ülkü Kervanı?nın bu kutlu yürüyüşüne layık olabilmek için sefer der vatan olmak gerek,  bu da yetmez kaygıdan azad olup gönülleri şâdân kılmak gerekir. Bundan daha da öte Rabbimizin emanet verdiği can mülkü ?İlay-ı Kelimetullah davası? uğruna feda edip can dostları selamlamalı.       
           Hâsılı kelam; Onlar diridirler, bu yüzdende  ?Bir ölür, bin diriliriz? demişlerdi. Sadece demekle kalmayıp ?Hak nasip eylese de, bu mübarek seferde Rasulullah (s.a.v.)?in izinin tozuna yüzümü sürsem?  iştiyakıyla var oldular. Ve en nihayetinde gâh düşünde Cemalini bir kez görebilmek aşkıyla ebediyete kanatlanıp gonca gül misali vuslata erdiler de. 
        Ruhları Şad olsun!
https://www.enpolitik.com/kose-yazisi/1999/ulku-kervani

Sizin Yorumunuz:

*
*

Diğer Yazılar

28.05.2020 Sıla-i Rahim
21.05.2020 Ey Yolcu! Yolculuk Nereye?
14.05.2020 Niyet Hayır Akibet Hayır
07.05.2020 Gönüllü Açlık
30.04.2020 Amel-i Salih
23.04.2020 Günahın merkezi nefis mi?
16.04.2020 Çay Kahve Bahane, Gönül İlla Sohbet İster
09.04.2020 Ab-ı Hayat Tasavvuf
03.04.2020 Gündüz Gazetesi'nin Aydınlık Yüzü: Aziz Bal
01.04.2020 Aşk-ı Bendi
25.03.2020 Sofinin Dünyası
18.03.2020 Rabıta-i Şerife
11.03.2020 Arayan Bulur
04.03.2020   Suriye Ve Şah-ı Hazne
26.02.2020 Her Zamanın Bir Gavs'ı Var
19.02.2020 Evliyaullah
12.02.2020 Hatme-İ Hacegân
05.02.2020 Ben Sana Bendim
29.01.2020 Ne Mutlu Murad Mürşit Bulana
22.01.2020 Mürşid Beyatı
15.01.2020 Bey'at
08.01.2020 Vesile Olmadan Vasıl Olunmaz
01.01.2020 Himmet
25.12.2019 Tasavvufi Âdâb
19.12.2019 Âdâb ve Usul
11.12.2019 Nigâh Dâşt
04.12.2019   BÂZ GEŞT
27.11.2019 Yâd Daşt
20.11.2019 Yâd Kerd
13.11.2019 Vukuf-i Kalbì ve Vukuf-i Adedì
06.11.2019 Nazar Ber Kadem
30.10.2019 Vukuf-İ Zamani Ve Huş Der Dem
23.10.2019 Sefer Der Vatan
16.10.2019 Halvet Der Encümen
09.10.2019 İlahi İdrak
02.10.2019 Denge Âlem
25.09.2019 İnsanlığın Kurtuluşu
18.09.2019 İnsan İnsanın Kurdu mu?
11.09.2019 Kendimizi Keşfetmek
04.09.2019 Nurani Letaifler İnsan Göğsünde Kodlu
28.08.2019 Özgürlük Meşalesi İnsan Ruhunda Gizli
21.08.2019 Kendini Arayan İnsan
14.08.2019 Kâlù Belâ?da Verilen Söz
07.08.2019 Yıldız Falı Ve Gayb?dan Haber Vermek
31.07.2019 Melek, Şeytan ve Cin
24.07.2019 Şeytan ve Cehennem
17.07.2019 Ölüm Kar Beyaz
10.07.2019 Dünya Evinden Mahşere
03.07.2019 Dünya Fani Ahiret Baki
26.06.2019 Son Nefeste Pişman Olsan Ne Olmasan Ne
19.06.2019 İman Hem Nur Hem Kuvvet
12.06.2019 Zikir, Fikir, Şükür
04.06.2019 Zikir En Güzel Sermaye
29.05.2019 Tevbe Candan Olmalı ki Nasuh Gerçekleşsin
22.05.2019 Hürriyetin İlk Kapısı Tevbe
15.05.2019 Mürşid Odur ki İrşad Ede
08.05.2019 İrşad Olunmadan İrşad Edilmez
01.05.2019 Asıl Dava Nefsi Islah Etmektir
24.04.2019 Allah için Yol Gösterenler
18.04.2019 Şeriat, Tarikat, Marifet ve Hakikat
10.04.2019 Tarikat-ı Aliye
03.04.2019 Mehdi (r.a)
27.03.2019 Cemaat ve imamet
20.03.2019 Fitne katilden beterdir
12.03.2019 Bu ezanlar ki şehâdetleri dinin temeli
06.03.2019 Bedduaya lanet, duaya davet
27.02.2019 Hizmet nimettir
20.02.2019 Şeyh O?dur ki yolun başından sonunu göre
13.02.2019 Ölmek için doğunuz
06.02.2019 Halvette şöhret, şöhrette ise afet vardır
30.01.2019 Daha bizim hazinelerimizin kapısını çalan olmadı
23.01.2019 Sonsuz kaynak Silsile-i Şerife
16.01.2019 Has bahçenin gülleri
09.01.2019 Gavs-ı Bilvanisi Abdulhakim-el Hüseyni
01.01.2019 Menzil'deki ışık: Seyda
26.12.2018 Güneş balçıkla sıvanamaz
19.12.2018 Bediüzzaman?ın Seyda-i Nurşin tutkusu
12.12.2018 Hepimiz aynı kıbleye yönelmiş hizmetkârlarız
05.12.2018 Cahilin Abidi de Sofisi de hüsrandadır
28.11.2018 Ortak payda İslam?dır
21.11.2018 Ne mutlu kıymet bilene
14.11.2018 Bir şafak yürüyüşü
09.11.2018 Gül nesil evladın Sabr-ı Cemil metaneti
31.10.2018 Gönüller Sultanı Seyda
24.10.2018 Seyda Hazretleri'nin hayat serüveni
18.10.2018 Seyda (K.S)?ın anısına röportaj
10.10.2018 Minye?den Menzil?e
03.10.2018 İlimsiz tasavvuf asla!
26.09.2018 Zehirli şırınga suikasti
19.09.2018 Ayet ve slogan
12.09.2018 12 Eylül din mazlumu
06.09.2018 Selçuk Özdağ ve Yusufiye çilesi
30.08.2018 Namık Kemal Zeybek ve ülkü yolu
21.08.2018 Muhsin Başkan ve istişare
16.08.2018 Kop Tipisi ışığı Osman Okutmuş
09.08.2018 MHP ve ülkü yolu eğitimcisi Yılmaz Saka
02.08.2018 Biricik nur yüzlü kızım Merve Nur
26.07.2018 Hey gidi üniversite yılları
20.07.2018 Memleket hasreti
16.07.2018 Rüzgâr eken fırtına biçer
12.07.2018 Artık yeni Türkiye vakti
05.07.2018 Bunalımdan çıkış vakti
28.06.2018 İki kutuplu bakıştan çıkma vakti
21.06.2018 Popülizmi tarihe gömme vakti
14.06.2018 Çokluk içinde birlik vakti
06.06.2018 Vakit aşkın gözyaşı birlik vakti
30.05.2018 Ahmet Er ağabeyimizin gönül dünyası
24.05.2018 Hepimiz aynı kilimin desenleriyiz
17.05.2018 Kürtlerin soy kütüğü
11.05.2018 Türk-kürt Rabia'yız
03.05.2018 Dünden bugüne balans ayarı
26.04.2018 Fanatizm mi, diriliş mi?
19.04.2018 Fundamentalizm ve FETÖ belası
12.04.2018 Etnosantrizm ve Narsizim Canavarı
06.04.2018 Gelin canlar bir olalım
29.03.2018 Canlı bomba tedhişçiligi
22.03.2018 Terörizm
15.03.2018 Şiddet
08.03.2018 Dünden bugüne provokasyonlar
02.03.2018 28 Şubat Postmodern Darbe ve İrtica
25.02.2018 Yusuf Yüzlüler
19.02.2018 Ülkü kervanı
12.02.2018 Ülkü yolu
04.02.2018 Îlay-ı Kelimetullah davası
28.01.2018 Zaferle Değil, Seferle Yükümlüyüz
21.01.2018 OSMANLI ÜLKÜSÜ
14.01.2018 ÜÇ TUĞ?LU HİLÂL
14.01.2018 Bir şafak yürüyüşü
07.01.2018 MİKRO NİZAM-I ÂLEM
01.01.2018 NİZAM-I ÂLEM?İN FİKRİ TEMELLERİ
27.12.2017 MEHMET AKİF ERSOY
24.12.2017 NİZAM-I ÂLEM ÜLKÜSÜ
17.12.2017 HZ. ALİ VE NİZAM-I ÂLEM
10.12.2017 NİZAM-I ÂLEM?E SOSYOLOJİK BAKIŞ
03.12.2017 ANARŞİ ÂLEM Mİ? NİZAM-I ÂLEM Mİ?
26.11.2017 İMPARATORLUKTAN KÜRESELLEŞMEYE
19.11.2017 YERELLİKTEN NİZAM-I ÂLEME
12.11.2017 BEDEVİLİKTEN HADARİLİĞE MEDENİYET?TEN NİZAM-I ÂLEM?E
05.11.2017 KUL DEVŞİRME SİSTEMİ
27.10.2017 PİRİ REİS VE DÜNYA HARİTASI
19.10.2017 BİLGE KRAL ALİYA İZZET BEGOVİÇ
15.10.2017 ŞAVKI HİLAL MOSTAR KÖPRÜSÜ
08.10.2017 AYASOFYA
01.10.2017 AKŞEMSEDDİN VE FATİH
24.09.2017 HACI BAYRAM-I VELİ
17.09.2017 BİR MİZAH DEHASI NASREDDİN HOCA
10.09.2017 İMAM-I GAZALİ
03.09.2017 AHİ EVRAN VE AHİLİK
25.08.2017 HÜNKÂR HACI BEKTAŞ-I VELİ
18.08.2017 MEVLANA
11.08.2017 YUNUS EMRE
04.08.2017 SELÇUKLU?NUN DOĞUŞU
28.07.2017 ÂL-İ SELÇUK LİDERİ SELÇUK BEY
21.07.2017 ARSLAN YABGU
14.07.2017 SULTAN TUĞRUL BEY
08.07.2017 ALPARSLAN VE BÂTÎNİLİK
01.07.2017 SELÇUKLU?NUN YÜKSELİŞİ VE YIKILIŞI
24.06.2017 MOĞOL KASIRGASI
19.06.2017 Fİ?LEYLETİ?L-KADR
10.06.2017 ŞEHR-İ HİLÂL RAMAZAN
07.06.2017 ÖLÜM BİR MİHRİBAN
30.05.2017 BİR GÖNÜL ADAMI AHMET ER
29.05.2017 FETİH RUHU
19.05.2017 TÜRK-İSLAM MEDENİYETİ
12.05.2017 YA DEVLET BAŞA, YA KUZGUN LEŞE
06.05.2017 HAKANLARIN ŞEREFLENDİRDİĞİ DÜNYA
28.04.2017 ULU HAKAN ABDÜLHAMİD HAN
22.04.2017 ANKARA ANKARA OLALI BÖYLE BAŞ OLMAMIŞTI
17.04.2017 BİR DEĞİŞİM ÖNDERİ ÖZAL
08.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK İÇİN TABİİ Kİ ?EVET?
01.04.2017 BAŞBUĞ BAŞKANLIK
24.03.2017 MUHSİN BAŞKAN'IN SONSUZLUĞA YOLCULUĞU
21.03.2017 NEVRUZ VE HIDRELLEZ
18.03.2017 TÜRKLER VE İSLÂMİYET
11.03.2017 YAFES NESLİ: TÜRK
04.03.2017 İLK MÜSLÜMAN TÜRK HAKANI: SATUK BUĞRA HAN
25.02.2017 YALNIZ KURT
18.02.2017 KAFKAS KARTALI ŞEYH ŞAMİL
11.02.2017 ŞEYH ALİ SEMERKANDİ
04.02.2017 ORTA ASYANIN IŞIK KANDİLİ ŞEHİRLER
27.01.2017 İKİ IŞIK KANDİLİ: İMAM-I RABBANİ VE ABDULHALİK-I GÜCDÜVÂNÎ
21.01.2017 ŞARKIN TÜRK HAKANI: TİMURLENK
14.01.2017 PÎR-İ TÜRKİSTAN
07.01.2017 AHMED YESEVÎ VE ALPERENLERİ
31.12.2016 AH BUHARA! AH SEMERKAND! AH YESİ! AH HİVA! SANA NE KADAR HASRETİZ!
24.12.2016 ATA YURT ORTA ASYA
17.12.2016 GÖKLERİN YILDIZI ALİ KUŞÇU
10.12.2016 KÂDIZÂDE-İ RÛMÎ
02.12.2016 BİLGE İNSAN ULUĞ BEY
27.11.2016 ZEMAHŞERÎ
20.11.2016 EBU NASR FARABİ
14.11.2016 BİRÛNİ
07.11.2016 ŞEYHÜ?R-REİS İBN-İ SİNA
30.10.2016 MATEMATİĞİN PİRİ CEBİR
24.10.2016 DİLDE FİKİRDE İŞTE BİRLİK-IV
17.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-III
13.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-II
09.10.2016 DİLDE, FİKİRDE, İŞTE BİRLİK-I
22.09.2016 ÖLÜRÜM TÜRKİYEM